O gün, teneffüste kantine gitmek için koridorda yürüyordum. Kalbim hâlâ deli gibi atıyordu, çünkü onun yanından geçerken parmaklarımız istemeden değmişti. O küçük temas… ama elektrik gibi bir şey hissettim.
Bir an durdum, nefesimi tuttum. Gözlerimiz tekrar buluştu. Gözlerinde bir anlam vardı; hem uyarı hem davet… ve ben bunun farkındaydım.
“Dikkat et, Selin,” diye fısıldadım kendi kendime. Ama içimdeki ses, tam tersini söylüyordu:
“Yaklaş. Hatta daha fazlasını hisset.”
O anda sınıftan gelen kahkahalar, kalbimin ritmini bozamadı. Çünkü tek düşündüğüm şey, o bakış… o tehlikeli çekim… ve yasak bir şey yapma isteğiyle dolu hislerimdi.
Ve işte o an… hayatımda bir dönüm noktası olacağını hissettim. Çünkü bir kez dokunulmuş olan bu fırtına, artık geri dönmeyecek kadar güçlüydü.