Gökyüzü yine ağlıyordu , klasik bir Kasım günüydü. Hayır , sıradan bir gündeğildi. Bugün gökyüzü mutluluktan ağlıyordu , en azından öyle düşünüyordum . Bugün kötü bir gün olamazdı, bugün harika bir gündü , onun günüydü. Biriciğimin, güzelimin yani Gizem'in günüydü. 22. Yaş günüydü ve ailesinin yanına gidemediği için bugünü baş başa kutlayacaktık . Tek sorun bundan onun haberinin olmamasıydıgerçi ama küçük detayların ne önemi var ki? Benimle olmak isteyeceğindenemindim , bana çok aşıktı ve bunu kesinlikle gözlerinden okuyabiliyordum.Sonunda 8 katlı vişne çürüğü rengindeeski binanın önündeki toprak kokusunun eksik olmadığı otobüs durağınavardığımızda otobüsteki diğerinsanlardan yol istememe rağmen vermedikleri için onları ittirerek kendimiotobüsten dışarı attım. İstanbul gerçekten fazla kalabalık bir şehirdi, çoğuzaman bundan nefret ediyorum. Otobüsten indikten hemen sonra sokağın köşesindeki pastaneye girip onun içinyaptırdığım çikolatalı pastayı aldım. Çikolatalı pastalardan nefret ederdim amasırf o çok sever diye kendi doğum günlerimde bile çikolatalı pasta alırdım .Yağmur şiddetlenmişti, az önce olsa umrumda olmazdı , yağmuru seviyordum .Benim dışımda başkalarının da ağladığını hissettirmesi hoşuma gidiyordu . Biraz bencilce bir düşünce farkındayım . Pastaya bir şey olmasın diye adımlarımıhızlandırdım . Bugün her şey mükemmel olmalıydı. Saçlarım ıslandığından ağırlaşmaya ve sankibana yük olmaya başlamıştı. Kızıl saç bana hep yüktü gerçi. Koşarak apartmanın gümüş kapısına vardım , Gizem İngiltere'ye gittiğindeçiçeklerini bana emanet etmişti. Bir daha da geri almadı ona verdiğimde debende kalmasının daha doğru olduğunu söylemişti. Üniversite bitince evlenmeyiplanlıyorduk aslında, yani Gizem öyle istiyordu ve onun istekleri benim içinbirer emirdi. Onu çok seviyordum , tüm hatalarını tek özürde affedebilecekkadar. Gizem üniversiteyebaşladığında ailesi Londra'ya taşınmıştı, çok zenginlerdi. Gizem hep onları ziyarete giderdi ve her dönüşünde bana birsürü hediye alırdı. Bir sonrakigidişinde benimde onunla gelmemi istemişti. Cebimden anahtarlığı çıkardım vedış kapının anahtarını paslanmış anahtardeliğine sokup kapıyı açtım. Asansöre ilerledim ve dirseğimle asansörün metaldüğmesine bastım. Asansörün gelmesinibeklerken tam karşıdaki aynadan kendimebaktım. Kızıl saçlarım yağmurdan dolayı kafama yapışmıştı. Biraz fazlauzamışlardı , normalin dışında. Ela mı yoksa yeşil mi olduğunu hala çözemediğimgözlerimin altı dün gecesabaha kadar çalışmamdan dolayı şişmişti. Hukuk okumak gerçekten zordu , sonsenem olduğuna şükrediyordum. Siyah paltomun her yeri su içindeydi ,berbat birhaldeydim. Saate baktım , Gizem'in dersten çıkıp gelmesine yaklaşık 40 dakikavardı , halledebilirim. Gizem bizimüniversitede veterinerlik okuyordu. Bazı derslerimiz çakışsa da çoğunlukladerslerimiz farklı saatlerdeydi. Aynayason bir kez daha baktım. Kendimi bu şekilde de seviyordum , her halükardasevecektim. Beni ben yapan şeylerden asla vazgeçmezdim. Gözleriminrengini seviyordum mesela ya da domateskırmızısı olarak tanımlayabileceğim saçlarımı özellikle yutkunurken veyahafifçe yüzümü yukarıya dönerken daha da belirginleşen adem elmamı da hatta adımı bile seviyorum . Onca şeyerağmen.Bu sadece dış görünüşüm için geçerli değildi. Müzik dinlerkenbağırarak eşlik etmeyi de severim . Taylor Swift sağolsun asla vazgeçmeyeceğim de. Kitap okumayı , yağmurları da severim aslında. Ateş hariç her şeyi severim galiba, ama ateşten hep nefret etmişimdirya da korku bilemiyorum ama haz etmediğimden emindim. Ateş benim literatürümdetanımsız bir kelime olarak kalacak her zaman. Ayrıca kraliyetten de nefret ederim . Kraliyet sistemi hiçbir hayrıolmayan bir sistemdir. İngiltere kraliyet ailesini görmüyormuşçasına Türkiye'demeşrutiyeti getirdiler ya aklım almıyor. Lady Diana huzur içinde yatsın buarada. Halkımız meşrutiyeti seçtiğinden beri hayatım pek yolundagitmiyor. Yani kraliyet bana pek uğurlu gelmedi ve düşünceleri benimlepek uyuşmuyor yani çok zıt düşüyoruz. Yakında sözde şeriati falan getiriptüm kadınları zorla kapatıp eğitim haklarını ellerinden alırlarsa şaşırmam.Türkiye'deki kadınların bir çoğundan daha çok kadınları düşünmem ve haklarınısavunmam üzücü benim için. Bir erkek olarak kadınların haklarınısavunurken bir kadın tarafından azarlanmak çok zoruma gidiyor. En sonkatıldığım yürüyüşte bunu yaşamıştım ve kadının yerine de utanmıştım . Varis,kendi kendine konuşmayı acil bırakmalısın yoksa füsun gerçekten seni psikoloğagötürecek.Ayrıca konu nasıl buraya geldi asla bir fikrim yok , fazlasaçmaladım. Arkamı döndüğümde asansörün çoktan geldiğini gördüm ve mal gibiburada asansör beklediğimi anladım. Asansöre bindim ve 4. Katın tuşuna tıkladım. Asansör yavaşça hareketlendi , asansördeki aynanın sol üst köşesiçatlamıştı. Detaylar her zaman dikkatimi çekerdi . Metal zeminde paslanmayabaşlamıştı. .Düşünürken asansör durduve kapı dan dışarı çıktım. Asansör bir anda durunca hafif tökezledim ama pastaya bir şey olmamıştı Elimdeki anahtarı Gizem'in dairesinin ceviz ağacı rengi kapının önünde durdum ve kapıyı açmak için anahtarı anahtar deliğine sokup kapıyı açtım. Mutfağa doğru ilerledim ve mutfağa vardığımda pastayı beyaz ve krem arası renkteki tezgaha bıraktım. Ve ardından dolaba yerleştirdim.Gizem için uğraştığım kadar derslerle uğraşsam okul birincisi olurdum galiba. Gözüm dolaptaki magnetlere takıldı. Onunla çok gezmiştik , birkaç tane de Londra'dan getirdiği magnet vardı. Magnetlerde yabancı bir his vardı. Tam çözeceğim derken içeriden gelen bir ses onlarla olan bakışmamı kesmişti. Halüsinasyon olup olmadığından şüphe duymuştum.
Hırsız olmalıydı , çekmeceleri karıştırıp birinden bıçak alarak sessizce Gizem'in odasına ilerledim. Ses oradan geliyordu . Yavaşça koridorun sonundaki odaya doğru ilerliyordum. Koridorun sonuna geldiğimde sol taraftaki beyaz büyük kapıyı açtığımda elimdeki bıçak istemsizce elimden kayıp yere düştü.Sırtımdaki henüz yeni belirmişti . Başımdan aşağı kaynar sular döküldü derler ya işte o misal. Toz pembesi duvarlar olaya biraz fazla masum kaçmıştı. Gizem veterinerlik fakültesinden olduğunu tahmin ettiğim bir çocuğun kucağında sürtünüp dudaklarına yapışmakla meşguldü . Çocuk durana kadar beni fark etmedi bile. Tüm hatalarını tek özürde silerim demiştim. Yanılmıştım ,ihaneti asla affedemem. Bu bana tersti. Gözümden bir yaş aktı ve yutkundum , ama o kadardı devamı hiçbir zaman gelmeyecekti. Biraz daha geç gelseydim göreceklerim aklıma geldiğinde içim ürperiyordu. Ama Varis Kartal böyle küçük düşürülemezdi. İkisi de bıçak ve kapı sesinden olacak yüzlerini bana çevirmişlerdi. Gözümdeki yaş süzülürken sırıttım.
-"İhanet'in kirli yüzü denilen bu galiba." Dedim.
+" Varis açıklayabilirin." Devam etmesine izin vermedim , Gizem artık benim için bir hiçti.
-" Kuzenin değil mi Gizem? Bende öyle tahmin etmiştim zaten."
Utancından olsa gerek cevap verememişti.
Parmağımla gözümdeki yaşı göstererek:
-" Senin değerin bu Gizem, bir damla göz yaşı sadece fazlası değil. Sikimde bile değilsin." dedim ve ağır adımlarla banyoya ilerleyip Gizem'in banyosunda sakladığını bildiğim terzi makasını ve kocaman bir kova alıp gizemin odasına döndüm ve Gizem'in dolamını açıp bir elbise çıkardım:
-" Bu elbiseyi sana 3. Yıldönümümüzde almıştım değil mi?" Hıncımı çıkarmak istercesine hunharca elbiseyi parçalara ayırdım.
Gizem'in içi parçalanıyordu ama haksız olduğundan susuyordu. O elbiseyi hep çok sevmişti. Kestiğim parçaları toplayarak leğenin içine attım. Dolabı biraz daha karıştırdım, ona aldığım ne varsa yok etmek istiyordum. Elime bir çanta ilişti , bu çantayı da ben almıştım. Sahi ona ne kadar şey almıştım.
-" Doğum günü hediyemdi."
Makası 8 kere çantaya geçirip delikler açtıktan sonra onu da kovaya attım. Yatağın kenarındaki küçük peluş ayı gözüme çarptı.
-" Sevgililer Günü hediyem."
Ve peluş ayıya da birkaç makas attıktan sonra onu da kovaya attım ve makyaj masasına yönelip orada kendi aldığımı bildiğim malzemeleri parçalayarak içine attım. Kolumdaki saat gözüme ilişti birden, onu gerçekten çok seviyordum.
-" Bu saati sen almıştın değil mi?" diye sordum ve saatiçıkarıp ortasındaki cama makası geçirdim ve onu da kovaya attım. Gizem itiraz edecek gibi oldu ama söyleyecek bir şeyi olmadığı için susmakzorunda kaldı. Kova dolmak üzereydi bu yüzden onu alıp koşarak mutfağa gittim ve kovayı ocağın üzerinde tersçevirip ocağı açtım. Bu sırada Gizem'in flörtü hiç tepki vermiyordu , onunlailgili bir sorun yoktu . Büyük ihtimalle Gizem'i sevmiyordu bile. Sadecesevişmek istemişti ve şimdi deburadaydı. Böyle bir durumda olacağını tahmin etse büyük ihtimalle bunuyapmazdı bence. Sadece bizi izliyordu. Gizem ise perişan olmuştu , yananeşyalarına çok değer veriyordu ve ağlamaya başlamıştı ama haksız olduğundan sadece susuyordu. Benise hıncımı çıkarıyordum ve arada kahkaha atıyordum. Çocuk delirdiğimidüşünüyor olabilirdi. Ateş ile pek iyianım yoktur bu yüzden mutfaktan çıktım ve Oturma odasına yöneldim.Televizyon ünitesi nin yanında ne kadar vazo ,fotoğraf ve biblo varsa hepsini çok büyük bir zevkle televizyon ünitesinden elimle ittirerek yerle buluşturdum. Kırılma sesinden aşırı zevk almıştım . Gizem ise sesi duyduğu anda kafayı yemiş olacak ki koşarak yanıma geldi:
- "Varis , ne yaptığını sanıyorsun sen?" diye sordu kızgın bir biçimde.
- "Adımı bir daha sakın ağzına alma, ayrıca eğleniyorum biraz ne var ki bunda? " diye sordum.
-" Eşyalarımı parçalayarak mı eğleniyorsun?" diye sordu.
- " Niye öyle dedin ki şimdi? Sen başkasıyla sikişirken gayet eğleniyor gibiydin , benimki gayet masum bir eğlence." Dedim sırıtarak. Dalga geçtiğimin farkındaydı. Fazlasıyla eğleniyordum.
-"Hoşuna gitmedi mi ya? Bence çok eğlenceli." Dediğimde bir şey diyemedi. Ne dese de haksız olduğunun farkında olduğundan susmakla yetindi.
Odada kıracak bir şeyler aradım . En sonunda dayanamayıp odadaki aynaya bir yumruk attım. Elim kanamaya başlamıştı. Ama olaya o kadar sinirliyim ki dikkatimi vermediğimden acımıyordu bile. Kırabilecek başka bir şey bulamayınca mutfağa gittim ve Gizem'in çok sevdiği 12 kişilik yemek takımından 8 tane tabak aldım. 7 tanesini tezgaha yerleştirdim ve kalan birini alıp tezgahtaki tabaklara vurarak kırmaya başladım. Gizem peşimde dolandığından yine bağırmaya başlamıştı:
-" Varis ne yapıtığını sanıyorsun!"
-" Sirtaki oynuyorum güzelim, sen seversin." dedim sırıtarak. Gözleri dolmuştu.
- " Timsah göz yaşları böyle mi oluyormuş ya, ilk defa görüyorum."
-" Kes sesini !" biraz sinirlenmişti ama hala ağlıyordu. Son hamlemi yapmak için buzdolabına ilerledim ve önce buz dolabındaki fotoğraflarımızı alıp yırtarak yere attım. Ardından dolaptaki pastayı çıkardım ve yanına gidip boyuna ulaşmak için eğildim.
-" Mutlu yıllar güzelim." dedim ve sanki mum varmış gibi üfleyip:
-" Umarım hayatından siktir olup gitmemi dilersin çünkü eğer bunu dilemezsen başına bela olurum." dedim ve pastayı yüzüne geçirdim. Arkamdan bağırmaya başlamıştı. Umursamadan evden çıktım, çok rahatlamıştım . Hıncımı almış pamuk gibi olmuştum , üzerimden yük kalkmıştı. Son hamlem için otoparka inip onun arabasını aradım. Uzun uğraşlar sonucu arabasını buldum ve içimden neden olmasın diye geçirdim. Arabamın anahtarını çıkarıp Gizem'in arabasına dayayarak arabayı boydan boya gezerek çizdim. Ardından çantamdan siyah sprey boya çıkardım ve çiziğin hemen üstüne " Varis ( Taylor's Version)" yazdım . İçim çok rahattı. İstemsizce kahkaha atmıştım. Bunu hak ediyordun Varis , gülmeyi hak ediyordun . Bana verdiği ev anahtarını da arabasının üstüne atıp beni alması için Füsun'u aradım. Bugün işi olduğundan arabayı o almıştı. Bu arada size Füsun'dan bahsetmiş miydim ? Füsun , Aras ve Elif. Kardeşim diyebileceğim insanlardı. Tek kardeşlerimdi. Füsun ve Aras benden 1 yaş büyüklerdi ama Füsun her zaman bana ablalık yapmıştı.Elif ise benden sadece 2 yaş küçük olmasına rağmen beni hep ölen abisinin yerine koyardı. Onlar benim ailemdi. Füsun'un beni beklediği yere yürüyordum . Ayaklarım gitse de aklım hala oradaydı , acaba benden sonra ne olmuştu. Fazla umursuyordum. Arabayı gördüğümde koşarak ön koltuğa bindim.
-" Bugün çok güzelsin bebek, saçlarını mı yaptırdın?" diye sordum sırıtarak. Füsun hukuk üzerine lisans yapıyordu , o da benim gibi avukat olmak istiyordu. Bu bizim hayalimizdi , bizim çocukluğumuz kurtulmadı , ama biz insanları kurtaracaktık.
-" Ne oldu sana ? " diye sordu.
-" Hiç , sadece seni özledim bebek." Yanağına bir öpücük bıraktım.
-" Anlat hemen Varis , şebekliği kes üzgün olduğunun farkındayım ben diğer insanlar değilim seni tanıyorum. Kardeşimsin sen benim ."
-" Bir şey yok ya ,Gizemi başkasıyla yatakta bastım o kadar." Dedim sırıtarak.
-" Ne, şaka mı yapıyorsun?" diye sordu fakat ciddi olduğumu anlamıştı .
-"Sen ne yaptın peki ?" diye sordu.
-"Ona aldığım hediyeleri yaktım , aynasına yumruk attım , eşyalarını kırdım , en sevdiği yemek takımıyla sirtaki oynadım başka ne yapmıştım , şey bir de kafasına pasta geçirip arabasını çizdim sonra üzerine sprey boyayla "Varis(Taylor's Version) "yazdım , bu kadar galiba." Sanki gayet normal bir şeymiş gibi anlatmam Füsun'un şaşırmasına neden olmuş olacak ki ağzı sonuna kadar açılmıştı.
-" Sorgulamak istemiyorum bunu sonra konuşacağız."dediğinde tepki vermedim . Arabayı çalıştırdı ve eve doğru yol aldık. Ağlamak istemiyordum ama gözlerim bana karşı koyuyordu . Gözlerime adeta söz geçiremiyordum . Acı veriyordu , göz yaşlarımın onun için akması acı veriyordu . İhaneti yüzünden akan göz yaşlarımı inkar edemiyordum ve bu benim kalbime hançer gibi saplanıyordu. Bu hançeri çıkarmak benim için kolay olabilir miydi bilmiyorum. Canım yanıyordu , çok yanıyordu. Füsun dikiz aynasından beni izliyordu. Benim için canı yanıyordu ama hiçbir şey yapamıyordu. Elinden hiçbir şey gelmiyordu ve bu onu da kahrediyordu. Otoparka vardığımızda gözyaşlarımı sildim. Elif'in haberi olmamalıydı , o bana sığınıyordu beni bu halde göremezdi. Onun yanında güçsüz duramazdım. Vitesin arkasındaki küçük boşluktan otopark kumandasını çıkardım ve açılması için tuşa bastım. Neden iki tane tuş var asla anlamamıştım. İkisi de aynı işe yarıyordu ama şu an buna kafa yoramazdım. Kafa yoracak daha önemli şeylerim vardı. Kapı açılınca Füsun arabayı bulduğu ilk boşluğa park etti . Arabadan inip asansöre doğru ilerledim . Asansörü beklerken Füsun geldi. Ve bana sarıldı.
-" Herşey yoluna girecek kuzu , o kızıboşver biz yanındayız." Dediğinde onakocaman sarıldım. Kocaman sarılmak ne demek bilmiyordum ama öyle bir şey varsaeğer Füsun'a kocaman sarıldım işte. Asansör geldiğinde asansöre bindik ve 7 ve8 yazan gri tuşlara bastım. Ben 8. Kattakalıyordum ve diğerleri alt katta kalıyordu. Aslında ev dublex olduğu için eviniçerisinde merdiven vardı ama ben asansörle eve çıkmayı tercih etmiştim. İçeri girip kimseye hesap vermekistemiyordum. Zaten Füsun biraz daha bu konuya maruz kalırsa gidip o kızıgebertirdi orası kesin. Aras ve Elif'in ne yapacağını net kestiremiyordum. Onlarbenim şu hayattaki tek akrabalarımdı, kardeşlerimdi ve kan bağını siktir etmeyibecermiştik. Üçü alt katta kalıyordu ve ben tek başıma üst katta kalıyordum. Asansör 8. Kata geldiğinde asansörden indim ve kapının önüne geldiğimde üzerinde dördümüzün yani kardeşlerimle olan küçük bir fotoğraf olan anahtarlığı çıkarır ve kapıya sertçe sokup çevirir ve kapıyı açtığımda içeride Aras'ı görmeyi beklemiyordum. Füsun'un bana yaptığı trileçeden yiyordu. En sevdiğim tatlı olduğundan Füsun hep bana trileçe yapardı. Beni görünce yanıma geldi:
-" Ne oldu lan sana?" diye sordu
-" Bir şey yok ya benim mükemmellik takıntısı işte klasik." Dedim. Bu sefer değildi , yalan söylemiştim ama bunu onun bilmesine gerek yoktu. İnanmış olacak ki elindeki tepsiyi alıp aşağı indi. Trileçe aşağıda kalmıştı. Biraz yalnız kalmam gerektiğine karar verdim. Biraz mı ? Uzun bir süre yalnız kalmam gerekiyordu. Ağladım ,ağlamaktan yorulana kadar ağladım . Kendimde suç aradım. Suç aramaktan yorulana kadar suç aradım. Neydi bende göremeyip onda gördüğü şey ? Eksik olan neydi bende? Çok mu aptaldım yoksa? Bir anda ayağa kalktım ve buzdolabına yöneldim. Buzdolabını açtığımda gördüğüm manzara pek iç açıcı değildi. Galiba yaklaşık 5 ya da 10 dakika boyunca buzdolabıyla bakışmıştım. Üzgün ve sinirli olunca genelde iştahım açılırdı , ilk defa olan bir şey değildi. Olabilir öyle şeyler bazen bence. Tatlı bir şeyler istiyordum ama şu an dolaptaki en tatlı şey havuç olmalıydı. Havuç kemirip kemirmemek arasında kaldıktan sonra Füsun'un yaptığı tatlı aklıma geldi . Aras tepsiyi aşağı götürdüğünden mecbur bir şekilde aşağı inip tatlıyı almak için ahşap merdivene yöneldim. Kimseye yakalanmamak için üzerime battaniyeyi geçirerek parmak ucunda sessizce merdivenden iniyordum. Koşmaya başlamıştım ve mutfağa vardığımda dolaba yapışıp dolabı açtım. Gözlerim o enfes tatlıyla karşılaşınca istemsizce kamaşmıştı. 3 dilim yeter miydi , en iyisi 6 dilim alayım. Şu an internetten alsam en az 300 lira tutardı ve fiyatla uzun süre bakışmak zorunda kalırdım. Ekonomimiz muhteşemdi kralımız sağolsun. En son aldığımda 10 lira falandı dilimi tabii o zamanlar dolar 5-6 lira falan. Karantina'da kendim yapmayı öğrenince dışarıdan almaya gerek duymamıştım. Bir tepsiye dilimleri yerleştirip yukarı çıkıyordum ki arkamda çok tanıdık bir ses yer almıştı:
- "Abi sen misin" siktir diye içimden geçirdim. Elif'ti , adım seslerimi duymuş olmalıydı. Cevap vermezsem fazla garip olurdu .
-" Evet güzelim benim." Dedim gayet sakin bir biçimde , sesim biraz titremiş olsa da. Galiba anlamıştı.
-" Ne oldu ağlamış gibisin abi?" dedi. Kesinlikle anlamıştı. Endişeleniyordu benim için. Çok seviyordu beni , bende onu çok seviyordum. Ben onu Rüya'mın yerine koydum . O beni Umut'un yerine . Birbirimizi tamamlıyorduk.
- " Alerji güzelim alerji, benim yukarı çıkmam lazım tez yazmam gerekiyor güzelim yarın konuşsak olur mu?" diye sordum ve o da kafasıyla onaylayınca kendimi merdivenin başında buldum Ve üst kata çıktım. İnanmasına şükrederek kendimi rahatlığından emin olduğum yeni beyaz kanepeme fırlattım. Önce biraz kitap okumaya çalıştım. Spotify'ı açtım ve listemi karıştırdım. "Cardigan " çalmaya başladı. En sevdiğim şarkılardan biriydi. Taylor'ın tüm şarkıları öyleydi benim için gerçi.
"To kiss in cars and downtown bars
Was all we needed
You drew stars around my scars"
Demiştişarkıda . Şimdi benim yaralarıma kim yıldızçizecekti? Tabii ki kardeşlerim. Onlar olmasa şu an olmazdım. Onlar iyi kivarlardı. Biraz kitap okuyayım derken gözlerim yavaşça kapanmış ve kitap kafamagömülmüş bir şekilde uyuyakalmıştım. Yaklaşık yarım saat sonra gözlerimiaraladım. Ağlamak istemiyordum , unutmak istiyordum. Sadece unutmak. Televizyonuaçtım. İzleyeceğimden değil sadecegündemdeki olayları merak etmiştim. Tabii ki her zamanki gibi saçma sapantelevizyon programları vardı. Şaşırmıyordum artık.Yok bu bunu aldatmış yokbu görümcesiyle fırıncıya kaçmış. Bir insan neden görümcesiyle fırıncıyakaçar? Bunların gerçek olduğuna inanan insanlar gerçekten var mıydı? Çokgaripti. Çok saçma gelmiştir bana hep . Ama füsun eve geldiğinde hep bunlarıizler ve bana anlatır. Onu hep dinlemişimdir, o ne yapsa benim içinkafiydi.Bir anlığına istemsizce saatlebakıştık ve saat henüz 17.30'du ve zaman asla geçmiyordu. Çoksıkılmıştım ve Netflix'i açtım. Friendsizliyordum şu aralar. 4. Sezon'un son 2bölümü kalmıştı. Çok sardığından oturup onu izlemeye karar verdim. Şaka makaciddili 2023 'e giriyorduk , ne alaka şu an bilmiyorum ama bugün ayın 17'siolduğunu biliyordum sadece. Bir anda Netflix'i kapatıp haberleri izlemeye kararverdim. Çok ani karar değiştiriyordum. Nasıl ikizler değilim bir türlüçözemedim. Çok kararsız bir insan olduğumu söylemiş miydim? Aslında Gizemile sevgili olmamda çok tesadüf eseri gibiydi. Şu an bunu fark etmiştim, benGizem'den hoşlanmamıştım ve sadece o benden hoşlanmıştı. Ben sadecearkadaşların dolduruşuna gelip bir anda çıkma teklifi etmiştim. Peki şu anneden üzgündüm? Tabii ki suçu kendimde arıyordum. Tam bir aptaldım. Neyaptım da aldatıldım? Benim suçum muydu? Hayır ben sadece ona gereğindenfazla değer vermiştim. Burhan Altıntop önceden " Sen 3 kuruşluk adama 5 kuruşluk değer verirsen aradaki2 kuruş için seni satar" diye uyarmıştı tabi ama umursamamıştım. Biraz da olsa rahatlamıştım şu an.Kendikendime konuşurken bir yandan kumandayla oynuyordum ve bir haber kanalında birhaberin başlığı dikkatimi çekti. KRAL I.SAVAŞ AÇILAMA YAPTI : "KRALİÇE II. ELİZABETH'İN YERİNEIII. CHARLES'IN GEÇMESİ İNGİLTERE'NİN SONU OLACAK!" Bu adama ilk defa katılıyorum Charles önce karısınıyönetsin. 2018'de referandumla beraber meşrutiyete geçildiğinden beri adamsaçma sapan açıklamalar yapıyordu. O sene 19 yaşına yeni girmiştim ve ben oyumu Hayır olarak kullanmıştım çünkü meşrutiyet sistemi şu aniçin çok geride kalan bir şeydi ve sadece magazin için kullanılabilirdi . Şu anİngiltere'deki gibi ve halk da böyle olacağını düşünmüştü ama pek de öyleolmadı. Kral yasalara karışamasa da çok saçma açıklamalar yapıp ülkelerlearamızı bozuyordu ve bu çok gereksizdi. Bu yüzden bu adamdan nefret ediyordum.Tek sebebi bu değildi ama olsun. Sonra habere dayanamayıp Netflix'i açtımve tam diziyi açtım . 4.Sezonu bitirdiğimde şaşkına dönmüştüm. Ross çok aptalsın. Rachel ile senidestekliyor olabilirim , kızı aldatmana rağmen ama bunu Emily'e yapman çoksaçmaydı. Rach sen neden düğüne gidip mal gibi oturdun o çok ayrı mevzu. Monica seni ne kadar çoksevsemde. Yani karım Rachel'dan sonra ,sen nasıl Rach düğüne gelmesin diye ortalığı kollarsın? Çok sinir bozucuydu. 5.Sezona başlayacaktım ki bir anda şunu fark ettim. Düzelmiştim, kendi kendimlekavga ediyordum ve Gizem umrumda bile değildi. Bunu kutlamalıydım , kesinliklekutlanmalıydı, çok büyük bir olaydı. Dizinin 4. Sezonu bitirmenin hüznüyle(finale yaklaştığım için). Biraz oturup mesajlarımı kontrol etmeye karar verdim ki Bulut'un yazdığı mesajıgördüm. Aynı fakültede okuyordum ve sonsenemizdi. Fakülteden arkadaşlarla bir bara gideceklermiş ve beni deçağırmışlardı. Hiç gitmek istemesem de gitmek zorundaydım , dik durmam için bugerekliydi . Altıma siyah bir pantolon ve üzerime siyah bir tişört geçiripardından deri ceketimi giydim. Oyalanmadan evden çıktım ve kendimi arabadabuldum. Adrese doğru yol aldım. Geldiğimde arabadan indim ve bir şey farkettim. Cami ve karşısında bir kilise vardı . Burada büyük ihtimalle çokkavga çıkıyordur diye düşündüm fakat tam tersi de olabilirdi. Belki de hep içiçe olduklarından birbirlerine saygı duyuyorlardı ve birbirlerinin kültürlerinikeşfediyorlardır. Bu çok güzel bir şey olmalıydı diye düşündüm. Bu daha mantıklı gelmişti birden. ve sonra telefonumla geldiğimi haber vermek için Bulut'u aradım.Bulut telefonu açmadan biri bana çarpmıştı ve elimdeki telefon yere düşüp 2 kez sekip ters döndü. Hayata dönmesi imkansızdı galiba . Çok sinirlenip bana çarpan kişiye bağırdım:
- "Ya biraz dikkatli olun bu ne hız ya peşinizden kovalayan mı var!", dedim ve dediğime pişman oldum.
Karşımdaki çok sevdiğim(!) kralın gözdesi yani biricik kızı Prenses Eftalya 'dan başkası değildi. Umarım kellemi aldırmazdı. Boynuna kadar gelen hafif dalgalı kumral saçları biraz dağılmıştı ve hızlı nefes aldığından dolayı büyük ihtimalle uzun süredir koşuyordu ve büyük ihtimalle birinden kaçıyordu. Koluma tutundu ve yardım etmemi istedi . Kadının elini tutarak arabaya doğru koştum ve bir hışımla kadını arabaya bindirdikten sonra arabayı çalıştırıp nereye olduğunu bilmeden sürdüm ve kadına döndüm : Açıkla!