
SAĞ YUKARI SOL YUKARI
MEKAN: DÜNYA
Takkeş gerçekleştikten bir süre sonra bayılanlar ayıldı. Herkes öğlen uykusundan yeni kalkmış gibi ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ortamda ağh uğh, ne oldu bize gibi konuşmaları saymazsak hiç bir ses yoktu. Herkes biz neredeyiz kafasındaydı. Taki Doruk ismindeki şahıs konuşana kadar "arkadaşlar herkes lütfen dağılmış sıralardan birine otursun, evet biliyorum garip bir durumun içindeyiz ama neler olup bittiğini anlamamız gerek" dedi ve işe de yaradı. Herkes heykellerin yanına, boş bir sıranın üzerine oturdu. Doruk tam konuşmaya devam edeceği sırada Oktay sesli bir şekilde konuşmaya başladı "Ben baygınken karşımda dikenleri olan bir at senin geleceği görme gücün var dedi, bundan sonraki ismim de Oktay değil DİYESTU olarak kalacakmış" dedi.
Oktay sustuktan hemen sonra herkes "aaa bana da aynı at, özel gücümün olduğunu söyledi" gibisinden konuşmaya başladı. Kargaşanın yine oluştuğunu fark eden Doruk kulakları delecek tiz bir kükremeyle onları susturdu. Bu kükreme kendiliğinden gelmişti ve Doruk ta dahil herkes şaşkındı.
Doruk şaşkınlığını bir kenara bırakarak konuşmaya başladı "Arkadaşlar herkes teker teker Okta- aman Diyestu arkadaşınız gibi kendisinin özel gücünün ve yeni isminin ne olduğunu söylesin "dedi. Ve "sağdakilerden başlayabiliriz" diyerek ekledi.
Murat konuşmaya başladı:
– Özel gücüm küçülebilmekmiş aq sanki çok uzunum, ismim de Embriko'ymuş
Ardından Alper:
– Özel gücüm sırtımda bulunan gitara benzer olan çalgıyı yani GUYİRKA'yı çalarak maddeleri yok etmekmiş. Ha bir de ismim Halpır.
Edip şoka uğramış bir kafayla
– Ş-şey nasıl desem ben rüyamda o atı görmedim. Ben, rüyamda iki ayna karşısına geçmiş sonsuz tane Edip gördüm işin kötüsü de
*Duraksadı*
Hepsi bana bakarak gülüyordu
Edip konuşmasını bitirince herkes Edibe bakmaya başladı. Edipte bir gariplik vardı. Hiç durmadan terliyor, elleriyle kafasını delermişçesine kaşıyor ve içinden bir şeyler fısıldıyordu. Birden ağzını normalden fazla açarak BAĞIRMAYA BAŞLADI.
Ağzından çıkan kelimeler Türkçeden farklıydı. Sanki Edibi bir ruhani varlık alıp götürmeye Edip ise direnmeye ve herkesten yardım istemeye çalışıyordu. Bağırırken gözlerinden simsiyah bir sıvı aktı ve bir süre sonra bağırmayı bırakarak yere pat diye düştü. Gözlerini açtı ve tüm sınıfa bakıp fısıldadı "Neden" dedi. Ve gözlerini ebediyete kapattı. Herkes haklı olarak dehşete düşmüştü. Halpır sınıftan çıkmış diğerleri ise korkarak Edibin yanına giderek ona ne olduğunu öğrenmeye çalışmıştı.
Sınıftan çıkan Halpır korkunç bir manzarayla karşılaştı. Koridor saçma sapan şekilsiz heykellerle, duvarlar ise sarmaşıklarla ve kahverengi toz ile kaplanmıştı. Halpır yürümeye devam etti. Bir süre daha yürüdükten sonra koridorun sonuna vardı. Normalde koridorun sonunda kantin katı olurdu ama onun yerine kocaman koyu yeşil tahtalardan oluşan bir duvar vardı. Duvara elleyince ellerinin gri olduğunu fark etti. Hakikaten elleri griydi. Halpır ellerinin gri olduğunu fark edince karnını da açtı. Karnında karın kaslarının yanında büyük bir çizik te vardı. Ve en önemlisi evet karnı da elleri gibi griydi.
Geri dönüp koşmaya başladı. Amacı tuvalete gidip oradaki aynayla kendisine bakmaktı. Bir süre koştu ve tuvalete vardı. İçerisi normalinden bile kötüydü. Etraf pembe, yeşil ve mavi kumlarla dolmuştu. Halpır önemsemeden aynaya baktı bir de ne görsün..
Gri bir Halpırdan ziyade yüzü kanla kaplı Edibi..
Devam edecek











