İçeriğe geç

Tabloda Sen/Taekook

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Tabloda Sen/Taekook

Bölüm 1

Kimsin sen?

~Yazım yanlışları olabilir, bu konuda fazla iyi değilim.

***

Sarı saçlarını eli yardımıyla geriye atmış, çizdiği tabloya gururla bakıyordu. Gece gelen ufak bir ilham böylesine güzel bir tabloyu ortaya çıkarmıştı. Kendince düzenlediği odasının her bir duvarında, rüyasında gördüğü adamın çizimleri vardı. Neden sürekli o adamı çiziyor bilmiyordu. Belki de yüzünü unutmak istemiyordu. Sonuçta yaklaşık bir aydır rüyalarında o adamı görmüyor, hatta rüya bile görmüyordu.

Bedenini yavaşça tablonun hemen önünde duran sandalyeye bırakmış, dinlenmek amacıyla gözlerini kapatmıştı. Birkaç dakika sonrasında gözlerini aralamış, boya olan dövmeli eline odaklanmıştı. Garip bir şekilde izleniyor gibi hissediyor, ses bile duyuyordu. Yorgunluktan olduğunu düşünerek ayağa kalktı. Fazlasıyla kasılmış olan vücudunu birkaç hareketle esnetmiş, tabloya doğru adımlamaya başlamıştı. Ufak ve sessiz adımlar tablonun önünde durduğunda, yüzünde ister istemez ufak bir tebessüm yer edinmişti.

Aslında ilk başta daha modern bir çizim yapmayı düşünüyordu ama portreyi çizmeye başladığında bilmediği bir nedenden dolayı hiç tarzı olmayan, eskilere ait bir kral çizmişti. Kıyafetler küçükken gördüğü yüzünü hatırlamadığı adama ait, yüz ise son zamanlar gördüğü adama aitti. Saçma bir şekilde ikisinin aynı kişi olduğunu bile düşünüyordu.

Yine aynı düşüncelerle aklı bulanmışken ıslık sesi ile korkup kendine gelmişti. Odanın içine göz gezdirip ufak bir kahkaha attı.

"İyice delirdin Jeon, garip sesler bile duyuyorsun. Kendine gel artık."

Kendi kendine konuşması bittiğinde, dudaklarının arasından çıkan bir kahkaha daha kendine getirmişti Jeongguk'u. Düşündüğü şeyler tekrar aklına gelince elini istemsizce tabloya yerleştirmiş, başparmağı ile portrenin yüzünü okşuyordu. Yüzünde oluşan tebessüm daha da yayılarak yerini içten ve sıcak bir gülümsemeye kaptırmıştı.

Gözleri kararıyor, bacakları ayakta durmasına meydan okuyordu. Zaten daha fazla dayanamazken karşısında gördüğü bedenle aklını yitirecek gibi olmuş, odayı dolduran bir çığlıkla kendini boşluğa bırakmıştı Jeongguk.

***

Yüzünde hissettiği yumuşaklık, kucağında hissettiği ağırlık ile tamamen uyumsuz duruyordu. Ufak mırıltılar bırakıp gözlerini açmaya çalışsa da başaramayıp pes etmiş, neler olduğunu hatırlamak için çaba gösteriyordu. Aklına gelen şeyler ile birden gözleri fal taşı gibi açılmış, karşısında gördüğü beden ile ikinci bir çığlık dudaklarının arasından dökülmüştü.

"S-sen de kimsin? Ne işin var benim kucağımda?"

Sözlerini yüksek bir ses tonuyla söylerken eş zamanlı olarak üstünde ki bedeni itmeye çalışıyor, yüzünde gezinen eli ise sol eli ile tutarak kaldırmaya çalışıyordu. Ne fayda. Kucağında ki beden bir kayaymışcasına kımıldamıyor, eli havaya kalkmıyordu. Jeongguk sıska biri değildi ama karşısında ki bedeni asla yerinden oynatamıyordu. En sonunda pes edip sakince konuşmaya başladı.

"Şu an yaptığın bir suç. Hem özel hayatı ihlal etmekten hem de taciz etmekten şikâyet ederim seni. Hemen in üstümden!"

Jeongguk gözlerini adamın üstünde gezdirince çok eskilere ait geleneksel bir kıyafet giydiğini görmüş, yetmezmiş gibi biraz daha şaşırmıştı. Adamın suratsız ifadesine daha fazla katlanamıyordu.

"Hey! Sana diyorum be adam. İn üstümden."

Jeongguk, gözlerini hâlâ suratsız bir yüz ifadesi takınan adama çıkarmış, sağ kaşını havaya kaldırmıştı. Adam tek bir harekette bulunmayınca göz devirmiş, daha fazla dayanamayıp söylenmeye başlayacakken üstünde hissettiği hafiflik ile rahatlamış yüzünde ufak bir tebessüm oluşmuştu. Adamın ayağa kalkması ile Jeongguk da doğrulmuş, vücudunu esnetmişti.

"Güzel. Şimdi söyle bakalım, evime nasıl girdin ve neden benim kucağımdasın?"

Kollarını göğüs hizasında birbirine kenetlemiş, yüzü aşırı tanıdık gelen adamdan cevap bekliyordu. Birkaç dakika beklemesine rağmen gelmeyen cevap ile dudaklarını birbirine bastırmış, belli belirsiz başını sallamıştı. Sağ elini çenesine yerleştirmiş, dirseği ile diğer kolundan destek alıyordu. Ufak bir kahkaha atarak iki elinin havada birbiriyle birkaç defa buluşmasını sağlamıştı.

"Aferin sana, tebrik ediyorum. Yeni âdetimiz cevap vermemek sanırım, hm?"

Evet, yine cevap alamamıştı Jeongguk. Sakin kalmak adına nefes egzersizleri yapıyordu. Hoş, sakin kalmak mümkün mü? Tanıdık gelen adam geleneksel kıyafetleri, arkada birbirine bağlanmış elleri, neredeyse kalçasına kadar gelen uzun, koyu kumral saçları ile bir hayli değişik gelmişti Jeongguk'a. Eski bir tarih dizisinden fırlamış kralı andırıyordu. Jeongguk ayaklanmış, etrafında dönerken sinirli bir şekilde söyleniyordu.

"Nereden buldum seni ben? Neden bütün saçmalıklar benim başıma geliyor? Doğru düzgün konuşmuyorsun bile, konuşsana!"

Son kelimeyi ses tonu baya yüksek bir şekilde söylemişti ve bu karşısında duran adamın, ufakta olsa bir mimiğiyle sonuçlanmıştı. Jeongguk tekrar koltuğa oturmuş, başını yere eğmişti. Yüzünü ellerinin arasına alarak biraz sakinleşmeye çalıştı. Karşısında duran beden hareketlenmiş ve Jeongguk'un yanına oturmuştu.

"Beni sen çağırdın, Jeon."

Bölüm sonu

1 yorum