İçeriğe geç

Tanrıları Yakan☯️

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Tanrıları Yakan☯️

Bölüm 3

Kimim Ben?

*{Kendimi bir hiç gibi hissettim o an… Sefil, işe yaramaz, bencil, cılız… Neden bencildim? Halkım Yang klanı tamamen yok olmuşken, ailem kardeşlerimin çığlıkları hafızamdan silinmeye başlamışken benim yaşamam ne kadar adildi? Hiç. İnsan yaşamak isterdi, annemin de son sözü “Ölmek istemiyorum” mu olmuştu? Az önce duydum ama hatırlamıyorum… Amacım, görevim neydi? Yaşamamalıydım, hayır, görevimi buldum: Ölmek. Mutlak kuvvetle ölmek istiyordum. Simsiyah sıvı benliğimi ele geçirmişken kendimi bırakmak istedim. Tüm sesler buğulanmışken bana ihtiyacı olan birinin sesini duydum… Mayi.}*

Dizlerimin üstünde yere doğru eğilmiştim. Ellerimi karnıma bastırıyordum kan akışını engellemesi için. Ağzımdan sıvı geldi. Muhtemelen kandı. Güldüm. Hiçbir duam bu kadar hızlı kabul olmamıştı sanki. Tapınakta o kadar huzur için dua ederdik, huzur olmuş muydu? Hatırladığım kadarıyla hayır.

Çıtırtı sesleri geliyordu derinden… kafamı kaldırmaya çalıştım, hafif kaldırdım. Görme yetim yavaş yavaş geri geliyordu. Hafiften görmeye başladım. Karşımda çok uzun bir erkek duruyordu, bir elinde göğsüne sıkıştırdığı odunları tutyor diğer eliyle de Mayi’yi kucaklamıştı.

“Sen…” dedim titreyen sesimle. Duraksadım. Midem kıpırdamaya başladı, ileri atılıp kustum. Kan kusmuştum. Toparlanmaya çalıştım ama tekrar kustum, tekrar,tekrar ve tekrar… Saçlarım öne düşüp yüzüme yapışıyorlardı. İnanılmaz terlemiştim. Vücudumdaki son su taneleri beni terk ediyordu.

Yanıma eğildi. Uzun saçlarını topladığı tokayı çıkardı ve saçlarımı arkada birleştirdi. Yüzüne bakmaya çalıştım. Dehşet verici bir soğuk ifade gizliydi..

Beni yavaşça kaldırdı ve ağaca yasladı. Bedenimi ilk kez bu kadar net görmüştüm. Her tarafım sargı içindeydi. Karnıma gözümü değdirdim, taze kanlar akmaya devam ediyordu. Kafamı öfkeyle ağaca vurdum. Neden bunlar benim başıma gelmişti ki? Abimle kardeşlerimle annemle güzel bir hayatımız vardı bizim, kimseye zararımız yoktu. Son 10 bin yıldır hiçbir faaliyette bulunmamıştık. Yine bencillik yapıyordum… kendime sorduğum soru neden “benim” başıma geldiğiydi. Sadece benim mi başıma gelmişti? HAYIR! Tüm ulus yok olmuştu.

Hıçkırdım. Ağzımdan,karnımdan kanlar gelirken son gücümle ağlamaya başladım. Nehir’in şırıltısı geliyordu. Kadın- Erkek nehri. Birbirini dengeleyen nehirler. Bazen kadın kısmı sertçe akar “eşi” onu dengelerken bazen tam tersi. Ama şu bardır ki birbirlerine bu iki nehir aşıktır. Aşk… Şu ana kadar hiç tatmadığım bir duyguydu belki, belki ihtiyaç duymadım, belki bencilliğimden kimseyi sevemedim. Ahmaktım, aptaldım, İĞRENÇTİM!

“Neden…” dedim sessizce. Baskılamak istiyordum sesimi. Kimse duymasın,kimse. Bu acizliğimi kimse duymasın.

Kafasını bana çevirdi. Kırmızı gözlerinin olduğunu fark ettim. Çekik kırmızı gözleri, simsiyah uzun saçları, kumral teni, sert hatlarıyla kesinlikle buralı olmayan bir askerdi.

“Neden?” Dedi beni tekrarlayarak.

“Sen mi beni kurtardın” dedim ona yargılayıcı bir sesle. Eliyle yerdeki çiçekleri ezdi. Ses çıkarmadı. Ateşe bedenini çevirip durdu. Zırhından ışığın yansımasını seyrettim. Kılıcına elini götürdü. Elleri yanıp iltihap kaplamıştı.

“Evet” dedi. Sesi pişman olmuş bir çocuğa benziyordu. Sanki o da kendi kendine “neden” diyordu gibi. “Neden onu kurtardım?” Misali.Aynı soruyu sordum “Neden… neden… NEDEN NEDEN NEDEN?!?!”Sertçe yüzüme dönüp “Orada yanıp kül olup ölmeyi mi tercih ederdin?!” DediKafa salladım “Evet! Tam olarak böyle tercih ederdim!” Aşağılayıcı bir bakış attı “Böyle bir haldeyken ölüm çok da uzak gözükmüyor sanki, istersen bir hamlede seni öldüreyim. Uyar mı?”

Kafa salladım “Öldür, lütfen öldür…” kafamı eğip ayaklarına kapanmaya çalıştım. Kolumdan tutup sertçe kaldırdı.

“Gurursuz bir klansınız. Geberip gitmenize şaşırmamalı. Ben kurtarmasam sen de geberip gidicektin” dedi

“Biz, sizin gibi masum bir halka ölüm saçmadık”diye haykırdım.

İçimden bir ses yükseldi tekrardan “Seçilmiş kişisin Lou Yang… dünyada’ki dengeyi sev getireceksin.”

Sustum. Yaslanıp Mayi’yi göğsüme yaklaştırıp sallamaya koyuldum.

“Ben ister miydim bir klanı yok etmeyi. Öyle birisine mi benziyorum” dedi soğukça. Bağdaş kurmuş ateşin karşısına oturdu.

Ona doğru baktım. İnceledim. Göğsünde Kızıl bir Lotus çiçeği vardı. Derslerden görüğüm kadarıyla bu onların bu 8 yapraklı Lotus’u samuraylığı ve aydınlığı temsil ediyordu. “Samuray mısın savaşçı?” Dedim. Gözleri parladı heyecanla cevap vericek gibi yaptı ama duraksadı.

“Evet öyleyim, bir samurayım” dedi

Kafasını eğdi

“Ben de şifacı-askerdim” dedim. Gözlerinin içine bakıp “Adım Lou Yang.” Dedim.

Karşılık vermedi. Biraz düşünüp “Anlamı nedir” dedi

“Kutsal Yang nehiri anlamına sahip. Babam beni doğduktan sonra oraya götürüp kutsayıp yıkamış.”

“Baban..”

“Evet. Babam. Tabii onu 4 yaşımdan sonra hiç görmedim. Yok oldu. Yüzünü bile haval meyal hatırlıyorum” acıyla gülümsedim. “acaba biz yok olmuşken o şuan ne yapıyor”

“Ariren” dedi. Kafamı çevirdim. “İsmim Ariren. Lotus’un sonsuz varlığı demek” dedi.

Gülümsedim.

“Sonsuza dek…” dedim. Kafa salladı.

“Hiçbirimiz sonsuza dek var olmayacağız.”

“Ben kim olduğumu bilmeden yok olacağım” dedi.

Bölüm sonu

1 yorum