~Yazım yanlışları olabilir, bu konuda fazla iyi değilim.
***
Duyduğu sözler ile ellerinin arasında olan yüzünü, ellerini çekerek ortaya çıkarmıştı Jeongguk. Nasıl olmuş olabilirdi ki? Bir insan nasıl var olmayan birini çağırabilirdi? Saçma olduğu düşüncesi aklını boyarken ayağa kalkıp içten bir kahkaha bıraktı genç olan.
"Başka ne yalanlar söyleyeceksin Bay Yabancı? Saçma sapan konuşma, seni nasıl çağırmış olabilirim?"
Jeongguk, kollarını birbirine kenetlemiş bir şekilde "Bay Yabancı" adını verdiği adama bakıyordu. Aslında resimlerine ilham olan adam olduğunu nasıl anlayamamıştı Jeon? Adam ellerini dizine yerleştirip başını sağına yatırdı. Adamın yüzünde yan bir sırıtış otururken eş zamanlı olarak arkasına yaslanmış, aniden ciddileşmişti.
"Benimle konuşma şeklini beğenmedim Jeon. Tabloda yüzümü okşayıp beni çağırmana rağmen bu denli kaba konuşman hiç hoşuma gitmedi. Ayrıca ne o öyle? Bay Yabancı? İzinsiz bir şekilde her halimi çizmen, buna müstehcen çizimlerim de dâhil, sorun değil ama beni çağırınca yanına gelmem sorun, öyle mi?"
Jeongguk duydukları ile şok yaşarken, yüzünün nereden tanıdık geldiğini anlamıştı. Bu kişi, rüyalarını her gece süsleyen adamdı. Büyük olan, Jeon'un tek kelime etmesine izin vermeden ayaklanmış, üstüne doğru adımlamaya başlamıştı bile. Ufak adımlar, küçük olanın duvarla buluşmasıyla sona ermişti.
"Yoksa yüzümü bir anlık da olsa unuttuğun için pişman mısın? Küçük tavşanım, neden eski dönemden çağırdın beni? Şu kıyafetlerin hâline bak. Hiç sevmezdim bunları giymeyi. Şimdi ki moda bir harika."
Adam dudak büzüp ellerini iki yana kaldırarak geri çekildiğinde Jeongguk, dudaklarının arasında tutsak kalan kahkahayı gün yüzüne çıkarmıştı. Büyük olanın bu durumuna dayanamamış, fazlasıyla tatlı bulmuştu. Genç adam kaşlarını çatıp iki küçük adım ile kendi bedenini ve Jeongguk'un bedenini birleştirmiş, yüzünü küçük olanın yüzüne sabitlemişti. Eliyle çenesini kavradı ve konuşmak için dudaklarını araladı.
"Fazla mı komik geldim sana güzelim? Böyle bir düşünceye seni kaptırdıysam özür dilerim, özünde fazla sert bir insanım."
Genç adam, küçük olanın yanağına minik bir buse kondurup geri çekildi ve koltuğa doğru adımladı. Aklına gelen şey ile bütün vücuduyla tekrardan Jeongguk'a dönerek bir elini havaya kaldırdı.
"Bu arada adım Taehyung, Kim Taehyung. Senin bildiğin ya da bana taktığın 'Bay Yabancı' değil ufaklık."
Taehyung gülerek koltuğa ilerleyip oturduğunda Jeongguk hâlâ ayaktaydı. Kendine gelmek için başını belli belirsiz salladı ve bunların tamamen rüya olduğunu umarak, Tae'nin yanına adımladı. Geldiğinde kendine koltuğa atmasıyla başını geriye yaslaması bir olmuştu. Aslında aklında bir sürü soru işareti vardı ama o nereden başlayacağını bilmiyordu. Aklına gelen ilk soruyu düşünmeden sordu Jeon.
"Neden daha önce konuşmadın? Dilsiz sandım seni aptal."
Taehyung başını küçük olana çevirirken yüzünde oluşan tebessüme engel olamamıştı. Aynı şekilde Jeongguk'un da ister istemez yüzünde ufak bir tebessüm yer edinmişti. Jeongguk'un aklında bir sürü şey dönüyordu ama neden daha önce konuşmadığına bir cevap bulamıyordu. Aslında kolay ve biraz da olsa mantıklı bir açıklaması vardı.
"Benden konuşmamı istedin."
Duyduğu cevap ile başını kaldırmış, ona bakan Tae'ye çıkarmıştı büyük gözlerini. Ne kadar mantıklı bir cevap olsa da en azından sorularına cevap verebilirdi.
"Cidden sebebi bu muydu? Daha önce sana konuş desem konuşacak mıydın?"
"Evet."
Omuz silkerek söylemiş ve Jeongguk'a anlam veremez bir şekilde bakmıştı Taehyung.
"Sen ciddi misin? Manyaksın sen Taehyung. Bunca zamandır benim konuş dememi mi bekledin?"
"Bunda bir sorun olduğunu sanmıyorum. Sahibim konuş dediğinde konuşurum, sus dediğinde susarım. Beni sen yarattın."
Jeongguk, Tae'nin son söylediği kelime ile donmuştu resmen. Nasıl onu yaratabilirdi ki? Sadece rüyasına giren adamı her hâliyle çizmişti. Bu onu yaratmak mı oluyordu? Aklını boyayan düşünceleri bir kenara bırakıp konuşmak için dudaklarını araladı Jeon.
"Seni çizdiğim için seni yaratmış mı oldum?"
"Hayır, sadece beni çizdiğin için değil. Sen beni rüyalarında var ettin, ölmüş olan beni yanına çağırdın. Beni hayatta tutmak için çizimlerimi yaptın. Bir nevi bunda sana yardımcı oldum. Sen nedenini bilmeden beni her halimle çizdin, buna sebep olan şey neydi hiç düşündün mü? Beni yaşatman için bunları senin aklına ben soktum Jeon. Öldüğüm zaman huzura kavuştum, bir daha hayata gelmek istemedim ama yıllar sonra küçük bir çocuğun rüyalarında yaşamaya başladım. Beni var eden çocuğun, yani senin."
Jeongguk, Tae'nin dediği sözler ile ne kadar utanıp kızarsa da hâlâ merak ettiği sorular aklını karıştırmaya devam ediyordu.
"Öldüğünde huzura kavuştuysan neden yaşamak için bana kendini çizdirdin?"
Taehyung uzun bir süre konuşmadı. Sebebini söylese yine kızar mıydı Jeongguk? Taehyung için mantıklı olan sebepler, Jeongguk için delilikten ibaretti. Jeongguk hâlâ cevap alamayınca burukça gülümsedi ve başını belli belirsiz salladı.
"Yine susuyorsun, yine konuşmuyorsun. Neden cevap vermiyorsun? Neden yaşamak istedin?"
Yine cevap alamayan Jeon, birkaç dakika daha bekledi. Daha fazla dayanamayıp ayağa kalktı ve Taehyung'a dönerek gözlerini üzerinde gezdirdi.
"Nereye gideceğin, ne yapacağın umurumda değil. Bu evden gitmeni istiyorum. Şimdi, hemen."
Söylediği son sözler ile beklemeden yukarı, yatak odasına doğru yol aldı. Birkaç adım atmıştı ki belinde hissettiği kollar ile yerinde kalakaldı. Tae, arkasından Jeongguk'a kollarını sarmış, başını sırtına yaslayarak duruyordu.
"Çünkü sen binlerce kez yanında olmamı istedin, benim var olmamı istedin."


