İçeriğe geç

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 34 · 3 dk okuma

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 34

Bölüm 34 (Final) : Evim Sensin

Dağ evinde geçen o huzurlu sığınağın, pansumanların ve tutku dolu gecelerin ardından, hayatın gerçekleri ve kavuşmaların en ağır ama en güzel kısmı başlamıştı.

Sivil bir araçla İstanbul’a giren Poyraz’ın ilk durağı, üç yıldır özlemiyle kavrulduğu ana ocağıydı. Leyla Teyze’nin bahçeli küçük evinin önüne geldiklerinde Poyraz’ın göğsü heyecandan hızla inip kalkıyordu. Arabadan indiklerinde rüzgâr taze pişmiş poğaça kokusunu burunlarına getirdi; anası yine onun en sevdiği şeyleri yapıyordu, belki de hissetmişti.

Nehir onun titreyen elini tuttu, gözlerinin içine bakıp gülümseyerek "Yavrularına kavuşma vakti Teğmen," diye fısıldadı.

Poyraz ağır adımlarla bahçe kapısını açtı. Bahçedeki kuruması için asılmış çamaşırları toplayan Leyla Teyze, kapının gıcırtısıyla arkasını döndü. Elindeki leğen büyük bir gürültüyle çimlerin üzerine düştü. Karşısında üç yıldır öldü bildiği, bağrına taş bastığı, fotoğraflarına sarılarak uyuduğu oğlunu kanlı canlı görünce dizlerinin bağı çözüldü.

"P-Poyraz’ım? Oğlum?!"

Poyraz tek bir kelime bile edemeden anasına doğru koştu, dizlerinin üzerine çöküp anasının ellerine, yüzüne kapandı. Leyla Teyze oğlunun yüzünü, sakallarını elleyip feryatlar ve gözyaşları içinde onu öpücüklere boğdu. "Yaşıyorsun... Allah'ım rüya değil, oğlum dönmüş!" Sesleri duyan Hamdi Amca —emekli o sert astsubay— kapıda göründüğünde, o mağrur adamın gözlerinden dökülen yaşlar Poyraz’ın omuzlarını ıslattı. O küçük salonda üç yıllık yas, yerini dualara, sarılmalara ve şükürlere bıraktı. Leyla Teyze gözyaşları içinde Nehir’e dönüp, "Sen onun mucizesisin kızım... Sen hiç umudunu kesmedin," diyerek ikisini birden bağrına bastı.

Ertesi gün sıra Nehir’in ailesindeydi. Bu buluşma sadece bir kavuşma değil, Nehir’in ruhundaki o ağır yükün atılacağı gündü.

Nehir, Poyraz’ın elini Kenetleyerek kendi baba evinin kapısını çaldı. Kapıyı açan abisiydi. Arkasından annesi ve Nehir’in her gözyaşına şahit olan, en yakın arkadaşı Selin göründü. Hepsi Nehir’in yanındaki adama bakakaldılar. Yüzlerindeki o ilk şok, yerini donakalmaya, ardından büyük bir mahcubiyete bıraktı.

Yıllardır Nehir’e "Artık kabullen kızım, o öldü", "Nehir kendine gel, adam yok, hayal görüyorsun", "Lütfen bir psikoloğa git, aklını kaybedeceksin" diyenlerin hepsi lal olmuştu. Selin’in elindeki kahve fincanı sallandı, gözleri fal taşı gibi açıldı.

Nehir, dikleşen omuzları, gözlerindeki o kırılmayan gurur ve mağrur bir tebessümle hepsinin gözlerinin içine teker teker baktı. Poyraz’ın koluna daha sıkı kenetlendi.

"Gördünüz mü?" dedi Nehir. Sesi titremiyordu artık; aksine üç yılın tüm haklılığı, tüm direnci o cümlede yankılanıyordu. "Ben deli değildim. Ben hiç hayal görmedim. O yaşıyordu... 'Ömer Karadağ' dediğimde bana inanmadınız, hasta muamelesi yaptınız. Ama o geri döndü. Sevdiğim adam ölmedi!"

Selin gözyaşlarına boğularak öne atıldı, "Nehir... Özür dilerim, çok özür dilerim!" diyerek en yakın arkadaşına sarıldı. Abisi mahcubiyetle başını eğip Poyraz’a sarıldı, "Bizi affet teğmenim, kardeşimi koruyamadık, inanamadık ona..." dedi. Annesi ise Nehir’in ellerini öperek helallik istedi. Nehir için o an, üç yıldır ruhuna sürülen "hasta" lekesinin tamamen silindiği, aşkının ve inancının zafer kazandığı andı.

**İki Ay Sonra...**

Devletin çarkları işlemiş, Karadağ ve Yıldıran şebekesi tamamen çökertilmişti. Cevdet Yıldıran ve Hazal parmaklıklar ardındaydı. "Ömer Karadağ" ismi resmi kayıtlardan tamamen silinirken; Teğmen Poyraz Koral’ın şehitlik statüsü kaldırılmış, rütbesi, şerefli üniforması ve tüm hakları devlet töreniyle kendisine iade edilmişti.

Ankara’daki resmi törenin ardından İstanbul’a, Kadıköy'e yakın Boğaz manzaralı o küçük ama sıcak eve dönmüşlerdi.

Akşamın alacakaranlığında, salondaki geniş koltukta Nehir, Poyraz’ın kucağına kurulmuştu. Poyraz’ın üzerinde askeri yeşil tişörtü vardı, Nehir ise başını onun göğsüne koymuş, parmaklarıyla Poyraz’ın elindeki o köstekli saatle oynuyordu.

Televizyonda sessizce akan haberlerde Ambarlı operasyonunun detayları ve Emniyet’in büyük zaferi anlatılıyordu ama ikisinin de dünyası artık o ekrandan ibaret değildi.

"Bitti değil mi?" dedi Nehir, gözlerini Boğaz’ın ışıklarına dikerek. "Her şey gerçekten bitti mi Poyraz?"

Poyraz eğilip Nehir’in saçlarına derin, uzun ve koklayarak bir buse kondurdu. Kollarını onun beline daha da sıkı sardı, parmaklarını Nehir’in parmaklarına kenetledi.

"Bitti güzelim," dedi Poyraz, sesi gurur, aşk ve sonsuz bir huzurla dolu çıkarak. "Karanlık bitti, yalanlar bitti, kaçmak bitti. Şimdi sadece biz varız. Sen ve ben."

- SON -

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.