İçeriğe geç

Taht mı Oyun mu

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Taht mı Oyun mu

Bölüm 2

Bölüm-2 Uyanış

Başım zonkluyordu.

Gözlerimi açmaya çalıştığımda önce tavandaki işlemeleri gördüm. Altın renkli desenler, beyaz sütunlar ve tavandan sarkan devasa bir avize…

Bir an gözlerimi tekrar kapattım.

Hayır.

Benim odamın tavanı rutubet lekeleriyle doluydu.

Kalbim hızla atmaya başladı. Tekrar doğrulup etrafıma baktım. Kocaman bir oda. Kırmızı kadife perdeler. Duvarlarda yağlı boya tablolar. Pencerenin yanında duran işlemeli bir ayna.

“Ne…”

Yatağın kenarından kalkmaya çalışırken uzun beyaz geceliğin eteğine takılıp neredeyse düşüyordum.

Gecelik mi?

Ben en son siyah eşofmanımla uyumuştum.

Titreyen ellerimle aynaya yaklaştım.

Karşımdaki kız ben değildim.

Uzun açık kahverengi saçlar. Soluk beyaz ten. Yeşile çalan gözler.

Bir çığlık boğazımda düğümlendi.

“Bu… bu kim?”

Tam o sırada kapı açıldı.

İçeri hizmetçi kıyafetleri giymiş genç bir kadın girdi.

“Hanımefendi! Nihayet uyandınız.”

Bana doğru koştu.

“İyi misiniz Eftelya Hanım?”

Eftelya.

Nefesim kesildi.

Eftelya.

Hayır.

Hayır hayır hayır.

Bu isim tanıdıktı.

Çok tanıdıktı.

Birkaç saniye sonra beynimde şimşek çaktı.

My Chat.

Oyundaki kız.

Prens Andrew’un saraya aldığı kız.

Ben…

Ben Eftelya mı olmuştum..?

“Hanımefendi?” diye seslendi kadın.

Onu duymazdan gelip birkaç adım geri çekildim.

Bu bir rüya.

Kesinlikle bir rüya.

Başımı iki elimle tuttum.

“Uyan Yasmin.”

Sessizlik.

“Uyan artık.”

Hiçbir şey olmadı.

Tam o sırada gözlerimin önünde parlak mavi bir ışık belirdi.

İrkildim.

[ Sistem Aktifleştiriliyor… ]

“Ne?”

Yazı havada duruyordu.

[ Oyuncu Tespit Edildi ]

[ Karakter: Eftelya ]

[ Dünya Senkronizasyonu Tamamlandı ]

[ Özel Yetki Açıldı ]

Birden önümde yarı saydam bir ekran oluştu.

────────────────

Karakter: Eftelya

Yaş: 19

Konum: Kraliyet Sarayı

İtibar: 5/100

Hayatta Kalma Oranı: %37

────────────────

“Neee?!”

Hizmetçi korkuyla geri sıçradı.

Ama ekran hâlâ önümdeydi.

Yani bunu sadece ben görebiliyordum.

Titreyen elimle ekrana dokundum.

Anında yeni bir pencere açıldı.

────────────────

Yakınlık Seviyeleri

Prens Andrew ➜ 2%

Düşes Rosalie ➜ 0%

Baş Danışman Victor ➜ 5%

Hizmetçi Clara ➜ 31%

Kraliçe Eleanor ➜ 1%

────────────────

“Yakınlık seviyesi…”

Tam oyundaki gibi.

Birden aklıma oyunun başlangıcı geldi.

Kral ölmüştü.

Andrew tahta çıkmak üzereydi.

Ve saray entrikaları yeni başlıyordu.

Ama oyunda bunun eğlenceli olduğunu düşünmüştüm.

Şimdi ise…

Hayatta kalma oranım yüzde otuz yediydi.

Yüzde otuz yedi.

Bu neredeyse öleceğim anlamına geliyordu.

Boğazım kurudu.

Ekranın en altında kırmızı renkte yeni bir yazı belirdi.

[ Ana Görev ]

Kralın Ölümünün Ardındaki Gerçeği Bul.

Başarısızlık Cezası: Ölüm

…

O an odadaki hava bile ağırlaşmış gibi hissettirdi.

Ölüm.

Sistemin bunu bu kadar sıradan yazması bile tüylerimi diken diken etmeye yetmişti.

Yutkundum.

Tam o sırada Clara temkinli bir adım attı.

“Hanımefendi… iyi misiniz? Bir süredir kendi kendinize konuşuyorsunuz.”

Başımı ona çevirdim.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

Çünkü onun gördüğü şey sadece boşluğa bakan ve anlamsız sözler mırıldanan biriydi.

Clara’nın yüzündeki endişe giderek arttı.

“Uyandığınızı haber vermek için doktora ve diğer hizmetçilere gitmeliyim,” dedi çekingen bir sesle. “Ama… biraz garip davranıyorsunuz.”

Garip davranıyordum.

Haklıydı.

Bir yabancının bedeninde uyanmış, havada beliren ekranlarla konuşuyordum.

Normal görünmem mümkün değildi.

Clara birkaç saniye daha beni izledi, ardından hafifçe eğildi.

“Lütfen burada bekleyin, hanımefendi.”

Bunu söyledikten sonra aceleyle odadan çıktı.

Kapı kapanınca derin bir nefes verdim.

Aklıma oyunda gördüğüm sahneler gelmeye başladı.

Eftelya’nın başına gelenler.

İnsanlara kolayca güvenmesi.

Saraydaki herkesin iyi niyetli olduğuna inanması.

Kendisine gülümseyen herkesi dost sanması.

Ve bunun sonucunda defalarca kullanılması.

Bir anda yüzüm gerildi.

Şimdi hatırlıyordum.

Oyuncuların çoğu ilk bölümlerde Eftelya’nın saflığı yüzünden ölüyordu.

Bir hizmetçiye güveniyordu, ihanete uğruyordu.

Bir soyluya inanıyordu, tuzağa düşüyordu.

Bir dost kazandığını sanıyordu, sırtından bıçaklanıyordu.

Bu dünyanın kuralları acımasızdı.

Ve ben artık oyunu ekranın arkasından oynayan biri değildim.

Bu kez canı tehlikede olan kişi bendim.

Gözlerim tekrar hayatta kalma oranına kaydı.

%37

Bu sayı sanki benimle alay ediyordu.

“Demek bu kadar düşük…”

Fısıltım neredeyse duyulmayacak kadar zayıftı.

Ama birkaç saniye sonra içimde farklı bir duygu yükselmeye başladı.

Korku hâlâ vardı.

Fakat onların altında yavaş yavaş büyüyen başka bir şey daha hissediyordum.

Kararlılık.

Çünkü oyunu biliyordum.

Karakterleri biliyordum.

Kimin masum görünüp olmadığını biliyordum.

Kimin yalan söylediğini biliyordum.

Kimin gülümsemesinin arkasında zehir sakladığını da biliyordum.

Derin bir nefes aldım.

Hayatta kalma oranı düşük olabilirdi.

Ama bunun sebebi sadece sarayın tehlikeli olması değildi.

Eftelya’nın kendisiydi.

İnsanlara fazla güvenen.

Kolay affeden.

Şüphelenmesi gereken yerde bile iyi niyet arayan saf bir karakter.

Belki eski Eftelya böyleydi.

Ama ben değildim.

Aynadaki yansımama baktım.

Karşımdaki yüz hâlâ Eftelya’ya aitti.

Fakat o bedenin içindeki kişi artık farklıydı.

“Üzgünüm Eftelya…”

Sessizce mırıldandım.

“Senin yaptığın hataları ben yapmayacağım.”

Kalbim hâlâ hızlı atıyordu ama artık biraz daha sakindim.

Bu dünya beni öldürmeye çalışacaktı.

Bundan emindim.

Ama ben de boş durmayacaktım.

Kimseye kolay kolay güvenmeyecektim.

Kimsenin sözlerine hemen inanmayacaktım.

Gülümseyen yüzlerin arkasına bakacaktım.

Ve ne olursa olsun yaşayacaktım.

Ekrandaki kırmızı yazıya son kez baktım.

Başarısızlık Cezası: Ölüm

“Hayır…”

Dudaklarım yavaşça kıvrıldı.

“Bu sonum olmayacak.”

Çünkü ben galiba gerçekten oyunun içine düşmüştüm.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.