Irithel
Ben, Kraliçe Aurora'nın kızı Irithel. Annem, diğer insanların gözünde bir sinsi. Diğer ülkelere her fırsatta savaş açıyor ve bunun sayesinde sürekli toprak kazanıyoruz.
Annemin bu konuda en büyük destekçisi bendim, çünkü eğer anneme destek olursam ve yardım edersem annem beni gelecekte ki kraliçe yapardı. Bunu ablalarımdan duymuştum.
En büyük ablam Mary ve ortancı ablam Amelia, benden daha çok kraliçe olmak istiyorlardı. Daha hırslılardı, daha vahşilerdi ve daha önemlisi, daha güzellerdi. Ama yine de benim onlardan bir farkım vardı, zekam. Aslında annem onları da kraliçe yapmak için yetiştirebilirdi, onları da özel derse gönderebilirdi, ama bunu seçmedi. Çünkü anneme göre bir kraliçe güzelliğinden çok zekasıyla insanları büyülemeliydi. Ondan dolayı varis bendim. Ama ablalarım bundan dolayı benden nefretlerini de esirgemiyorlardı.
Bir akşam yemeğinde annem kaşığını elinden bıraktı, bu hepimizin ona dönmesine neden oldu. Çünkü annem ne zaman yemek yerken kaşığını bırakıyorsa bu onun önemli bir konuşma yapacağı anlamına geliyordu. Annem hemen konuşmaya başladı:
"Amelia ve Mary, neden kardeşinizden nefret ediyorsunuz ki? Ona karşı olan kıskançlığınızı anlayabiliyorum. Ama onu suçlu olmadığı bir konuda suçlayamazsınız. İsterseniz gelin bana bağırın, isterseniz gelin benim çok kötü bir kraliçe olduğumu söyleyin. Ama sakın kardeşinizi bu konuda suçlamayın."
Mary ağzını açacak oldu ama annem onu susturdu.
"Sus Mary, konuşmaya hakkın yok. Yaptığınız şey rezillikti. Ya şuan kardeşinizden özür dilersiniz, ya da bu krallıkta ki yerinizi kaybedersiniz."
Annemin beni bu konuda bu kadar çok koruması cidden beni şaşırmıştı. Ablalarım benden özür diledikten sonra yemeğimize devam ettik. Normalde de yemekler hep ölüm sessizliği ile geçse bile bu sefer ki sessizlik beni çok rahatsız etmişti, hemde çok.
Yemekten sonra odama çekilmiştim ve kitap okuyordum. Bir anda odamı Amelia bastı.
"Ne cürretle bizi kraliçemize şikayet edersin? Senin yüzünden yemekte rezil olduk. Halkım beni 'Kıskanç Prenses Amelia' diye ansa ne kadar utanacağım tahmin bile edemezsin. Hadi, bu sözlerimi de kraliçemize söylesene! Ha"Sen olayı çok yanlış anlamışsın abla. Anneme ben sizi şikayet falan etmedim, annem kendisi fark etmiş. Zaten bunu konuşmasının başında belirtti. Ama eğer çok şikayetçiysen kraliçemize gidip durumunu anlatabilirsin. Şüphesiz sana çözüm bulacaktır."
"Yemin ederim gıcığın tekisin Irithel. Canın cehenneme."
Odanın kapısını çarparak gitti. Hoş, zaten onu odamda istemiyordum. Kitabımı okumaya devam ettim.
Aradan yarım saat falan geçti. Ben kitabımı okumaya devam ederken adının Fanny olduğunu bildiğim sarışın bir hizmetçi kız içeri girdi.
" Kraliçe Aurora, sizi çalışma odasına çağırıyor prensesim." dedi ve hemen geri çekildi. Hemen çalışma odasına gittim. Annem dönen sandalyesiyle arkasını dönmüştü, önündeki dev tabloya bakıyordu. Babam ile onun tablosu... Sahi, babamdan hiç bahsetmemiştim. Babam ben 10 yaşlarındayken ölmüştü. Onun hakkında hiçbir şey hatırlamıyordum. Gözlerim doldu ve elimi annemin omzuna koydum. "Onun için mutlu bir hayat süreceğiz." Bu sözümle annem dolu gözleriyle bana geri döndü ve elimle oturmamı istedi.
Ben oturunca hemen konuya girdi:
-Yeni hedefimiz Valentia Krallığı. O krallığın en gizli yerlerini bulmamız için bir casus gönderdim. Ve seninde savaşta komutan olmanı istiyorum.
-Ne? Anne ben yapamam, komutanlık işini ben beceremem ki! Sadece savaşırım, onu yapalirim sadece!
-Hadi ama Irithel,
Elini elimin üzerine koydu.
yapabilirsin kızım, ne kadar vahşi bir savaşçı olduğunu bilmediğimi sanma. Ordunun senin gibi bir komutana ihtiyacı var.
Annem ile bir şeyler konuştuk. Ve onun desteğiyle de, komutan olmayı en sonunda kabul ettim. O zaman kendimi pembe elbiseli bir prenses olarak değil, gri zırhlı ve elinde kanlı kılıcını tutan bir komutan olarak hayal ettim. Ve evet, birkaç haftaya bu kişiye bürünecektim. Sadece birkaç haftada...