Okul gezisi vardı. Herkes çok heyecanlıydı. Fakat ben okul dışına çıkacağımız için korkuyordum. İlk ders Ahmet hocaylaydı. Ahmet hoca gezi olduğu için bizi serbest bıraktı. Bir gariplik vardı. Adamın omzunda kan izi vardı ve hafif sırıtıyordu. Ahmet hoca derste her zaman ciddiydi. Hayır bu işte bir iş var. Ya kişilik değiştirdi o zaman omzundaki kan izi neydi. Bu sorular kafamı kurcalıyordu.
Poyraz: ‘Feridun! Feridun! Duymuyor ya. Aloooo!’
Kâğıt attım baktı sonunda
Feridun: ‘Huh? Efendim?’
Poyraz: ‘Ahmet hoca çok garip davranıyor. Sence?’
Feridun: ‘Ne alaka? İyi misin adam gayet doğal davranıyor.’
Poyraz: ‘Feridun kör müsün? Adamın omzunda kan izi var.’
Feridun: ‘Doğru. Bu normal değil.’
Poyraz: ‘Adam gülüyor. Ahmet hoca asla gülmez. Bence bu adam Ahmet hoca değil.’
Feridun: ‘Kanka biraz abart istersen böyle olmadı yani.’
Ahmet: ‘Arkadaşlar tek sıra olun servise doğru ilerleyin.’
Hala sırıtıyordu çıldırmak üzereydim. Normalde Ahmet hoca beni çok severdi. Konuşmasından o olup olmadığını anlayabileceğimi düşündüm.
Poyraz: ‘Hocam nasılsınız?’
Normalde şu cevabı almalıydım:
‘İyiyim. Sen nasılsın?’
Ama:
‘Ne yapacaksın beni?’
Olamaz olamaz olamaz olamaz bu Ahmet hoca değildi. Biraz dürüst oldum ve
Poyraz: ‘Hocam gömleğinizdeki kan izi ne?’
Ahmet: ‘Nerden gördün? Oysaki gizlemiştim.’
Poyraz: ‘Yo kabak gibi ortada. Bir de şunu söylemeliyim çok garip davranıyorsunuz.’
Ahmet: ‘Of nasıl anladım rolüme çok çalıştım ama.’
Bu benim duymamam gereken bir şeydi. Ama duydum. Bu detay olayların gidişatını tamamen değiştirecekti. Servise doğru yürüdüm. Feridun’ün yanına oturdum.
Poyraz: ‘Kötü haber!’
Feridun: ‘Gezi iptal mi?’
Poyraz: ‘Hayır. Daha kötü. Hocaya gömleğindeki kan izini sordum. Nerden gördüğümü sordu. Çok garip davrandığını söyleyince endişelendi.’
Feridun: ‘Uyduracaksan bir arkaya geç Poyraz.’
Poyraz: ‘Vallahi bak.’
Feridun: ‘Ben korkmaya başladım.’
Poyraz: ‘Böyle durumlarda duygularını bastır diye kaç kez daha söylemem gerekiyor?’
Feridun: ‘Benimle düzgün konuş çocuk!’
Poyraz: ‘Uzatma otur yerine.’
Feridun: ‘Aman sen yine de arkaya geç.’
Deniz: ‘Bir susun da yolculuğu huzurlu geçirelim.’
Bahadır hoca Ahmet hocayı konuşturmaya çalışıyordu. Ama Ahmet hoca ısrarla susuyordu.
Bahadır: ‘Ahmet sen iyi değilsin.’
Ahmet: Kes sesini senden nefret ediyorum! uyumaya çalışıyorum şurada!
Bahadır hoca da bir terslik olduğunu anlamıştı. Gidene kadar sustu hiç konuşmadı. Yaklaşık 45 dakikalık bir yolculuğun ardından geldik. Feridun beni uyandırdı.
Feridun: ‘Aloooo uyan Allah’ın cezası geldik geldik.’
Kalktım. Dengemi kuramadığımdan yere yapışacak gibi oluyordum. Hava bir anda karardı. Herkes uyku sersemi olduğundan kimse bir şey anlamadı. Karşımızda dev gibi bir labirent çıktı. Daha sonra sürpriz gezi yerinin burası olduğunu anladık. Yalan yok bir an için şizofren olduğumu falan düşündüm. Labirentin üstü kapalıydı. Işık yoktu bu yüzden bir fener çıkardım. Ahmet hoca içeri koşarak girdi. Bunu fırsat bilip Bahadır hocaya şunu sordum:
‘Ahmet hoca bugün çok garip davranıyor sanki. Omzunda kan izi vardı.’
Bahadır: ‘Evet haklısın bu olayı çözmeliyiz.’
Poyraz: ‘O işi bana bırak.’
Feridun’ün yanına gittim. O da fener kullanıyordu. Elinden tuttum ikimizde koşarak Ahmet hocayı aradık. 2,5 dakika boyunca aralıksız koştuk. Burnuma kan kokusu geldi.
Feridun: ‘Kan kokusu nerde duysam tanırım. Küçükken burnum çok kanadı.’
Kan kokusunu takip ettik. Nihayet bulmuştuk. Yerde yatıyordu. AMA KANLAR İÇİNDE.
Feridun panikledi.
Poyraz: ‘Olamaz olamaz olamaz olamaz ama olmuş.’
Bende araştırmak için kanın sıcaklığına baktım.
Poyraz: ‘Yeni ölmemiş ya da ölmüş olabilir mi? Bir saniye nabzı atıyor. Sadece bilinci kapalı.’
Gözlerim doldu ve dedim ki:
‘Git Feridun, git Bahadır hocaya haber ver.’
Bu adam Ahmet hocanın ikizi değildi. Kendisiydi. Bir keresinde ağzından ikizi olduğunu kaçırmıştı. Onun hakkında sorular sorunca konuyu değiştiriyordu. Tabi ya o sabahki garip adam Ahmet hocanın ikiziydi. Bir olay yüzünden ikizi onu kıskandı, onun yerine geçti. Başka bir açıklaması olamaz. Her neyse karnına saplanan bıçak daha çıkmamıştı. Çantamdan iğnemi çıkardım. Ahmet hocanın üstünü aradım. Cüzdanını buldum. Cüzdanının içinde kimlik, sağlık bilgileri, telefonu ve arabasının anahtarı vardı. Sağlık bilgilerinden kan grubunu buldum: AB+ Bende AB+’tim. İğneden kan nakli yaptım. 0 ilk yardımla nasıl başardım bilmiyorum. Daha sonra bizimkileri bulmaya koyuldum. Kafam allak bullak olmuştu. Neredeyim bilmiyordum. Fenerim sönmek üzereydi, son ışıklarını yansıttı ve tüm labirenti bir zifiri karanlık sardı. Devam etmek zorundaydım. Karşıma 2 seçenek geliyordu hep: Sağ veya sol, sağ veya düz, sol veya düz. Karşıma bir ışık çıktı. Gözümü alıyordu. İlk başta elimi gözüme attım ve ilerledim. Karşıma sorgu odasında sandalye kapmacada gibi dizilmiş 22 sandalye gördüm. Mavi bir gaz odaya salınmıştı. Başım dönmeye başladı, bayıldım.
Uyandığımda herkes kelepçelenmiş sandalyeye bağlıydı. 20 kişinin 20’si de oradaydı. Ayrıyeten öğretmenler de oradaydı. Herkes ayılınca hologram benzeri bir şeyden Ahmet hocanın ikizi yayına girdi.
“Merhaba! Sizler Ahmet’in öğrencileri olmalısınız. Sizi kaçırdım, çünkü ikizimin bu hayatta en çok değer verdiği şeylerin öğrencileri olduğunu duydum. Ahmet? Buna ne dersin, benim sevgili hain kardeşim?”
“Öğrencilerimi bu işe bulaştırmayacaktın! Seni bulacağım, bulunca dünyanın kaç bucak olduğunu göreceksin Gavur tohumu!”
“Buyrun bekliyorum. Sandalyenden kalkabilirsen beni bulursun. Hahahahahahaha”
Kelepçemi yaktım. Sanırım galyumdan yapmışlar çünkü hemen eridi. Diğerlerinkini de erittim. Ahmet hocanın da kelepçesini erittim. Eritir eritmez bize burada kalmamızı emretti. Kendisi büyük bir sinirle odadan çıktı. Kapıyı kapatınca kapı bir daha açılmadı. Eylül sinirlendi:
“Arkadaşlar! Boş boş burada bekleyecek miyiz gerçekten?”
“Evet.”
“Ya bozma beni, Bakın buraya kitaplar koymuşlar. Bu kitaplar onların çok kitap okuduklarını veya “çok kültürlü” olduklarını değil, burada gizli bir kapı olduğunu gösterir.”
“Doğru söylüyorsun. Sorgu odasına kitaplık konulduğu nerede görülmüş?”
Duvarda 3 yazıyordu.(III) Bu şey yan çevrilmiş bir merdiven de olabilirdi ancak denemekten zarar gelmez diyerekten kitaplıkta 3. Sıradaki bütün kitapları kaldırdım. Birisinde gerçekten Eylül’ün teorisi doğruydu. Kapı açıldı. Aşağıda bir havuz gibi bir şey vardı. Ama 1 metre boyundaki çocuk havuzuna benziyordu, az önceki labirentin aynısına su doldurmuşlardı yani. Aşağıya n-bakayım derken Feridun beni aşağıya attı. Sırt üstü havuza düştüm. Ama su çok yoğundu. Kafamı kaldırdığımda bazı çalışmayan kaydıraklar gördüm. “Aaaa ben burayı rüyamda gördüm!”
Hareket etmeye çalıştım ama olmadı. Çok yoğundu su. Kalbim duracak gibi oldu. Eyvah! Bataklık gibi bir yerdi burası. Yaratıklar da vardı. İnsana da benziyorlardı ama insan olmadıklarından emindim
“Hah! Aynı eski sınıfım.”
Yüzmeye çalıştım, bu sefer yürümekten daha hızlı gidiyordum en azından. Solmuş bir su yatağı buldum. Başım dönene kadar şişirdim. En son üstüne çıkınca rahatladım artık. Hareket ettirmeye çalıştım. Ama tek elle olunca sadece kendi etrafımda döndüm. 2 elle yapınca biraz hareket ettim. Canavarların olduğu yere gittim. O sırada yan taraftan dalga suratıma çarptı. Üzerime zeytinyağı dökülmüş gibi hissediyordum. Aquaparkın kaydırağından çubuk gibi bir şey kopardım. Bütün kaydırak canavarların üzerine çöktü.
Labirentin diğer duvarından bir ayağın geldiği gördüm. Bu kimin ayağıydı acaba. Derken bu kişi Ahmet hocaydı. Ama bir anda bana saldırdı. Ben onun yüzünü tuttum. Ama geri kaçmadı. Çok inatçı olduğunu bilmiyordum. Arkasından asıl Ahmet geldi. Bıçağı boynuna savurdu. Suratıma kan fışkırdı. Gözlerimi anlık kapadım ama tepki vermeden olanları izledim.
Ahmet: ‘Artık yeter seni hain kardeş görünümlü kalleş.’
Bunu söylerken çok sinirliydi. Bir yandan yaralı karnını tutuyordu.
Ahmet: ‘Bu aile meselesine seni karıştırdığım için özür dilerim Poyraz.’
Poyraz: ‘Gördüklerimi unutacağım ama nasıl unutacağım bilmiyorum.’
Ahmet: ‘Şimdi bana merak ettiğin soruları sor kafanda soru kalmasın.’
Poyraz: ‘Neden böyle bir gezi plânladınız?’
Ahmet: ‘Sizi böyle durumlara hazırlamak için ama sanıyorum burası okul kadar güvenli değil.’
Poyraz: ‘Anlıyorum. Peki sizin aranızdaki mesele nedir?’
Ahmet: ‘Anlayacağın üzere ikimiz tek yumurta ikiziyiz. Ailemiz küçük yaşta ayrıldı. Nedeni ise babamın Kayra’yı desteklemesiydi. Daha 5 yaşımızdayken ailemiz gözümüzün önünde ölümüne kavga ediyordu. Sonunda ayrıldılar. Ben anneme ikizim babama kaldı. Babam onun vicdan duygusunu yok ettiyse demek. Şimdi de hep beni öldürmeye çalışıyor.’
O gölge hala hareket ediyordu:
‘Hey hey hissediyor musunuz? Bir şey hareket ediyor.’
Ahmet: ‘Hayır. Sana öyle geliyor bence.’
Derken o gölge ikimize de aynı anda tekme geçirdi. Bilincim kapanmak üzereydi. Ama her şeyi net olmasa da biraz biraz hatırlıyorum. Bu gölge zannettiğim bizi kedi gibi ensemizden tuttu, bir kamyonun arkasına attı. Orada diğerleri de vardı. Sonrasını hatırlamıyorum. Sonra şunları gördüm: Benim boylarımda silindir bir tüpün içindeydim ve bu tüpten bir sürü vardı. Bu tüpün içi yeşil bir sıvıyla doluydu. Bu şey canımı acıtıyordu. Asitti bu şey. Kafamda bir şey takılıydı. Hareket edemiyordum. Yukarıya doğru gözümü çevirdiğimde mavi holografik bir yükleme ekranı gördüm.
Henüz %23’tü. Biraz daha kafamı çevirdiğimde Kayra’yı gördüm. Bilgisayarda kodlarla uğraşıyordu. Eli yanlışlıkla ‘‘Delete’’ tuşuna değdi. O bütün ekranlar kapandı. Bütün ışıklar söndü. Gözümün önündeki ekranlar kapandı. Artık o asitin içinde hareket edebiliyordum. Her yerim uyuşmuştu. Asit yoğundu bacaklarımı hareket ettirmekte zorlanıyordum. Camın diğer tarafına yaslandım arkamdaki camdan destek alarak cama tekme atıp kırdım. Doğruca Kayra’nın suratına döküldü o asit. Suratının sol tarafı kafatası görünecek şekilde eridi. Acı çekerek yerde kıvranıyordu. Acısı dinince bağırdı ’Bunun sorumlusu kim?
’Ben üst kata kaçtım. Üst kattan herkes görünüyordu. Çoğu daha Anaokulunu daha yeni bitirmişti. Tüplere göz gezdirdikten sonra bizimkileri gördüm. Yukarı sıçrayan cam parçalarından birkaç tane aldım. Bir tanesini dikkatini dağıtmak için başka yöne attım. Oltayı yuttu. O sırada bizimkilerin yanına gittim. Yerden bulduğum demir parçalarını tüplere attım. Çok ses çıktı ve tüp kırılmadı. Kayra o psikopat gözleriyle tüplerin olduğu tarafa baktı. Yavaş benim olduğum tarafa geliyordu. Elim ayağım dolaştı. Tüplerin arasına kaçtım. Nefes alışverişleri kulağıma geliyor ve bu da beni inanılmaz korkutuyordu. O hareket ettikçe ben zıt yönde hareket ediyordum. O köşeden dönüp çayını doldurmaya gittiğinde bilgisayara yöneldim. Bilgisayarını kapattım. Bu sefer tüplerde bir hareketlilik oldu. Kapakların üst kısmı açıldı. Sadece bizimkileri kurtarabildim. Kaçarken şunları dedim
‘Bir dahaki sefere…’
Sonra uyandım. Bunlar geçmişte yaşadıklarımdı.
‘Tarih kendini tekrarlar ama bu sefer öyle olmayacak.’
Kamyonun duvarına dokundum orayı yakacaktım. Ama bir anda dondu. Elimle iki yaparak dokunduğum için miydi acaba? Bu sefer tüm parmaklarımla dokundum. Yandı. Bu işlemi 5 kez tekrarladım. Kamyonun duvarı erimeyi bırak kül olmuştu bile. Arkadaşlarım daha kendinde değildi. O yüzden sadece kaçtım. Kamyonu takip ettiğimde bir ormana girdi. Orman çok korkunçtu. Otobüs dümdüz ilerliyordu. Bende onu takip ediyordum.
‘Bu böyle nereye kadar?’
Kamyonun tepesine tırmandım. Çok hızlı gitmiyordu zaten. Takip cihazı yerleştirdim. Bende takip cihazı ne geziyor diye sorgulamadım. Çünkü anahtarı kaybetmek çok hoş bir şey değil. Kamyondan atladım. Fakat saçma sapan yaratıklar gördüm. Bir tanesi papağan gibi rengarenkti. Ama ejderhaya da benziyordu. Sonra bir anda yeşil oldu. Kanatları vardı.
‘Uçabilirsin öyle değil mi?’
Ama yaratık bana çok sinirli bakıyordu.
‘Ne dedik be? Allah Allah.’
Yaratık daha da sinirlendi. Sonra yerdeki kozalağı alıp suratına attım. Bir anda o siniri geçti. Bana kedi gibi sırnaşmaya başladı.
‘Madem uysallaştın şimdi uç.’
Tabi yaratık dediğimi anlamadı. Onla yabancıyla konuşur gibi bağırıyordum:
‘CANIM ARKADAŞIM UÇMAK FLY FLY. ANLASANA.’
Daha kanat çırpma hareketleri yaptım.
‘Bak bak uçmak bu işte hadi uçur beni.’
Yaratık bana tekmeyi bastı. Baya yükseklere çıktım.
'Uçmaktan kastım bu değildi.’
Yukarı çıktığımda bir gökdelenimsi bir yapı gördüm. Kısa bir süre sonra yere düştüm.
‘Orada! Bir gökdelen var. Onun hakkında ne biliyorsun?’
Cevap vermedi.
-Hadi ama o kadar bukalemun ile ejderhanın karışımısın. Konuşabiliyor olman lazım.
Yine cevap vermedi.
‘Pışık bende o göz yok hadi ama ben benle konuşan bir ayıcık bile gördüm. Konuştuğunu görünce delirmem merak etme.’
Deniz: ‘Pekâlâ bunu biliyorsan sıkıntı yok.’
Bir an şok geçirdim:
‘Ne oha hiç beklemiyordum.’
Deniz: ‘O bina ne biliyorum.’
Poyraz: ‘Öhm gökdelen.’
Deniz: ‘Biliyoruz bırak da açıklayayım. Orası Kayra’nın. Ben normalde insanım. Kayra beni küçükken kaçırdı. 3 gün kadar asit dolu bir tüpün içinde bekledim. Sonra üstümde bazı deneyler yaptı. Sonra hop bu haldeyim. Palyaçoya çevirdi beni.’
Poyraz: ‘Beni de kaçırdı ama benim beynimi de sıfırladı. Ben daha doğrusu biz kaçmayı başardık ama. Burada herkes mi bu halde? Bu arada adın ne?’
Deniz: ‘Deniz İbrahim’
Poyraz: ‘Pekâlâ benim o kuleye ulaşmam lazım. Yardım eder misin?’
Deniz: ‘Hayır’
Poyraz: ‘Niye? Of o kadar samimi olduk gidelim işte.’
Deniz: ‘Çünkü o kulenin içine girmek im-kan-sız.’
Poyraz: ‘Hayır değil. Birazdan oraya bir araba girecek onunla içeri girebiliriz.’
Deniz: ‘Cidden mi hadi gidelim.’
Poyraz: ‘Peki arkadaşların onlar yardım edebilir mi?’
Deniz: ‘Onların çok bir şey hatırladıklarını zannetmiyorum. Bilgisayar komutuyla çalışıyorlar. Ama ikna etmeye çalışırım. HWAHAWHSAH HAVHAV CİKCİK AİAİ MİYAV MİYAV.’
Poyraz: ‘Ne dedin?’
Deniz: ‘Ne bileyim ben bir şeyler söyledim ama umarım küfür falan etmemişimdir. Hele de kedi dilinde, kedi dilinde çok küfür var. Her neyse hadi gidelim.’
Uçmaya başladık.
Poyraz: ‘Çok hızlısın biraz yavaşla.’
Bunu deyince biraz yavaşladı. Ama yine de 5 dakika gibi kısa bir sürede ulaştık. Telefondan aracın konumuna baktım.
Poyraz: ‘Birazdan gelirler. Tetikte bekle.’
Deniz: ‘Bana emir verme.’
O araç geldi. Kapı açıldı araç girdi. Kapı hızlı kapanıyordu. Biz son hız koşuyorduk. Ben kolayca altından kayarak geçtim. Deniz için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. O uçarak geçti. Nefes nefese kaldık. AVM’lerin girişindeki otoparklara benziyordu. biraz yürüdükten sonra buranın aynı siyah arabalarla dolu bir otopark olduğunu gördük. Asansöre yöneldik. Bindik, daha doğrusu binmeye çalıştık. Deniz’in kanatları sığmadı çünkü.
Poyraz: ‘ÇOCUĞUM KANATLARINI KAPAT.’
Deniz: ‘Bağırma be.’
Asansör çok eskiydi. Zaten sürekli durup bizi korkutuyordu. Ben durup bildiğim tüm duaları okuyordum. Deniz bana garip garip bakıyordu.
Deniz: ‘Ne yapıyorsun?’
Poyraz: ‘Ne yapacağım bildiğim tüm duaları okuyorum.’
Deniz: ‘Dua mı o ne be?’
Poyraz: ‘Seninle işimiz var. Sonra anlatırım.’
Deniz: ‘Meraktan çatlıyorum.’
Poyraz: ‘Dininiz ne ki?’
Deniz: ‘Bilmiyorum.’
Asansör durdu. Işıklar kapandı. Ben birkaç kez nefes alıp verdikten sonra yere yığıldım. Deniz bir anda buharlaştı. Onun yerine küçükken görüp de kurtaramadıklarımın ruhları bana hesap soruyordu.
‘Neden bizi es geçtin?’
‘Senin yüzünden hepimiz Kayra’nın emrinden çıkmayan itaatkâr birer yaratığa dönüştük!’
Kendimi kurtulduğum için suçlu hissettim. Keşke kurtulmasaydım dedim bir an kendi kendime. Cevap vereceğim ama sesim çıkmıyor konuşamıyorum. Üstüme bir şey çökmüş ama ne olduğunu tam olarak anlayamadım. Sonra bir sarsılmaya başladım. Bilmediğim bir ses bağırıyor:
‘Poyraz Poyraz Poyraz POYRAAZZ!’
Yine mi rüyadaydım acaba babam beni kaldırmaya mı gelmişti? Normal insan gibi hayatıma devam mı edecektim? Çocukluğunu tekrar mı yaşayacaktım? Aile sevgisi görebilecek miydim? Tekrar yüzüm gülecek miydi? Sanmıyorum. Çünkü gözümü yavaş yavaş açtığımda beni uyandıran kişinin ağlayan bir Deniz olduğunu gördüm.
Deniz: ‘Ya kalk artık abartma ya geldik geldik.’
Poyraz: ‘Bağırma be kulağımın dibinde.’
Deniz: ‘Kes.’
Asansörle 4 dakika daha çıktık daha sonra kapı açıldı. Kapı açıldığında gördüğümüz manzara gerçekten korkunçtu. Karanlık büyük bir odada bir sürü tüp vardı. Gördüğüm flashback de daha az korkunçtu. O gün tüylerim diken diken oldu. Bazıları o kadar çok durmuş ki iç organları gözüküyordu. Bazıları ise çoktan ölmüş tüp kanla dolmuştu. Sonra şu sözüm aklıma geldi:
‘Bir daha ki sefere…’
Poyraz: ‘Ç-çok üzgünüm.’
Ağlamaya başladım. Deniz sırtıma teselli edermişçesine dokundu. İşe yaramadı çünkü o an çok üzgündüm.
Deniz: ‘Şu an ağlaman gereken son an Poyraz. Çözüm bulmaya çalışalım. O kadar uğraştık.’
Poyraz: ‘Pekâlâ, öncelikle buradaki arkadaşları kurtaralım. Sınıftakiler de biraz beklesin canım.’
Deniz: ‘Peki nasıl yapacağız?’
Poyraz: ‘Belki de şöyle, ya da of. Bir şeyler geveliyorum işte bir fikrim yok.’
Deniz: ‘O zaman biz de fikir üretelim.’
Poyraz: ‘Söylemesi kolay, çok istiyorsan sen bir şeyler söyle.’
Deniz: ‘Haklısın. Benim fikrim şu: Bütün buradaki güvenlik görevlilerini Kayra'ya çaktırmadan bayılalım. Ama nasıl yapacağız sorun o.’
Poyraz: ‘Evettt! Ben nasıl yapacağımı biliyorum.’
Deniz: ‘Nasıl?’
Poyraz: ‘Ben sana süper güçlerimden bahsettim mi?’
Deniz: ‘Cidden mi? Ne süper gücün?’
Poyraz: ‘Ateşi ve suyu kontrol edebiliyorum. Yani insanları dondurup yakabilirim veya başka bir yerleri bunları uygulayabilirim.’
Deniz: ‘Ne işe yarayacak ki?’
Poyraz: ‘Görevlileri dondurabilirim, ya da direk onları öldürebilirim.’
Deniz: ‘Öldürme nasıl olacak?’
Poyraz: ‘Onları önce dondurup sonra yakarsam ve bu işlemi 5-6 kez yaparsam o kişi parçalanır.’
Deniz: ‘Mümkün olduğunca cinayet işlememeyi tercih ederim.’
Poyraz: ‘O zaman sadece donduracağım. O da kısa süreliğine yani.’
Deniz: ‘Yapacak bir şey yok.’
Önce nöbetçileri dondurdum. Sonra tüpün başında bekleyen güvenlikleri dondurdum. Denize doğru tamam işareti yaptım. O da yanıma geldi.
Poyraz: ‘Şimdi ne yapacağız?’
Deniz: ‘Tüplerin üstüne çıkıp onları dondurup çözeceksin böylece kapak parçalanacak.’
Dediği gibi yaptım. Daha sonra onları Menekşe'ye verdim. O asansöre taşıdı. Bir tanesini Deniz’e verirken öldürme gücüm istemsizce çalıştı. Sonra o kız parçalandı.
Deniz: Ne yaptın!
Poyraz: B-bilmiyorum istemsizce gücüm çalıştı.
Deniz: ‘Bir işi de becer. Beceriksiz. Çık ya ben taşırım sen şu kapakları yok et.’
Ağlayarak dediğini yaptım. Ama bizimkileri göremedim.
Poyraz: ‘Bizim sınıftaki enayiler nerede ya? Şunları bulsam iyi olacak. Hey bayan ego ben bizim enayileri aramaya gidiyorum.’
Deniz: ‘Defol!’
Binayı gezerken gizli bir oda gördüm.
Poyraz: ‘Burası neresi ki?’
Kulağımı dayadığımda bir ses duyuyordum:
‘Cevap versene!’
‘Vallahi bilmiyorum.’
‘Biliyorsun bunu hepimiz biliyoruz. O Poyraz denen şahıs ne işler çeviriyor.’
Duvarı yakıp dondurarak parçaladım.
Poyraz: ‘O enayileri rahat bırakın. Poyraz denen şahıs burada.’
‘Tam zamanı saldıralım mı patron?’
Kayra: ‘Hayır hayır adam akıllı konuşmak istiyorum. İnsanlar konuşa konuşa hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşırmış.’
Poyraz: ‘Hah. Bunu hayvanlardan daha alçak bir insanımsı varlık mı söylüyor?’
Kayra: ‘Bak benimle derdin ne bilmiyorum. Ama bir süper güç edindiğini duydum. Bana her şeyi anlat, benden ne istiyorsun?’
Poyraz: ‘Seninle konuşacak tek bir kelimem bile yok, ben sadece arkadaşlarımı alıp gideceğim lanet olası pislik.’
Kayra: ‘Bağlayın şunu!’
Aras: Hayır yapma!
O an öyle sesli bağırdı ki derin bir sessizlik oluştu.
Kayra: Dediğimi yapın!
Beni bağlıyorlardı ben kin dolu gözlerle Kayraya bakıyordum. Arkadaşlarım arkada çırpınıyordu dedim ki:
‘Susun enayiler. Bırakın bağlasınlar sadece ses telinizi eskitiyorsunuz.’
Ahmet: ‘Biz ne zamandan beri enayiyiz?’
Poyraz: ‘Kendinizi çok kolay kaçırılacak kadar savunmasız bıraktığınız zamandan beri hele de okul dışında.’
Ahmet: ‘Bunu er ya da geç yapacaktık zaten. Müfredatta bu vardı. Dışarıdaki karışıklığın arasında neler yapabileceğinizi öğrenmek istedik. Suç mu bu çocuk.’
Poyraz: ‘Bütün sorumluluk size kaldı ayrıca bu Kayra pisliğinin yanında bunları konuşmak istemiyorum.’
Kayra: ‘Çok boş konuşuyorsunuz kafamı şişirdiniz bir susun da motorunuz soğusun.’
Poyraz: ‘Değil mi? Neden bu kadar boş yapıyoruz acaba? Seni oyalamak için belki de!’
O sırada ipimi yaktım. O sırada elimi patlatıp şunları dedim:
‘Şimdi gel dövüşelim.’
Ahmet: ‘Hayır yapma! o kadar güçlü değilsin!’
Poyraz: ‘DAHA FAZLA NE KADAR GÜÇLENMEM GEREKİYOR?’
Kayra: ‘Şimdi beni öldürürsen ne farkın kalacak benden ha?’
Poyraz: ‘Ben şimdiye kadar bu gücümle kimseyi öldürmedim.’
Ahmet: ‘Emin misin?’
Poyraz: ‘Ne?’
Ahmet: ‘Haberlerde ne vardı biliyor musun? Senin üstünde deney yaptığın kedi bir ormanı yakmış.’
Poyraz: ‘Hayır bu doğru değil yalan söylüyorsun! hayır hayır hayır hayır olamaz olamaz olamaz ama olmuş.’
Feridun: ‘Hadi ama öğretmenim bu şimdi mi söylenir çocuk şimdiden nakavt oldu.’
Poyraz: ‘HRAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA’
Feridun: ‘Aha kurt adama dönüşüyor.’
Aras: ‘Bence burayı boşaltmalıyız yoksa biz de ölüp gidebiliriz.’
Yeri dondurup çözdüm sonra katman katman derinlere doğru iniyorduk. Sadece ikimiz. Diğerlerinin hayatını riske atmamak için çok geniş alanı almadım.
Kayra: ‘Ne yapmaya çalışıyorsun?’
En sonunda magma tabakasına ulaşmıştık. Planım ikimizin de bu hayattan defolup gitmesiydi. Bensiz bir yaşam insanları huzurlu yapacaksa hemen ölmeliyim diye düşündüm.
Ben yerin içine düştüm. Evet yalan değil. Magmadan etkilenmiyordum. Kayra ise elini patlatarak uçtu ve yukarı çıktı. Yerin içine düştükçe düşüyordum. Daha sonra gün yüzüne okyanusa çıktım.
-Oh what just happened. Yine mi İngilizce konuştum.
Boğulmamaya çalışarak etrafıma bakındım. Bir ada gördüm. Oraya doğru yüzmeye başladım. Belki iyi insanlar vardır, belki de kötü niyetli. Boğulmaktan iyidir diye düşünüp daha da hızlandım.
Sonunda karaya çıktım. Biraz kurumayı bekliyordum. Güneşe doğru uzandım. Kururken titrek sesimle şarkı söylüyordum hem yüzüp hem şarkı söylemek zor oldu tabi. Boğazım ağrıyor ama hala söylüyordum. Güneşin sıcaklığı üstüme geldikçe ıslaklığım kuruyor ıslaklığım kurudukça huzur buluyordum. Derken uyuya kalmışım. Yine geçmişe döneceğim herhalde derken gördüğüm renk sadece siyahımsı bir renkti. Yaklaşık 5 dakika sonra uyandım.
Poyraz: ‘Hayret! Geçmişe dönmedim. Haha!’
‘Hey!’
Poyraz: ‘Sen kimsin?’
‘Adım Ece’
Poyraz: ‘Bende Poyraz’
Kız çok güzeldi. Saçı siyahtı ama çok fazla uzun değildi. Gözleri deniz mavisi kadar mavi, sanırım 15 yaşındaydı. Boynunda kocaman bir çizik vardı. Merak edip sordum:
‘Boynuna ne oldu?’
Ece: ‘Ah o mu? Ufak bir çizik canım bir şey değil.’
Kız yarasını tuttu biraz utanmış gibiydi. Ben gayet sakin bir şekilde şunları söyledim:
‘Yaralarından utanmana gerek yok.’
Ece: ‘Bilmiyorum bana kötü duruyor gibi geliyor.’
Poyraz: ‘Hadi ama bu kadar saçmalama. Bir insan neden yarasından utanır ki. Her neyse benim hikayem uzun biraz vaktin varsa anlatabilirim.’
Ece: ‘Ne kadar vakte ihtiyacın var?’
Poyraz: ‘1 saat kadar.’
Ece: ‘Bu çok uzun ama her neyse unut gitsin anlat.’
Kıza anlatmaya başladım. Ama kız beni pür dikkat dinliyordu. Ya da sadece gözlerime bakıyordu. Babamın öldüğünü anlatırken gözlerim doldu. Kızın da boğazı düğümlendi sanırım. Çünkü uzun süre bir şey söylemedi. Acaba babasına bir şey mi olmuştu. Ya da babası ona bir şey yaptı. Bilmiyorum yorum yapmayacağım.
Poyraz: ‘Öyle işte nasıl oldu bilmiyorum ama yeryüzünün içine düştüm. Okyanusun ortasına gün yüzüne çıktım. Yüze yüze buraya çıktım. Sonra seni gördüm. Bu kadar benim hikayem. Sen anlatmak ister misin?’
Ece: ‘Ha ben mi? Y-yok teşekkür ederim ben almayayım.’
Şüpheli bir yüz ifadesi ile ona baktım.
Ece: ‘Senlik bir durum yok. Sadece anlatmamam gerekiyor.’
Bir süre düşündüm. Kızın yüzünü korku kapladı. Korkudan dudağını ısırıyordu. Arkasında sinirli bir adam belirdi:
‘Ne yapıyorsun burada?’
Ece korkuyla irkildi:
'B-baba arkadaş yolunu kaybetmiş bana soruyordu.’
Babası bağırdı:
‘Ben sana dışarı çıkmak yok demedim mi!’
Kedi gibi ensesinden tuttu ve götürdü. Ben üzgün bir surat ifadesiyle güneşi izledim. 2-3 saat geçti o adam ve Ece yanıma geldi:
Babası: ‘Nereye gidecektin sen?’
Poyraz: ‘Dünyayı buradan dümdüz kazarsam ulaşacağım yere.’
Babası: ‘Yani?’
Poyraz: ‘Buranın tam altı yani.’
Babası anlamamış surat ifadesine büründü. Kurusun diye kuma koyduğum telefondan yerini gösterdim.
Babası: ‘Ha sen orayı diyorsun. Ben de bizim kızı oraya götürmeyi planlıyordum. Seni de istersen götürebilirim.’
Korkmuş bir yüz ifadesiyle adama baktım.
Babası: ‘Yanlış bir şey mi söyledim?’
Poyraz: ‘Öhm hayır. Evet isterim zahmet olmazsa.’
Babası: ‘Tamam ben biletleri falan ayarlayayım. Sen. Sen de bizim evde kalırsın o zaman.’
Evlerine gittim. Evleri çok korkunçtu. Ama kendimi evde kötü hissettim. Nedenini bilmiyorum. Sanırım evde mecazi anlamda soğukluk vardı. Kimse konuşmuyordu. Akşam yemeğini yedik. Derken saat 10 oldu. Bir yatak hazırlayıp yattım. Ay ışığını izleyerek uyudum. Birkaç bağırma sesi duydum. Kıza babası bağırıyordu. Kız ise ağlıyordu.
Poyraz: ‘Huzursuzluğun sebebi belli oldu.’
Ece: ‘Annemi de sen öldürdün zaten bir de beni mi öldüreceksin? Yeter istemiyorum. Gelme baba benle, ben Poyraz’la gideceğim.’
Babası: ‘Hiçbir yere gidemezsin Ece.’
Ece: ‘Eğer istersem istediğim yere giderim bana karışma. Sana saygı falan göstermeyeceğim tamam mı Emir.’
Emir: ‘Bana adımla hitap etme.’
Bu tartışma uzayıp gitti. Ama bir yerde uyuya kalmışım. Sabah beni Ece uyandırdı:
‘Hey Poyraz uyan çocuk.’
Hemen kalktım. Ece kahvaltıyı hazırlamıştı. Tezgâhın üzerinde gıda boyası gibi bir şişe vardı. Masayı inceledim. Gıda boyası katılacak hiçbir şey yoktu. Daha sonra kızın babası geldi. Şişeyi gördü saklamaya çalıştı ama çoktan görmüştüm. Babası masaya oturdu. Daha sonra Ece geldi. Ben hariç herkes yemek yiyordu. Ece sordu:
‘Sen niye yemiyorsun?’
Poyraz: ‘Çünkü yumurta bana dokunuyor.’
Deyip geçiştirdim. Sofrayı bırakıp odaya geçtim. İğne gibi bir şey bulup telefonun arasına kaçan kumları çıkarmaya çalışıyordum. O sırada içeri Ece girdi kapıyı yavaşça kapatıp kilitledi. Hemen uyardım:
-Hey hey hey ne yapıyorsun?
Ece: ‘Sakin ol sadece konuşacağım. Şimdi o Emir denen adam beni öldürmeye çalışıyor.’
Poyraz: ‘Baban mı?’
Ece: ‘Evet. Babam bir seri katil. Adadaki eşi dahil herkesi öldürdü. Şimdi beni de öldürmeye çalışıyor. Ama başaramıyor. Bu sefer beni Kayra’ya götürüp öyle öldürtecekti. Şimdi senin yolun orası ya. Babamı bir şekilde eve kilitleyip ikimiz gidelim diyorum. Hem babamdan kaçmış olurum.’
Poyraz: ‘OLUR!’
Ece: ‘Neden bu kadar heyecanlandın?’
Poyraz: ‘Babandan korktum o yüzden. Rahatladım yani. Uçak ne zaman kalkar?’
Ece:’13:50’de’
Saate baktığımda 10:34 olduğunu gördüm.
Poyraz: ‘Acele etmeliyiz.’
Babası kapıyı zorladı. Onu hemen camdan dışarı çıkardım.
Emir: ‘Bu kapı niye kilitli?’
Kilidi açıp şunu dedim:
‘Üstümü değiştirdim.’
Emir: ‘Tamam o zaman. Ece nerede?’
Poyraz: ‘Aşağıda, çiçekleri sulayacağını söyledi.’
Emir: ‘Tamam ben bir bakayım.’
Camı açtım.
Poyraz: ‘Çiçeklerle ilgileniyormuş gibi yap!’
Ece tamam işareti yaptı. Ben ise adamın kafasına vurmalık bir odunsu bir şey aradım. O an çok zeki olduğum için süper gücüm olduğunu unuttum. Bir balta buldum. Elime aldım.
‘Hayır bunu yapamam. Elimi kana bulayamam. ‘
O an aklıma Ece’nin ağlayışları ve Emir’in bağırması geldi. Sinirlendim. Korkuluklara tutunup aşağıya atladım. Bunun yerine merdivenden de inebilirdim ama zaman yoktu. Daha yere inmeden baltayı adama fırlattım. Ama kafasına odun kısmı geldi. Yere düştü. O an çok zeki olduğum için süper gücümün olduğunu hatırladım. O adamı dondurdum. Onu bir süre oyalayacaktı bu. Koşuyorduk, belki koştuğumuz yer 1-2 km yerdi. Ama bize sanki 1000 km kadar uzun gelmişti. Havaalanı dağın tepesindeydi. Dağın dibine ulaştık.
Poyraz: ’Kim dağın tepesine havaalanı yapar ki?’
Ece: ‘Sorgulama da çıkalım şu dağın tepesine.’
Çıkmaya başladık, tabii ekipmansız çıkmak çok zor oldu. Ara sıra Ece’nin midesi bulanıyordu. Tam dağın zirvesine ulaşmak üzereyken Ece’nin eli kaydı. Ani bir hızla elini tuttum:
‘BİRAZ DAHA DİKKATLİ OL!’
Ece’yi çıkardım. Ardından ben çıktım. Havaalanı karşımızdaydı. Tam yürüyecekken bir kusma sesi duydum. Kusan kişi Eceydi. Dağdan aşağıya kusmuştu. Gidip baktığımda kusmuğu kan rengindeydi. Yürümesine yardım ettim:
‘O sabahki yumurtayı keşke yemeseydin. Baban benim tabağımın içine zehir koydu. Bu yüzden yemedim.’
Ece: ‘Çok belli zaten tadı bir değişikti.’
Poyraz: ‘Havalimanında umarım doktor vardır. Gerçi babanın bu adadaki herkesi öldürdüğünü söylemiştin değil mi?’
Ece: ‘Babam bu dağdan hep korkar. Lanetli olduğunu söyler durur. Burada birileri olabilir. Buradan korkuyorsa nasıl bu havalimanından bileti alabildi aklım almıyor.’
Saatime baktığımda 13:07 olduğunu gördüm. İçeri girdiğimde çok fazla insan yoktu. Gerçi içerideki adamlar da ayıptır söylemesi 2.45 yani.
Poyraz: ‘Babanın buradan neden korktuğunu anladım.’
Ece: Merak etme çok cana yakındırlar.
Bunu söyleyince biraz rahatladım. Bir tanesine sordum:
‘Merhaba günaydın. Burada doktor var mı acaba?’
Adam: ‘Maalesef.’
Poyraz: ‘Tamam teşekkürler.’
Dışarıdan gayet rahat görünüyordum ama içim içimi yiyordu. Ece’ye bir şey olursa kahrolurdum çünkü. Gözlerim sulandı.
Poyraz: ‘Dayan lütfen Ece. Dayan. Seni bir şekilde iyileştireceğim, yemin ederim.’
Poyraz: ‘DOKTOR VARMI LÜTFEN ÇOK ACİL!
Bir süre böyle bağırdım. Sonra bir anons duydum:
‘13:50 uçağı Osmanlı kalkmak üzere, A girişi 3. sıra. Lütfen uçağa geçin.’
Eceyi uçağa bindirdim. Ama bir sorun vardı. Uçakta kimse yoktu. Business kısmına geçtik. Orada da kimse yoktu. Uçak kalktı. Ece çok heyecanlanıp bayıldı. Çantamdan kolonya çıkarıp ona koklattım. 1-2 dakika sonra uyandı.
Poyraz: ‘İyi misin?’
Ece: ‘Hayır. Kusmak istiyorum.’
Poyraz: ‘Tamam tuvalet şu tarafta sanırım.’
Tuvalete götürdüm. Yine kan kustu ama sanırım 10 dakika boyunca. Bana şunları dedi:
‘Benim için üzülme. Seni seviyorum. Benim için hep gül olur mu?’
Ağlıyordum zaten. Zorla gülerek şunları dedim:
‘Tamam. Bende seni herkesten çok sevdim. Seni asla unutmayacağım.’
Ruhunu teslim ederken bana doğru tebessüm etti. Daha sonra toz parçalarına ayrılıp atmosfere oksijen olarak karıştı. Sözümü tutmak için hep gülüyordum. En azından insanlara karşı. Ece’nin cesedini yanıma oturtturdum. Sessizce ağlıyordum. Ece ağladığımı duymasın diye. Ama onu yalnız bırakmak da istemedim. Ara sıra öldüğüne inanmayıp nabzını yokluyordum. Evet ölmüştü. Her ne kadar acı olsa da bir gerçekti bu. Çok gençti. Evet takdir edilen zamanda ölmüştü ama hepimizden önce öldü. Ama bunun için isyan edecek değildim sonuçta. Önüme bakmalıyım. Onu iyileştireceğim sözünü tutamamıştım. Bari hep güleceğim sözünü tutmalıydım. Uçak yere indi. Telefonumun %9 kalan şarjına bakıp okulun yolunu bulmaya koyuldum. 4-5 saat sonra okulu gördüm. Okulu gece dışarıda görmek çok garip geldi. Parmak izimi okuttum. Robotik bir ses şöyle söyledi:
‘Poyraz 274 9/H Hoş geldin.’
Hoş bulduk diyerek içeri girdim. Etrafı görebilmek için gözlerimi iyice açtım. Saat 00:30 olduğu için sokak lambaları çoktan sönmüştü. Odamı bulup uyudum.
Sabah uyanıp kütüphaneye bile uğramadan okula geldim. Gece 12’de uyuduğum için uykusuzluktan geberiyordum. Sınıfta kimse yoktu. Sırayı kalorifere dayayıp uyudum. En azından 5 dakika kadar. Çünkü sınıftakiler beni rahat bırakmadı.
Alper: ‘İyi misin?’
Yasin: ‘Neler yaşadın?’
Aras: ‘Nasıl kurtuldun?’
Deniz: ‘Çok endişelendik.’
Eylül bana sarılarak hıçkırarak ağladı:
‘Çok üzgünüm! O gitti.’
Diğerleri onun omzuna vurdu. Sanki söylenmemiş bir şeyi söylemiş gibi.
Poyraz: ‘Beni merak ettiğiniz için sağ olun arkadaşlar. Şimdi beni bi salın daha sonra olayı anlatırım.’
Daha sonra ders başladı. Ahmet hoca geldi. Rehberlik dersinde hoca yoklama alıyordu:
‘Feridun’
‘Maalesef yok.’
‘Tuğrul’
Tuğrul: ‘Burada’
‘Poyraz’
Poyraz: ‘Buradayım hocam.’
Ahmet: ‘Hoş geldin. Şu yoklamayı alayım geleceğim sana. Gizem burada. Evren burada. Barut burada. Güneş burada. Plüton burada. Plüton bir gezegen değil biliyorsun değil mi?’
Plüton: ‘Tabii ki bir gezegen aptal moruk. Gıcıklığına mı yapıyorsun?’
Ahmet: ‘Hahahaha kızma tamam Deniz burada. Yasin burada. Aras burada. Burcu yok. Kaç kişisiniz?’
‘8 kişiyiz hocam.’
Ahmet: ‘Tamam sınıf mevcudu?’
-20
Sonradan bana döndü:
‘Kurtulmana çok sevindim ama merak ediyorum neler oldu?’
Poyraz: ‘Asıl ben merak ediyorum. Kayra elini patlatıp yukarı çıkınca neler yaşandı?’
Ahmet: ‘Eee ben anlatamam arkadaşların anlatsın.’
Poyraz: ‘Ee sınıf?’
Sınıftan çıkmıyordu. Anlaşılan kimse olayları anlatmak istemiyordu.
Eylül ayağa kalktı:
‘Ben anlatabilirim hocam.’
Ahmet: ‘Buyurun.’
Eylül: ’Yukarı sinirli bir gülümseme ile çıktı ve şunları dedi:
-Poyraz veledi olmadığına göre sizin içinizden geçebilirim HAHAHAHAHA.
Senden korkuyormuş yani. Daha sonra Feridun’ü rehin aldı. Ahmet hoca dayanamayıp kurtarmak için atlayınca bunu söylemek istemiyorum ama kafasını patlattı. Her yerimiz kan oldu. Sonra jetine binip kaçtı.’
Anlattıkları karşısında şok oldum. Gülümseyerek ağlamaya başladım. Ağlayarak sınıfı terk ettim.
Tuğrul: ‘Dur bekle!’
Ahmet: ‘Bırak gitsin. Biraz ağlamaya ihtiyacı var gibi duruyor.’
1 ders sonra sınıfa neşeli bir şekilde gittim. Herkes bu durumu garipsedi. Sonra sordum:
‘Anlatayım mı?’
Ahmet: ‘Tabii buyurun seni dinliyoruz.’
Poyraz: ‘Magma tabakasına ulaşınca öleceğimi hissettim. Ama öyle olmadı. Dünyanın içine düştüm.’
Bir an için tepkilerini bekledim. Ama kimse tepki vermeyince devam etmek zorunda kaldım:
‘Okyanusa çıktım. Orada bir adaya doğru yüzdüm. Adada biraz bekledikten sonra bir kız geldi. Siyah saçlı mavi gözlü adı Ece . Buraya neden geldiğimi sordu. Bende hikayemi anlattım. Kız çok şaşırdı, ardından babası geldi. Korkunç bir psikopata benziyordu. Kızı azarladı. Adam kızı alıp evine götürdü. Birkaç saat sonra geri geldi. Bana nereden geldiğim hakkında sorular sordu. Sonra Kayra’nın yerinden geldiğimi söyleyince. Şöyle dedi ’Bende benim kızı oraya götürecektim. Beraber gidelim.’
Gözlerim kocaman oldu. İçimden oraya neden götürecek ki dedim. Adam beni evine götürdü. Ev korkunçtu. Çok soğuk bir havası vardı. Korkmadım değil. Akşam yemeği yedik. Yedikten sonra yattım. Sanırım saat 2:13 civarıydı. Babası ile Ece kavga etmeye başladı. Kız şunları dedi. ‘Zaten annemi öldürdün. Şimdi de beni mi öldüreceksin ha? Sen benimle gelme baba ben Poyraz’la gideceğim.’ Babası hiçbir yere gidemeyeceğini söyleyince tartışma uzayıp gitti. Uyuya kaldım. Sabah beni Ece uyandırdı. Daha sonra kahvaltıya indim. Tezgâhın üstünde gıda boyası gibi bir şey gördüm. Ama o zehirden başka bir şey değilmiş. Kahvaltıyı yemedim. Ama Ece yedi. Yatağımın olduğu odaya çıktım. Ece geldi kapıyı kilitledi. Bana babasının bir seri katil olduğunu ve bu adadaki neredeyse herkesi öldürdüğünü, şimdi de onu öldürmeye çalıştığını söyledi. Benim babasını bloke edip havalimanına beraber gitmek istediğini söyledi. Daha sonra kapıya babası dayandı. Onu pencereden aşağıya indirdim. Daha sonra babasına bir yalan uydurup aşağıya gönderdim. Ben ise odada odunsu bir şey aradım. Kanlı bir balta buldum. Merdivenlerden tutunup adamın kafasına attım. Adama odun kısmı geldi. Bayıldı, sonra onu dondurup havaalanına doğru yola koyulduk. Ara sıra Ece’nin midesi bulanıyordu. En sonunda havaalanına ulaştık.
Ece kustu ama kan kustu. Koşarak uçağa bindik. Ece kendini iyi hissetmediğini söyledi. Tuvalette 10 dakika boyunca kan kustu. Sonra birbirimizi sevdiğimizi söyledik. Son söz şuydu.
‘Benim için üzülme seni seviyorum. Benim için hep gül olur mu?’
Bu yüzden hep gülüyorum. Sonra okula geldim. Bu kadardı.’
Plüton: ‘2 ölüm birden ağır gelmiş olmalı.’
Ahmet: ‘O seri katilin adını biliyor musun?’
Poyraz: ‘Evet, sanırım Emir 6.’
Ahmet: ‘Benimle gel.’
Ahmet hocanın peşine takıldım. Önce öğretmenler odasına gitti. Oradan bir öğretmeni bizim sınıfa gönderdi. Acaba ne yapacaktı? Sordum:
‘Nereye gidiyoruz hocam?’
Ahmet: ‘Bir şeyden şüphelendim. İfade vermen gerekiyor.’
Çok korktum. Olur olmadık sorgu olaylarından hep korkardım zaten. Çünkü bazen olayları çok net hatırlayamam. O hatırlayamadığım yerleri beynim otomatik doğru olmayan şeylere dolduruyor. Böylece yalancı konumuna düşerim. Buna balık hafızalı gibi bir şey herhalde bu. Arabaya bindik. Hiç ses çıkmıyordu. Polis karakoluna vardık. Kalbim güm güm atıyordu. Sessizliği bozdum:
‘Hocam ben korkuyorum. Ya olayları yanlış anlatırsam!’
Ahmet: ‘Merak etme. Öyle bir şey olmayacak.’
Poyraz: ‘Olayları siz anlatsanız?’
Ahmet: ‘Ben anlatmaya başlarım sen devamını getirirsin.’
İçim biraz rahatladı. İçeri girdik. Bir dedektifin eviydi geldiğimiz yer. Meğer adam seneler önce Osmanlı’daymış. Osmanlı’da 25 kişiyi öldürmüş. İlk başta sadece tecavüz edenleri öldürmüş ama kan görmek çok hoşuna gittiği için haftada 1 kişiyi öldürdüğü ortaya çıkmış. Polisler peşine takılınca o masum adaya kaçmış. Kızını öldürmeyecekmiş ama ona karşı geldiği için öldürmüş. Düştüğüm adanın yerini söyledim. Daha sonra okula geldik. Sınıfın caddesine geldiğimizde güm diye ses geldi. Koşarak kapıya gittim Baktığımda sınıfın ortasında güreş maçı yapıyorlardı. Dedim niye yapıyorsunuz Onlar diyor ata sporumuz. Hoca nereye gitti diyorum onlar diyor nerden bilelim. Diyorum durum kaç? Onlar diyor nau nau. Bu kadar komik bir sınıfa sahip olduğumu bilmiyordum açıkçası, gurur duydum. Daha sonra Emir’in neler yaptığını anlattım. Az önceki hallerinden eser kalmadı. Daha sonra zil çaldı. Okulu turlamak istedim. Tabi 15 dakikada ne yapabilirsem. Okulda tanıdığım herkes neden kaybolduğumu sordu. Ben cevap vermedim çünkü herkesin haberi olmaması gerekiyor. Kütüphaneden kahve alıp sınıfa geçtim. O gün hiçbir şey yapasım yoktu. Ahmet hoca beni odasına çağırdı. Emir’in robot resmini çizdiler ve gittim. Sıkıldım. Odama gittim. Kapıyı açtım. Odam yerli yerindeydi. Kontrol etmek istedim. Acaba Harun orada mıydı? Ayıcığın yanına gittim. Ona dokunarak yokluyordum:
‘Harun? Orada mısın?’
Umutsuzca nefes verdim.
Poyraz: ‘Orada olmadığını biliyorum. Ben delinin tekiyim sanırım. Ben yaşamıyorum galiba. Çok tuhaf. Bu çok garip hissettiriyor. EYVAH BEN YAŞAMIYORUM İMDAT!’
Sanki yavaşça deliriyordum. Beynimde bir şey canlanıyor. Bir çizgi, bu çizgi ben sakinleştikçe düzleşiyor. Ben delirdikçe hareketleniyordu. Hasta olduğum zaman gece kalkıp yaptığım tuhaf hareketlerim aklıma geldi. O zaman da o çizgiyi gördüm. Ara sıra onu hatırlıyorum sadece. Sakinleşince zilin çaldığını fark edip odadan çıktım. Sınıfa vardığımda sırama geçtim. Kafamı koyup öğretmenimin gelmesini bekledim. Normalde bu durumlarda Feridun beni uyandırır keyfimi yerine getirirdi. Ama o yok. Ne yapacağım bilmiyorum. Öğretmen geldi, bir şeyler konuştu ama dinlemedim. Ders dinleyecek halim yoktu. Ve sanırım ders anlatmadı. Ders boyu bir şey karaladım. Kendi portrem. Süper gücümü kullanırken. Ve kahraman kıyafetim. Sade bir kıyafet. Simsiyah, dosta korku düşmana güven salan bir türden kıyafet. Ama öyle olması benim tarzım. Giyinişim hep insanları korkutması benim alıştığım bir durumdu. Bunun için tarzımı değiştirmek istemiyorum hayır. Daha sonra gece oldu. Film izliyordum. Filmin tadını çıkarmak için atıştırmalık almam gerektiğini fark ettim. Daha sonra dışarı çıktım. Okulun marketine doğru gidiyordum. Burnuma kan kokusu geldi.
Poyraz: ‘Bu kan kokusu da ne böyle?’
En son burnuma kan kokusu geldiğinde birinin yaralandığı aklıma geldi. Hareketsiz kaldım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Kulağıma bir çığlık sesi geldi. Çığlık sesine yöneldim. Biraz daha ileri gidince bir kan gördüm. Tabi ki refleks olarak klasik hareketim olan kanı ellemek adlı hareketimi yaptım. Yeni dökülmüştü. Derken sağıma baktığımda koşan birini gördüm. Elinde bir kız vardı. Karanlık olduğu için kim olduğunu göremedim. Uzun süre kovaladım ama 10 metrelik duvarı aşmayı başarmış. Artık nasıl başardı bilmiyorum adama helal olsun şimdi hakkını yemeyelim. O kızın kim olduğunu bulmak için 2 seçeneğim vardı: 1.si DNA testi. 2.si kızın düşürdüğü eşyalardan kimin olduğunu anlamak.
Poyraz: ‘Hadi ama gece gece niye bunlar başıma geliyor?’
DNA testine vakit yoktu. Bu yüzden yere düşen eşyalara baktım. Tabi ki müthiş bir gözlemci olmadığım için kim olduğunu anlayamadım. Sonra yarın olmasını bekledim. Kim yoksa demek ki o kaçırıldı kafasındaydım. Yarın olunca bizim sınıfta herkes tamdı. Diğer sınıflara baktım. Olmayanların da hasta ya da okulda olmadığını öğrendim. Anormal bir durum yoktu. Tabi Deniz’in garip davranması dışında. Deniz, bu zamana kadar sesi çıkmamış düzgünce sadece derslerine çalışmış masum bir kızdı. Fakat o gün durduk yere psikopatça gülüp geri hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu. Daha sonra durup durup Gizem’e bulaşmaya başladı. Gizem’i delirtiyordu. Önce Gizem’e omuz attı:
‘Önüne bak!’
Deniz:’ Bakmazsam ne olur.’
Gizem: ‘Hiçbir şey olmaz sen sadece önüne bak.’
Deniz: ‘Arkadaşı olmayan gariban pislik bana laf mı atıyor?’
Poyraz: ‘Hey hey hey kız bir şey yapmadı sakin ol Deniz!’
Deniz: ‘Merak etme hiçbir şey yapamaz zavallı şey!’
Gizem alttan alıyor, Deniz iyice üste çıkıyordu. Gün geçtikçe diğer kızlara da bulaştı. Bir gün Gizem’in ağladığını gördüm:
‘Adi şerefsiz pislik. Rezil oldum. Keşke küfür yasağım olmasa da ağzıma geleni söyleyebilsem of.’
Poyraz: ‘Hey sakin ol! Ne oldu?’
Gizem: ‘Deniz şerefsizi! Yine bana hakaret ediyor. Bir gün elimde kalacak sanırım!’
Poyraz: ‘O kıza ben de gıcık oluyorum. Erkeklere sürekli bulaşıyor. Ama bir şey söyleyeyim mi? Plüton’a da bulaşırsa çok pis dayak yiyecek.’
Gizem: ‘Aynen ya keşke bir bulaşsa da dayak yese! Dikkat falan çekmeye çalışıyor sanırım.’
Bu konuşmamızdan sonra sınıfa çıktım. Yine kızları sıkıştırıyordu. Ama bu sefer bulaştığı kişi Burcuydu. Sınıfın mafyası gibi bir şeydi.
Burcu: ‘Seni döverim git başımdan!’
Deniz: ‘Dövsene çok merak ettim.’
Burcu: ‘Disiplin yiyeceğimden falan korktuğumu sanıyorsan merak etme benim 4 tane disiplin cezam var hiç acımam.’
Deniz: ‘Ha öyle mi? Şey ben bir şey demedim canım.’
Burcu: ‘Adam ol böyle.’
Deniz sinirlendi ama sesini çıkaramadı. Korku böyle bir şey demek ki. Sınıfa Gizem geldi. Gizeme de bulaşınca Burcu kanka koruma içgüdüsüyle Deniz’i bir güzel dövdü. Böylece Burcu 5. disiplin cezasını gönlü rahat bir şekilde almış oldu. Cezayı aldıktan sonra yanına gidip tebrik ettim. Ama bana şunları söyledi:
‘İyi hoş da döverken gördüm. Ensesinde bir dikiş izi vardı. Beni durduran da oydu açıkçası.’
O an bir şeylerden şüphelendim. Ama bu şüphelerin anlamsız olduğunu düşündüm. Çünkü hiçbir şey belli değildi.
Dönem sonu geldi çattı bile. Bizim enayiler son hafta ders işlemezler eğleniriz diye geldiler. Herkes sınıfın tam olmasına şaşırmıştı. Bu hafta ise bizim dersimize giren hiçbir hoca gelmemişti.
Alper: ‘HAYDİ ÇİĞKÖFTE YAPALIM!’
Tuğba: ‘Yaptığınız okul kurallarına uyuyor mu?’
Poyraz: ‘KİMİN UMRUNDA EVET ÇİĞKÖFTE’
Yağmur: ‘Malzemeleri ben alırım çünkü zenginim.’
Poyraz: ‘Sınıfın adı 9/H olunca bir şeylerin ters gittiğini anlamalıydım. E hadi git al.’
Yağmur malzemeleri almaya gitti. Ama malzemeleri biliyor muydu?
Aras: ‘Ne alacağını biliyor musun Yağmur?’
Yağmur: ‘Hayır.’
Tuğba çözdüğü testi bırakıp çiğ köfte için malzemeleri saymaya başladı.
Tuğba: ‘O zaman dinle. Çiğ Köftelik esmer bulgur, yemekhaneden tuz çök, isot, küçük boy soğan, domates salçası not alsana!’
Yağmur: ‘A evet üzgünüm devam et.’
Tuğba: ‘Nar ekşisi al, sıvıyağ küçük boy olsun masrafa sokma bizi, bir de yoğurt al. Bir de bir file limon al, kantinden 200 ml sıcak su iste, biber salçası, bu kadar. Hadi git al.’
Alper: ‘Neyin içinde yapacağız?’
Poyraz: Bir de leğen, marul da al.
Yağmur: ‘Tamam ben 15 dakikaya gelirim. POYRAZ!’
Poyraz: ‘Efendim?’
Yağmur: ‘Patenlerini kullanmana izin verirsen bu süre 10 dakikaya düşer.’
Poyraz: ‘Tamam al kirletme ama!
Yağmur: Bana güvenebilirsin.
Poyraz: Herkes tam mı?
Eylül: Yoklama alayım.
Eylül yoklamayı aldı. Küçük kare bir kâğıda sınıfın tam olduğunu yazdı. Sınıf defterininin arasına koydu. Herkesi yerine oturturdu. Masanın üstüne çıkmış şekilde şunları söyledi:
‘Evet çiğköfte yapacağız ama çok sessiz olmalıyız çünkü başımıza hoca falan dikerler Allah muhafaza bu yüzden susun.’
Aradan 5 dakika falan geçti hoca geldi.
Hoca: ‘Dersiniz ne sizin?’
Eylül: ‘Biyoloji.’
Hoca: ‘Kaç kişi yok?’
Eylül: ‘Sınıf tam hocam.’
Hoca: ‘Tamam ben yine de yoklama alayım. Sen geç yerine.’
Hoca yoklama alırken Eylül’ü bir panik sardı. Montunu insan haline getirdi. Montu sanki uyuyan biri gibi duruyordu.
Hoca: ‘Yağmur.’
Eylül: ‘Burada hocam uyuyor.’
Hoca: ‘Tamam kızım.’
Kalan yoklamayı da aldı ve bize şu yalanı söyledi:
‘Ben 5 dakikaya geliyorum. Başkan konuşanları yaz, onlarla ben görüşeceğim.’
Ve asla bir daha sınıfa uğramadı. 5 dakika sonra Yağmur geldi.
Yağmur: ‘Arkadaşlar ben geldim. Lavaş falan da alacaktım ama param yetmedi.
Bütün sınıf kahkahaya boğuldu. Kendimi durdurmaya çalışarak şunları dedim:
‘Hani çok zengindin ne oldu çaldırdın mı paranı hahaha?’
Yağmur: ‘Aslında olabilir, çünkü sabah 1000 TL’m vardı, şimdi 500 liram kalmış.’
Herkes gülmeyi kesti. Eylül şöyle dedi:
‘Açın çantalarınızı çanta kontrolu yapıyorum.’
Herkesin çantasını kontrol etti. Para Gizem’in çantasından çıktı. Eylül bağırdı:
‘Niye çalıyorsun kızın parasını?’
Gizem ağlamaya başladı:
‘Ben çalmadım. Birisi benim çantama koymuş. Bütün mal varlığım üzerine yemin ederim.’
Eylül: ‘O zaman bize doğruları güvenlik kameraları söyleyecek. Kim iftira attı söylesin kızmayacağım. Bu kişi kendisi çıksın söylesin yoksa çiğ köfte yiyemez. 1 dakika süreniz var. Süreniz başladı.’
Akıllı tahtadan 1 dakikalık sayaç başlattı.
Deniz: ‘Gizem’in kendisi çalmadığı ne malum?’
Eylül: ‘Gizem öyle bir şey yapmaz.’
Gizem ağlamaklı bir sesle:
‘O zaman niye bağırıyorsun bana?’
Eylül: ‘Haklısın. Ve süreniz doldu. Gidiyorum ben.’
Eylül Gizem’i ve Yağmur’u alıp kamera odasına gitti. Gelir gelmez Deniz’in saçından tuttu dışarı çıkardı. Orada ne yaptılar bilmiyorum. Ama sanırım Deniz yine dayak yedi. Eylül içeri girdi:
‘HAYDİ ÇİĞKÖFTE YAPALIM.’
Tuğba çözdüğü testi bırakıp çiğ köfte yapımına yardım etti. Bütün kızlar sohbet ederek ve birbirine laf sokarak çiğköfte yoğurdular. Biz de boş durmadık masaları hazırladık.
Tuğba: Poyraz yemekhaneden 19 tane plastik tabak al gel.
Poyraz: Tamam.
Tabakları alırken fazla gerildim sanırım. Tabaklarla birlikte yere yapıştım. Tabakları alıp geri sınıfa koştum. Çiğköfteyi hazırlamışlar bile benim gelmemle birlikte çiğköfteleri yedik. Ama çok garip bir şekilde kütüphane kadar sessizdik. Ara sıra bir kahkaha patlatıyorduk ama Eylül bizi geri susturuyordu. Yan sınıfta birkaç kişi vardı. Yazıktır diye onlara da götürdüm. Ama beni bir hoca gördü. Bizim sınıfa da geldi.
Hoca sınıfa girer girmez herkes bana ve hocaya baktı. Güneş ne diyeceğini bilemeyip şunu dedi:
‘Yemez misiniz hocam?’
Hoca: ‘Bana bir dürüm yaparsanız bu yaptığınız müdürün kulağına gitmez belki.’
Hocaya lavaştan değil de marul dürüm yaptık. Yine de söylemeyeceğini söyledi. İçimiz rahat bir şekilde yemeğe devam ettik. Bugün de böyle geçti. Harika bir gündü. Ama sanırım geçireceğim son harika gündü.
2.Döneme girer girmez bizi bir sürpriz karşıladı. Yeni bir hoca gelmişti. Normalde kimya derslerimiz boş geçerdi. Hoca gelmezdi. Ortaokulluların müzik veya resim dersi nasılsa bizde de kimya da öyleydi. Hoca içeriye girdi. Herkesle tanışacağı için ders boş geçer diye düşündüm.
Yasemin: Merhaba çocuklar ben kimya öğretmeniniz Yasemin. Soy numaramı bilmenize gerek yok şimdi tanışalım.
Sınıf defterini müthiş bir hızla açtı. Yoklamayı almaya başladı:
……………………………………………………………………………………….
‘Deniz, Evren?’
‘Buradayız’
‘Plüton mu?’
Plüton: EVET PLÜTON BEĞENEMEDİN Mİ?
‘Hayır biraz garip geldi. O bir gezegen değil diye duydum.’
Uğur: ‘Eyvah!’
Plüton: ‘O BİR GEZEGEN DELİRTME BENİ!’
Tuğrul: ‘Hocam Plüton onun hassas noktası.’
‘Pardon özür dilerim. Burcu, Güneş?’
‘Buradalar.’
‘Feridun?’
Poyraz: ‘Öldü.’
‘Yav dalga geçmeyin çocuğum.’
Poyraz: ‘Dalga geçmiyoruz hocam gittiğimiz bir gezide kaçırılıp kafası patlatıldı.’
‘Yazık olmuş. Yok yazıyorum o zaman? Vaktimiz olsaydı öğrenmek isterdim.’
Tuğrul: ‘Yazın hocam.’
Yasemin: ‘Bu arada sınıf niye çiğ köfte kokuyor? ‘
Hepimiz birbirimize bakıyorduk. Çoktan kokunun gitmiş olması gerekiyordu.
Deniz: ‘Hocam Güneş çiğköfte yiyor.’
Yasemin: ‘Bana da ver.’
Güneş: ‘HAYIR OLMAZ!’
Yasemin: ‘O zaman kaldır onu canım çekiyor.’
Hoca derse başladı. Hoca ders anlatınca uykum geliyor. Sanırım gözüm açık uyumuşum. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan öğle arası geldi. Okul keşfime devam edecektim. Sonuçta 45 dakika. Bol bol gezerim diye düşündüm. Depo gibi bir yer gördüm. İçine bakmak istedim. İçine girdim. İçinde Deniz’i gördüm. Yerde bir şeyle uğraşıyordu.
Deniz: ‘Bunu öğretmenlere söylersen hiç iyi şeyler olmaz tamam mı?’
Poyraz: ‘Efendim?’
Deniz: ‘Sus!’
Poyraz: ‘TAMAM YA!’
Dedim ve depodan çıktım. Ne yaptığını anlamamıştım. Ama yasa dışı bir şey yaptığı kesindi. Etrafı biraz daha turladım. Sınıfa döndüğümde herkes bana ters ters bakıyordu.
Poyraz: ‘Bir sorun mu var?’
Eylül: ‘Evet.’
Gizem: ‘Kızı niye taciz etmeye çalıştın?’
Şok olmuştum. Kız bana iftira atmıştı. Neden bilmiyorum. Gayet sakin şekilde:
‘Hayır öyle bir şey yapmadım.’
Deniz timsah gözyaşlarıyla:
‘Yalan söyleme beni sıkıştırdın ya depoda!’
Poyraz: ‘Oha ya cidden siz bu kıza inanıyor musunuz? ‘
Burcu: ‘Evet!’
Poyraz: ‘Allah aşkına Burcu dün şurada kızı dövdün yalancının teki olduğunu biliyorsunuz.’
İrem: ‘Bu konuda niye yalan söylesin?’
Poyraz: ‘Dikkat çekmek için. Bak beni neyle suçladığını farkında mısın Deniz!’
Melis: ‘Hocaya söyledik bile.’
Poyraz: ‘İnanamıyorum size. Gerçekten mi? Şaka deyin de yığılayım şuraya.’
Ardından hoca geldi. Ne desem hocayı inandıramadım. Bana disiplin yazdı. Deniz sağ olsun adım çıktı. Her yerde beni protesto eden posterler vardı. En güvendiğim arkadaşlarım bana sırtını dönmüştü. Yalanı kanıtlanmış birine inanacak kadar düşmüşlerdi. Okul üstümü karaladı bende o okulun üstünü karalamaya karar verdim. Geceleri sanırım ağlıyordum. Sabah kalktığımda gözümde çapak vardı çünkü.
Aradan 1 hafta geçti. Rehberlik dersinde benim dosya yeniden açıldı. Deniz’in kanıtı olmadığı için masumiyetim kanıtlandı. Ve bir şahit varmış G sınıfından Efe görmüş olayı. Benim bir şey yapmadığımı söyledi. Böylece herkes Deniz’e çemkirirken benden özür diliyordu. Hepsini başımdan savdım. Kafamı gömüp sessizce ağlamaya devam ettim. Sonraki ders Ahmet hoca Kayra’nın neler yaptığını anlattı. Sonradan oklar bana döndü. Benim görüşümden anlatmamı istedi. Benim moralim bozuk olduğu için anlatmadım.
Alper: ‘O adama çok sinirlendim şu an. Yani hocam sadede gelin ne yapmamızı istiyorsunuz?’
Ahmet: ‘Hepiniz süper güç edinmek istersiniz değil mi?’
Sınıf: ‘Evet!’
Ahmet: ‘Artık bu mümkün. Poyraz arkadaşınız bunu başardı. Ailelerinizden izin aldık kendi kararınız olsun istediler. Ama bu projenin adı Süper Sınıf olduğu için biriniz bile istemezse yapılmayacak.’
Herkes korktu.
Tuğrul: ‘Arkadaşlar hepimiz istiyoruz değil mi? Evet hocam hepimiz istiyoruz.’
Poyraz: ‘Ben istemiyorum.’
Burcu: ‘Neden?’
Gizem: ‘Ama senin zaten süper gücün var.’
Poyraz: ‘Benim bu sınıfın ezik gücüne ihtiyacım yok kendim yapabilirim. Ayrıca, süper güç size ağır gelirse ölme ihtimaliniz çok yüksek.’
Gizem: ‘Lütfen imzala ne olur.’
Poyraz: ‘Sizin bana yaptıklarınızı unutamam. Sen Eylül! Madem sınıfını bu kadar iyi tanıyorsun. Benim öyle bir şey yapmayacağım aklına gelmedi mi? Gizem hırsızlıkla suçlandığında onu savundun ama… Beni yanlış mı tanıdın? Doğruyu söyle!’
Eylül: ‘Ç-çok üzgünüm affet bizi.’
Poyraz: ‘Bir süper güç için düştüğünüz hallere bak! Bu mu 9/H. Buysa kardeşlik buysa birbirimize destek ben gidiyorum.’
Ahmet: ‘Hiçbir yere gidemezsin poyraz!’
Odama gidip eşyalarımı topladım. Okulun kapısından çıkarken robotik bir ses şöyle dedi:
Çıkarken okul kartımı kırdım. Bileğimdeki GPS’i kopardım. Bankaya uğradım. Kendime kredi kartı çıkarttım. Babamdan kalan 1.000.000 dolar şimdi işe yarayacaktı. Öncelikle kılık değiştirmem gerekiyordu. Bir makyaj mağazasına uğradım. Çabucak malzemeleri alıp çıktım. Kadıköy'de bir ev bulup satın aldım 900.000 dolarım kaldı. Valizimi falan yerleştirip kuaföre uğradım. Tanınmamak için saçımı kestirdim. Beni bambaşka birine çeviren bir makyaj yaptırdım. Ve doktora gittim.
Poyraz: ‘Kolay gelsin. Benim DNA analizimi yapar mısın?’
Doktor: ‘Tabi ne için?’
Poyraz: ‘Ben kendi DNA’m ile oynadım. Artık süper güçlerim var. Kayra’yı bu güçle yenmeyi düşünüyorum. Şey diyecektim, bana gelecekte neler olabilir onun için istedim bu yüzden.’
Doktor: ‘Tabii bu analiz 1-2 gün sürebilir. Ben sana sonuçlarını mesaj atarım. Numaranızı ve DNA’nızı alabilir miyim?’
Doktorun istediklerini verdim. 1800 TL gibi bir ücret ödedim. Aradan 2 gün geçti. Yabancı bir numara mesaj attı:
Poyraz bey merhaba DNA analiziniz geldi.
Öyle mi? Sonuçlar nasıl?
Şöyle söyleyeyim, içinizde ondan fazla süper güç var.
Bunlar zamanla ortaya çıkacak, ama size ağır gelirse öldürebilir.
Bunlardan birkaçı: Ateş ve buz oluşturabilme, 4 elementi kontrol etme, cisimleri uzaktan kontrol, ışınlanma, yüksek ses,. Dahası ortaya çıkabilir onları kullanırken çok dikkatli olun her an kontrolden çıkabilir.
Hadi canım. Teşekkür ederim doktor. Ibanınızı atın bahşişinizi atayım.
************************
Poyraz bey eğer isterseniz DNA’nızı düzeltebiliriz.
Teşekkür ederim ben almayayım.
Acele etmeliydim. Ne yapacaksam şimdi yapmalıydım. Ölüm burnumun dibindeydi. Her an ölebilirdim. Dışarı çıktım. Her yerde kayıp ilanım vardı. Bir tanesini elime aldım.
Poyraz: İyi ki kılık değiştirmişim. Ama boyumu yanlış yazmışlar.
Bir barın önünden geçiyordum. Sarhoş bir adam gelip şöyle söyledi:
‘Aaa bu her yerde aranan Poyraz değil mi? Değil mi Hasan hahahahahaha?’
Hasan: ‘Yoo hiç benzemiyor ki hahaha!’
O an kalbim dışarıda attı resmen. Çünkü İstanbul’un her yerinde beni arayan polisler geziyor. Polislerden biri bunu duydu.
Polis 1: ‘Şu adama da bir bakalım istersen İsmet.’
Polis 2: ‘Ama hiç benzemiyor ki.’
Polis 1: ‘Doğru söylüyorsun, vakit kaybetmeyelim.’
Koşarak otobüse binip AVM’ye gidip kitap mağazasına uğradım. Sonra evime gittim. Bir yerden para kazanmam gerekiyordu. Tekrar Bitcoin aldım. 500.000 dolarım kaldı. Fiziğin korkunç yüzü kitabını okulun kütüphanesine bıraktığım için mağazadan yenisini almıştım. Okumaya devam ettim. Kayra’nın insanların yüzünden aldığı DNA’ları bir el kremi markasına sattığını öğrendim.
Poyraz: ‘Para için yapmayacağın şey yok adi pislik!’
Poyraz: ‘Gerçi benim de yok ama…’
O şirketin adını veremiyorum telif yerim o zaman ama o şirketin adı X olsun. Yaşımı 25 göstererek X şirketine başvurdum. İş görüşmesine girmeden önce telefonumdan kamera kaydı başlattım:
‘Merhaba arkadaşlar bugün size torpilsiz nasıl CEO olunur onu göstereceğim. İyi seyirler.’
İçeri girdim. Telefonumu ters olarak koltuğun masasına bıraktım.
Adam önce bana gözlüğünü indirip baktı:
Murat(Beni işe alan adam):’Sen bir tane kayıp çocuk var ona çok benziyorsun.’
Poyraz: ‘Evet çok benzetiyorlar. Ama bence alakamız yok benim gözlerim ela ve saçım beyaz. Saçlarım da kısa zaten neyim benziyor bilmiyorum.’
Murat: ‘Ben de anlamadım. Her neyse başlayalım o zaman. Bize tecrübelerinizden bahseder misin?’
Poyraz: ‘Küçüklüğümden beri yazılım işiyle uğraşıyorum. Birkaç site hackledim. Tabi onlara açıklarını göstermek için’
Murat: ‘Bize nasıl hacklediğini göster.’
Poyraz: ‘Sizin site üzerinde gösterebilirim.’
Murat: ‘Tabi ihtiyacın olan ne?’
Poyraz: ‘İyi bir bilgisayar ve donmayan bir internet.’
Murat: ‘Adınız neydi bu arada?’
Poyraz: ‘Arda. Sizin adınız?’
Murat: ‘Murat. Arda bey buyurun benim bilgisayarımdan halledin.’
Sitenin IP adresini bulup şirketin bütün iç çamaşırlarını onlara gösterdim:
‘Siz Kayra adlı bir organ mafyasından insanların DNA sını alıp daha yumuşak kremler yapıyormuşsunuz anladığım kadarıyla.’
Murat: ‘Eeee sen hangi departmanı istemiştin?’
Poyraz: ‘CEO.’
Murat: ‘Maalesef veremem başka bir departman vereyim ben size.’
Poyraz: ‘Sitenizde insanların kredi kartı bilgilerini çalı-’
Murat: ‘Tamam tamam yarın gel CEO olarak işe başla.’
Poyraz: ‘Beni işe aldığınız için teşekkür ederim. Bu şirketi 2 katına katlayacağım göreceksiniz.’
Telefonumu alıp şöyle söyledim:
‘İyi günler.’
Kapıyı kapattığımda pis pis güldüm:
‘Adam olun böyle. Yazılım, sen ne güzel şeysin.’
Şirketin yakınlarından bir ev aldım. Eski evimi de kiraya verdim.
Şirkete müthiş bir havayla girdim. Kravatımı düzeltip odama çıktım, daha isim yeri değiştirilmemişti. İsim yerine baktım. İsimde şu yazıyordu: Doğa 887715.
Görevli geldi ve değiştirdi: ‘Arda 275.’ Doğa ise ben geldiğim için saha operasyonlarından sorumlu başkan yardımcısı olarak atandığını öğrendim. Yardımcımı yanıma alıp fabrikaya indim. Fabrikada krem hakkında ne kadar bilgi varsa hepsini öğrendim.
Poyraz: ‘Doğa abla ben bu düzeni değiştirmek istiyorum.’
Doğa: ‘Abla deme lazım olur.’
Poyraz: ‘Kalsın teşekkürler. İnsanların DNA sını almak canice. Onun yerine karbonat ekleyebiliriz.’
Doğa: ‘Niye ki, insanların DNA sını almak’
Saçını kopardı:
‘Bu kadar basit.’
Güldüm:
‘Sen öyle san. Sen onların nasıl DNA aldığını gördün mü?’
Doğa: ‘Hayır.’
Poyraz: ‘Gel göstereyim o zaman. DNA aldığımız şirkete ne kadar ödüyoruz?’
Doğa: ‘Yıllık 45.000.000 TL’
Poyraz: ‘Hadi canım, mesaj attığım yere uçak bileti al. Yarın gidiyoruz.’
Doğa: ‘Tamam.’
Laboratuvara indim. Ben gelince üstlerini düzelttiler.
Poyraz: ‘Merak etmeyin hiçbirinizi kovmayacağım. Benim yanımda rahat olun lütfen’
Fırat: ‘Tamam teşekkür ederiz ne için gelmiştiniz?
Poyraz: ‘Fırat bey ben deneylere bakmaya geldim. Aklımda bir fikir var.’
Fırat: ‘Ne fikri hemen deneyelim.’
Poyraz: ‘Kremlerin içine DNA yerine karbonat eklemek istiyorum. Bir süre kullanacağım.’
Fırat: ‘Tamam Arda bey 1-2 saate gelin.’
Odama çıkıp kar-zarar tablosuna baktım. Şirket Kayra’ya ödenen para yüzünden çöküşte. Karbonat alabileceğim toptancılara baktım. O sırada kremim geldi. Bir elime önceki ürünü sürdüm, diğer elime benim yaptırdığım ürünü sürdüm. Karbonatlı ürün elimi daha yumuşattı. Fabrikayı arayıp malzemeleri söyledim. Birkaç güne satışa çıkacağını söylediler.
Derken yarın oldu. Uçakla Kayra’nın yerine gittik. Yanıma bir tane de polis aldım. Şirketin içine girdik, pardon çocuk mezarlığına girdik. Kayra ile görüştüm, şirketine güvenlik olarak girmek istediğimi söyledim. O da sağ olsun, pardon sağ olmasın, işe aldı. Ve Doğa’ya ve yanımda getirdiğim polise mezarlığı gezdirdim. Aynı zamanda videoya çektim. Doğa ağladı keşke anlaşmasaydım diye. Hemen onları uçakla geri gönderdim. Doğa’yı şirketin başına atadım. Yani vekaleten başkan. Bir gün yine gece nöbetçisiyim. Herkesin çıkmasını bekledim. Son çıkan genelde Kayra oluyordu. Kayra da çıktıktan sonra içeriye girdim. Karşımda bir asansör bir merdiven vardı. Asansöre en son bindiğimde az daha kalp krizinden geberiyordum bu yüzden 50 katı merdivenle çıkmak zorunda kaldım. 49. kata geldiğimde bu sefer susuzluktan geberiyordum. Tuvalete girip kamuflajımı yıkadım. Sonra su içtim. Sonunda Kayra’nın odasına varmıştım. Kapı kilitliydi. Omzumla kapıyı 34 denemenin ardından yıktım. Acil bilgisayarın kilidini flash bellek ile kırdım. DNA'sı değiştirilmiş varlıkları bilgisayardan kontrol edebildiğimi öğrenmiştim zaten. İçimde ne kadar güç varsa hepsini kullanmam gerekiyordu. Bütün gücümü şu an kullanmam gerekiyordu.
O an tam bir süper kahramandım. Uçma gücü, buz, ateş, suyu kontrol edebilme, havayı ve toprağı kontrol edebilme, cisimlerin hareketlerini kontrol etme, yüksek ses, ışınlanma, Dahası vardı sanırım ama şu an ölemezdim. Yüksek ses çıkararak camı kırdım. Ve ona seslendim:
‘Heeey n’aber beni hatırladın mı?’
Uçma gücümü etkinleştirdim, havayı dondurarak kendime aşağıya doğru yol yaptım. Sonra bir anda ateşle yok ettim. Hava bir anda ısınınca Kayra’ya doğru bir bomba patladı. Yere düştü, ağlamaya başladı.
Poyraz: ‘Neye ağlıyorsun lan it! hak ettiğin şeyler bunlar!’
Kayra: ‘Ağğ ben senin kadar güçlü değilim, seni nasıl yeneceğim ki. Olamaz burada mı öleceğim? Sen biliyor musun bunları neden yaptığımı?’
Poyraz: ‘Merak etmiyorum tek istediğim şey seni öldürmek’
Kayra: ‘Bir kız vardı.’
Poyraz: ‘Hayır olamaz yine ne idüğü belirsiz iğrenç vıcık vıcık ilişkiler mi?’
Kayra: ‘Hayır, ben o kızı seviyordum. Gidip açıldım. Dedi ki ‘Üzgünüm ben kötü karakterlerden hoşlanıyorum.’ Ben de onu ciddiye aldım. Ve şu an buradayım işte.’
Bunları söylerken başı aşağıya eğikti ve eliyle yüzünü kapatıyordu. Sanki zihinsel olarak çökmüştü.
Poyraz: ‘Çok da umurumdaydı sanki GEBER PİSLİK!’
Sonra bir anda bağırdı:
‘Tüm gücünle saldır ki seni daha rahat öldürebileyim!’
Sonra elini patlattı. Savruldum. Etraf toz duman oldu. Kendimi görünmez yaparak arkasına geçtim. Arkadaki göldeki suyu kontrol ederek suratına fırlattım, onu suyumla boğuyordum resmen. Sonra suyu dondurdum. Sonra ateşimle yaktım. Yerdeki kayaları onun suratına fırlattım. Ağzı yüzü dağılmıştı. Sonra ayağını patlatarak kaçtı. Benim de kafamı patlatmaya çalıştı ama bir anda devleştim. Onu elime aldım. Benim elimi patlattı. Elim yere düştü, sonra onu diğer elime atıp ayağımın altına alıp ezdim. Ama ölmedi, bağırdım:
‘Öl artık canına yandığım!’
Küçülüp Kayra’nın odasına ışınlandım. Bilgisayardan ‘Ne olursa olsun o adamı öldürün’ emri verdim. Sanırım emir verdiğim kişiler arasında zombiler de vardı. Çünkü sabah baktığımda yarısı yenmişti. Yani adamı kendi silahı ile vurmuştum. Sonunda öldü, evet. Çok şükür, ama henüz hikâye şimdi başlıyor. Uçak biletimi alıp İstanbul’a geri döndüm. Ve protez bir el aldım kendime.
Yeni ürün daha ucuza geldi. 65 liradan 35 liraya düşürdüm. Böylece piyasadaki kremler de ucuzladı. Ama ne kadar ucuzlayabilirler? X şirketinin satışları bir anda tavan yaptı. Şirketteki bütün çalışanlara %25 zam yaptım. Böylece çalışanlar beni çok sevdi. Ekonomi biraz olsun düzelmişti. Geri geldiğimde bütün çalışanları topladım yanıma da Doğa’yı aldım.
Poyraz: ‘Evet arkadaşlar size Doğa’yı tanıtmak isterim.’
Çalışan: ‘Ama zaten tanıyoruz.’
Poyraz: ‘Yeni CEO’nuz Doğa 887715’
Doğa: ‘Gerçekten mi? Ya sen ne olacaksın?’
Poyraz: ‘Bir efsane olarak bırakıyorum. Lütfen şirkete iyi bak.’
Dedim ve gittim. Nereye mi? O kadar endişelendirdiğim annemin yanına. Evin kapısına geldim. Derin bir nefes alıp zile bastım. Kapıyı açan annemi gördüm.
Annem: ‘Kimsiniz?’
Wanted ilanlarından birini gösterdim. Önce annemden okkalı bir tokat yedim.
Poyraz: ‘Özür dilerim.’
Sonra annem bana sarıldı. Sonra bahçeden eve geçerken neler olduğunu anlatmaya başladım. O sırada annem elimi gördü:
‘Elin?’
‘Bekle geleceğim oraya.’
Anlatmaya devam ettim. Derken kardeşim beni görünce bana sarıldı:
‘Seni çok özledim abi!’
Poyraz: ‘Ama bak geldim işte.’