Minik Varis elindeki mavi yani onun deyişiyle gökyüzü kalemini minik eline sıkıştırdı ve önündeki boş kağıda bir şeyler karalamaya başladı : Hayallerini ,umutlarını , geçmişini ,geleceğini çizmeye çalışıyordu. Çizerse geçecek gibi geliyordu , annesi ona hep öyle söylerdi. Annesi ona yalan söylemezdi değil mi? Anneler yalan söylemezdi çünkü , ne olursa olsun yapmazlardı. Anneler melekti çünkü , Varis'in annesi öyleydi en azından . Bir gün geri gelecekti değil mi? Beklerse gelir miydi? Onu çizerse çizimini görmek için onu görmek için gelir miydi? Ne yaparsa yapsın annesi gelmeyecekti , gelemeyecekti. Ama Varis bunun umuduyla büyüyordu , büyümeye çalışıyordu. Varis gökyüzü kalemiyle önce kocaman bir gökyüzü çizdi. Karmakarışık mavi çizgiler onun için gökyüzüydü. Sonra beyaz kalemini aldı eline , iki tane "m "çizdi buruşmuş kağıda. Sonra sırıtarak çizdiği martılara baktı. Sonra turuncu kalemi aldı ve mavi çizgilerin arasına iki tane çöp adam çizdi , birinin eteği vardı. Sonra üzerlerine kıyafet çizdi , annesinin üzerine yeşil bir elbise çizdi , babasına ise her zaman giydiği takım elbisesiyle çizmişti. Annesine bakıp gülümsüyordu. Annesi de babasına öye bakıyordu. Birbirlerini çok seviyorlardı ve bu büyük bir gerçekti ama çocuklarını daha çok seviyorlardı. Varis onlara bakıp gülümsüyordu. Saçları annesinden geliyordu , annesi gibi kıpkırmızı saçları vardı . Fakat gözleri annesinin aksine babası gibi elaydı . Anne ve babasının sağına ve soluna iki " yarım m" yerleştirdi. Bunlar onun için kanattı. Sonra kağıdın en altına kahverengi kalemiyle bir çizgi çizdi, bu toprak anlamına geliyordu. Yamuk çizginin üzerine bir tane daha çöp adam çizmişti , bu sefer çizdiği diğerlerinden daha küçüktü ve aynı ona benziyordu , kendini çizmişti. Küçük bir çocuk gülümseyerek onlara el sallıyordu , yerde de bir bebek vardı. Bebekten kastım bir küçük bir daha büyük iki oval yuvarlağın birleşimiydi. Kardeşi yani Rüya ve Varis melek olan ailesine el salııyordu. Sonra kağıdın tam ortasına beyaz bir çizgi çekti. Bu çizgi onları birbirinden ayırmıştı. Anne ve babası o çizginin gerisine hapsolmuştu. Çocuklarına ulaşamıyorlardı , ulaşmaya çalışıyorlardı , Varis ise tam olarak o çizginin aşılmasını bekliyordu işte, o çizgi aşılırsa bir daha canım yanmaz diyordu , bir daha kimse bana zarar veremez diyordu , kardeşimi bulurum diyordu. O kağıt onun için bir kağıt parçasından fazlasıydı. Onun umuduydu , geçmişiydi, hayali , geleceği yani kısaca her şeyiydi o kağıt parçası . Bitirdiğine emin olduktan sonra elini ranzanın altındaki çürümeye yüz tutmuş , ceviz ağacından yatağın altına sokru ve uzun ir kutu çıkardı , gökyüzü rengiydi kutu. Kutunun kapağını açtığında içindeki aynı 188. resmi çizmiş oldu. Tam olarak 188. Günüydü bugün ve her gün git gide umudu azalıyordu , inancını kaybediyordu .Kurtuluş ona uzak geliyordu ama inanmak zorundaydı. Herkes uyuduğundan ses çıkarmadan elindeki gaz lambasını söndürdü ve kutuya resmşini koyup kutuyu eski yerine koydu. Ardından kendini yatağına fırlattı ve yine aynı rüyayı göreceğini bilerek uykuya daldı. Her zamanki gibi o günü görecekti , canı yanacaktı ama kimse umursamayacaktı. Çığlık atacaktı ama kimse duymayacaktı. Kaderi buydu çünkü , sahi ne yapmıştı da bu yaşında bunları yaşamıştı? Neden bu yaşında bunca olay yaşayıp bunların yükünden kurtulamamıştı? Ne sebep olmuştu buna? Belki de onun sınavı buydu. Tanrı ona bu sınavı vermişti değil mi? Eğer bunlara katlanırsa kazanacaktı. Ailesine kavuşacaktı , her şey eskisine dönecekti . Varis bunun için yaşamak zorundaydı. Kendi için değil ama ailesi için yaşamak zorundaydı. Yaşamaktan zevk almıyordu, sadece nefes alıyordu. Bazen Füsun ve Aras ona destek oluyordu , Elif konuşamıyordu ise , travması ona bunu katmıştı. Ne kadar konuşturmaya çalışsalarda babası annesini gözleri önünde vahşice katlederken sadece onları izlemiş ve tek kelime edememişti zavallı. Her şey zordu , hepsi için ama beraber üstesinden geleceklerdi. Gelmek zorundalardı, Varis ise bebekler gibi uyuyordu , yarınlar olmayacakmış gibi.
(Günümüz / Varis'in anlatmıyla)
Devasa odanın içinde gergin bir biçimde hızlı ayılabilecek adımlarla tur atıyordum , adeta parkeleri tokatlıyordum. Çok gergindim , Eftalya da benden farksızdı ve aramızdaki tek fark onun yatağın kenarına oturup düşünmeye çalışmasıydı. Yatak gerçekten büyüktü , içine 4 kişi rahat sığardı . Odada tur atarken iyice inceleme fırsatım olmuştu , odası dairemle neredeyse eş büyüklükteydi. Tabiki prensesin odası daha büyüktü. Bunu asla haketmediklerinin farkıdnaydım. Mantıklı düşünemiyordum, dikkatim dağılıyordu ve düşünmeye çalışıyordum.
- "Ne bok yiyeceğiz şimdi?" Ses tonum ne kadar gergin olduğumu yeterince belli ediyordu . Bir şeyler mırıldandı ve kaz tüyünden yastığını dizlerinin üzerine koyup kafasını üzerine gömdü , bir şeyler düşünmeye çalıştığı aşikardı . Ben ise sadece duvarı izleyebiliyordum şu an .Beyaz duvarlar gerçekten odaya farklı bir hava katıyordu. Bir yandan dikkatimi dağıtıp konuyu unutmak istiyordum ama bir yandan da unutursam daha kötü olacağını biliyordum , bir şey yapmamız gerekiyordu. Düğünü ertelememiz en azından. Bizimkilere ne açıklayacaktım? Füsun bu sefer beni öldürecekti , net öldürürdü yani. Kral bozuntusu neden böyle bir olaya kalkıştı ki anlamıyorum. Daha kimseye açıklamamışken pat diye basına haber salması hiç iyi olmadı. Belki de bana inat yapıyordu bilmiyorum ama benimle bir sorunu vardı. Bunu anlayabiliyordum ve bu sorunun sebebini bulmadan durmayacaktım. Ayrıca intikam almak da farz oldu bunu yazdım bir yere.
-" Bilmiyorum " diye mırıldandı Eftalya ,bana karşı mahcuptu ama onun yaptığı bir şey yoktu ki, babasının suçundan dolayı ona kızacağımı falan düşünmüyordu değil mi ? Ve bir anda biz düşünürken biri kapıya tıkladı:
- " Girebilir miyim?" dedi zarif bir ses. Bu ses Eftalya'nın ablası Funda'nın sesiydi. Kavga sırasında sesi böyle zarifçe çıkmamıştı ama neyse , susmam gerekiyordu.
İçeri girdi ve bizim dik bakışlarımızdan rahatsız olduğundan olacak ki hemen lafa girdi:
- "Babam aşağıda sizi bekliyor bir konu hakkında konuşacakmışsınız galiba." Sesinde ima vardı , ablasının kötü biri olduğunu sanmıyordum. Sadece bana güvenmiyor gibiydi yani kardeşini koruma içgüdüsü.
-" Tamam abla beş dakika sonra ordayız." dedi Eftalya sanki ablasını kovarmışçasına . Ablası bozuntuya vermeden kafasıyla onu onaylayıp usulca odadan çıktı.Ablası çıktıktan sonra hemen lafa girdim:
- " Benim o adamla konuşacak hiçbir şeyim yok." diye fısıldadım biraz kızgın vegayet emin bir tavırla.
-" Farkındaysan o adam dediğin benim babam." dedi aynı tonda.
-" Bir kez daha kavga çıkarsa bu sefer alttan almam." dedim net bir tavırla. Ağırlığımı ortaya koymam gerekiyordu değil mi?
-"Sanki daha önce aldın ." dedi ne demek alttan almadım? Eftalya gerçekten çok komikti ama kendisi gülmemişti.
-" İnan bana alttan almasam şu an saraydan kovulmuştum." diye yanıtladım kendimden emin bir şekilde ve Eftalya bu muhabbetten sıkıldığını belli edecek bir biçimde :
-" Artık aşağı mı insek? Sıkılmaya başladım sohbetinden" dedi . Onu sinirlendirmek istedim ve ona yaklaştım. Ellerimi beline koydum ve sırıttım:
-" Haklısın , susarak daha güzel şeyler yapabiliriz prenses ." dedim , biraz kızmıştı galiba. Kızdığını anlamam bir tokatın yüzüme çarpma süresi kadar sürmüştü. Buna değerdi , yeterince eğlenmiştim.
-" Varis gebertirim seni uslu dur ." dedi sinirli bir şekilde.
-" Sakin ol güzellik şaka gül diye , ayrıca artık aşağı inmeliyiz yoksa baban bizi saraydan sürecek. " Konuyu kapatmaya çalıştım ve Allah'a şükür o da beni kırmadı. Uzun , karmaşık ve göz kamaştıran koridoru geçtikten sonra altın varaklı ve şarap kırmızısı halısı olan merdivenlerden aşağı inmiştim. Çocukları yeniden ortalıkta görememem beni huzursuz etmişti. Çünkü eğer ortalıkta çocuk yoksa malesefli bu demek oluyordu ki yine bir olay çıkacaktı. Çünkü anlam veremeyeceğim kadar tuhaf bir biçimde Savaş Bey torunlarına önem veriyordu ve böyle olaylardan kesinlikle uzak tutuyordu. Kız torunlarına o kadar önem vermiyordu ama bunu umursamamıştım. Gerçekten şaşırmıştım hatta tuhaf bir biçimde duyguları olduğunu bile düşünmüştüm bir an. Savaş Bey ve duygular , gerçekten ikisi bir araya asla gelmesi imkansız olacak şekilde güzeldi. Bu sefer aşağıda Salih'in karısı Umay da vardı. . Siyah uzun saçları ipek gibi beline dökülüyordu, hafif dalgalı saçlaarı zümrüt yeşili gözlerini açığa çıkarıyor adeta karanlık gecede ay gibi parlıyordu.Saçları çok bakımlıydı ve bunu ben bile anlayabiliyordum. Üzerinde gözlerinden daha koyu olmasına rağmen gözlerini aratmayan yeşil renkli uzun bir kazak giymişti, altında ise deri bir pantolon vardı.Garip bir biçimde o kadından haz etmiyordum. O kadında bir şeyler vardı ama neydi asla bilmiyordum. Kadını tanımıyor olabilirdim belki ama böyle şeyleri önceden sezerdim. Yani Füsun sezerdi o seziyorsa bende seziyor olmalıydım. Aşağı indiğimizde hepsi sakin bir biçimde koltuklarında oturmuş bizim gelmemizi bekliyorlardı. Kimse bize bakmıyordu herkes kendi önüne bakıyordu. Eftalya babasının tekli koltuğunun karşısındaki ikili kırmızı kadife koltuğa geçti ve bacak üstüna atıp yanına gelmem için bana işaret etti. Yanına gittim ama oturmadım. Ben ayakta kalmayı tercih ettim çünkü bu sefer işim kısa sürecekti.
-" Siz hiç lafa girmeyin bence Savaş Bey önce ben sorularımı sorayım çünkü ne cevap vereceğinizi gerçekten çok merak ediyorum. " dedim. Kendime güveniyordum ve ne yaptığımı çok iyi biliyordum ve hiçbir şeyden şüphem yoktu.
-" Dinliyorum ." dedi kısa ve net bir biçimde. Kendine güveniyordu ama benim karşımda yapabileceği hiçbir şeyi yoktu.
- " Neden daha arkadaşlarımın ve akrabalarımın bile haberdar olmadığıve daha bizim bile yeni haberdar olduğumuz bu durumdan hazırlıksız , ani ve sorumsuz bir şekilde röportaj verme gereği duydunuzu çok merak ediyorum ." dedim.
- " Gizli miydi ki , bence değildi ayrıca nasıl akrabalarına verecektin haberini merak ediyorum da öbür tarafa canlı bağlantı mı keşfettin yoksa?" dedi dalga geçercesine.
Artık sabrını taşırmıştı , gerçekten ailemden beni vurması artık acıtmıyordu. Sadece sinirlerimi bozuyordu ve yüzüne yumruğumu geçirmek istiyordum.
-" Sırada ne var, yine mi ateş yakacaksınız yoksa?" dedim sakin bir şekilde ve alayla devam ettirdim:
- " O bir kere işler Savaş Bey, beni oyuncaklarınızla karıştırmayın çünkü ben öyle kolay kolay emirlerinize uyacak ya da köleniz olacak biri değilim beni çocuklarınıza veya halkınıza yaptığınız gibi köleniz yapamayacaksınız uğraşmayın boşuna. Ayrıca aile sadece kan bağı demek değildir bunu bilmemeniz ne acı. Evet kan sizin için her şey olabilir ama benim için asla önemi olmadı. Siz kan bağınız olmasına rağmen bir aile değilsiniz mesela. Çocuklarınız ölmenizi bekliyor bu nasıl bir duygu Savaş Bey? Ölse de mirası bölüşsek diye tartışıyorlar ardınızdan. Biz o yurtta 4 kişi birbirimize tutunduk, aile olduk ve onlar benim bu hayattaki tek kardeşlerim yani ailem var ama sizin aksinize kan bağıyla değil sevgiyle bağlandık biz. Siz gelip benim aileme laf edemezsiniz kısaca." diye açıkladım.
- " Ne kadar klişe cümleler bunlar ya , çok mu aradın bu cümleleri?" dedi Ateş dalga geçercesine.
- " Ailenin yanında sövdürtme istersen , Meryem ana gibi kudretli bir insana sövmek istemiyorum . En azından geçmişime sadığım atalarımı tanıyorum ve onlara laf söyletmiyorum ve senin gibi paranın kölesi olmadım Ateş . Abinden sana bir şey kalacak sanıyorsan yanılıyorsun ayrıca pantolonumun fermuarı açık da gezmiyorum. Artık o seviyeye geldin galiba pantolon çıkarmaya vaktin kalmıyor tuvalet köşelerinde kız becerirken. Bu kadar hızlı kız değiştirmene ve onu aldatmana sevgilin ne diyecek çok merak ediyorum." dedim. Mükemmelim biliyorum , bir dakika .BOŞLUĞUMA GELMİŞTİ VE KADINA MERYEM ANA DEDİM,İMDAT! Ateş utançtan hiçbir şey söyleyememişti ve susmakla yetinmişti , en azından şimdilik.
-"Ne Meryem ana mı?" dedi Meryem ana ve hepsi gülmeye başladı . Çok kızarmıştım ve evet utanınca kızarırdım. Eftalya kulağıma uzanmaya çalıştı ama başaramayınca ona doğru eğildim ve kulağıma fısıldadı:
-" Utanınca çok tatlı oluyorsun." Bu sefer ben ona fısıldadım:
-"Bunu benim söylemem gerekmiyor muydu sanki?" dedim sırıtarak. O da bana fısıldayarak:
- " Bu sefer böyle olsun." dedi.
-" Öyle olsun güzellik." dedim sırıtarak.
Ciddiyetimi takınarak yeniden söz aldım:
- "Peki siz Savaş Bey , siz neden lütfedip bize kendi düğün tarihimiz için fikir sormadınız? Tabi ki ne haddime size bunu sormak ama." dedim.
- " Sormam mı gerekirdi?" dedi.
-" Evet çünkü bizim düğünümüz ya hani." dedim. Salak mı ne bu adam ya . İmdat diye haykırmak istiyorum.
- " Pekala kusura bakmayın bir dahakine size sorarım." dedi.
Dalga mı geçiyordu bu adam. Kendimi sikicem imdat ya. Nasıl bir yere düştüm ben?
- " Dalga mı geçiyorsunuz?" dedim.
-" Yeni mi anladın?" dedi Salih. Sırtıyordu.
- "Sana sorduğumu hatırlamıyorum sanki ama." diye yanıtladım.
- " Bir daha burada kavga edilmeyecek! " dedi Funda ve sesi çok sert çıkmıştı.
İkimizde bir şey demedik ki zaten hepsi benden nefret ediyordu ki bu umrumda bile değildi ama olsun. Eftalya elimi tuttu. Bu bu kadar yeter demekti galiba. Geldiğimiz yönden geri beraber yukarı çıktık. Gerçekten sabahtan beri bununla uğraştığımıza inanamıyordum.
-" Bir açıklama yapmak ister misin?" dedi. Yalvarırcasına bakıyordu , bakışları gerçekti.
-" Ne hakkında?" diye sordum.
-" Ateş fobin, ailen,çocukluğun ve bilmediğim bir sürü şey daha."dedi. Gerçekten merak ediyordu ama ona güvenemezdim.
-"Hayır ." diye cevapladım ve gayet nettim. Ona bunu anlatamazdım.
-" Hadi ama dost olduğumuzu sanıyordum." dedi.
- "Öyle miyiz ?" dedim. Dost olduğumuzu sanmıyordum , sadece aramızda bir çıkar ilişkisi vardı.
O benim işime yarıyordu ve bende onun işine yarıyordum.
- " Değil miyiz? Değilsek bile bence artık olmalıyız." dedi Eftalya. Sırıtarak ona yaklaştım. Dudaklarına yaklaştım yani.
-" Bence değiliz, daha çok şey gibiyiz Miss Americana & The Heartbreak Prince mesela ya da Love Story'den Romeo ve Juliet ." sırıtıyordum ama o sırıtmıyordu.
-" Hadi ama biraz ciddi ol dedi. " ve kendini geriye çekti. Yalan söylemeyeceğim Eftalya gerçekten çok güzel bir kadındı ve normalde onunla bir ilişkim olabilirdi ama şu an bu imkansızdı. Ondan etkileniyordum ama bu kadardı. Geçici bir şeydi zaten.
-" Haklısın, peki ne istiyorsun?" dedim.
-" Ateş fobin, ailen ve çocukluğun hakkındaki sırlarını." dedi.
-"Hayır." diye yanıtladım kısaca ve tekdüze bir sesle.
-" Hadi ya ,istersen bende anlatırım". dedi ve ilk defa anlatmayı düşündüm. Eftalya'nın da korkuları vardı, kimin yoktu ki zaten. O kalpsiz kralın bile korkuları vardı ve ben onu da öğrenecektim ama sırayla. Her şeyin bir sırası vardı sadece beklemem gerekiyordu.
-" Sen başla." dedim . Uzun uzun duvara baktı ve öylece düşündü ama ne düşündüğünü asla anlayamamıştım.
-" Şu an olmaz ,gerçekten bir zaman söz ama şu an olmaz." dedi.
-" Pekala o zaman boşverelim.Unut gitsin." dedim.
-" Kafa dağıtalım ister misin." dedim.
-" Bilmem , ne yapacağız?" dedi.
- " Bilmem ." dedim. Ve düşündüm.
- " Babanla kavga edebilir miyim? " dile sordum. Yalvarır bir biçiimde.
-" Hayır." dedi kesin ve net bir biçimde. Sırıtarak ona yaklaştım.
-" Yaramazlık yapmak istiyorsan ona da varım." dedim sırıtarak.
-" Varis biraz ciddi olur musun ? Ayrıca bir dahakine suratına yumruk yiyeceksin." dedi.
- " O zaman dışarı falan çıkalım , ya da dizi falan izleyelim ne bileyim." dedim.
-" Tamam dizi izleyelim." dedi. Eftalya film seçmeye çalışıyordu ve bende odanın içindeki küçük mutfağa girdim. Küçük olmasına rağmen her şey vardı ve dolapları karıştırarak yiyecek arıyordum.
-" Ne arıyorsun?" dedi.
-" Mısırın var mı?" dedim.
- " Sağ alt çekmecede ." diye yanıtladı. Mısır yağ ve tuzu tencereye döküp ocağı açtıktan sonra Eftalya'nın yanına gittim.
-" Seçebildin mi?" diye sordum .
-" Henüz değil" dedi.
Filmlere uzun uzun baktı ve Friends gözüne takılmış olmalıydı ki onu açtı.
Mutfakta unuttuğum mısırlara koştum ve şükürler olsun ki hiçbir şey olmamıştı , genelde mısırı unutup yakardım ama bu sefer tam zamanında yetişmiştim.
Dizi o kadar sarmıştı ki üst üste 2 sezon bitirmiştik. Telefonuma gelen bildirime kadar saatin geç olduğunu fark edip uyumaya karar verdik. Eftalya sıcacık yatağına uzanırken bende kanepede sıkışmaya mahkum kalmıştım her zamanki gibi yani.