(Anlatıcı:Onur)
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir,müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis yuzunde küçük bir tebessüm "Biliyor musun? Ben de seninle aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip " Onur, Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına" Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan, sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize " Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." dedi. Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. " Aaa! Levent değil mi bu?" dedi saskınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki...Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir anda öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. "Ah hocam-" diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve"Levent'e Esen hocanın selamı var diyin olur mu ?" diyerek bizi uğurladı. Yasadiklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak" Hey, siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. " En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüğ!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. " Aman Levent! Dert etme . Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken Matematik kaldırılsın! diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. "Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken." Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı bizi bu matematik anamm.!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah, dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı. " Ayh tamam yet- hahaha!" diye geveledi Levent."Tamam dostum sakin ol." dedim gülerek.
Eve gelmemize az kalmıştı."Dondurma yemeye ne dersiniz Çocuklar? Hem ekip toplantısını da yaparız." dedi Levent. Bizim yakındaki dondurmacıda bize özel toplantı alanı var da. Orayı bizim için Mehmet amca yapmıştı. " Kusura bakma dostum. Dedım ya size, İstanbul'dan teyzem ve kuzenim Umut geliyor yarın. Evde yer açmak için anneme yardım etmeliyim. Yarın dördümüz gitsek olmaz mı? Hem sizi de tanıstırırım." dedim. "Hhmm.. Tamamdır o zaman . Yarın gideriz. Peki görüşürüz o zaman." dedi Levent ve evlerimize ayrıldık.
Eve gelince gururla anneme ve babama karnemi ve Sanatsal Onur Belgemi gösterdim. Çok mutlu oldular. " Aslan oğlum. Aferin sana. Seninle gurur duyuyorum." dedi babam " Aynı performansı odanı toplamanda da beklerim oğlum." dedi annem. " Ya annee-" diyecektim ki "Şaka yapıyorum oğlum. Tebrik ederim seni. Ama şaka bir yana odanda Umut için yer açsan iyi olacak." dedi annem. " Hay hay anneler şahı!" diyerek odama koştum ve Umut için biraz yer açtım. Kalan zamanda ise bateri calıştım. Alt kattan Levent'in gitarının ve Melis'in orgunun da sesi geliyordu.
O gece mutlu bir şekilde yattım. Sonuçta yarın favori kuzenim bize kalmaya geliyordu tüm yaz tatili boyu. Ah Umut! Eminim Melis ve Levent'i tanıyınca %100 çok seveceksin.
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğret
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu.
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız.
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma.
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı.
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkada
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce gülü
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla.
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını.
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?"
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken.
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Ye
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." dedim. Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı.
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." dedim. Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı. "Ayh... tamam yet- hahaha!" diye geveledi Levent. " Tamam dostum sakin ol." d
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." dedim. Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı. "Ayh... tamam yet- hahaha!" diye geveledi Levent. " Tamam dostum sakin ol." dedim gülerek."
Eve gelmemize az kalmıştı " Dondurma yemeye ne dersiniz Çocuklar? Hem ekip toplantısını da yaparız." dedi
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." dedim. Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı. "Ayh... tamam yet- hahaha!" diye geveledi Levent. " Tamam dostum sakin ol." dedim gülerek."
Eve gelmemize az kalmıştı " Dondurma yemeye ne dersiniz Çocuklar? Hem ekip toplantısını da yaparız." dedi Levent. Bizim yakındaki dondurmacıda bize özel toplantı alanı var da. Orayı bizim için Mehmet amca
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." dedim. Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı. "Ayh... tamam yet- hahaha!" diye geveledi Levent. " Tamam dostum sakin ol." dedim gülerek."
Eve gelmemize az kalmıştı " Dondurma yemeye ne dersiniz Çocuklar? Hem ekip toplantısını da yaparız." dedi Levent. Bizim yakındaki dondurmacıda bize özel toplantı alanı var da. Orayı bizim için Mehmet amca yapmıştı. Her toplantıyı orda yaparız. "Kusura bakma dostum. Dedim ya size İstanbul'dan teyzem ve kuzenim Umut geliyor yarın
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." dedim. Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı. "Ayh... tamam yet- hahaha!" diye geveledi Levent. " Tamam dostum sakin ol." dedim gülerek."
Eve gelmemize az kalmıştı " Dondurma yemeye ne dersiniz Çocuklar? Hem ekip toplantısını da yaparız." dedi Levent. Bizim yakındaki dondurmacıda bize özel toplantı alanı var da. Orayı bizim için Mehmet amca yapmıştı. Her toplantıyı orda yaparız. "Kusura bakma dostum. Dedim ya size, İstanbul'dan teyzem ve kuzenim Umut geliyor yarın. Evde yer açmak için anneme yardım etmeliyim. Yarın dördümüz gitsek olmaz mı? Hem sizi de tanıstırırım." dedim.
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." dedim. Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı. "Ayh... tamam yet- hahaha!" diye geveledi Levent. " Tamam dostum sakin ol." dedim gülerek."
Eve gelmemize az kalmıştı " Dondurma yemeye ne dersiniz Çocuklar? Hem ekip toplantısını da yaparız." dedi Levent. Bizim yakındaki dondurmacıda bize özel toplantı alanı var da. Orayı bizim için Mehmet amca yapmıştı. Her toplantıyı orda yaparız. "Kusura bakma dostum. Dedim ya size, İstanbul'dan teyzem ve kuzenim Umut geliyor yarın. Evde yer açmak için anneme yardım etmeliyim. Yarın dördümüz gitsek olmaz mı? Hem sizi de tanıstırırım." dedim. " Hmm... Tamamdır o zaman. Yarın gideriz. Peki görüşürüz." dedi Levent ve evlerimize ayrıldık.
Eve gelmemize
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." dedim. Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı. "Ayh... tamam yet- hahaha!" diye geveledi Levent. " Tamam dostum sakin ol." dedim gülerek."
Eve gelmemize az kalmıştı " Dondurma yemeye ne dersiniz Çocuklar? Hem ekip toplantısını da yaparız." dedi Levent. Bizim yakındaki dondurmacıda bize özel toplantı alanı var da. Orayı bizim için Mehmet amca yapmıştı. Her toplantıyı orda yaparız. "Kusura bakma dostum. Dedim ya size, İstanbul'dan teyzem ve kuzenim Umut geliyor yarın. Evde yer açmak için anneme yardım etmeliyim. Yarın dördümüz gitsek olmaz mı? Hem sizi de tanıstırırım." dedim. " Hmm... Tamamdır o zaman. Yarın gideriz. Peki görüşürüz." dedi Levent ve evlerimize ayrıldık.
Eve gelince anneme ve babama karnemi ve Sanatsal Onur Belgemi gösterdim. Çok mutlu oldular. " Aslan oğlum. Aferin sana. Seninle gurur duyuyoruz.
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." dedim. Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı. "Ayh... tamam yet- hahaha!" diye geveledi Levent. " Tamam dostum sakin ol." dedim gülerek."
Eve gelmemize az kalmıştı " Dondurma yemeye ne dersiniz Çocuklar? Hem ekip toplantısını da yaparız." dedi Levent. Bizim yakındaki dondurmacıda bize özel toplantı alanı var da. Orayı bizim için Mehmet amca yapmıştı. Her toplantıyı orda yaparız. "Kusura bakma dostum. Dedim ya size, İstanbul'dan teyzem ve kuzenim Umut geliyor yarın. Evde yer açmak için anneme yardım etmeliyim. Yarın dördümüz gitsek olmaz mı? Hem sizi de tanıstırırım." dedim. " Hmm... Tamamdır o zaman. Yarın gideriz. Peki görüşürüz." dedi Levent ve evlerimize ayrıldık.
Eve gelince anneme ve babama karnemi ve Sanatsal Onur Belgemi gösterdim. Çok mutlu oldular. " Aslan oğlum. Aferin sana. Seninle gurur duyuyoruz." dedi babam. " Aynı performansı odanı toplamanda da beklerim oğlum." dedi annem. " Ya annee-" diye itiraz a
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." dedim. Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı. "Ayh... tamam yet- hahaha!" diye geveledi Levent. " Tamam dostum sakin ol." dedim gülerek."
Eve gelmemize az kalmıştı " Dondurma yemeye ne dersiniz Çocuklar? Hem ekip toplantısını da yaparız." dedi Levent. Bizim yakındaki dondurmacıda bize özel toplantı alanı var da. Orayı bizim için Mehmet amca yapmıştı. Her toplantıyı orda yaparız. "Kusura bakma dostum. Dedim ya size, İstanbul'dan teyzem ve kuzenim Umut geliyor yarın. Evde yer açmak için anneme yardım etmeliyim. Yarın dördümüz gitsek olmaz mı? Hem sizi de tanıstırırım." dedim. " Hmm... Tamamdır o zaman. Yarın gideriz. Peki görüşürüz." dedi Levent ve evlerimize ayrıldık.
Eve gelince anneme ve babama karnemi ve Sanatsal Onur Belgemi gösterdim. Çok mutlu oldular. " Aslan oğlum. Aferin sana. Seninle gurur duyuyoruz." dedi babam. " Aynı performansı odanı toplamanda da beklerim oğlum." dedi annem. " Ya annee-" diye itiraz edecektim ki " Şaka yapıyorum oğlum. Tebrik ederim seni. Ama şaka bir yana odanda Umut için yer açsan iyi olacak." dedi annem. " Hay hay anneler şahı!" diyerek odama koştum ve Umut için biraz yer
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." dedim. Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı. "Ayh... tamam yet- hahaha!" diye geveledi Levent. " Tamam dostum sakin ol." dedim gülerek."
Eve gelmemize az kalmıştı " Dondurma yemeye ne dersiniz Çocuklar? Hem ekip toplantısını da yaparız." dedi Levent. Bizim yakındaki dondurmacıda bize özel toplantı alanı var da. Orayı bizim için Mehmet amca yapmıştı. Her toplantıyı orda yaparız. "Kusura bakma dostum. Dedim ya size, İstanbul'dan teyzem ve kuzenim Umut geliyor yarın. Evde yer açmak için anneme yardım etmeliyim. Yarın dördümüz gitsek olmaz mı? Hem sizi de tanıstırırım." dedim. " Hmm... Tamamdır o zaman. Yarın gideriz. Peki görüşürüz." dedi Levent ve evlerimize ayrıldık.
Eve gelince anneme ve babama karnemi ve Sanatsal Onur Belgemi gösterdim. Çok mutlu oldular. " Aslan oğlum. Aferin sana. Seninle gurur duyuyoruz." dedi babam. " Aynı performansı odanı toplamanda da beklerim oğlum." dedi annem. " Ya annee-" diye itiraz edecektim ki " Şaka yapıyorum oğlum. Tebrik ederim seni. Ama şaka bir yana odanda Umut için yer açsan iyi olacak." dedi annem. " Hay hay anneler şahı!" diyerek odama koştum ve Umut için biraz yer açtım. Kalan zamanda ise bateri calıştım. Alt kattan Levent'in gitarının ve Melis'in orgunun da sesi geliyordu.
O gece
Ah... Sonunda! Sonunda bitti! Sonunda bitti bu çile! Artık LGS 'yi atlattık. Yaz tatiline girdiğimize göre artık üç ay boyu dinlenebiliriz sonuçta değil mi? Rahatça hayal kurabilir, müzik yapabilir ve diğer istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ah, dostum. Bu yaz mükemmel olacak!
Sonunda karne günü gelmişti. Öğretmenimiz sırayla arkadaşlarımızı cağırıp karnelerini veriyor, onlara gelecek hayatlarında başarılar diliyor ve sonra onları karneleriyle eve uğurluyordu. Ben ve Melis sıramızda oturuyor, bir yandan da heyecanla bize sıra gelmesini bekliyorduk. " Bak Melis! Yaz tatili demek fırsat demek. Bu fırsatı güzel şeylerle degerlendirelim. Çünkü ileride liseye gittiğimizde her şey daha zor olacak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya vakit bulamayız eskisi gibi. Tamam mı?" dedim Melis'e dönüp. Melis, yuzunde küçük bir tebessüm " Biliyor musun? Ben de aynı şeyleri düşünüyordum Onur. Cidden haklısın. Fırsatları iyi değerlendirmeliyiz." dedi. Bazen dusunuyorum da... Melis bir telepat mı acaba? Çünkü sürekli ne yapıp edip dusuncelerimi okumayı beceriyor. Kendisi ne kadar tatlı ve iyiyse bir o kadar da garip. Sanki hep garip davranıyor. Bu işte bir iş var ama ALLAH bilir ne?
Sonunda sınıfta sadece ben ve Melis kalmış, diğer herkes eve gitmişti. Öğretmenimiz sadece bizim sınıfta olduğumuzu görünce gülümseyip "Onur,Melis. Gelin bakayım yanıma." diye cağırdı bizi. Merakla yanına gittik. Bize karnelerimizi verdi. Ancak karnenin içinde bir belge daha vardı. Merak ve şaşkınlıkla öğretmenimize baktık. O da bizi bakışlarıyla okşarmışçasına "Çocuklar sizle gurur duyuyorum. Arkadaşlarınıza gerek sanatınızla gerek hayal gücünüzle o kadar çok şey kattınız ki... Anlatamam. Okulumuzda maalesef sanatla ilgilenen çok az öğrenci var. O yüzden her yıl okulumuzdan mezun olan sanatsal calışmalar yapan öğrencilerimize "Sanatsal Onur Belgesi" adında bir belge veriyoruz." Sonra sınıf dolabından küçük bir albüm aldı ve bir sayfa açtı. "Aaa! Levent değil mi bu?" dedi şaşkınlıkla Melis. Öğretmenimiz "Evet Melisciğim. Abin de sizin gibiydi zamanında. Arkadaşlarına o kadar çok şey kattı ki... Onun gibi bir öğrenci gorulmemıstır bu okulda. Her müzik dersi alırdı eline gitarı, çalar dururdu. Öyle de güzel çalıyordu ki-" Bir an öğretmenimiz duygulanıp ağlamaya başladı. " Ah hocam.." diyecektim ki "Daima hayallerinizin peşinden koşun çocuklar. Asla vaz geçmeyin. Emin olun ATATÜRK hala yaşasaydı sizinle gurur duyardı." Göz yaşlarını sildi ve" Levent'e Esra hocanın selamı var diyin olur mu?" diyerek bizi uğurladı. Yaşadıklarımız bizi o kadar etkilemişti ki anlatamam.
Okuldan dışarı çıktığımızda Levent bahçede bizi bekliyordu. Bizi görünce karnesini gururla bize doğru sallayarak "Hey,siz! Karneleriniz benimki kadar havalı mı bakalım?" dedi alaycı bir tavırla. "En azından senin gibi matematikten kalmadık dostum." diye yanıtladım. " Ah! Yeter artık. Yaramı deşmeyin daha fazla. Zaten eve gidince babamdan temiz bir dayak yiyeceğim. Hüü!" Ben ve Melis kahkahalarla gülmeye başladık. "Aman Levent! Dert etme. Babam zaten biliyor küçüklükten beri matematikle aranın iyi olmadığını. Hem sen taa birinci sınıftayken "Matematik kaldırılsın!" diye ağlamamış mıydın?" dedi Melis. Buna ise üçümüz kahkahalarla güldük. " Ee canım! Haksız bir şey mi demişim?" dedi gözündeki yaşları silerken. Levent'in omzunu sıvaslarken "Haklıymışsın dostum, haklıymışsın. Zaten ben de 2. dönem kendimi iyice derslere vermeseymişim ben de kalırdım. Yaktı matematik bizi anammm!" Yeniden kahkahalarla gülmeye başladık. " Ah dostum cidden. Sizi iyi ki tanımışım. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar. İyi ki sizin ev sahibi sizi evden kovmuş da buraya taşındınız." dedim. Yeniden gülmeye başladık. Hatta Levent'i tutmasak gülmekten yerlerde yuvarlanacaktı. "Ayh... tamam yet- hahaha!" diye geveledi Levent. " Tamam dostum sakin ol." dedim gülerek."
Eve gelmemize az kalmıştı " Dondurma yemeye ne dersiniz Çocuklar? Hem ekip toplantısını da yaparız." dedi Levent. Bizim yakındaki dondurmacıda bize özel toplantı alanı var da. Orayı bizim için Mehmet amca yapmıştı. Her toplantıyı orda yaparız. "Kusura bakma dostum. Dedim ya size, İstanbul'dan teyzem ve kuzenim Umut geliyor yarın. Evde yer açmak için anneme yardım etmeliyim. Yarın dördümüz gitsek olmaz mı? Hem sizi de tanıstırırım." dedim. " Hmm... Tamamdır o zaman. Yarın gideriz. Peki görüşürüz." dedi Levent ve evlerimize ayrıldık.
Eve gelince anneme ve babama karnemi ve Sanatsal Onur Belgemi gösterdim. Çok mutlu oldular. " Aslan oğlum. Aferin sana. Seninle gurur duyuyoruz." dedi babam. " Aynı performansı odanı toplamanda da beklerim oğlum." dedi annem. " Ya annee-" diye itiraz edecektim ki " Şaka yapıyorum oğlum. Tebrik ederim seni. Ama şaka bir yana odanda Umut için yer açsan iyi olacak." dedi annem. " Hay hay anneler şahı!" diyerek odama koştum ve Umut için biraz yer açtım. Kalan zamanda ise bateri calıştım. Alt kattan Levent'in gitarının ve Melis'in orgunun da sesi geliyordu.
O gece mutlu bir şekilde yattım. Sonuçta yarın favori kuzenim bize kalmaya geliyordu tüm yaz boyu. Ah Umut!
