2002,Azerbaycan
"Emir. Süreyyayı dışarı çıkart. İçeride durmuyor."
Emir okuduğu resimli kitabı kapatıp yavaşça ayağa kalktı. Dönemeçli merdivenden yukarı çıkarak evin mavi duvarlarına baktı ve kardeşinin odasına doğru yöneldi. Kapıyı açtığında beşiğinde ayağa kalkmış kız kardeşini gördü. Ağlaması abisini görünce sustu ve abisine gülücükler atmaya başladı. Emir gülümseyerek kardeşini minik elleriyle beşiğinden çıkarttı ve yere bıraktı. Süreyya çığlık atarak kapıya koştuğunda Emir gülümsedi ve kapıyı çıkması için açtı.
Beraber dışarı çıktıklarında Süreyya direk kum havuzuna gitti ve oyuncaklarıyla oynamaya başladı. Emir de içeriden kitabını alıp geri gelmişti.Bir an dalgınlık yaşamıştı kitabına bakarken. O kadar odaklanmıştı ki kardeşinin ağlama sesi ile birlikte kafasını kaldırdı. Kardeşi yoktu.
"Süreyya!"
Hızla oturduğu yerden kalktı ve etrafı dolaşmaya başladı. Kardeşi yoktu. Bunu annesine nasıl söyleyecekti?
"Emir. Süreyya yine mi krize girdi? Hemen çiçeğini koklat." diyerek onlara doğru koştu annesi. Ama bilmiyordu ki kardeşi yoktu.
"A-anne Süreyya yok."
"Ne demek yok?" diyerek kafasını ona doğru uzattı annesi.
"Bilmiyorum buradaydı kitap okuyordum. Sonra ağlamasını duydum kafamı kaldırdım yok."
Annesi çığlık atarak bağırmaya başladı.
"Komşulaaar. Kızımı kaçırdılar."
Süreyya ile Emir’in babası Fahri ve Haydar, zamanında çok tehlikeli bir anlaşmanın içindeydi. Yıllar önce Dağlık Karabağ’a yakın bir bölgede yetiştirilen çocuklardan oluşan bir gizli silah kaçakçılığı hattı vardı.İkisi de bu hattı yönetmiyor, sadece “güvenlik” kısmını sağlıyordu.Yani para alıyorlar, göz yumuyorlardı.
Ama bir gün Fahri, bu işin masum insanların ölümüne yol açtığını fark etti.
Köylerden birinde yanlış hedef vurulmuştu ve orada çocuklar ölmüştü.Fahri bu olaydan sonra işleri bırakmak istedi.Haydar ise tam tersine hala zengin olacaklarını iddia ediyordu. Ama Fahri kararlıydı,bu ağı ihbar edecekti.
Haydar, Fahri’nin ihbar edeceğini öğrendiğinde onu susturmaya karar verdi.Bir gece, kaçakçılık grubu tarafından yapılan bir operasyonda “bilgi sızıntısı” bahanesiyle ortalık karıştı.Ve o curcuna sırasında Fahri vuruldu.
Kağıt üzerinde çatışmada hayatını kaybetmişti.Ama Haydar gerçeği biliyordu.Silahı ateşleyen adam, onun gönderdiği adamdı.Haydar, böylece hem kendi sırtını kurtardı hem de hattın başına tek başına geçti.
Haydar ise Emir’in şüphelendiğini fark etti.Ama onu öldüremezdi.Çok ses getirirdi.Bunun yerine Süreyya üzerinden bir plan kurdu.Kız yok olursa, aile dağılır ve Haydar böylece kendi geçmişinden kalan tek tehdidi yok etmiş olurdu.
Kızın ayakkabıları yere düşmüştü, hâlâ abisinin adını sayıklıyor, nefesi düzensizleşiyordu. Cemal onu arabanın arkasına dikkatlice koymuştu. Ellerinin titrediğini fark etmiyordu bile.
Haydar kapıyı açtı, kızın korku içindeki yüzüne bir an bile acımadan baktı.
“İşte bu mu bizi durduran aile? Zavallı bir kız. Bunları bile beceremiyorlar.”
Cemal dayanamadı.
“Baba, o korktu… Bir şey oldu sanki. Nefesi hızlandı, gözleri boşaldı. Belki—”
Haydar sertçe elini kaldırdı.
“SUS. Korkmuşmuş… Sana mı kaldı onun duygusu? Sen kendi duygularınla bile baş edemiyorsun be! Bu dünyada zayıfa yer yok. Bunu ne zaman öğreneceksin?”
Cemal çenesini sıktı. Gözlerini kaçırdı ama içi yanıyordu.
“Ben sadece—”
“Hayır! ‘Sadece’ falan yok. Emri verdim, yaptın. O kadar. Bu kadar basit bir şeyi bile duygusallığa çevirmeyi başarıyorsun. Ben nerede yanlış yaptım da sen böyle oldun?”
Kız arka koltukta hıçkırdı. Bu ses bile babayı rahatsız etti.
“Bir de buna acıyorsun… Ne zavallısınız siz.”
Cemal’in içindeki kor derinleşti.
-----------
Kızı sakladıkları eski binanın arka odasında ışık zayıftı. Kız köşede dizlerini karnına çekmiş, yüzünü saklıyordu. Cemal sessizce yanında duruyor, bir şey demeden varlığıyla onu rahatlatmaya çalışıyordu.
Babası içeri öfkeyle daldı.
“Yeter artık bu numara! Kalk ayağa Süreyya! Ağlamayı bırak!”
Kız korkuyla başını kaldırdı. Nefesi hızlandı. Göz bebekleri büyüdü.
Cemal hemen araya girdi.
“Baba, dur! Bağırma, o böyle—”
“Sen de sus! Anlamıyor musun? Sen onunla bir bağ kurduğunu mu sanıyorsun? Senin sevgin kimseyi iyileştirmez!”
Tam o anda kızın nefesi kesik kesik gelmeye başladı. Parmakları kontrolsüzce titredi, gözleri bir noktaya kilitlendi. Odaya metalik bir koku yayılmış gibiydi—Cemal bunu hatırlıyordu, kaçırma anında da olmuştu.
Cemalin bakışları ona döndü
“Yine başlıyor…”
Kızın göğsü hızlı hızlı inip kalktı. Sanki görünmez bir alarm çalıyordu içinde.
“Ne var? Huysuzluk mu yapıyor bu? Cemal! Tut şunu!”
Cemal haykırdı:
“DOKUNMA! O hasta!”
Kız bir anda bağırıp köşeden sıçradı, gözleri boşluk gibi karardı. Kriz tamamen başlamıştı.
Cemal titreyen elini cebine attı, kızın küçükken düşürdüğü nazar kökü parçasına benzeyen bir kırıntıyı hâlâ saklıyordu. Hızla yaklaştırdı.
Kız kokuyu aldığında bir anda nefesi yumuşadı. Omuzları çöktü. Gözlerindeki karanlık dağıldı.
Haydar şaşkınlıkla bir adım geri çekildi.
“Bu da ne? Ne yaptın sen?”
Cemal ilk kez babasına meydan okuyarak cevap verdi:
“Senin hiçbir zaman anlamayacağın bir şeyi.İnsanı sakinleştirmeyi.”
Haydar sessiz kaldı; ama bu sessizlik öfkenin susması değil, şaşkınlığın doğuşuydu.
-----------------------
Gök gürültüsü gibi yankılanan silah sesleri, taş duvarlı harabenin içinde çınlıyordu. Düşman birliği ilerliyordu; sayı olarak fazlaydılar. Cemal ve Süreyya sırtlarını ıslak duvara vermiş, nefeslerini düzenlemeye çalışıyordu.
Cemal mermileri kontrol ederken kızın titrediğini fark etti.
“Hey… nefes al. Şimdi olmaz. Lütfen şimdi değil.”
Süreyya başını kaldırdı. Gözlerinin kenarında o tanıdık kararma başlamıştı—beyninin fırtınası ufukta beliriyordu. Nefesi hızlanmıştı; kalp atışı bir davul gibi çarpıyordu.
Dışarıdan düşmanların ayak sesleri yaklaşırken, bir mermi duvara çarpıp kıza yakın geçti.
O anda her şey koptu.Beyni alarmı bastı. Sesler boğuklaştı. Çevresi daraldı, renkler keskinleşti. Sanki dünyayı hedef ve engeller olarak algılamaya başlamıştı.
Cemal onun omzuna dokundu.
“Dur. Nazar köküne ihtiyacın var—bekle, yanımda—”
Ama kız çoktan o moda geçmişti. Görüşü karardı, nefesi keskinleşti. Göz bebekleri küçücük noktalara dönüştü. Bir avcı gibi.
Kriz açılmıştı.Düşmanlardan biri duvar aralığından başını uzattı. Daha tam karşılaşmamışlardı ki kız hiç beklenmeyen bir hızla öne fırladı.
Cemal sadece bir gölge gördü.
Süreyya, adamın üzerine yaban hayvanı gibi atladı. Adam çığlık bile atamadan yere düştü; kız onun silahını elinden tek hareketle çevirdi, dirseğini büküp kırdı. Ses kemik kırılmasını andırıyordu.Sonra başını kaldırdı.Yüzünde hiçbir duygu yoktu—acıma, korku, vicdan… hiçbir şey.Sadece soğuk, hesaplı bir boşluk.Bir an için düşman yalnızca hedefti.
Üç düşman daha dar koridora girdiğinde kız onlara doğru koştu. Silah ateşlediler; kız zigzag atarak yaklaştı, mermiler duvarı parçalıyordu.Birinin üzerine sıçrayıp iki kez hızlıca çenesine vurdu—adam yere yığıldı. Diğerinin omzuna atladı, bıçağını çekip kolunu yararak silahı düşürttü.Cemal arkadan yetişmeye çalışıyordu ama hiçbir şey yapamıyordu.Bu artık Süreyya değildi.Hastalık, içindeki vahşi modu tamamen açmıştı.Bir düşmanın boğazına geçirdiği kesik bakışlarla ilerliyordu.
Dördüncü ve son düşman korkuyla geri çekildi. Kız yavaşça adım attı. Bir ölüm sessizliği vardı. Sadece Süreyyanın ağır, düzensiz nefesi duyuluyordu.Adam paniğe kapılıp ateş etmeye kalkıştı ama kısa sürdü.
Kız bileğinin bir hareketiyle elindeki bıçağı fırlattı. Bıçak havayı bir çizgi gibi yarıp adamın omzuna saplandı. Adam yere çöktü.Kız üstüne doğru yürüdü.Gözlerinde hiç insanlık yoktu.Yalnızca bir şey vardı: bitmeyen tehdit algısı.
Adam çığlık atarken kız elini kaldırdı, boğazına dokunacaktı ki—
“YETER!DUR ARTIK!"
Cemal kızın arkasına geçip cebinden aceleyle nazar kökü parçasını çıkardı. Elleri titriyordu. Kızın yanına yaklaştırdı, kokuyu alabilmesi için teması zorladı.Kız önce tepki vermedi.Sonra bir an küçük bir sarsıntı yaşadı.Nefesi yavaşladı. Gözlerindeki karanlık bulut çözülmeye başladı. Parmakları gevşedi. Omuzları düştü.Kız dizlerinin üzerine çöktü, sanki ne yaptığını hatırlamaya çalışıyormuş gibi titredi.Cemal, onu kollarından tutup yavaşça kendine çekti.
“Tamam… tamam. Geçti. Ben buradayım.”
Kızın gözlerinden yaş süzüldü ama farkında bile değildi.Arkasında dört düşman, yerde hareketsiz yatıyordu.