Taylor Swift - Anti-Hero
(Eftalya'dan)
Varis hafif yeşile çalan gri gözlerini ölümü andıran siyah duvarla buluşturmuştu. Yaklaşık 20 saniyedir duvara ölümü arzuluyor gibi bakıyordu.Bana bakmıyordu , korkmaya başlamıştım. Sahi ölüm nasıl arzulanırdı ki ?Ben hiçbir zaman ölümü arzulamamıştım. Elimde istediğim her şey vardı ya da en azından ben öyle sanıyordum. Varis için hayat benimki kadar şanslı olamamıştı. O sadece bir gecede her şeyini kaybetmişti . Ailesini ,evini , oyuncaklarını yani bir çocuk neye değer verebilirse onlar Varis'in elinden alınmıştı. Peki o bunu hak edecek ne yapmıştı? Sadece çok sevmişti , her şeyi çok sevmişti ve tek suçu buydu. Nehir de çok sevmişti yaşamayı . Biri öldü , diğeri ölmeyi arzulayacak duruma geldi. Varis'in böyle olmasına katlanamıyordum , onu böyle görmeye dayanamıyordum ama bu onun geçmişini değiştirmeye yetmiyordu. Onun üzülmesini istemiyordum ama nedenini asla bilmiyordum. Gözünden bir yaş aksa kendimi o gözyaşında boğmak istiyordum ,adeta kahroluyordum. Sayi neydi bu ona olan merhametimin kaynağı , sadece ikimizin de yaraları olması mı? Hiç sanmıyordum ;başka şeyler vardı , daha güçlü bağlar.Sandığımdan çok bağlantımız vardı sanırım , bildiğimden çok. Varis gözlerini bir anda bana çevirdi ve ben utancımdan gözlerimi kaçırdım. Ona bakamıyordum , yaşadıkları sanki benim suçummuş gibi üzerime alıyordum. Normale göre kalın olan dudaklarını bir şey söyleyeceği belli olan bir biçimde aralayıp son saniye vazgeçmişti. Bana güvenmiyor muydu yoksa? Saçmalama Eft , tabiki yani yüksek ihtimalle bana güvenmiyordu çünkü kimse bana güvenmezdi . Babam güvenmezdi çünkü erkek değildim , abim güvenmezdi çünkü tahtında gözüm olduğunu düşünürdü, annem bile güvenmezdi çünkü babamı öldürmek istediğimi düşünüyordu. Ve diğer insanlar güvenir miydi bilmek bile istemiyorum, açıkçası çok da umrumda değildi. Artık hiçbir şey umurumda değildi ama sadece Varis'in üzülmesini istemiyordum. Ona bir şey olması canımı sıkıyordu. Varis en sonunda hayattan bıkmışcasına çıkan bir ses tonuyla aşağı inmemiz gerektiğini yoksa kahvaltıyı kaçıracağımızı söyledi. İkimizin de kahvaltı umurunda değildi , sadece eğer inmezsek aşağıdakiler bir şey olduğunu anlayacak ve bizi sıkıştıracaklardı. Ayrıca mutlu aile tablosunu bozmamız da yasak gibi bir şeydi yani kısaca inmek tercih meselesi değil mecburiyetti. Yüzümdeki somurtmayı kaldırmaya çalıştım ama içimden gelmiyordu işte. Yüzümü yıkadıktan süre bir süre aynayla bakıştım, kimdim ben ya da kim olmuştum . O masum Eft nerdeydi? Sanırım bunu düşünmeye bile vaktim yoktu . Yüzüme hafif bir makyaj banyodan çıktım ve Varis'in yanına ulaştım. Elini tutup onu güvende hissettirmeye çalıştım ve çaktırmadan yüzüne baktım. İlk başta istemsizce şaşırmıştı ama sonra bozuntuya vermedi herhalde. Odanın kapısından çıktığımızda ikimizin de yüzü gülüyordu, rol yapmak zorundaydık çünkü zayıf yanlarımız ortaya çıktığında ölürdük. Bunu ikimiz de bildiğimizden konuyu değiştirip konuşmaya başladık.
-"Cumartesi bizim kızlarla çıkacağım sorun olur mu?" Annem hep babamdan izin alırdı. Ne kadar saçma olsa da babam kocandan izin aldın mı diye soracağı için izin almak zorundaydım. Mal gibi sanki kocamın malıymışım gibi.
-" Bilmem olur mu? Bence buna kendin karar verebilirsin. Baban izin falan isterse sana her zaman iznim var ki izne gerek yok . Tamam mı ? Bundan sonra izin falan istersen bozuşuruz prenses." Çok tatlıydı, gerçekten içime sokasım geliyordu o kadar tatlıydı ki.
-"Eğilmeyin de tacınız düşmesin beyefendi." Gurula dolmuştu içim. Sırıtarak bana baktı.
-"Ben taçsız prens oluyorum hanımefendi." İstemsizce kıkırdamıştım. Gülümsemem merdivenlere vardığımızda istemsizce solmuştu.
Merdivenlerden indik ve salona giden koridorun sonunda şu anki ruh halimizi bırakıp salondaki sandalyelere oturduk. Abim her zamanki gibi bizi süzüyordu. Varis'in canını sıkmak istiyordu , onu bu evde istemiyordu , bu ailede olmasını yani kısaca rakibi olmasını istemiyordu. Kral olmak istiyordu ve önüne çıkan tüm engelleri kendi elleriyle yıkardı ki zaten babasının onu seçeceği çoktan belliydi. Onun tek isteği güç ve paraydı ve bunun için adam bile öldürebilirdi. Seri katil bile olabilirdi , kitaptakiler gibi olamazdı çünkü onlar genellikle iyi insanlar olurlardı. Salih yani abim sadece parayı seviyordu . Para için götünü verebilecek insanların en başında gelebilirdi. Evet abimi sevmiyordum , babamı da sevmiyordum. Sahi bu evde kimi seviyordum? Ya da kimler beni seviyordu? Babamın istediği gibi bir evlat hiçbir zaman olamadım. Çünkü ona göre kız olmak için fazla zeki ve asiydim .Babamın kafasındaki mükemmel erkek çocuğuydum ama erkek de değildim. Bu yüzden babamın mükemmel kız çocuğu tanımına uymaya çalışıyordum. Nehir gibi her gün alışverişe çıkıyordum , yemek yapmaya çalışıyordum ve ne kadar babamın çalışmama izin vermeyeceğini bilmeme rağmen üniversite okuyordum. Gerçi artık okula da gitmiyorduk, babam diplomalarımızın elimizde olacağını ve artık okula gitmemize gerek olmadığını söylediğinde onu reddetmedik. Kraliyet torpili işte. Annem ise her zaman hanım hanımcık bir kız olmamı istemişti fakat öyle de olamamıştım. Bilin bakalım kim öyle olmuştu? Tabiki Su ve Ablam. Ben hep istenmeyen çocuktum ama dışarıdan bakınca da babasının prensesi şımarık prensestim. Çok garipti değil mi? Bence değildi. Yaklaşık otuz iki saniye sonra sahte bir gülümsemeyle herkese teker teker selam verip masadaki yerimize oturmuştuk. Herkesin gözü üzerimizdeydi ve ben Su'ya bakıyordum. Bir anda Su bulanıklaşmaya başladı ve yavaş yavaş silikleşti . En sonunda ise etraf
🔥🌊🔥
(Varis'in ağzından)
Birden Eftalya kafasını boş olan tabağına gömünce şaşırmıştım .İki ihtimal vardı ya kafayı yemişti ya da bayılmıştı . Bayıldığını anladığımda herkes çok panik olmuştu ve sakin olmaları gerektiğini söyledim. Eftalya'yı kucağıma aldım ve salondan çıkıp koridorun sonundaki daha büyük olan koridordan geçip sağdaki oturma odasını anımsatan odadaki deri koltuğa Eftalya'nın narin bedenini bıraktım. Bileklerine kolonya sürdükten sonra kolonyanın o keskin kokusu içimi sarmıştı. Bir an ne yaptığımı sorgulayıp Eftalya'yı yeniden kucağıma aldım. İstemeden panik olmuştum , normalde böyle olmazdı yani bu kadar panik olmazdım. Evdeki o uzun koridordan çıkıp evin büyük kapısını açtırdığımda peşimde orduyu andıran kraliyet ailesi vardı. Arabayı açtım ve Eftalya'yı arkadaki siyah deri koltuklara bırakıp ön koltuğa geçtim. Şu an hiçbirine bir şey açıklayacak ya da hesap verecek halim yoktu. Arabayı çalıştırdım ve buraya en yakın olan hastaneye ortalama kaç dakikada gidebileceğimi hesaplayacaktım ki Meryem Ana arkamdan bağırıyordu :
-"OĞLUM DUR EVDE DOKTOR VAR GİTME HASTANEYE !"
Siktir, o kadar zengin oldukları bir an aklımdan çıkmıştı. Arabadan indim ve Eftalya'yı yeniden kucağıma alıp gerisin geri oturma odasını andıran odaya geri gittim. Ve Eftalya'yı odadaki deri koltuğa bıraktım. Enayiydim gerçekten. Eftalya'yı koltuğa bırakmamın ardından odaya beyazlığını kahverengimsi kahve lekeleriyle bozan önlüğüyle bir kadın girmişti. Adının Yeliz olduğunu öğrendiğim doktor önce nabzını kontrol etti ve sonra sakin olmamız gerektiğini söyledi. Bir anda Eftalya adımı mırıldanmaya başlamıştı. Hemen yanına diz çöktüm :
-"Eftalya , burdayım sevgilim yanındayım ."
Sevgilim dediğim anda gözlerini açmıştı . Kendine gelir gelmez adımı söylemesi içimde tanımlayamadığım bir his uyandırmıştı. Bu hissi tanımlayacak kadar deneyimim olmamıştı şu hayatta . Ama içimi bir hoş etmişti. Hep hissetmek hissedeceğim cinstendi. Eftalya yorgun bir şekilde Su'yu sordu. Su'yu ne yapacağını anlamamıştım. Su ile ilgili içinde kötü bir his olabilirdi ama bunun nedenini şu an o bile bilmiyor olabilirdi. Boşuna yer kaplamamak için ayağa kalktım ve yaklaşık 3,5 adım geri çekildim . Benim geçtiğim yere ise Su diz çöküp ablası ile konuşmaya çalıştı:
-" Ne oldu ablacığım söyle bana." dedi.
-" Seni uzun zamandır çok ihmal ediyorum , alışverişe gidelim mi?" dedi.
-" Abla saçmalama hastasın sen ne alışverişi, söz sen iyileşince gideriz." dedi.
-" Beni alışveriş iyileştirir." dedi gülüşünü yediğim kadın.
Hemen itiraz ettim:
-" Hayır bugün evde kalıyorsun ve sana ben bakacağım , iyileşmen uzun sürmez zaten 1-2 gün evde kalmalısın ." dedim.
-" Sen alışveriş misin Varis?" diye karşılık verdi Eftalya. Bozulsam da belli etmemiştim.
- " Doktor Hanım da çıkmana izin vermeyecektir değil mi?" diye sordum.
-" Evet, 1-2 gün evde dinlenseniz çok iyi olur Prensesim ." diye yanıtladı.
Prensesim ne ya o sadece benim prensesim olabilir. Evet biraz abarttım ama olabilir öyle şeyler bazen. Kıskanmış mıydım? Kesinlikle.
Eftalya'yı zorla da olsa ikna edebilmiştim ve onu odaya kadar götürdükten sonra mutfağa indim.
Yemek yapmayı hep çok sevmiştim , beni kısa bir süre de olsa gerçek dünyadan uzaklaştıran şeyleri çok severdim ve buna yemek yapmanın dışında kitap okumak veya arada bilgisayarda kısa öyküler yazmak da dahildi. Hayattan kısa süre bağlantımı koparmak iyi geliyordu. Eftalya'nın bayılma sebebi halsizlik olduğu için ona çorba yapmak istemiştim. İçi ısınırdı belki , bu bile benim için yeterliydi. Mutfaktaki ocakları görünce duraksadım ve yutkundum. Koskoca sarayın mutfağında elektrikli ocak yok muydu. Başka bir mutfakları mı vardı yoksa? Mutfaktaki baş aşçı olan Mehmet amcaya sordum:
-" Mehmet amca sarayda elektrikli ocak yok mu?"
-" Oğlum siz geldikten sonraki gün Savaş Bey'in emriyle hepsini depoya indirdik .
Biliyordu, benim yemek yapmayı sevdiğimi de biliyordu ve buraya ineceğimi de biliyordu sadece benim buraya ait olmadığımı ve gitmem gerektiğini göstermek istiyordu. Ama ben bu ucuz numaralara kanacak biri değildim. Gülümsedim ve birinin depodaki ocaklardan birini buraya getirtmesini rica ettikten sonra biraz bekledim. Bir ocak ne kadar sürede monte edilebilirdi ki?
İsteğimin yapılmasından tatmin olduktan sonra teşekkürlerimi sunup ,kulaklığımı taktım ve müzik listemden rastgele bir şarkı açtım . Anti -Hero gelmişti. Yapmak istediğim mantar çorbasına başladım. Eftalya ile zevklerimizin aynı olmasını umuyordum. Mantarları doğradıktan sonra akşam yemeği listesini Mehmet amcaya vermeye gelen Meryem Ana içeri girdiğinde beni gördüğüne şaşırmış gibiydi. Şarkıyı durdurup kulaklığımı çıkardım.
-" Oğlum ne yapıyorsun burada, istediğin bir şey varsa söyleseydin bana ben Mehmet Bey'e söylerdim yapardı." Bana gösterdiği şefkat içimi ısıtıyordu ve gülümseyerek onu yanıtladım.
-" Yok Meryem Hanım , ben Eftalya için çorba yapmak istedim sadece ." diye yanıtladım.
-" Meryem Ana değil miydi adım , ayrıca Eftalya çok sever mantar çorbasını iyi düşünmüşsün. " dedi.
İçim bir hoş olmuştu , bu hissi son zamanlarda her zerremde hissetmek hoşuma gidiyordu.
-"Teşekkür ederim Meryem Anacığım ." diye yanıtladım utanarak.
Gülerek:
-" Ha şöyle, neyse ben seni rahatsız etmeyeyim listeyi şuraya koyuyorum Mehmet Bey'i görürsen söylersin. "dedi.
Bu kadın çok tatlıydı ve şu sarayda çocuklar harici tek masum insan oydu bence. Kalbinin içini görebiliyordum . Anneme kavuşmuş gibiydim. Cümleyi içimde tekrar ettiğimde donuklaştım. Annen gelmeyecekti Varis , anla artık şunu. Şarkı arkada çalmaya devam ediyordu:
It's me, hi, I'm the problem, it's me
It's me, hi, I'm the problem, it's me
It's me, hi, everybody agrees, everybody agrees
Sorun hep bendim ve herkes buna katılıyordu.
Uzun bir uğraş sonunda çorbayı iki kaseye doldurdum ve iki tane kaşık alıp kimseye görünmeden odaya çıktım. Eftalya telefonuyla ilgileniyordu ve biraz kızgın gibiydi.
Eftalya geldiğimi anlayınca gözlerini bana dikti ve en sonunda telefonu bana çevirerek bağırdı:
-"Varis bu ne?"dedi.
Eftalya'yı kucağıma aldığım anın fotoğrafı magazine düşmüştü ve twitter da tt olmuştum. Hassiktir diye bağırdım. İşte şimdi sıçmıştık.