Deric, Anastasia’yı bir tüy hafifliğiyle kucağına aldığı gibi, şöminenin karşısındaki geniş deri koltuğa bıraktı. Anastasia, kollarını sıkıca Deric’in boynuna dolarken, adamın bedeninin ağırlığı ve baskınlığı, kadının tüm hareket alanını kısıtlıyordu. Deric üstündeki kıyafetleri çıkarmakla vakit kaybetmedi; sadece kendi heybetini serbest bırakacak şekilde pantolonunu indirdi. Anastasia’nın üzerinde, görevden kalan tüm o sertliğin yerini, Deric’in dokunuşuyla tetiklenen bir huzursuzluk ve arzu karışımı aldı.
Deric, parmağını Anastasia’nın iç çamaşırının ince kumaşı üzerinde, tam merkezine doğru gezdirdi. Kumaşın altındaki ısının yoğunluğu, parmak uçlarına hızla ulaştı. Anastasia, Deric’in gözlerinin içine dik dik bakarken, nefes alışverişi kesik kesik bir hal aldı; o keskin yeşil gözlerinde, bir avcının kendi tuzağına düşerken hissettiği o çelişkili meydan okuma vardı.
Deric, durumu onaylarcasına başını hafifçe eğdi ve beklemediği bir anda iki eliyle Anastasia’nın iç çamaşırının kumaşını iki yana çekip sertçe yırttı. İpek, Deric’in avuçlarında parçalanırken, Anastasia dudaklarından kaçan boğuk bir iniltiyi bastırmak için dişlerini sıktı. Deric, parmağıyla tek bir harekette kadının en hassas noktasına ulaştı. Kendi ısısıyla parmağını ıslatırken, Anastasia’nın bakışlarındaki sertliğin yerini hafif bir titremeye bıraktığını izlemek, Deric için bu zaferin en tatmin edici kısmıydı.
Deric, parmağındaki ıslaklığı kadının gözlerinin önünde ağır bir hareketle dudaklarına götürdü. Kendi tadına baktığı o saniyelerde, Anastasia’nın tüm vücudu yay gibi gerildi. Deric, kadının kalçalarını güçlü elleriyle yakalayıp kendine doğru çektiğinde, Anastasia alışma payı bekledi ancak Deric, herhangi bir hazırlığa izin vermeden, tek hamlede bedeninin içine gömüldü. Anastasia’nın sırtı koltuğun arkasına çarptı ve başı geriye düştü; ikisi de artık bu ateşli dansın tam ortasında, birbirlerinin kontrolü için savaşıyordu.
