İçeriğe geç

Tek Çatı Altında Çifte Aşk

Bölüm 11 · 2 dk okuma

Tek Çatı Altında Çifte Aşk

Bölüm 11

Bölüm 11

Lobideki herkes bir anlığına donup kaldı.

Kıvanç ilk toparlanan kişi oldu.

"Arka bahçeye!"

Tuna hiç vakit kaybetmeden dışarı fırladı. Güvenlik görevlileri peşinden koşarken yağmur yeniden şiddetlenmişti.

Siyah cip, otelin arkasındaki eski seranın önünde durmuştu.

Motor hâlâ çalışıyordu.

Farlar boş binayı aydınlatıyordu.

Tuna yavaşça sürücü kapısını açtı.

İçeride kimse yoktu.

Kontak anahtarı yerindeydi.

Vites boştaydı.

Arka koltukta ise kahverengi deri bir evrak çantası duruyordu.

"Dokunmayın." dedi Tuna.

Eldivenlerini giyip çantayı dikkatlice açtı.

İçinden eski gazete kupürleri, birkaç fotoğraf ve tek sayfalık bir harita çıktı.

Haritanın üzerine kırmızı mürekkeple bir daire çizilmişti.

Dairenin tam ortasında tek kelime vardı.

KARAKUYU KONAĞI

Kıvanç haritaya baktı.

"Bu yer..."

"Otelimize yaklaşık kırk kilometre uzaklıkta."

Nur Hanım haritayı görür görmez bir adım geriye çekildi.

"Hayır..."

Kimse onun bu kadar telaşlandığını daha önce görmemişti.

"Eğer oraya giderseniz..."

"...geri dönüşünüz olmayabilir."

Tuna gözlerini annesine çevirdi.

"Orada ne var?"

Nur Hanım cevap vermedi.

---

Alev ise cipin arka koltuğunda duran fotoğraflardan birini eline aldı.

Fotoğrafta eski bir konak vardı.

Önünde beş kişi duruyordu.

Fotoğrafın kenarları yıpranmıştı.

Yüzler tam seçilmiyordu.

Ama en sağdaki küçük kızın boynundaki kolye dikkat çekiyordu.

Alev nefesini tuttu.

"Bu..."

Fotoğrafı biraz daha yaklaştırdı.

Küçük kızın yüzü bulanık olsa da gülüşü tanıdıktı.

Eftalya da fotoğrafa baktı.

Gözleri büyüdü.

"Bu sensin."

Alev şaşkınlıkla başını kaldırdı.

"Ben hiç böyle bir yere gitmedim."

Eftalya emin bir sesle konuştu.

"Hayır."

"Bu fotoğraftaki çocuk sensin."

"Ama..."

"Hatırlamıyorum."

---

Tam o sırada avukat Selim yanlarına geldi.

Fotoğrafı görünce yüzündeki ifade değişti.

"Bu fotoğrafı nereden buldunuz?"

"Cipten çıktı." dedi Kıvanç.

Avukat derin bir nefes aldı.

"Demek artık saklamanın anlamı kalmadı."

Herkes aynı anda ona döndü.

"Ne biliyorsunuz?" diye sordu Tuna.

Selim cebinden eski, metal bir anahtar çıkardı.

Anahtarın üzerinde paslanmış küçük bir plaka vardı.

Plakaya kazınmış yazı yıllara rağmen okunuyordu.

KARAKUYU KONAĞI - ARŞİV

"Bu anahtar bana on yedi yıl önce emanet edildi."

"Kim tarafından?"

Avukat birkaç saniye sustu.

"Dosyayı bırakan kişi tarafından."

"Alev'in babası mı?"

Selim başını hafifçe salladı.

"Size isim veremem."

"Ama şunu söyleyebilirim."

"O gece yangında ölen kişi..."

"...Alev'in babası değildi."

Bu söz, bahçedeki sessizliği paramparça etti.

Alev'in dizleri titremeye başladı.

"Eğer babam ölmediyse..."

"...o zaman tabuttaki kimdi?"

Kimsenin verecek cevabı yoktu.

---

Tam o sırada Tuna'nın telefonu çaldı.

Arayan, sınır karakolundaki eski silah arkadaşıydı.

"Kaptan."

"Konuş."

"Sana gönderdiğim yüzük kaydını buldum."

Tuna kaşlarını çattı.

"Hangi kayıt?"

"Güvenlik kamerasındaki adamın taktığı yüzük."

"Ne öğrendin?"

Karşı taraftaki asker dosyaları karıştırırken derin bir nefes aldı.

"O yüzük piyasada satılmıyor."

"Kime ait?"

"Özel üretim."

"Kimin için?"

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

Sonra tek cümle geldi.

"...Aileniz için üretilmiş."

Tuna'nın yüzündeki ifade dondu.

"Ne dedin?"

"Yüzüğün iç kısmında sizin aile armasının işlendiği doğrulandı."

Tuna yavaşça telefonu kapattı.

Kimseye bir şey söylemedi.

Sadece gözleri istemsizce Kıvanç'a, sonra Nur Hanım'a kaydı.

İlk kez aklından aynı düşünce geçti.

Ya düşman dışarıda değilse?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.