İçeriğe geç

Tahtın Vârisi

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Tahtın Vârisi

Bölüm 3

Onu İlk Görüşüm

Annem tabiiki de beni kılıç derslerine soktu. 1 haftalığına ama sadece... 1 hafta da her gün 2 saatliğine. Cidden enerjimi sömürüyordu. Ama son dersime hazırlanıyordum. Kılıcımı aldım ve bahçeye çıktım. Öğretmenim beni bekliyordu.

Kılıçlarımızı tutuşturduk. Birbirimize gelen darbeleri kılıçlarımızın yardımıyla savuruyorduk. Bir ara o kadar vahşileştim ki kılıcı elinden düştü. En sonunda daha 2 saat bitmeden teslim oldu.

"Gerçekten çok güçlüsünüz prensesim, Düşmanın size karşı şansı yok."

"Kraliçe Aurora'nın kızıyım ben. Böyle olmalıyım, böyle olmak zorundayım."

Elini tokalaşmak için uzattı, bende geri sıktım. Daha sonra yanımıza Fanny geldi:

"Prensesim, Kraliçe Aurora sizi çalışma odasına çağırıyor."

Hemen çalışma odasına girdim. Koltuğa oturdum ama bir değişiklik vardı, yanımda Mary ve Amelia da vardı. Annem hiç uzatmadan konuya girdi:

-Kızlarım, casusumuz gizli bir yeri keşfetmeyi başarmış.

bir eliyle Valentia'nın ve Irithelia'nın haritasını tutarken, diğer eliyle tahta bir çubukla yerleri işaret ediyordu.

-Tam burada, kuzeyde askerlerinin kaldığı yer var. Geceleri orada uyuyorlar, öğlenleri güneyde nöbet tutuyorlar. Güneyde oldukları zaman sessizce kuzeylerini işgal edersek, çok iyi olur. Görev dağılımlarını aranızda bölüşün.

"Ben gizlice kaldıkları yere gireyim, ona göre size haber veririm." dedi Mary.

"O zaman bende Irithel ile arkadan askerleri öldürürüz." dedi Amelia. Sanırım yapabilirdik.

Görev dağılımları tamamdı. Saraya gizlice girdik ve Mary ilk olarak güneyde ki yere biraz göz gezdirdi. Daha sonra eliyle 'gel' işareti yaptı. Amelia ile sessizce kılıcımızı çıkardık ve ilerlemeye başladık. Sonunda kuzeydeki yere gelmiştik. Büyük kapıyı açmadan önce birbirimize baktık ve sessizce açtık. Nasıl oldu bilmiyorum ama şovalyelerin hepsi uyuyordu. Ve yaklaşık 50 kişi vardı. Amelia ile hepsini öldürmeye başladık.

Ama bir anda adım sesleri duyduk. Hemen o şovalyelerin arasına sıkıştık ve uyuyor taklidi yaptık. Uzakta olduğumuzdan o bizi göremiyordu ama biz onu yarı kapalı gözlerle görebiliyorduk. Onu biraz göz-

AMAN TANRIM FENA YAKIŞIKLIYDI!

Neyse biraz gözetledim. Bir şovalyenin yanına girdi ve elini boynuna koydu. Eline kan gelmişdi. "Birisi buraya gizlice girmiş." dedi. Burnundan solumaya başladı ve hızla kapıyı kapattı. Çok şanslıydık ki şovalyeler bu sese de uyanmadı. "Az kişi kalmış hadi bunları da öldürelim ve gidelim." Amelia yerinden kalkmamıştı. Bir şey demedim. Çünkü bu onun "yakalanmaktan korkuyorum" hareketiydi. Çocukken bir şeyi kırdığımız da hep böyle davranırdı. Geri kalanları da öldürdükten sonra ona elimi uzattım:

- Hadi gel Mary'nin yanına gidelim.

- Yakalanmicaz, değil mi?

Amelia'yı ilk defa bu kadar korkak bir halde görmüştüm. Onu sakinleştirmek için doğru kelimeleri kafamda seçtim ve konuştum:

- Mary'nin yanına gizlice gidicez. Tabiiki de kimse bizi yakalamayacak.

Gülümsedi ve elimden tuttu. Sanırım kanımız birbirine geri ısınmaya başlamıştı. Yoksa bana gülümsemesi imkansızdı.

Krallığa geri döndüğümüzde annem bana sarıldı ve anlımdan öptü.

"Harika bir iş çıkardın Irithel! Gelecekteki kraliçe olmanı istemem çok doğru bir karardı!

Ben başımı yanımda bizi masum bir kıskançlıkla izleyen Amelia'ya ya çevirdim:

"Tek şovalyeleri öldüren kişi ben değildim, Amelia'da bana yardım etti."

Annem başını Amelia'yı çevirdi ve konuşmaya başladı:

"Irithel'e yardım etmene şaşırdım doğrusu. Yoksa sadece onu tebrik etmezdim. Sanada teşekkürler kızım. Anneni sende gururlandırdın."

Bize masumca gülümseyen Amelia'yı görünce ondan sırf bir taht için nefret ettiğimi anlayınca çok boş bir şey olduğunu anladım. Bence, barışabilirdik. Bence 10 yaşında ki Amelia ve Irithel'e geri dönebilirdik.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.