İyi okumalar ������ Gözlerim pencerenin dışında ki ağaçlara kaydığında bir kez daha iç çekmeden duramamıştım. Yaklaşık 4 saattir pencerenin önüne çektiğim altında tekerleklerin bulunduğu yeşil koltukla camdan dışarıyı izliyordum. İlk oturduğumda yüzümde olan göz yaşları artık durmuş yerini ise iç çekmelere bırakmıştı. Beni çok sevdiğini söyleyen , bana şarkılar adayan ,yeri geldiğinde ağzımı açmadan bile beni anlayan sevgilimin ve artı olarak yaklaşık 2 hafta önce bir gemi gezisi sırasında dizlerinin üzerine çöküp evlilik teklifi yapan o adamın beni aldattığını öğrenmemin üzerinden ise yaklaşık 26 saatten fazla oluyordu. İyi ki kapımıza gelen kutuyu ilk ben bulmuşum diyorum neden mi? O kutunun içinde sevdiğim adamın bana olan en net ihaneti duruyordu. Ultroson fotoğrafı. Ve çok güzel bir el yazısıyla yazılmış minicik not. " Adresini ömerden aldım aşkım. Bu da benim sana süprizim atlas,baba oluyorsun, ve tabi ki ben de anne. Lütfen en yakın zamanda geri dön seni bekliyor olacağız. Seni seviyoruz. Sevgilerimle LALE" işte bu kutu ve bu not.. insan kaç kere kapısına gelen kutuyla nişanlısının baba olacağını öğrenebilir ki.... Karşısına elimde kutu ve ultroson fotoğraflarıyla geçip hesap sorduğumda yüzünün aldığı şekli hatırlayınca sinir bozukluğuyla kıkırdamaya başladım. İlk önce inkar etmiş ardındansa beni suçlamaya kalkışmıştı. Evet şerefsiz herif aldattığı için beni suçlamıştı. Ona ilk önce neden diye sormuştum. Neden bunu bize yaptın ? Açıklaman ne? gibi sorularımda sonradan gelmişti. Yüzüme bakmış "Bunlar bunlar benim değil" demişti ilk önce. Biraz sıkıştırınca ise "Bilmiyorum tamam mı ? bilmiyorum onunla tanıştım olanlar oldu işte " demişti. Olanlar oldu da ne demekti? Kızı gördüm, sevdim ve onunla yattım demek bile bu kadar zor gelirken bunları gerekleştirmiş olması midemi bulandırmaktan öteye gidemiyordu. Elimde sıkı sıkıya tuttuğum kutuyu odanın bir köşesine atıp gözlerinin içine baktığımı hatırlıyorum.Masmavi gözleri vardı. Denizlerden bile güzel o gözler şuan da bana hiçbir şey hissettirmiyordu. " Midemi bulandırıyorsun." Artık ona neden diye sorular sormayı bırakmış, o anda hissettiklerimi açıkça söylemiştim. Ağzımdan çıkan sözler kulaklarından girip fındık büyüklüğünde olan beynine ulaştığında kaşlarını çatıp ağzını açması ise 2 dakikadan fazla sürmüştü. " Mideni bulandırıyorum öyle mi? Eğer bana karşı biraz daha açık olsaydın aramıza başkalarını girmesine gerek kalmazdı ." demişti. "Ne ?!" tek diyebildiğim bir "NE!" kelimesiydi. Kendi kendini onaylar gibi kafasını sallayıp " Evet. Bu tamamen senin yüzünden oldu. Bana bir erkek gibi değil, sanki bir ev arkadaşınmışım gibi davranıyordun. Ne hissettiğimi umursamadın bile ." derken kendinden çok emin görünüyordu. İşaret parmağımla göğsünü dürterken konuşmaya başladım. " Eğer ben sana ev arkadaşınmış gibi hissettirdiysem neden ilişkimizi bitirmedin? Niye bana evlenme teklifi ettin atlas sen? Allah aşkına nerede olduğumuza bak, yalvarırım dön ve bi etrafına bak. Neredeyiz biz atlas? Evlenince beraber yaşayalım dediğimiz evimizdeyiz. Bu kutu gelmeden önce ne yapıyorduk biz? Salonumuzu düzenliyorduk ya. Bu kadar bok gibi hissediyorsan yanımda neden yapıyoruz biz bunları?" sorarcasına yüzüne bakarken ağlamamak için yanağımı ısırıyordum. O salak kafasını yere eğip susmayı tercih etti. Etrafa da bakmamıştı zaten. Asla yerinden hareket etmemesiyle elimin tersiyle yanaklarımı sildim. Sırtımı dikleştirdim, yere attığım kutuyu elime aldım. Diğer elimde duran fotoğrafı içine tıkıştırdım. Kutuyu hızlıca atlasa uzattım. " Al kutunu ve çık git bu evden ." derken bir yandan da elimle kapıyı gösteriyordum. İrkildi, kafasını kaldırdı ellerini öne uzatıp kutuyu eline aldığı an çenem titremeye başladı. O kutuyu elimden almasıyla sanki o kutu ve içinde ki ultroson fotoğrafı gerçeğe dönüşmüşte kucağında o bebek varmış gibi hissetmiştim. "Belin.." diyerek adımı mırıldanıp bana uzanmaya çalışmasıyla bir adım geriye gidip " Git buradan. Eşyalarını en yakın sürede toplayıp gönderirim. Ancak atlas bundan sonra ne ölün ölümle diğer dünyada buluşsun ne de dirin dirimle bu dünya da bir iletişime geçsin." Yüzük parmağımda olan tek taşımı çıkarıp avucunun içine koyarken "Zaten ben böyle tektaş sevmem."diye mırıldandım. Beni tanıdığı için mi yoksa benden zaten çoktan vazgeçtiği için mi bilemem ama o siktiğimin kutusunu göğsüne bastırıp yanımdan geçip dış kapıya doğru yürümeye başladı. Kapının açılma sesi geldiğinde hala sırtım kapıya dönüktü ancak kapanma sesi gelmediğinde kafamı çevirip baktığımda kapının önünde durmuş bana bakıyordu. Yüzümde ne gördü bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Gözleri dolu dolu bana bakarken sadece" hoşça kal " dedi. Ve kapıyı kapattı . Bundan sonra ise dün geceye dair pek bir şey hatırlamıyordum. Hoşça kal demişti bana ama giderken hoş bırakmamıştı. Hatırladığım iki-üç şeyden birisi 3000 tl ye özenerek seçtiğim o lambaderin sapıyla evde ki ona dair olan eşyaları parçaladığımı sonra da salonun ortasına parkeye uzanıp ağladığımı. Öğlen gözlerimi hala aynı yerde açtığıma göre de yerde o şekilde uyuya kalmıştım. Zaten sonrası malum kendimi bu koltuğa hapsetmiş bir şekilde 4 saattir oturuyordum. Saate bakmak için telefonu elime aldığımda hiçbir bildirimle karşılaşmamak şaşırtmamıştı. Saat akşam üstü 4.28 di. Arkama dönüp evin içine baktığımda her yerde onun dokunuşunu görmek sinirimi bozmuştu. Beraber yaşarız dediğimiz bu ev aslında vefat eden teyzeme aitti. Çok tatlı bir evdi ; iki katlı,kocaman bahçesi,minnoş da bir havuzu olan bir evdi. Kendi evim yine bu şehirde olsa da o ev 1+1 normal bir öğrenci evi şeklindeydi. Artık atlasla işler ciddiye binmeye başlayınca ona bu evde yaşamayı önermiştim. Kabul etmişti. Yavaş yavaş evin eşyalarını alırken bir yandan da yerleşiyorduk aslında. O yüzden salonda jelatinini çıkarmadığımız koltuk takımımız, duvara yaslı poşetin içinde olan halılarımız ve yatak odamız olarak düşündüğümüz odanın zemininde açılmış ve birazı yerleşmiş valizlerimiz vardı. Elimi alnıma vururken bir yandan da bu eşyaları ne yapacağım diye düşünüyordum. Eşyaları atsam desem param yenisini alacak param yoktu. Ama onun dokunduğu eşyaları da kullanmak istemiyordum. Derin içime derin bir nefes çekip ayağa kalktım. Bu böyle olmazdı. Hem dünyanın sonu değil ya canım 3 yıllık sevgilisi tarafından tek ben aldatılmıyorum ki dimi ama. Atlasında ,lale denilen o kadınında hatta belki fazla olacak ama o bebeğinde Allah belasını versin demekten başka bir şey yapamazdım. Önüme bakmam gerekiyordu ama ilk önce hayatımın her yerine yerleşen atlastan kurtulmam gerekiyordu. Bu yüzden saatlerce ağladıktan sonra kalkıp yaptığım ilk şey eşyalarını toplamak oldu .Raflara dizdiği koleksiyon parçası figürleri poşetlere fırlatırken pek de acımam olduğu söylenemezdi. Muhtemelen bir çoğu kırılmıştı. Yapacak bir şey yoktu kendisini ortadan ikiye kırmadığıma dua etmesi gerekiyordu. Figürler bitince ki yaklaşık 3 büyük çöp poşeti figürden bahsediyoruz, dolaba yerleştirdiği kıyafetlerini de valize yerleştirip dış kapının yanına götürüp bıraktım. O salağın ayağına kadar eşyalarını götürmeyeceğim için telefonumu elime alıp dışarıda ki çöpün yanına bıraktım eşyalarını oradan alırsın yazıp engelledim. Bana başka bir şekilde ulaşmasını dahi istemiyordum. Hemen arkasından ise bir çilingir çağırıp kapı kilidini değiştirmesini istemiştim. Ne olur ne olmaz kızlar Türkiye de yaşıyoruz o kapının kilidinin değişmesi gerekiyordu. Kilidi değiştiren abiye parasını verip gönderdikten sonra çantamı alıp kendi evime geçtim. Kendimi yatağımı bırakırken elime telefonumu almış ve patronumu arayıp 1 gün daha izin almıştım. Büyük bir pastanede 3 pasta şefinden 1'i olarak çalışıyordum. Bensiz 1 gün daha idare edebilirlerdi bence. Eğer her şey normal bir şekilde ilerleseydi yarın bu evi boşaltıp diğer eve geçmem gerekiyordu. Eşyalarımın yarısından fazlasını götürmüştüm. Eski ev sahibimle de çok önceden konuşmuştum. Yarın en fazla 2 valizim daha vardı. Sabah uyanınca onları da alıp gidecektim ve bu evle de bir işim kalmayacaktı. İç çekip gözlerimi kapattım. Yapabileceğim bir şey kalmamıştı. Bütün düzenim zaten değişmişti. En azından bunu kullanarak yeni bir hayat kurabilirim diye düşünürken uyuya kalmışım. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~Sabah Saat =7.15 Elimi uzatıp alarmı kapatırken homurdanarak yataktan kalktım. Lavaboya gidip günlük rutinimi tekrarlarken telefonumun çalmasıyla irkildim. Arayana bakarken açsam mı diye düşünüyordum. Arya atlasın ablası. Beni neden aradığını anlamamıştım. Normalde de zaten anlaşamazdık ancak tam da bu olaylar olduğunda araması daha da şüphe uyandırıcıydı. Telefonu açıp hopörlere aldım "Efendim?" derken sesim sorar bir şekilde çıkıyordu. "Belin." Derken onun sesi de ilk defa bana karşı mahcup bir şekilde çıkıyordu. " Ben şey olanları atlastan öğrendim. Sen iyi misin diye aramıştım." Dediğinde yukarıda Allah var şaşırdım." Ben iyiyim abla. Atlas sana yada size ne anlattı ki?" diye sorarken gerçekten merak etmiştim. Ne anlatmıştı onlara ya anne ,baba ben belini aldattım sonra kız hamile kaldı işte eve kutu gönderdi falan belin de beni evden gönderdi. Bunu mu anlatmıştı yoksa bebekten söz etmemiş miydi? Biraz bunu merak ediyordum. Benim sorgulamamla duraksayan aryayı görmesem bile hissediyordum. "Bize dedi ki ben belini aldattım , çok sarhoştum belin de bizi öğrendi ve benden ayrıldı bize bunu söyledi. Başka bir şey de mi var belin?" derken tereddütünü açık bir şekilde hissedebiliyordum. Karşımda ki aynaya bakarken yavaşça gülümsedim . şimdi sikmiştim onu. Aryayla aramızın bozuk olduğunu bildiği için onun beni arayabileceğini ve sorgulayacağını düşünmemişti. Salaktı. "Aslında olay öyle olmadı. Biliyorsun dün evi birazda olsa yerleştirmek için gitmiştik ya. Kapı çaldı o ara ben de ben bakarım dedim. Kapıyı bi açtım bi kargocu. İşte Atlas Kaya adına kargo var dedi ben de ben nişanlısıyım dedim. Bana verdiler kargoyu. Neyse işte. Ben de eve aldığımız süslerden biri sandım açtım. Bir de ne göreyim, kutunun içinde bir not ve ultroson fotoğrafı." Dediğimde telefonun öbür ucundan ses gelmemesiyle kaşlarımı çattım." Alo arya abla orada mısın? Alo." Dediğimde önce gürültülü bir nefes sesi geldi arkasından ise "Bunlar gerçekten oldu mu ? yani hem seni aldatmış hem de kadın hamile miymiş? Bize bundan bahsetmedi bile." Dedi"Ne bekliyordun ki? Dürüst davranmasını mı ? onda o yürek yok. Başka bir şey yoksa kapatıyorum." Dediğimde kısık bir sesle yok dediğini duyduğumda çat diye telefonu yüzüne kapattım. İşte şimdi birbirlerini yiyebilirlerdi. En azından ailesiyle arasını biraz da olsa bozduğum için içim rahatlamıştı. Üstüme kalın bir kazak ve altıma da pantolon geçirip hala açık bir şekilde yerde duran valizlerimi de kapatıp evden çıktım. Karşı komşumun zilini çalıp açılmasını beklerken bir yandan da kapıya astığı süsü inceliyordum."Belin merhaba?" diye sorarcasına mırıldanmıştı kapıyı açtığında. Normaldi çünkü pek komşu seven bir yapım olmadığı için gerekmedikçe kapısını çalmazdım. "Merhaba asude ev sahibi belki sana söylemiştir ama bugün taşınıyorum. Bu da evin anahtarı ev sahibi sana bırakabileceğimi söylemişti." Dedim elimle evin anahtarını ona uzatırken. "A doğru ya söylemişti. Tamamen unutmuşum. Yardıma ihtiyacın varsa söylemen yeter biliyorsun ." dediğinde elimden anahtarları almıştı bile. Kafamı sağa sola sallarken bir yandan da "Hiç gerek yok. Hallettim zaten hepsini neyse ben gideyim artık. Kendine iyi bak asude." "Sen de kendine iyi bak belin." Dedi. Kapıyı kapattığında valizlerimi de alıp eskiden teyzemin ama şimdi benim olan eve doğru gitmeye başladım. Bahçe kapısından valizleri içeri geçirirken kapının önüne tünemiş bir atlas görmeyi beklediğim açıkçası söylenemzdi. Gözlerimi devirip ona yaklaşırken beni fark edip ayaklanmıştı bile. "Evet burada ne aradığını söylemek için 5 dakikan var atlas ." kollarımı göğüslerimin altında birleştirdim. "Belin... ben özür dilemek için geldim her şey için biliyorum sen bensiz yapamazsın. E ben de sensiz yapamam belin. Her şeyi ufak bir hata yüzünden silip atma lütfen ." derken kendinden çok emin duruyordu. Bu salak gerçekten onu affedeceğimi düşünerek gelmişti buraya. "Atlas sen sıkıntılı mısın çocuk? Ufak hata dediğin senin beni aldatman ve bunun sonucunda o kadının hamile olması ya cidden her şeyi geçtim ulan kendi bebeğine nasıl hata diyebilirsin? Bu kadar madem o kadın ve çocuk senin için yok hükmünde beraber yaşayacağımız eve ultroson fotoğrafını ve aşkımlı cicimli notu nasıl gönderebiliyor? Ama ben seni anladım. Ben seni gerçekten anladım ya sana o kadar taviz vermişim ki sende demişsin ki ben bu kızın ağzına sıçsamda o benimle olur. Hadi ağabeycim hadi başka kapının önünde havla." Dedikten sonra onu kapının önünden iktirip valizlerimle içeri girdikten sonra kapıyı çarparak kapattım. "Hah hataymış. Ufak bir hata diyor yüzsüz ya." Diye homurdandım. Kapı çaldığında atlasın ısrarcı oluşuna sinirlenerek kapıyı hışımla açtım. Ama karşımda kargocu vardı. Yaklaşık 2 hafta önce yatak siparişi vermiştim ve adamlarda kuruluma gelmişti. Onları yatak odasına yönlendirirken etrafta geçen geçirdiğim sinir krizinin parçalarına takılmamaları için yerden kaldırıyordum. Yaklaşık yarım saat sonra adamları geçirirken aralarından biri geri dönüp "Belin hanım yatağı kurduğumuz yerin parkelerinde bir sıkıntı var sanırım . Nasıl oldu bilmiyoruz ama parkelerden biri düzeltmeye çalışırken elimizde kaldı yatak başlığının yanına koyduk haberiniz olsun." Dedikten sonra tek bir kelime etmeme izin vermeden arkasını dönüp gitti. Parkeyi nasıl sökmüş olabilirlerdi ya." Bir de bununla uğraşacağım şimdi." iyi talih açıkça bana mükemmel bir nah gönderiyordu. Şimdi olanlara bakarsak nişanlımın beni aldattığını öğrenip ayrılmıştım üstüne aynı nişanlın yüzünden evimi de değiştirmiştim ve şimdi de parkeyi yanlışlıkla söktük diyorlardı. Evet sökülen parkemin suçlusu da atlastı. Zaten bundan sonra hayatımda her kötü giden bir şey olduğunda onu suçlayacaktım. Bence kuraklığın sebebi bile oydu. Adamların parkelere ne kadar zarar verdiklerini anlamak için yatak odama gittim. Allahtan dedikleri gibi sadece bir parkeyi çıkarmışlardı. Acaba geri takabilir miyim diye parkenin çıktığı yere doğru eğilirken parlayan bir ufak bir şey gördüm. Yere çöküp çıkarmak için elimi uzatıp çektim. Ama gelmedi. "Ne ki bu ya ?" diyip bir daha çektip ama yine gelmedi. Acaba eski boru falan olabilir mi ? ya yanlışlıkla patlarsa falan. Aman Allah korusun ya. Parmaklarımla kulağımı çekip tahtaya vururken bir yandan da cık cıklıyordum.Telefonumu elime alıp flaşını açıp içeriye doğru tuttum. Işık tutunca gözümü almıştı ama bence bir parke daha çıkarsa rahatlıkla ordan çıkarabilirdim. Kendime 2 saniyelik düşünme molası verdim. Onu ordan çıkarmadan bırakırsam gece rahat uyuyabilir miydim? Hayır. Yarın işten sonra zaten parkeci çağırmayı düşünüyordum. Hem adamı tek parke için de uğraştırmamış olurdum. Evet çok mantıklıydı. Bir parke de ben söksem bir şey olmazdı. Sanki hayatım için çok önemli bir olaymış gibi büyütmeye de gerek yoktu kesinlikle. Bu düşünceyle zar zor diğer ahşabı da söktüm. Evet şimdi tutup çıkarabilirdim bence . Ellerimle iki yandan tutup çıkardığımda sonuç biraz hüsrandı. Aynaydı bu. Şu eski zamanlarda kullanılan kara aynalardan hem de. Hiçbir yere asamazdım da. Orada başka bir şey var mı diye telefonu ışığıyla biraz daha bakındım ama başka bir şey yoktu. Neyse bu günkü maceram bu aynaymış. Zaten saat de geç olmuştu , yarın iş e vardı. Uyusam iyi olurdu. Yatağın plastiklerini çıkarıp , çarşaflarını da çıkarınca tamamdı bu iş. En azından evde artık yatacağım bir yatağım vardı. Yarın işten sonra da bulaşık ve çamaşır makinelerini bağlayacaklardı. Tamam kafamda ki sıralamalarımı da yaptığıma göre artık uyuyabilirdim. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~Gece Saat= 2.15 Duyduğum arp sesleriyle gözlerimi açtım. Telefonum çaldığını duşunduğum için ilk önce ona baktım ama ses benim telefonumdan gelmiyordu. Tamam nezih bir semtte oturuyordum ama gecenin ikisinde de arp çalıp şarkı söyleyecek kadar delirdiklerini de düşünmüyordum. Sesin kaynağını bulmak için ayağa kalktığımda sesin daha çok artmasıyla yüzümü buruşturup salona geçtim. Salonda koltuğa yaklaştığımda ses artık daha da katlanılamaz bir boyuta ulaşmıştı. Sinirlenerek bahçe kapısına doğru giderken ayağıma takılan şeyle duraksadım. Kafamı eğip baktığımda kara aynayı görünce irkildim. Aynanın etrafı sanki hafif bir şekilde beyaz bir ışıkla parlıyordu. Eğilip aynayı elime aldığımda gelen arp sesinin kesilmesiyle daha da ürperdim. Çünkü şuan da duyduğum tek ses kendi nefes sesimden başkası değildi. Aynayı yüzüme doğru kaldırıp "Bu arp sesini sen yapmıyorsun değil mi?" derken kendi kendime konuşuyordum. Ta ki aynanın yüzeyi dalgalanana kadar devam etti sessizlik. Aynanın yüzeyinin dalgalanmasıyla beraber biraz önce kesilen arp sesi o kadar yüksek bir sesle tekrardan çalınmaya başladı ki. Aynayı elimden birakıp kulaklarımı kapatmak zorunda kaldım. Ne oluyor diye düşünürken gözlerimin yavaş yavaş kararmaya başladığını fark ettim ve bununla birlikte paniklemeye de başladım. Ta ki nefesim kesilip bayılıncaya kadar. Son hatırladığım aynanın etrafında ki ışığın giderek sönmesiydi .~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 1. Bölüm sonuArkadaşlar bu benim ilk kitabım lütfen yorum yapmaktan ve oy vermekten çekinmeyin
Bölüm 1
İhanet
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.