(Bölüm şarkısı: Battı gemim- yüzyüzeyken konuşuruz)
~~~
Aklımı kaçırmak üzereydim. Yanımdaki adam az önce Aren kılığındayken şimdi Aren'in kardeşi Arın olduğunu söylüyordu. Siyah saçları ve siyah gözleri Aren'in tam tersi gibiydi. "Şu lanet olası arabayı durdur!" Bu dediğimden sonra arabayı daha da hızlandırmıştı. Araba korkumu küçükken zar zorda olsa yenebilmiştim. Tekrar o günleri yaşamak istemiyordum. Takılı olan kemerimi sıkıca tutmaya başladım. Orman yoluna girdiğimizi görünce daha çok gerildim.
Bu adam ne yapmaya çalışıyordu?! Zaten bir ruh hastasıyla uğraşıyordum.
İç ses kendini unutmazsan sevinirim.
Arın arabayı ormanın içinde bir yerde durdurdu. Arabayı durdurması için elimden geleni yapmıştım ama beni dinlememişti! Hatta dediklerimin tam tersini yapmıştı. Arabadan hızlıca inerek kesik kesik nefesler almaya başladım. Midem bulanıyor başım dönüyordu. Arın'da arabadan inince yüzüne doğru "Ne yaptığını zannediyorsun!" diye bağırdım.
Arın karşıma gelip bana doğru birkaç adım attı. Bende ondan geriye birkaç adım attım. Fakat bu lanet olası adam hâlâ üsütme geliyordu. Sırtım bir ağaçla birleştiğinde korkuyla nefes alıp veriyordum. Gözleri gözlerime kilitlenmiş bir şekilde "Aren iyi seçim yapmış bakıyorum. Fakat üzgünüm. Yazık olacak. Ona bedelini ödeteceğimi söylemiştim," dedi.
"Kardeşinle ne derdin varsa git onunla çöz! Hem sen ne seçiminden bahsediyorsun?" Sanırım Arın benimle Aren'i sevgili zannedip, Aren'den -hangi konu hakkında olduğunu bilmediğim- intikamını almak istiyordu. İçimdeki bir ses otoparkta olan bir olayla ilgili olduğunu söylüyordu. Bu olaylar beni ilgilendirmiyordu.
"Aren'in sevgilisi değil misin? Seni onun evine girerken gördüm." Tam da tahmin ettiğim gibiydi. Gözlerimi devirerek "Tabiki de hayır! En azından biraz zeki olmanı beklerdim," dedim. Hem bu adam abisinin evini mi dikizliyordu?
Kendi kendine duymadığım birşeyler fısıldadıktan sonra tekrar bana döndü. Büyük ihtimal neden bu kadar beyinsiz olduğunu sorguluyordur. "Abinin evine giren her kızı sevgilisi mi zannediyorsun? Hem psikopat gibi abinin evini mi dikizliyorsun?" Ona küçümseyici bakışlar atmaya başladım. Bunu söylemeseydim içimde kalırdı.
Bu söylediğime kahkaha attı. Kaşlarımı sinirle çattım. Komik birşey mi söylemiştim? "Buraya kadar gelmişken seni bırakacağımı zannetme. Hem belki de psikopatımdır." Belki mi?
Kesinlikle!
Dediğine omuz silkerek "Beni bırakmanı kim söyledi? Ben kendim giderim. Ayrıca belki değil gerçekten psikopatın tekisin!" dedim. Kollarımı göğüsümde birleştirerek sırtımı ağaçtan çektim. Arın'dan birkaç adım uzaklaşıp orman yoluna baktım. Yolu bilmediğimi en sonunda fark edince yüzümü buruşturdum.
Evet zeka küpü nasıl gideceksin?!
"Özgüvenini sevdim. Ama seni bırakmayacağım derken o anlamda söylemedim. Aren seni kurtarmaya gelene kadar benimlesin. Ayrıca onun evini kimse bilmez. Ben bile yeni öğrendim." Şaşkınlıkla ona baktım. Kabul ediyorum, tehlikeli bir ruh hastası mafya liderinin evine kimse gitmek istemezdi. Ona Aren için önemli biri olmadığımı sadece avukatı olduğumu söyleyecektim ki vazgeçtim. Bu adama birşey anlatmakla güzel ağzımı yormayacaktım.
Aren'in beni kurtarmak için geleceğini zannetmiyordum. Zaten onun beni kurtarmasına ihtiyacım yoktu. Kendim kurtulabilirdim. "Kardeşinden intikamını nasıl almayı düşünüyorsun? Beni öldürerek mi? Sana şunu söyleyeyim. Eğer ölürsem bu Aren'in umrunda olmayacak." Doğruları söylüyordum. Hani doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlardı? Şuan bu garip yerden kovulmak istiyorum!
Arın birşey söylemeden sağ tarafa doğru yürümeye başlayınca o tarafa doğru bakmaya başladım. Tahtadan küçük bir kulübe olduğunu görünce şaşırdım. Hiç fark etmemiştim. Arın kulübenin önünde durup bana bakmaya başladı. Elini kaldırarak gelmemi işaret etti. Yavaş yavaş yürüyerek yanına ilerledim. Bu adama her baktığımda sanki kılık değiştirecekmiş gibi hissediyordum. Bende de artık akıl bırakmadılar ki! Bir kaç haftaya akıl hastanesi yatsam şaşırmazdım. Tabi o zamana kadar ölmezsem.
"Bana daha fazla uzaylı görmüş gibi bakmaya devam edersen kendimi gerçekten uzaylı hissedeceğim." Bu söylediğine büyük bir kahkaha attım. Sanki normal biriymiş gibi konuşması komikti.
"Zaten siz iki kardeşin normal olmadığını düşünüyorum ki zaten öylesiniz," dedim. Dudakları keyifle yukarı kıvrıldı. Kulübenin kapısını açıp içeriye girdi. Ben de içeriye girdim. İçeride küçük bir şömine, şöminenin yanında iki koltuk vardı. Karşıda küçük bir mutfak, yemek için masa, ve iki sandalye vardı. Duvarlarda değişik tablolar gerçekten güzeldi. Bir o kadar da pahalı duruyorlardı. Etraftaki loş ışık insanın uykusunu getiriyordu. Ya da benim uykum geliyordu. Kulübenin içi aşırı tatlı ve sıcaktı. Yıllarca burada yaşayabilirdim.
"Aren gelene kadar burada kalacağız," dediğinde sinirle ona dalmamak için kendimi zor tuttum. Beni kaçırdı bide üstüne burada kalacaz diyor!
Cevap verme gereği duymadan eve baktım. Gerçekten çok tatlı ve güzeldi. Burada yaşamak isterdim. Keşke son günlerimi böyle kaçırılarak değilde böyle bir evde huzur içinde geçirseydim.
Kedi miyavlama sesi gelince kafamı aşağı eğdim. Ayakucumda siyah bir kedi görünce sevinçle kediye doğru eğildim. En azından kedi vardı ve Arın'a çok fazla katlanmak zorunda değildim. Kediyi dikkatlice kucağıma alarak sevmeye başladım. Onu okşadıkça ağzından hırıltılı sesler çıkıyordu. Kedinin bu hâline gülümsedim. "Arada kafamı dağıtmak için buraya gelirim. Bu da benim kedim. Adı Sassy. Onu yaralı bir şekilde bulmuştum."
Bu kediyi aşırı sevmiştim. Eve kedi almayı gözden geçirebilirdim. İşimin yoğunluğundan dolayı çok fazla düşünmeye fırsatım olmamıştı. "Sassy merhaba. Ben Sena. Tanıştığıma memnun oldum." Sassy'nin patisini nazikçe tuttum. O da bunu sevmiş gibi miyavladı. Gülümseyerek onu yere bıraktım.
Arın'a bakınca beni izlediğini gördüm. Bu biraz da olsa utanmama sebep olmuştu. "Aren'le ne gibi bir alakan var?" Neden bu soruyu sorduğunu anlamamıştım. Bana nasıl bir zarar verirse ondan intikamını almış olacağını düşünüyor olabilirdi.
"Aren'le hiçbir alakam yok." Net cevabım onun hoşuna gitmiş gibi gülümsedi. Aren'in sadece avukatıydım. O da benim müvekkilim. Ya da o, anne ve babamın katili ben de o katilden intikamını almak isteyen kadın.
Başımdaki şiddetli ağrıyla tutunacak bir yer aradım. Yanan şöminenin yanındaki koltuğa oturdum. Burnumdaki hissettiğim bir sıvıyla burnumun kanadığını anladım. Başımı hafif yukarıya kaldırdım.
Arın kaşlarını çatarak hızlıca yanıma geldi. "İyi misin? Hey! Burnun kanıyor!" Aceleyle elindeki beyaz mendili bana uzattı. Mendili alarak kanayan burnuma tuttum. Arada bir olan baş ağrım ve burun kanamam şimdi olacağı tuttu! "İyiyim." Zar zor çıkan sesime ben bile inanmamıştım. Kafamın içi zonkluyordu. "Neden birden bire böyle oldun?"
"Senin beni öldürmene gerek kalmadan ben zaten öleceğim." Bunu söylemek ve söylememek için kararsız kalmıştım. Ama söylememek için bir nedenim yoktu. Belki de bunları kendime söylüyordum. Gerçekten kabullenmek için.
Gözlerinde anlamadığım bir üzüntü geçti. Neden üzüldüğünü anlamamıştım. Zaten biraz da olsa bunu yapmak için beni kaçırmamış mıydı?
Dışarıdan gelen bir çıtırtı sesiyle ikimiz de kapıya doğru baktık. "Ben bakarım. Sen dinlen," diyerek kulübeden dışarıya çıktı. On dakika geçmişti ama Arın hâlâ gelmemişti. Fırsat anca ayağıma gelmişken kaçsam iyi olurdu. Bu adama güvenemezdim.
Koltuktaki çantamı alarak kulübenin kapısını açtım. Arkadaki kedinin miyavlama sesi gelince dışarıya çıkmadan önce kediye döndüm. "Kendine iyi bak Sassy." Tekrar miyavlayınca gülümsedim.
Daha fazla zaman kaybetmeden kulübeden dışarıya çıktım. Arkamdan kapıyı kapattıktan sonra etrafa göz gezdirdim fakat kimseyi göremedim. Hava kararmak üzereydi. Kulübeden biraz uzaklaşmıştım fakat nereye gideceğim hakkında hiçbir bilgim yoktu.
Bir saate yakındır etrafta dönüp dolaşıyordum ama hiçbir sonuca varamamıştım. Açlıktan ve susuzluktan ölüyordum! Daha zamanım dolmadan bu orman yolunda ölmezsem iyiydi. Arada baş ağrım yüzünden ağaç kenarına oturup dinleniyorum. İki dakika sonra tekrar yola devam ediyordum. Sadece ediyordum!
Tekrar iki dakika soluklandıktan sonra yola devam etmeye başladım. Hava karardığı için önümü fazla göremiyordum. Bir kaç kere beni alması için Tuna'yı aramıştım ama telefon çekmemişti. Orman yolunda biraz daha ilerlemeye devam ettim. Fakat daha yeni fark ettiğim birşey vardı. Dolaşıp dolaşıp tekrar aynı yere geliyordum! Çıldırmamak elde değildi. Yorgunluktan ayaklarım ağrıyordu. Başımın ağrısı biraz daha şiddetlendiğinde sırtımı bir ağaca yasladım.
Arın çoktan benim yokluğumu farketmiştir. Hatta şuan beni arıyordur. Çünkü neredeyse bir saattir yoldaydım. Ona yakalanmadan yola devam etmem gerekiyordu. Oflayarak sırtımı ağaçtan çektim ve yola devam etmeye başladım. Ormandan gelen kurt sesleri ürpermeme neden oldu. Hava kaç dereceydi bilmiyorum ama çok üşüyordum. Çilek kesinlikle yokluğunu anlamıştır. Keşke nerede olduğumu da anlayabilseydi. Kendi kendime anne ve babamla her zaman dinlediğimiz şarkıyı söylemeye başladım. Ne zaman korksam bu şarkıyı söylerdim.
"Sessizce çiçekler açtı.
Biri beyaz biri siyah
Ağlama bak çiçekler açtı
Çiçekler baha-"
Arkamdan gelen dalların çıtırdama sesiyle susmak zorunda kalmıştım. Arkama bakmadan koşmaya başlayacakken ayağıma dolanan bir sarmaşık yüzünden dizlerimin üzerine düştüm. Acıyla inlemeye başladım. "Benden kaçabileceğini mi sandın?" Bu sesi tanıyordum. Arın'ın sesiydi. İçimden şansıma bildiğim tüm küfürleri saydım. Kafamı yukarıya kaldırdığımda bana sinsice gülümseyen adama kaşlarımı çatarak bakmaya başladım.
"Bırak beni!" Bir yandan bağırıp bir yandan da ayağımdaki sarmaşıklardan kurtulmaya çalışıyordum. Sonunda sarmaşıkları ayağımdan çekebilmeyi akıl etmişti. "Yakın zamanda ölecek olman umrumda değil. Bunu söyledin diye sana acımıyacağım!" Sinirle dizlerimin üzerinden kalktım. Elimi havaya kaldırarak hızlıca onun yüzüyle buluşturdum. Attığım tokat yüzünden kafası hafif yana düşmüştü. İnsanlar bazen ne konuştuklarının farkına varmalıydı.
Bu pislik herifi öldürmek istiyorum!
"Bana acımanı isteyen kim?! Sen kendine bir bak! Asıl ben sana acıyorum." Damarına basmış olmalıyım ki sinirle kolumdan tutup sıktı. Kolumun acısı yüzüme yansımaması için dişlerimi sıkıyordum. Bu pislik herifin önünde acı çekmek en son isteyeceğim şeydi. "Bir daha bana tokat atarsan bunun bedelini ödersin!" Kolumu ondan kurtarmak istedim ama o daha çok sıkmaya başladı.
"Yavaş gel!" Arın'ın koluna sertçe yapışan ele baktım. Gelen ses tanıdıktı. Bu Aren'di! İlk defa Aren'in sesini duyduğum için mutluydum.
Arın'ın kolumu sıkan eli gevşeyince rahat bir nefes aldım. Aren sinirle Arın'ın kolunu sıkmaya devam ediyordu. Buraya geleceğini beklemiyordum. Doğrusu beni şaşırtmayı başarmıştı. "Hoşgeldin canım abiciğim." Arın'ın çıkan yapmacık sesine yüzümü buruşturdum.
"Eğer bir daha avukatıma zarar verirsen sonunu ben getiririm!" Aren'in söylediklerine şaşırmıştım. Benim için endişelenmiş miydi? Boynundaki belirginleşen damarları neredeyse patlayacakmış gibi görünüyordu. Bu adam beni her defasında şaşırtmayı başarıyordu.
"Ooo demek avukatın. Benim bundan daha yeni haberim oluyor," diyerek bana baktı Arın. Neden söylemedin der gibi bakınca "Bunu sana söylememi beklemiyordun herhalde?" dedim.
Arın tekrar sinsi gülümsemesini dudaklarına yaydı. "Ne o? Bir kere daha mı aşık oldun abiciğim?" diyerek bakışlarını benden çekip Aren'e yönlendirdi. Bu Aren'in son damlası olmuştu. Arın'ın sözleri kafamı karıştırmıştı. Aren önceden bir kıza mı aşık olmuştu? Bu kızı oldukça merak etmiştim. Aren'in bir kıza aşık olduğunu hayal dahi edemezdim. Her neyse. Sonuçta bu beni ilgilendirmiyordu.
Aren, Arın'ın yüzüne sert bir yumruk attı. Şaşkınlıkla geriye sendeledim. Arın patlayan dudağındaki kanı elinin tersiyle sildi. Ayağıya kalkıp hızlıca Aren'e yumruk attı. Aren yüzüne değen yumruktan fazla etkilenmiş görünmüyordu. Aren tekme atacağı sırada Arın hızlıca yok oldu. Bildiğin buhar olup havaya karıştı. Nasıl olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok ama Aren'in arkasında elinde bir bıçakla belirince ona doğru arkadan ilerlemeye başladı. Aralarında beş adım kalmıştı. Korkuyla "Dikkat et!" diye bağırdım.
Refleks mi dersiniz, yoksa aptallık mı bilmiyorum ama koşarak bıçağın önüne atlamaya başladım. Bunu neden yaptığım hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Kendimi Aren'e yaklaşan bıçağın önüne siper ettim resmen! Aklım durmuş gibiydi. Bıçak karnıma değmek üzereyken Aren hızlıca kendiyle birlikte beni kenara doğru çekti. Son anda bıçaklanmaktan kurtulmuştum.
Aren belimden tutup bana bakmaya başladı. Endişeli gözlerle bakıyordu. "Ne yaptığını zannediyorsun?" Bende bilmiyordum ki! Hem insana iyilik de yaramıyor! Gerçi o insan mı ondan şüpheliydim. Kesik kesik nefes alıp veriyordum. Şok olmuş bir şekilde öylece kalakaldım.
Daha ağzımı açıp birşey diyemeden Aren benden uzaklaşıp "Beni burada bekle," diyip buharlaşıp kayboldu. Etrafa bakınca ne Arın'ı ne de Aren'i gördüm. Az önce olanları düşününce kafayı yiyordum. Yaptığımdan pişman değildim. Ama bunu neden yaptığımı bilmiyordum! Ve gördüklerim onlar tam bir faciaydı.
Eğer o ölseydi ailemin katilini bulamazdım. Bu yüzden bunların hepsini yapmıştım. Ama o bıçak karnıma saplansaydı ve ben ölseydim işte o zaman ailemin katilini bulamayacaktın. Ne düşüneceğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Yaklaşık on dakika sonra Aren'in geldiğini gördüm. Çatık kaşlarla karşımda durdu. "Eğer bir daha böyle bir şey yapar-" cümlesini bitirmesine izin vermeden konuşmaya başladım. "Sadece müvekkilimi korudum. Hem teşekkür etmen gerekiyor."
Yüzünün az da olsa yumuşadığını gördüm. "Pek mütevazi bir insansın." Kollarımı göğsümde birleştirdim. Ona doğru birkaç adım yaklaştım. "Neden geldin?" Bu sorunun cevabını merak ediyordum. Beni kurtarmaya geleceğini hiç düşünmemiştim.
"Amacına ulaşmadan ölmene izin veremem çünkü?" Bunu söylerken yakın zamanda öleceğimi unutmuş olamazdı. "Nereden çıkardın birşeyin peşinde olduğumu?"
"Birşeyin peşinde olmayan birinin ve aynı şekilde yakın zamanda ölecek birinin mafya liderinin avukatı olup da zamanını harcayacağını düşünmüyorum." Zeki adamdı. Ona neyin peşinde olduğumu tabiki de söylemeyecektim. Rahat bir tavırla ona bakmaya devam ettim. Zamanı gelince zaten kendisi de öğrenecekti.
"Belki ruh hastasıyımdır. İnsanları bu kadar çabuk yargılama." Kınayan bakışlarımı ona yolladım. Tek kaşını alayla havaya kaldırdı. Dudağının kenarı tembelce kıvrıldı. Elini pantolonunun cebine sokup bana doğru adım attı. Üzerime üzerine gelmeye başlayınca geri adım atmaya başladım. Fakat lanet olası ağaca tekrar sırtım değdi. Bugün ağaçlarla yıldızlarımız barışmamıştı. Tek elini kaldırarak kafamın yanındaki ağacın gövdesine koydu. "Bunu sen mi söylüyorsun?'
Ne söylüyordum ben! Allah aşkına burası neden bu kadar sıcaktı!
Yutkunarak "Ne söylüyorum?" dedim. Heralde şuan beynimi koparıp almış olabilirlerdi. Okyanus gözlerine tekrar bakınca burnuma çikolata kokusu geldi. "Sen daha iyi biliyorsun."
"Neyi daha iyi biliyorum?" İçimden kendime binlerce beddua ettim. Bu adamın karşısında böyle savunmasız hissetmek canımı sıkmıştı. Kahkaha atmaya başladığında benimle dalga geçtiğini nihayet anlayabilmiştim.
Kendini beğenmiş ukala! Gücümün yettiği kadarıyla göğsünden ittim. Hafif geriye sendelendi. "Bunu sana ödeteceğim Aren." Yüzüne doğru bağırdım. Bunu yapacaktım. Benimle dalga geçmek neymiş gösterecektim.
Yüzünde anlamadığım bir ifade geçmeye başladı. "Bekleyeceğim avukat hanım," dedi. Söylediğini kendi içinde sindirmeye çalışırken karnımın gurultu sesi kulağıma geldi. Gerçekten acıkmıştım.
"Yemek yiyebilir miyiz? Açlıktan gebermek üzereyim." Şu olanları bir süreliğine unutmak için yemek yemeliydim. Yoksa bu adamı yiyebilirdim açlıktan. Bu söylediğimi hiç beklemediği yüzünden belliydi. Kahkaha atarak kafasıyla beni onayladı. "İstemem istemem. Sen beni yemeden hemen yola koyulalım."
Aklımdakileri mi okumuştu? Kaşlarımı sinirle çatarak "Aklımı okumazsan olmaz sanki." Bu söylediğim onu iyice eğlendirmişti. Normal bir insan olduğunu düşünmüyordum. Çünkü normal bir insanın yapamayacağı şeyleri yapıyordu. Bunları benim yanımda rahat yapabilmesi merakımı daha çok uyandırıyordu.
"İnsan değilsin değil mi?" Merakıma yenik düşmüştüm. "Sayılır." Belli belirsiz cevabının ne anlama geldiğini merak etmiştim. Nasıl biriydi, kimdi? Merakım yüzüme yansımış olacak ki "Sorularını sonraya sakla," diyerek yanımdan geçti. Daha fazla sorgulamadan ben de ilerlemeye başladım. Şimdi soracaksınız nasıl bu kadar normal karşılayabiliyorsun?
Bilmiyorum ama bu adamda anlamadığım şeyler vardı. Kendimi onun yanında garip hissetmiyordum. Sanki yıllardır tanıyormuşum gibi hissediyordum. Bu kadar değişik bir adam olması garip gelmiyordu. Onun için de böyle olduğunu düşünüyordum. Çünkü o da bana karşı rahattı. Belki de ben öyle düşünüyordum.
Efsanelere inanır mısınız bilmem ama ben inanırdım. Bana her zaman ilgi çekici gelmişlerdir. Belki de bu adam efsanelerden çıkmış gibi olduğu için ilgimi çekiyordur. Hâlâ günümüzde insanların dilinde olan bir efsane vardı. Gerçekten hoşuma giden bir efsaneydi. Efsanenin adı Çiçeklerin Hayali'ydi.
Juno adında bir prenses vardı. Prenses doğduğundan beri kalp yetmezliği hastalığıyla uğraşıyordu. Kral Eldon kızının rahatsızlığı yüzünden ne yapacağını bilemez. Dünyanın her bir yerine götürdüğü doktorlar bile çare bulamamıştı. İksirler, büyüler bile prensesin kalbine çare olamamıştı. Juno artık hastalığını kabullenmiş ölmeyi bekliyordur.
Çiçeklerin hayali zamanı gelmişti. Halk tarafından baharı müjdeleyen mevsimin geliş adıydı. Prensesin en sevdiği zaman Çiçeklerin Hayali zamanıydı. Fakat prensesin bilmediği birşey vardı. Çiçeklerin Hayali zamanı onun lanetli zamanı oldu.
Kralın kızını öldürmek isteyen Boris ansızın bir gece ülkeye savaş açtı. Boris eski tahtın başındaki ölen babasının intikamını almak istiyordu. Çünkü kral Eldon tahta geçebilmek için dostunu öldürmüştü. Boris yıllarca bu savaş için hazırlanmıştı. Prensesi alıp öldürecekti. Çünkü kralın canını ancak böyle yakabilirdi. Halk ansızın gelen bu savaş karşısında ne yapacağını şaşırmıştı. Boris kendi tarafına çektiği halkla savaşa başladı.
Muhafızlar tarafından korunan prensese ulaşmıştı. Muhafızları tek başına öldüren adam güçlüydü. Sonunda kalp hastası prensese ulaşan Boris intikamını almak için yanıp tutuşuyordu. Korkudan tir tir titreyen prensesi gören Boris o an kararını sorguladı. Yıllardır beklediği an gelmişti. Kararını sorgulayacağı aklının ucundan dahi geçmezdi. Ama bu kız ona kararını sorgulatmıştı.
Öleceğini bilen prenses sadece bu Çiçeklerin Hayali zamanını yaşamak istiyordu. Bunu Boris'e söylediğinde adam kendinden beklenmedik birşey yapıp kabul etmişti. Prensesi alıp kendi sarayına götüren adam günler sonra bu kıza aşık olduğunu fark etmişti. Fakat prenses için öyle söylenemezdi. Babasının katiline aşık olmak onun için zaten ölümden farksızdı. Ama onun için de pek farklı olmadı. Zamanla bu adama aşık olmuştu.
Prensesin ölme zamanı geldiğinde hastalıktan gözlerini açamaz olmuştu. Kızın öldüğünü düşünmeye katlanamayan adam ne yapacağını bilmiyordu. İkisi de birbirine aşık olamazdı. Olmamalıydı. Birbirlerinde nefret ediyor bir o kadar da birbirlerini seviyorlardı. Nefret ve Sevgi...
Bu yaşananlara dayanamayan prensesin kalbi bir gece ansızın durmuştu. Bir tek kızın değil o gece adamın da kalbi durmuştu. Artık kalbi aşık olduğu kadın için atamayacaktı. Çünkü aşık olduğu kadının kalbi durmuştu. Onun kalbinin atmasına ne gerek vardı?
Aşık olduğu kadını yatakta cansız gören adamın dünyası başına yıkılmıştı. Hayat onun için durmuştu. Herşey durmuştu. Onun için atan kalp durmuştu.
Ölen prensesin yastığının başında gördüğü kağıdı açan adam gözyaşları artık alamaz olmuştu. Tükenmişti. Benim için yaşa...
Kağıtta bu yazıyordu. Adam nasıl yaşayacaktı? Aşık olduğu kadın olmadan nasıl nefes alacaktı? Bu kabul edilemezdi. Bu bencillikti. Hani derler ya kalana mı zor yoksa gidene mi? Bence gidene zordu. Yaşanmış veya yaşanamamış zamanları bırakıp gitmek kimse için kolay değildi.
Boris aşık olduğu kadın için yaşamaya çalışmıştı. Her Çiçeklerin Hayali zamanı aşık olduğu kadının mezarına gider ve birer çiçek koyardı.
Tekrar hatırladığım bu efsane yüzüme buruk bir tebessüm yayıldı. Kafamı sağa çevirdiğim de Aren'in bana baktığını gördüm. Bu utanmama neden olmuştu. Aklıma gelen bir soruyu sordum. "Çiçeklerin Hayali efsanesini biliyor musun?" Biliyor mu diye merak etmiştim. Onun hakkında nedense birşeyler bilmek istiyordum.
"Evet, biliyorum. Neden sordun?" Bilmesine şaşırmıştım. Böyle efsanelerle ilgilenecek bir adama benzemiyordu. Gerçekten beni şaşırtmaktan bıkmayacaktı. "Hiç öyle aklıma geldi." Hiç kelimesini uzatarak söylemiştim.
"Sence Boris için mi zor yoksa Juno için mi?" Ani sorusuna şaşırmıştım. Yine! Düşünür gibi başka tarafa baktım. Bu sorunun cevabını biliyordum. "Bence gidene zor. Yaşanmış birsürü şeyi bırakıp gitmek eminim ki kimse için kolay değil. Sence hangisi için zor?" Verdiğim cevap karşısında anlamadığım bir şekilde kaşları çatıldı. Neden sinirlenmişti?
Vereceği cevabı merak etmiştim. "Geçmişte yaşananlar kalan kişiye bulaşır ve asla gitmez. Ölümcüldür. Giden herşeyi geride bırakıp gider ama kalan geçmişle beraber kalır. Geride kalan kişi ne yapacağını bilemez. Adeta boğulur." Bunları söylerken sanki geçmişte birşey hatırlamış gibiydi. Acaba aşık olduğu kızla ilgili olabilir mi diye düşündüm. Söylediklerinden etkilenmiştim ama hâlâ düşüncemin arkasındaydım.
"Sevgili müvekkilim sizi sinirlendiren biri varsa söyleyin hemen dava açayım." Ortamdaki gergin hava dağılsın diye alayla konuştum. Bunu farketmiş olacak ki dudakları yukarıya kıvrıldı.
"Sevgili tutsağım size dava açılmasına dayanamam," dediğine sinirle kaşlarımı çattım. Çok bilmiş konuşması varya! Sinirimi bozuyordu!
"Beni bu kadar çok sevdiğinizi bilmiyordum." Sahte bir gülümseme takınıp yürümeye devam ettim. Arkamdan kahkaha attığını duydum.
Araba iyiki uzakta değildi. Çünkü yürümeye bile halim kalmamıştı. Arabaya binince gözlerimi yorgunlukla kapattım. Uyku beni yavaşça içine çekmeye başladı. Uykuya tam dalmadan önce Aren'in sesini duydum.
"Neden ona bu kadar benziyorsun?"
Kime?