Ertesi hafta Derya ofiste daha sessizdi.
Normalde öğle arasında mutlaka birileriyle konuşurdu. Bazen benim yanıma gelir, bilgisayar ekranıma bakıp ne yaptığımı sorardı. Bazen de hiçbir şey söylemeden karşıma oturup kahvesini içerdi.
Ama o hafta masasında daha fazla zaman geçiriyordu.
Telefonuna bakıyor, sonra ekranı kapatıyordu.
Bir şey olduğunu anlamıştım.
Sormadım.
Çünkü insan bazen birinin derdini gerçekten merak ettiği için değil, cevabın kendisini ilgilendireceğinden korktuğu için soru sormaz.
Cuma günü saat dört gibi telefonuma bir bildirim geldi.
Derya yeni bir platforma katılmıştı.
Profesyonel insanların kullandığı, iş ve kariyer üzerine paylaşımlar yaptığı bir platform.
Profiline baktım.
Yeni oluşturulmuştu.
Henüz çok az bağlantısı vardı.
Ben de katılmalı mıydım?
Bir an tereddüt ettim.
Sonra hesabımı açtım.
Adımı yazdım.
Fotoğrafımı koydum.
Ve Derya'ya bağlantı isteği gönderdim.
Birkaç dakika sonra kabul etti.
Ekrana baktım.
Sadece tek kelimelik bir bildirimdi.
Ama nedense bütün günüm değişmişti.
O akşam bana bir mesaj attı.
“Sen de buradaymışsın :)”
Cevap verdim.
“Sen varsın diye geldim.”
Gönder tuşuna bastığım anda pişman oldum.
Fazla açıktı.
Fazla samimiydi.
Mesajı silmek istedim.
Ama Derya çoktan görmüştü.
“Komik adamsın.”
Sadece bunu yazdı.
Ben de gülümsedim.
O gece uzun uzun konuştuk.
İşten bahsettik.
Çocukluğumuzdan.
Sevdiğimiz filmlerden.
Korkularımızdan.
Sonra konu ilişkilere geldi.
Derya bir süre yazmadı.
Ardından:
“Ben kolay güvenemiyorum.”
“Belli oluyor,” yazdım.
“Nasıl?”
“İnsanlara kendinden bir şey verirken hep biraz geri çekiliyorsun.”
Uzun bir süre cevap gelmedi.
Sonra:
“Beni bu kadar kısa sürede nasıl anladın?”
Bilmiyordum.
Gerçekten bilmiyordum.
Ama o anda kendimi ona diğer insanlardan daha yakın hissediyordum.
“Belki seni dikkatli izliyorumdur.”
Bu kez cevap hemen geldi.
“Bu biraz korkutucu.”
Güldüm.
“Şaka yaptım.”
Ama değildi.
En azından tamamen değildi.
Sonraki günlerde mesajlaşmalarımız arttı.
Sabahları günaydın.
Öğlenleri kahve fotoğrafları.
Akşamları uzun konuşmalar.
Bazen gece ikiyi geçiyordu.
Derya bana daha önce kimseye anlatmadığı şeylerden bahsettiğini söylüyordu.
Ben de bunu bir ayrıcalık gibi görüyordum.
Bir gece bana şöyle yazdı:
“Senin yanında kendimi garip şekilde rahat hissediyorum.”
Telefonu elimde tutup uzun süre o cümleye baktım.
Sonra:
“Ben de.”
Yazdım.
Ama içimden geçen çok daha farklıydı.
Ben sadece rahat hissetmiyordum.
Onu hayatımın merkezine koymaya başlamıştım.
Ve bunun farkında değildim.
Ya da farkındaydım.
Sadece adını koymak istemiyordum.
Bir süre sonra Derya'nın mesajları seyrekleşti.
Önce birkaç saat.
Sonra bir gün.
Sonra iki gün.
“Yoğunum,” diyordu.
Ben anlayış gösteriyordum.
En azından ona öyle görünüyordum.
Ama telefonumu her beş dakikada bir kontrol ediyordum.
Çevrimiçi olup olmadığını görüyordum.
Yeni bir paylaşım yapmış mı diye bakıyordum.
Kiminle bağlantı kurduğunu inceliyordum.
Bir akşam yeni bir erkekle bağlantı kurduğunu gördüm.
Adı Barış'tı.
Profiline girdim.
Aynı sektörde çalışıyordu.
Derya'nın birkaç paylaşımını beğenmişti.
Benim içimde anlamsız bir huzursuzluk oluştu.
“Kim bu?”
diye yazmak istedim.
Yazmadım.
Sonra Derya çevrimiçi oldu.
Bana mesaj atmadı.
Bir saat boyunca platformda aktif görünüyordu.
O gece uyuyamadım.
Ertesi sabah ofiste onu gördüğümde her şey normalmiş gibi davrandım.
— Günaydın.
— Günaydın.
— İyi uyudun mu?
— Evet.
Yalan söyledi.
Bunu neden düşündüğümü bilmiyordum.
Belki de insan sevdiği kişiyi tanıdıkça onun yalanlarını da anlayabileceğini sanıyordu.
O gün öğle arasında yanıma geldi.
— Mert, bir şey soracağım.
— Sor.
— Son zamanlarda bana kızgın mısın?
Şaşırdım.
— Hayır.
— Emin misin?
— Evet.
Bana birkaç saniye baktı.
— Bazen bana farklı davranıyorsun.
— Nasıl?
— Bilmiyorum. Sanki benden bir şey bekliyorsun.
Kalbim hızlandı.
— Beklemiyorum.
— Güzel.
Gülümsedi.
Sonra masasına döndü.
Ben arkasından baktım.
Ve ilk kez kendime şu soruyu sordum:
Ben gerçekten ondan hiçbir şey beklemiyor muydum?
Cevabı biliyordum.
Bekliyordum.
Hem de çok şey.
Bana yazmasını.
Beni seçmesini.
Başkalarıyla konuşurken beni düşünmesini.
Beni diğerlerinden farklı görmesini.
Ve en kötüsü...
Bunu hak ettiğime inanmaya başlamıştım.
O akşam Derya'dan bir mesaj geldi.
“Bir süre konuşmasak iyi olabilir.”
Ekrana baktım.
Ne yazacağımı bilemedim.
Sonra ikinci mesaj geldi.
“Yanlış anlama. Seninle ilgili kötü bir şey yok.”
İşte insanın en çok korktuğu cümlelerden biri budur.
Seninle ilgili kötü bir şey yok.
Çünkü devamında genellikle şu gelir:
Ama...
Ve gerçekten de geldi.
“Ama ben şu an bir ilişkiye hazır değilim.”
Telefonu masaya bıraktım.
Beş dakika sonra tekrar aldım.
Mesajı tekrar okudum.
Sonra bir daha.
Derya o gece son kez çevrimiçi oldu.
Ben onun profilinden çıkamadım.
Ve o anda, henüz hiçbir şey yapmamış olmama rağmen, içimde bir şey çoktan sınırı aşmıştı.
Bunu o gece bilmiyordum.
Aylar sonra anlayacaktım.
İnsanı tehlikeli yapan şey her zaman yaptığı şeyler değildir.
Bazen yapabileceklerine kendisinin bile inanmasıdır.