İçeriğe geç

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 1

Bölüm 1: Soğuk Kahve ve Bir Ölü

Yağmur, Kadıköy’deki o küçük, loş kafenin camlarını döverken Nehir, fincanın etrafına sardığı parmaklarının titremesini durdurmaya çalışıyordu.

Üç yıl. Tam üç yıl geçmişti o kara haberin eve düştüğü günden beri. Bir albayın kapıda duruşu, annesinin çığlığı ve Nehir’in zihninde patlayan o tek kelime: *Şehit.*

O günden sonra zaman Nehir için akmayı bırakmıştı. İnsanlar "Geçer," demişti. "Zamanla alışırsın." Alışamamıştı. Poyraz’ın yokluğu, odasındaki eşyalardan tutun da içtiği kahvenin kokusuna kadar her yere sinmiş dev bir boşluktu.

"Bir filtre kahve daha alabilir miyim?"

Nehir, derin bir nefes alıp yan masaya doğru ilerleyen garsona bakmak için başını kaldırdı. Ama bakışları garsona ulaşamadı. Zihni, kalbi ve bütün dünyası tam o an, kafenin kapısından içeri giren adamla birlikte ekseninden kaydı.

Deri ceketinden süzülen yağmur damlaları, hafif uzamış kavisli saçları, sağ kaşının hemen üzerindeki o küçük, tanıdık yara izi... Ve en çok da o: Derin, simsiyah, bakıldığında insanı içine çeken gözler.

*Poyraz.*

Nehir’in elindeki boş fincan tabağa çarparak tiz bir ses çıkardı. Göğsündeki kaburgalar birbirine batıyor gibiydi, nefes alamadı. Kalbi öyle bir çarpmaya başladı ki, kulaklarında sadece kendi nabzının uğultusu vardı.

İmkânsızdı. Poyraz üç yıl önce bir operasyonda hayatını kaybetmişti. Tabutu bayrağa sarılı gelmişti. Onu toprağa vermişlerdi.

*Ama işte oradaydı.*

Adam, üzerindeki ıslak ceketi silkeleyip Nehir’in hemen iki masa ötesindeki boş yere oturdu. Hareketleri o kadar rahat, o kadar Poyraz’dı ki Nehir bir an aklını kaçırdığını sandı. Bir halüsinasyondu bu. Yasın, uykusuzluğun yarattığı bir zihin oyunu...

Ayakları kendi iradesi dışında hareket etti. Sandalyesinden nasıl kalktığını, adımlarını nasıl attığını bilmeden adamın masasına doğru yürüdü. Her adımda kalbindeki yara daha da kanıyordu.

Masanın başına geldiğinde durdu. Adam, tepesinde dikilen bedenle birlikte kafasını ağır ağır kaldırdı. Bakışları Nehir’in yüzüne tırmandı.

Nehir’in boğazından bir hıçkırık kaçtı. "P-Poyraz?" dedi, sesi fısıltıdan halliceydi. "Sensin... Yaşıyorsun..."

Gözyaşları yanaklarından süzülürken elini uzattı. Onun yanağına, o tanıdık tenine dokunmak, rüya olmadığını anlamak istiyordu. Titreyen parmak uçları adamın yüzüne birkaç santim kala...

Adam aniden geri çekildi.

Gözlerinde en ufak bir tanışıklık, tek bir sıcaklık kırıntısı bile yoktu. Buz gibi, son derece mesafeli ve tamamen yabancı bir bakışla Nehir’e bakıyordu.

"Anlamadım?" dedi adam. Sesi... Ses tonu bile aynıydı ama tonlaması bir yabancıya ait kadar soğuktu. "Birine benzettiniz herhalde hanımefendi."

Nehir donakaldı. "Ne?"

"Biriyle karıştırdınız diyorum," dedi adam, bakışlarını Nehir’den çekip cebinden çıkardığı telefona kaydırırken. "Ben Poyraz değilim."

"Saçmalama!" Nehir bir anlık öfke ve çaresizlikle masaya eğildi. "Saçmalama Poyraz! Kaşının üzerindeki izi ben biliyorum! Sol bileğindeki o küçük dövmeyi ben biliyorum! Üç yıl... Üç yıldır ben senin öldüğünü sanıyordum, sen bana 'birine benzettiniz' mi diyorsun?!"

Kafedeki birkaç kişi merakla onlara döndü.

Adam derin bir nefes verdi. Telefonunu masaya bıraktı ve ayağa kalktı. Nehir’den neredeyse bir baş uzundu. Üzerine doğru adım attığında Nehir istemsizce bir adım geriledi. Adam tam kulağına doğru eğildi.

Sesindeki o buz gibi ton, Nehir’in kemiklerini sızlattı:

"Beni dinle kızım. Kimin nesisin, kimi kaybettin bilmiyorum ama yanlış adama bağırıyorsun. Benim adım Ömer. Bir daha da üzerime böyle yürürsen polisi ararım. Anlaşıldı mı?"

Adam arkasını dönüp hızlı adımlarla kafeden dışarı çıktı. Yağmurun altına adım attığı an, Nehir onun arkasından fırladı.

"Poyraz!" diye bağırdı sokağın ortasında, yağan yağmura aldırış etmeden. "İstediğin kadar başka bir isim söyle! İstediğin kadar yabancı gibi bak! Ben o gözleri bin kişinin arasında olsa yine tanırım!"

Adam adımlarını durdurdu. Sırtı Nehir’e dönüktü. Yağmur ikisini de sırılsıklam ederken birkaç saniye boyunca öylece durdu.

Arkasını dönmedi. Tek bir kelime etmedi.

Sonra, tek bir an bile geriye bakmadan, sokağın köşesindeki siyah arabaya binip gözden kayboldu. Nehir sokağın ortasında, yağan yağmurun altında yapayalnız kaldı. Gerçekten zihninin bir oyunu muydu, yoksa ölü bir adam az önce yanından yürüyüp gitmiş miydi?

Bu sırada siyah araba karanlık sokakta ilerliyordu. Adam, dikiz aynasından arkasında bıraktığı o çaresiz kıza baktı. Bakışları tamamen ifadesiz, yüzü bir heykel kadar sertti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.