Erdem, İlay'ın evine gelmiş ve kapı zilini çalıyordu. İlay birkaç dakika sonra kapıyı açınca gözleri kızarmış olduğunu fark etti, Erdem. İlay, Erdem'i görünce ağlaması şiddetlendi. Erdem içeri girince, "İstersen sarılabilirim," dedi sadece. Sana sarılmak istiyorum, diyemediği için böyle demişti.
İlay, Erdem cümlesini bitirir bitirmez ona sarıldı. Erdem'de ona sarıldı çünkü acısının ne kadar büyük olduğunu anlamıştı. İlay yıllarca annesinin katili olmasıyla suçlanmıştı halbuki katil babasıydı, hakikat buydu.
Erdem ve İlay sessizce kapının önünde durdular. Erdem sadece İlay'ın sırtını sıvazladı. Geçecek, demek isterdi ama o da bunu biliyordu ki geçmiyordu. O acı hep öyle aynı yerde kalıyordu.
İlay'ın ağlaması biraz daha hafiflenince salona geçtiler ve koltuğa oturdular. "Tamam, ben iyiyim. Teşekkür ederim," diyerek Erdem'den ayrıldı, İlay.
"Peki sonra ne oldu?" dedi Erdem.
"Sonra artık dayanaamadım ve bu olanları öğretmenime anlattım. Yani beni babamdan o kurtardı diyebilirim. Bu sayede babamın annemi öldürdüğü ortaya çıktı ve hapise girdi, beni de yetimhaneye verdiler."
İkisi sessiz kaldı.
"Yani anlayacağın, bende basit şeyler yaşamadım. Ama ayakta kalabildim. Şimdi sen anlat, artık bence anlatabilirsin."
Erdem kararsız kaldı. İlay elini Erdem'in omuzuna koydu. "Merak etme ben seni değil, sana bunları yaşayanları yadırgarım. Acı acıdır; laf edilmez, edilemez."
"Üzgünüm," dedi Erdem bir süre sonra. "Senin kadar cesaretli değilim."
"Hm?"
Erdem ayağa kalktı. "İlay, ben... Korkuyorum."
"Neden?" dedi İlay, ayağa kalktı o da. "Bana güvenmiyor musun?"
"Hayır, o yüzden değil."
"Peki ama neyden korkuyorsun?" dedi İlay.
"Geçmişimdeki canavardan," dedi Erdem. "Geçmişimdeki canavardan çok korkuyorum, İlay." Erdem, duvardaki aynaya baktı. Aynada kendisini ya da İlay gibi küçüklüğünü görmedi. Onu gördü.
En büyük kabusunu...
Annesinin ona yaşattığı en büyük acısı değildi, Erdem'in bambaşka bir korkusu vardı. Canavarın geri dönmesi...
"Bu olanları kimseye anlatmak yok, duydun mu?" O, Erdem'in omuzlarını sallarken Erdem başını salladı. "Anlatmak yok," dedi.
"Anlatmak yok," diye tekrarladı Erdem'de aynı şekilde.
"Erdem."
Erdem, İlay'ın ona seslenmesiyle ana döndü. Yutkundu ve geriye doğru adımlamaya başladı. Aynada onun her bir adımıyka ona daha da yaklaştığını görüyordu.
Erdem, kendini duvara yasladığında İlay onun aynaya baktığını gördü. Hemen koltuktaki örtüyü aldı ve aynayı kapattı. "Tamam, tamam iyisin. Onu veya o şeyi görmüyorsun. O burada değil." İlay, Erdem'in yanına gitti. Erdem eliyle gözlerini sıkıca kapatmıştı. Erdem'in ellerini yüzünden çekti yavaşça. "Gitti," diye fısıldadı. "Korkma, ben varım, sana zarar veremez."
Erdem gözlerini açtığında onu görmemenin rahatlığıyla kendini yere bıraktı. Derin derin soluklanmaya başladı. İlay ise ayağa kalktı ve mutfaktan bir bardak su ile geri geldi.
"İç, yavaş yavaş." Erdem'e suyu yavaş yavaş içirdi. Erdem birkaç dakika sonra kendine geldiğinde İlay onun kolunu tuttu ve yavaşça ayağa kaldırdı. Erdem'i koltuğa oturttu.
"Şimdi daha iyi misin?" dedi sadece. Erdem başını salladı.
"Geçmişimi hatırlamak bile beni böyle yapıyor, İlay. Sen benim aksine güçlüsün, geçmişini en azından tekrar hatırlayabiliyorsun ancak ben hatırlamaktan bile korkuyorum. Geçmişimde benim korktuğum en büyük canavar var, İlay."
İkilinin arasında sessizlik oluştu. Sonra İlay bir battaniye getirdi. Erdem'in başını koyabileceği şekilde koydu yastığı."Uzan," dedi İlay. "Merak etme, sen uyurken seni soyup fotoğrafını çekmeyeceğim."
Histerik güldü, Erdem. İlay'ın dediği gibi uzandı, o da Erdem'in üzerine battaniyeyi örttü. "Biraz dinlen," dedi İlay. "Merak etme, burada güvendesin. Sıcak çikolata ister misin?"
"Olur."
"Tamam," dedi İlay ve mutfağa yürüdü. Sıcak çikolata için malzeme çıkarırken, "Söz," dedi içinden. "Kendimi iyileştiremedim ama seni iyileştireceğim, Erdem."
...