İçeriğe geç

Taşıyıcı

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Taşıyıcı

Bölüm 1

Hannalar ve Tangıçlar

"Kızıl tozun ışığında, Hanna'nın gözleriyle görenler, evrenin sırlarını sadece bakmakla değil, derinlemesine anlamakla fethederler."

"Hanna" adını taşıyan bir grup insan, kızıl tozun sırlarla dolu özünün ışığında, içlerinde uykuda bekleyen yeteneklerin ilahi aydınlanmasına yönelirler. Bu üstün kabiliyetler arasında en derin olanı, her bir Hanna'nın varlıkları derinlemesine kavrayabilme kapasitesi ve onları farklı şekillerde tutsak edebilme gücüdür. Kızıl tozun bu gizli yetenekleri ortaya çıkarması, insanın kendi varlığını evrenin sonsuzluğunda anlamlandırma çabasıyla iç içe geçer, böylece biz de madde ve mana arasındaki engin etkileşimin yankılarına tanıklık etmis oluruz.

Elindeki sopayla ateşi karıştıran yaşlı kadın bir an durup sessizliği dinledi. Ateşin kızıl parlaklığı yüzündeki sert ifadeyi açığa çıkarıyordu.

Homurdanarak ucu kömürleşmiş sopayı bir kenara bıraktı. Ellerini ateşin sıcaklığında son kez ısıttı.

"Gitme vakti." Dedi kısık bir sesle. Yavaş hareketlerle ayağa kalktı, kadının hareketiyle yanındaki iri tangıçlar ağır ağır yerlerinden doğrulmaya başladılar. Yaşlı Hanna'nın bindiği Tangıç'ın sırtında çeşitli şekillerde ve büyüklükteki şişeler hayvanın hateketlenmesiyle birbirine çarpıp sabahın sessizliğini bıçak gibi dağıttı. Çoğu boş olan ama için siyah bir dumanla dolu olan bu şişelerden onlarcası vardı.

Yaşlı kadın oturduğu yerden doğruldu, önce gökyüzüne sonra da yerdeki kum denizine baktı. Yüzündeki kırışıklıklar biraz daha derinleşmişti. Yerden bir avuç kum alıp parmakları arasında dökülmesini izledi. Hafif esen rüzgar kum tanelerini uzaklara sürüklerken uçuşan tanecikler yıldızların ışıltısına karışıp gözden kayboldular. Gözleri cılız bitkilerin yer yer bittiği çok da uzak olmayan bir tepeye ilişti. Sessizlik uzun zamandır devam ediyordu. İçine bir korku düştü.

Yaşlı Hanna serçe, "Lavi!" Dedi.

"Geç olmadan gitmemiz gerekiyor. Lavi!"

Kum tepelerinin ardında yavaş yavaş bir gölge belirdi. Genç bir kızın bedeni kumların arasında belli belirsiz kendini belli etmeye başladı. Yaşlı kadın dikkatle kızın ellerine baktı. Boştu. Anlaşılan bugün Tarin'e sandığımdan daha erken varacağız, diye düşündü.

Kız, yaşlı kadının yanına nefes nefese geldi. Kumların arasında bu cılız bedeniyle fazla kalmıştı. Kollarını ve gözlerini açıkta bırakan soluk kırmızı bir örtü ile örtünmüştü. Her daim ördüğü saçlarının bir kısmı örtünün altından çıkıp alnına yapışmıştı. Irkının karakteristik özelliği olan iri sarı gözleri solgun teniyle bir bütün oluşturuyordu. Naralar, isimleri buydu. Her Hanna'nın yoldaşı. Onun gibi yaşlı bir kadının Larin gibi bir Narayı seçmesi büyük şanstı.

Larin, yüzündeki örtüyü açarak nefesini kontrol altına aldı ve konuşmaya başladı. "Doğu'da herhangi bir şeye rastlamadım. Göz alabildiğince kumdan başka bir şey yok. "

"İyice kontrol ettin mi ? Bu günlerde elimizin boş olduğunu görmek beni endişelendiriyor. Şimdiye kadar en az bir şişeyi doldurmuş olurduk. İçimde kötü hisler var kızım. "Elindeki değneğine iyice yaslanıp kızın gözlerine baktı.

"Efendim, burda daha fazla oyalanmanın bize faydası olmayacak. Yola devam etmemiz daha iyi değil mi? Şanslı olursak yarın birkaç şişe doldururuz. Ama şimdi devam edelim. Kızıl tozumuz da neredeyse bitmek üzere. Tarin'e de varmamız gerekiyor biliyorsunuz."

"Sanırım haklısın kızım. Daha fazla beklemek zamanımızı çalmaktan başka işe yaramıyor. Öyleyse Tangıçı hazırla, yola çıkalım bir an önce. "

Larin, ayağının ucuyla kaldırdığı kumları ateşe yöneltip neredeyse sönmüş olan külleri söndürdü. Ardından tangıçın yanına gidip kafasını okşadı. Hayvan nazik dokunuşlardan hoşlanmış olmalıydı ki kızın elini yalayıp salya bulaştırdı. Vıcık vıcık ellerini kıyafetinin ucuyla silip yaşlı kadına baktı. Çantasını koluna asmış ufka doğru yükselen güneşe bakıyordu. Bugün onunda içinde bir huzursuzluk vardı. Efendisi söylediklerinde haklıydı, tek bir şişe bile dolduramamışlardı. Belki de bu iyiye işarettir, belki de bir şeyler düzelmeye başlamıştır. Ya da daha kötüye gidecek diye düşündü şişelere bakarak.

Zihnindeki tüm bu karmaşaya bir son vermesi gerekiyordu. Huzur bulmak istediğinde hep kutsal harabelere gidip dua ederdi. En son ne zaman dua etmişti acaba. Zihnini zorlayıp o günü bulmaya çalıştı fakat bulması biraz zaman almıştı. Belli ki üstünden haftalar geçmişti.

Omzuna dokunan bir el ile daldığı düşüncelerden ayrıldı.

Yaşlı kadın tangıça binmek üzere yürürken seslendi: "Gidelim artık."

"Önce nereye gideceğiz?" Dedi Larin merakla. Şişelerin kapalı olduğundan emin olmaya çalışırken.

Yaşlı kadın, "Kızıl toz nerde?" Diye sordu kendisine yöneltilen soruyu görmezden gelerek. "Tarin'e yetişecek kadar kaldı mı?"

"Yanımda, sanırım evet. Yetecek kadar var."Elleriyle kuşağındaki şişeyi kontrol etti. Camın serinliği parmaklarına yayıldı. İçindekileri söylemeden önce uygun bir an yakalamayı bekliyordu.

"Şehre vardıktan sonra sizin için yeteri kadar işlenmiş toz alırım. Görüşünüz eskisine göre baya azaldı." Şişeleri kontrol etmeyi bitirdikten sonra yaşlı kadının yanına geçip oturdu.

"Çıkar ağzındaki baklayı kızım. Söylemek istediğin her neyse şöyle şu yaşlı kadına."

Kız bir an afalladı. Sözcükler zihnini terk edip gitmiş gibiydi. Sadece efendisinin gözlerine baktı. Siyah göz bebekleri merakla kendisine bakıyor bir cevap bekliyordu.

"Ben, aslında. Şey." Diye geveledi, bakışlarını aşağı yöneltip.

Yaşlı kadın, Larin'in çekingenliğini anlayışla karşıladı ve ona tebessüm etti. "Sakin ol, kızım. Söylemek istediğin her neyse söyleyebilirsin."

Larin derin bir nefes aldı ve gözlerini kadına dikti.

"Tapınağa gitmek istiyorum. Kuzey Tapınaklarına."

Yaşlı kadının gözleri şaşkınlıkla büyüdü. "Terk edilmiş Kuzey Tapınakları mı?"

Bir an tereddüt etti, ancak içindeki duygu ve düşünceleri paylaşma kararı aldı. "Evet, Tanrıça Asetaham'la bağ kurmak istiyorum. Ruhlarımızı koruması için ona dua edeceğim." dedi kararlılıkla, sesi çölün sessizliğinde yankılanıyordu.

"Kalbinde yanan ateşi anlıyorum kızım. Ama yönümüz belli ve vaktimiz dar."

"Lütfen, efendim! Bu öylesine bir istek değil. Anlayın ne olur...Bu sanki bir çağrı gibi, bunu görmezden gelmeyin lütfen."

Yaşlı kadın düşünceli bir ifadeyle ona baktı. "Eğer içinde böyle bir his varsa, sana engel olamam. O civarda yolculuk tehlikeli olabilir. Ordayken gözlerini dört aç kızım. Hadi yola koyulalım artık."

Larin başını sallayarak kabul etti. Dikkatli olacaktı. Kalbi yerinden fırlacakmış gibi hissediyordu. "Teşekkür ederim efendim. Çok teşekkür ederim." dedi, yaşlı kadının ellerini tutarak.

Bir kaç saat süren yolculuktan sonra Kuzey Tapınaklarına neredeyse varmışlardı. Yanlarına aldıkları su bitmek üzereydi. Şanslılardı ki yerde daha fazla bitki ve ağaç olması yakınlarda su kaynağına işaret ediyordu. Yaşlı kadın bu çevrede su kuyularının olduğunu hatırlıyordu. Hatta yanlış hatırlamıyorsa tam Tapınağın arkasında olması gerekiyordu.

Tapınağın kapısına vardıklarında Larin tangıçtan indi.

"Tanrıçanla bütünleşip yanıma gel. Seni ilerdeki tepelerin orda bekleyeceğim. Sen dönene kadar tangıç dinlenir, o sırada yanımıza alacak su bulurum. Hadi şimdi git."

"Tamam efendim." Kararlı adımlarla arkasına dönüp Tapınağın kapısına vardı. Yer yer yıkılmış olsa da sağlam kalan sütunlar ve tanrıçasının heykel ve işlemeleri sanki onun ruhunu taşıyor gibi duruyordu. Kutsal mekanın havası kalbinde başlayıp tüm bedenine yayılan bir sarmaşık gibi onu sarıyordu. Her seferinde bu hissi yaşıyordu aslında.

Kum taneleri ayakları altında hafifçe kıpırdadı, rüzgarın esintisi tanrıçanın narin elleri gibi saçlarını okşadı. Derin bir nefes alıp içeri girmek için hareketlendi.

Tanrıça Asetaham'a adanmış, terk edilmiş tapınak, çölün ortasında gizemli bir hayalet gibi yükseliyordu. Yılların sert rüzgarları ve çölün sıcağı, yapının taş sütunlarını ve heykellerini aşındırmış, ancak hala tarihin solgun yankılarını taşıyordu.

Tapınağın girişini taçlandıran sütunlar, zamanın etkileriyle yarılmış ve yıpranmıştı. İhtişamlı yapının dış cephesindeki oymalar, bir zamanlar anlatıcılarına kutsal hikayeleri aktaran sessiz tanıklardı. Şimdi zamanın yükü altında, bu oymaların detayları zorlukla seçilebiliyordu.

Heykeller, tapınağın dışını süsleyen diğer unsurlardı. Tanrıça Asetaham'ı simgeleyen heykel, zamanın solgunluğuna rağmen hala gücünü ve hikayesini yansıtıyordu. Tanrıçanın gizemli gülümsemesi ve elinde tuttuğu semboller, geçmişin derinliklerinden haykırırcasına günümüze sesleniyormuş gibi görünüyordu.

Tapınağın dış yüzeyindeki oymalar ve figürler, zamanın çarklarına meydan okuyan bir hikaye anlatıyordu. Terk edilmiş olmasına rağmen, bu yapının koruyucu Tanrıça Asetaham'a olan bağlılığını hissetmemek imkansızdı.

Adımını içeri attı, Tanrıçasının heykeli önünde diz çöküp belindeki şişeyi çıkardı. Avuçlarına bir miktar kızıl toz döktü ve şişeyi yerine geri koydu. Tanrıçanın heykeli karşısında ellerini göğe kaldırıp avuçlarında parlayan tozu tanrıçasına sundu. Gözlerini kapattı ve dudaklarından sessiz bir dua döküldü.

"Asetaham, güçlerini ve koruyuculuğunu bize lütfet. Ruhumuzu ve halkımızı korusun, bize rehberlik etsin. Kutsal bağını hissetmemiz için bize ışık ver."

Duanın sona erdiği an, çöl sessizliği daha da derinleşti. Yıldızların ışığı altında, içsel bir dinginlik ve umut hissiyle dolup taşıyordu. Tanrıçasıyla olan bağlantısını kurmuştu, bu ona daha fazla güç ve koruma getirecekti.

Larin, çöl kumlarını avuçlayarak onları hafifçe bıraktı. Toprak ve kumların arasından Tanrıça Asetaham'a olan bağlılığını hissetti. Artık yola devam ederken içindeki bu duygusal bağı her adımda taşıyacaktı.

İçindeki huzur ve ferahlıkla tapınaktan çıktığı sırada bir titreşim hisetti. Titreşim giderek büyüyerek dev bir sarsıntıya dönüştü. Dengesini korumak için dev sütuna tutundu. Bu kadar büyük bir sarsıntı nerden geliyor? diye düşündü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.