İçeriğe geç

Taşıyıcı

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Taşıyıcı

Bölüm 2

Tapınak

Tapınağın kutsal taş duvarlarından toz ve kaya parçaları hızla aşağı doğru süzülerek yere düşmeye başladığında, içinde bir endişe fırtınası uyanmıştı.

"Hayır, hayır, hayır... Kayalar düşmeye devam ederse giriş tamamen kapanacak." sesi titreyerek yükseldi.

Sessizliği sadece düşen taşların hışırtısı bozarken, yavaşça yaslandığı yerden sıyrılarak dengesini sağlamaya çalıştı. Doğrulduğunda hızla atan kalbinin atışlarını hissedebiliyordu. O an, saniyelerin bile kıymetli olduğunu fark etti. Olabildiğince hızlı olmaya çabalayarak, ayağının altında ezilen irili ufaklı kayalara ve zemindeki toz bulutuna rağmen girişe doğru koşmaya başladı. Adımları hızlı ve kararlıydı, ama yüz ifadesi hala korku ve endişeyle doluydu.

Girişin her iki yanında uzanan sütunlardan biri aniden büyük bir çıtırtı eşliğinde sallanmaya başladı. Gözleri genişledi, dudakları hafifçe titredi. "Olamaz, sütun çökecek!" dedi panikle, kelimeler telaşla dökülürken nefes alışverişi hızlandı.

Bu tehlikeli yarış sırasında dudaklarından fısıltılar yükseldi. Duaları, yaşamın ve ölümün arasındaki ince çizgide yankılandı. Tavanın yüzeyinden kopan parçalar artık yalnızca bir tehdit değil, gerçek bir tehlikeydi. Ufak bir taş koluna geldi. İnledi ama acısıyla savaşmak zorundaydı. Çünkü şimdi durup dinlenme zamanı değildi.

Zemindeki toz ve kum, çatlaklar giderek genişlerken, çatlamış taşların arasından daha büyük parçalar düşmeye başladı. Kolunun acısını görmezden gelmeye çalışıyordu.

"Devam etmeliyim," diye düşündü, içindeki korkuyu bastırmaya çalışarak zorladı bedenini.

Koşarken nefes nefese kalmıştı. Hızla kapıya ulaşıp dışarı çıktığında bir rahatlama dalgası hissetti.

Dışarı adımını attığında, arkasından gelmekte olan yıkımı duydu. Hasar görmüş sütun, düşüp girişi neredeyse tamamen kapattı. Ruhu karışık duygular içindeyken, kumların üzerine yorgunca çöktü. Gözyaşları, gözlerinden süzülerek kutsal toprağa düştü.

Derin bir nefes alıp gözlerini kapattı. Etrafındaki sessizliği, tozların yavaşça yere çöküşü ve rüzgarın hafif esintisi böldü. Bu sessiz anın içinde, kendi iç dünyasındaki karmaşık duyguları çözmeye çalıştı.

Gözleri tekrar açıldığında, etrafındaki manzarayı daha net görmeye başladı.

Arkada bıraktığı tapınak, kutsal toprakların bir zamanlar yüce Tanrıçalarına adandığı anıları barındıran bir harabe haline gelmişti. Yıkılmış duvarlar, çatlamış taşlar ve yerlere saçılmış toz, geçmişin büyük güzelliğini hatırlatırken aynı zamanda yaşanan yıkımın acısını yansıtıyordu.

Dış cephesi, zamanın ve elemelerin ağırlığı altında eğilmiş, kırılmıştı. Çatlamış taşlar, sırlarını açığa çıkarırcasına iç yüzünü gösteriyordu. Yer yer kutsal semboller ve figürler hâlâ görülebilirken, birçoğu zarar görmüş ve anlamını yitirmişti.

Hasar görmüş sütunlar, çevresindeki toz ve molozlarla birleşmişti. Bir zamanlar yukarıya doğru yükselen bu sütunlar, şimdi parçalanmış ve yere yıkılmıştı. Tapınağın girişi, büyük bir kaya parçasının düşüşüyle kapanmış, iç mekanın dış dünyaya bağlantısı kesilmişti.

Tapınağın içi, bir zamanlar Tanrıçanın adına yapılmış duvar resimleri ve motiflerle süslenmişti. Ancak şimdi bu eserlerin birçoğu tahrip olmuş, renkleri solmuş ve anlamını yitirmişti. Tavanın bir kısmı çökmüş, toz ve döküntüler tabanı kaplamıştı.

Tapınakta yankılanan tek ses, rüzgarın hafif esintisi ve yerden gelen iniltiydi. Bu kutsal mekan, bir zamanlar ibadet ve dualarla dolup taşarken şimdi sessizlik ve yıkımın yükünü taşıyordu. Kutsal topraklar, bir zamanlar yaşamın ve umudun kaynağı olan tapınağın yıkık haliyle doldu.

Larin, tapınaktaki sarsıntı sona erdikten sonra hızla yaşlı kadının yanına koştu. Soluk soluğaydı ve endişe dolu gözlerle yaşlı kadına baktı. Yaşlı kadının yüzünde anlaşılmaz bir ifade vardı, sanki sarsıntı onda derin bir iz bırakmıştı.

Ancak bir şeyler değişmişti. Yaşlı kadının gözleri, birdenbire uzaklara dalıp gitti. Göz bebekleri genişledi ve Larin'i farklı bir şekilde görmeye başladı. Larin'in gözlerinin içine baktığında, sanki onun iç dünyasını anlamış gibi bir ifade belirdi yüzünde.

Larin bu tuhaf duruma şaşırmamıştı ama yaşlı kadının farklı bir şeyler hissettiği belliydi. Kendi endişesini bir kenara bırakarak ona yaklaştı. "Efendim, iyi misiniz? Sarsıntıdan etkilendiniz mi?" diye sordu kaygılı bir ses tonuyla.

Yaşlı kadın gözlerini yavaşça Larin'den ayırdı ve ona zorlukla bir tebessüm verdi. "Ben iyiyim, kızım. Ancak bu sarsıntı anlam veremediğim bir şey hissettiriyor."

Larin şaşkınlıkla kaşlarını çattı. "Anlam veremediğiniz bir şey mi?"

Yaşlı kadın başını hafifçe salladı. "Evet, sanki bir şeyler değişti. Bir his var içimde ama ne olduğunu anlayamıyorum."

Larin'in merakı daha da arttı. "Belki sarsıntının nedenini bulabiliriz. Ben gidip araştıracağım." dedi cesurca.

"Olmaz, yalnız gidemezsin." yaşlı gözlerinde endişenin parıltısı belirdi.

"Siz devam edin, durumunuz yeteri kadar iyi değil. Tarin'de görüşürüz."

Yaşlı kadın kızın ellerini sıkıca tutup başını salladı. " Seni burda yalnız bırakmak istemiyorum."

Larin, yaşlı kadının sözlerini derin bir saygıyla dinledi. Belindeki Kızıl Toz şişesini çıkarıp yaşlı kadının avuçlarına bıraktı.

"İyi olacağım efendim. Siz merak etmeyin." dedi, yüzünde oluşan zayıf bir gülümseme ile.

Yaşlı kadının yılda çıkmak için hazırlandığını gördü. Tangıç sarsıntıdan dolayı korkmuş görünüyordu ama kadının dokunuşlardan onu sakinleştirmişe benziyordu. Larin, yaşlı kadının omzuna dokunan elini gördü ve içgüdüsel olarak geri çekildi.

"Tanrıçan seni korusun, kızım." Tarin'e doğru yavaşça yürürken bu sözleri fısıldadı.

Larin, kararlılıkla başını salladı. Yaşlı kadının yanından ayrıldı ve tapınağın içindeki sarsıntının kaynağını araştırmak üzere yola koyuldu. Kalbinde, yaşlı kadının sözleri ve tuhaf hissiyatın bıraktığı etkiyle dolu bir karışıklık taşıyarak sarsıntının geldiğini düşündüğü yöne doğru

ilerledi.

Aradan çok uzun bir zaman geçmemişti ki gözleri uzaktan parlak bir ışık seçti.

"Hey! Sesimi duyan var mı?" dedi etrafta birileri ona ihtimaline karşı. Sarsıntı onlara zarar vermiş olabilir diye düşündü. Ama sorusuna yanıt veren kimse olmadı. Hızlı adımlarla ışığa daha da yaklaştı. On an yaşadığı şokla geri sendeledi ve yumuşak kumlara diz üstü çöktü. Aklı karşısında duran manzarayı algılamakta zorluk çekiyordu.

Karşısında bir Anka mührü vardı. Ardında beliren görüntüyü sırlarla dolu bir kapı gibi sergiliyordu. Daha önce Ankaların hikayesini yaşlı Hanna'dan pek çok kez dinlemişti.

Asıl şaşırdığı şey kendi gözleriyle ilk kez gördüğü mühür

değildi, onu bu denli sarsan şey mührün diğer ucundaki manzaraydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.