Sokaktaki o ıslak, kasvetli Karadeniz ayazı yüzüme çarptıkça şakaklarımdaki zoklama daha da şiddetleniyordu. Eve nasıl geldiğimizi, Görkem’in beni o karanlık sokaklardan nasıl çekip çıkardığını hatırlamıyordum bile. Zihnimin içinde devasa bir patlama yaşanıyordu ve her bir parça şuuruma batıyordu.
Dış kapıyı arkamızdan sertçe kapattığı an, salondaki sessizlik yüzüme bir tokat gibi çarptı.
"Bana dokunma amk!" diye bağırdım, Görkem kolumu tutmaya yeltendiği an elini sertçe geriye iterek. "Bana sakın dokunma!"
"Lara, dinle—"
"Ne dinleyeceğim lan neyi dinleyeceğim?" Göğsüm patlayacak gibi kalkıp iniyordu, nabzım kulaklarımda devasa bir davul gibi vuruyordu. Ailem, o her gün zorla yutturulan ilaçlar, okulda tavanı patlatan bir vampir... Anksiyetem kontrolden çıkmış, kriz şakaklarımdan aşağı boynuma doğru yayılıyordu. "Sen kaç aydır benim yanımda ne sıfatla duruyorsun lan? Nakil olduğum ilk günden beri peşimdesin! Yıllardır hormon ilacı diye yuttuklarım kanımı bastırmak için miydi? Ailem beni bu yüzden mi bu kasabaya postaladı?"
"Seni korumak için yaptıklarını anlamıyorsun—"
"Sikerim korumasını!" diyerek masanın üzerindeki cam bardağı kavradığım gibi duvara fırlattım. Bardak tuzla buz olup yere saçılırken çıkan o yüksek ses kafamın içinde bomba gibi patladı. Bakışlarım karardı, nefesim kesildi ama öfkem korkumu bastırıyordu. ("Koruyormuş... Daha birkaç ay önce nakil gelmişim, kendi yalan dünyanızda beni piyon gibi oynatmışsınız amk!")
Görkem’in üzerine doğru yürüdüm, iki elimle göğsüne sertçe vurdum. "Sen kimsin lan? Sen kimsin de birkaç ayda benim evime girip nöbet tutuyorsun? Vampirmiş... Ulan ben dönemin başından beri bir canavarla aynı sınıftayım?"
Görkem attığım darbelerle bir milim bile kıpırdamadı. O buz gibi, ifadesiz suratı öfkem karşısında çatlamıyordu bile. "Yeter," dedi kısık bir sesle.
"Yetmez amk, yetmez!" Bir daha vurdum göğsüne, bu sefer gözlerimden öfke ve çaresizlik damlaları süzülmeye başladı. "Yalan söylediniz bana! Herkes yalan söyledi! Yaratıklar peşimde, sen peşimdesin... Ben neyim lan? Ben neyim amk?"
Görkem aniden bileklerimi kavradı. İnsandışı sıcaklığı ve sarsılmaz gücüyle beni tek bir hamlede durdurdu. Hareket etmemi engellerken beni duvarla kendi göğsü arasına sıkıştırdı.
"Lara, yeter!" diye gürledi. Sesi odadaki havayı titretecek kadar derindi ama gözlerinde az önceki o öfkeli kızıllık yoktu; sadece koyu, kederli bir karanlık vardı. "Sakin ol artık!"
"Bırak beni... Bırak amk..." Nefesim hırıltılı bir hal almıştı, nabzım o kadar yüksekti ki artık gözlerim kararıyordu. Yüksek sesin ve krizin getirdiği o ağır felç hissi bedenimi ele geçirmeye başladı. Görkem’in göğsünde çırpınmayı bıraktım, dizlerimin bağı çözüldü.
Görkem düşmeme izin vermeden beni kucağına aldı. Bedenim zangır zangır titrerken başımı onun buz gibi göğsüne düşürdüm.
"Yalan..." diye fısıldadım bitkin bir halde. "Uyduruyorsun... Vampir falan değilsin, o şeyler gerçek değil... Ben sadece kafayı yiyorum..."
Görkem tek bir kelime etmedi. Beni yavaşça odama taşıdı, yatağın üzerine bıraktı. Üzerimdeki ıslak ceketi çıkarıp kenara attı, ardından yorganı üzerime örttü. Onu inkar etmek, tüm bu saçmalığı zihnimden silmek istiyordum ama bedenim o kadar tükenmişti ki parmağımı bile kıpırdatamıyordum.
Görkem üzerimi örttükten sonra bir adım geri çekildi. Tam arkasını dönüp salona doğru gidecekken, bilincim kapkaranlık bir kuyuya çekilmeden önceki son bir refleksle elimi uzattım.
Buz gibi, kemikli bileğini sıkıca yakaladım.
Görkem durdu. Başını yavaşça bana doğru çevirdi, karanlıkta parlayan gözleriyle yüzüme baktı.
"Gitmene izin verdim mi ben..." diye fısıldadım, sesim bir çocuk gibi pürüzlü ve çaresiz çıkmıştı. Dişlerimi sıktım, bakışlarımı kaçırdım ama bileğini bırakmadım. "...Saçımı okşar mısın?"
Görkem’in yüzündeki o sert, granit ifade bir anlığına sarsıldı. Birkaç saniye sadece yüzüme baktı. Sonra derin bir nefes verip yatağın kenarına oturdu. Elini uzatıp soğuk, iri parmaklarını saçlarımın arasına geçirdi. Yavaş, ritmik hareketlerle başımı okşamaya başladı.
Dokunuşu, kafamın içindeki o çıldırtıcı gürültüyü tek bir hamlede susturmuş gibiydi.
(“Seni de, dönemin başından beri arkamdan dönen bu vampir işlerini de yarın mahvedeceğim...”) diye düşündüm son bir gayretle. Ama onun kokusu, saçlarımdaki o sarsılmaz eli ve yanımdaki varlığı beni tamamen teslim aldı. Yanına biraz daha sokulup koluna sarıldım, başımı göğsüne dayayarak karanlığın beni yutmasına izin verdim.