İçeriğe geç

ŞÜPHELİ

Bölüm 2 · 4 dk okuma

ŞÜPHELİ

Bölüm 2

Olay Yeri

İçimden geçen hisler zor olacağını söylüyordu. Hemde fazlasıyla zor. Fakat imkansıza inanmazdım. Benim için imkansız diye bir şey yoktu sadece zor ve fazla zor vardı. Başımı kaldırdım ve doğmaya hazırlanan güneşi bekledim. Hava kasvetliydi. Gecenin karanlığı yavaş yavaş gidiyordu ama etrafa yayılan huzursuzluk ve kasvet dağılmıyordu. Bulutlar sanki karşılaştıkları görüntüden korkmuş etrafa dağılıp, kaçmışardı. Peki ben kaçmak istermiydim?

Hayır kesinlikle hayır. Davayı çözünce yaşayacağım hazzı ve mutluluğu düşündüm. Ve evet bir kez daha emin oldum. Ben savcı olmak için yaratılmıştım. Benim hayattaki amacım buydu. Yan tarafımdan gelen sesle irkildim.

-Savcım.

Başımı gelen sese doğru yönlendirdim.

-Buyrun.

-Emniyetten geldim. Ben Başkomiser Akif Derin. Davayı birlikte yürüteceğimiz bilgisini aldım.

Derin bir nefes verdim. Ne gerek vardı? Tek başımada halledeceğimi çok net biliyordum.

-Memnun oldum. Evet bilgi verildi.

Etrafa bir göz gezdirerek konuşmaya devam ettim:

-Adli psikolog gönderilmesini istemiştim. Gelmedimi?

Evet işimde oldukça başarılıydım fakat insanları anlama konusunda pekte başarılı olduğum söylenilemez. Olay yerine hemen psikolog gönderilmesini istemiştim. Bir saat kırk yedi dakika geçmişti fakat hala gelmemişti. Evet en sinir olduğum şey. İstediğimin istediğim dakika gerçekleşmemesi.

-Bilgim yok o konuda sayın savcım. Emniyetten olay yerine hemen gelmem istenildi bende alel acele çıktım.

Kan kokan havayı derince içime çektim.

-Anladım.

Arka taraftan bir ses yükseldi. Bu ses saatlerce susmamıştı. Cesetin kardeşiydi. Duru Vefa.

Duru: Bakın anlamıyormusunuz? İçeri sokun beni dedim! Abimin yanına gitmek istiyorum.

Psikoloğun burada olmamasına daha fazla sinirlendim. Burada olup susmayan şu kızın hareketlerinden içini anlaması gerekirdi. Hızlı adımlarla Duru’nun yanına yaklaştım.

-Duru. Kendine gel. Abinin yanına gidemezsin.

Duru polislere bakan gözlerini bana çevirdi. Ağlamaktan şişmiş ve kızarmıştı.

-Gitmek istiyorum. Burada daha ne kadar abimi tutacaksınız. Hastaneye bile götürmediniz. Sizin yüzünüzden öldü abim. Sizin yüzünüzden!

Son derece ukala.

-Biz geldiğimizde abin zaten ölmüştü. Burada kalması gerekli. Olay yeri inceleniyor.

-İki saattir neyin incelemesi bu! Yeter artık, ya benim abimin yanına gitmeme engel olmayın yada hastaneye götürün.

Gözleri tekrardan ceseti yani abisini buldu. Sesi kısıldı ve konuşmaya devam etti:

-Abim… Cesetin saatlerce öldüğün yerde. Evimizin bahçesinde. Şimdi nasıl gireceğim ben bu eve? Sensiz ne yapacağım ben? Bu bahçeye nası adım atacağım? Söyle! Söylesene abi.

Hemen sağ tarafımdan bir ses geldi. Yabancı bir ses:

-Duru. Yaşadığın durum çok ağır farkındayım ama abin için artık çok geç. Herkes işini yapıyor. Sakinleşmen gerekiyor.

Evet psikolog hanım gelmeye zahmet etmişti sonunda. Psikolog olduğunu konuşmasından anlamıştım. Klasik sakin olman gerekiyor, yaşadığın durum çok ağır cümleleri. Psikolog gelmeseydi çoktan göndermiştim bu kızı. İşimize engel olmaktan başka bir şey yapmıyordu.

Duru: - Yaşadığım durumun ağır olduğunu biliyorsanız dediklerimi yapın o zaman. Abimi hastaneye götürün artık. Soğuk zeminde durması benim canımı çok acıtıyor. Kim bilir abimin canını nasıl acıtıyordur.

Salak kız abin öldü nasıl canı acısın. Dememek için kendimi zor tuttum.

Psikolog: - Haklısın Duru. Savcımla konuşup geliyorum hemen yanına.

Dedi ve gözleri beni buldu. Tahminen 1.75 boyunda zayıf biriydi. Saçları küt ve siyahtı. Teni saç rengine inat bembeyazdı. Gözlerinin rengini hava hala karanlık olduğundan tam olarak anlayamamıştım. Sanırsam siyahtı. Yani bu kadında bulunan tüm özellikler sıradandı. Elini bana doğru uzattı.

Psikolog:Memnun oldum sayın savcım. Ben adli psikolog Umay Solmaz.

Elini sıktım. Diğer eliyle ileriyi gösterip:

-Biraz konuşabilirmiyiz?

Cevap vermeden yürümeye başladım. Amacı beni Duru’ dan uzaklaştırmaktı. Belirli bir mesafe yürüyüp arkama döndüm ve saatlerdir içimde kalan sinirimi dışarı yansıttım:

-Olay yerine hemen gelmenizi söylemiştim. Neden geç kaldınız?

Ani ve sert verdiğim bu tepkiye şaşırmıştı.

Umay: Kusura bakmayın. Telefonum çalmış ama uyuyordum duymamışım. Duyduğum an hızlıca hazırlandım.

Hızlıca hazırlanmış hali bumuydu? Neredeyse iki saat geçmişti. Her neyse daha fazla bu konu üzerinde durmayacaktım. Dediklerini cevapsız bırakarak başka bir soru daha yönelttim:

-Konuşmak istediniz. Konuşun.

Öksürdü ve konuşmaya başladı. Benimle asla göz teması kurmadığını fark ettim.

-Olay yeri inceleme ekibinin işi bitmiş. Ambulans yarım saattir sizi bekliyor. Maktulü hastahaneye götürmek için. Cesetin hala olay yerinde bekletilmesinin sebebi nedir?

Bu sorunun cevabı çok netti.

-Siz.

Ve göz teması kurdu. Gözleri büyümüştü.

Umay: Benmi?

Cevap vermek yerine başımı kısaca salladım.

Umay: Cesetin bekletilmesindeki sebebin ben olmasını anlayamadım. Açıklarmısınız savcım?

Gereksiz konuşmalardan nefret ederdim. Şuan gerçekleşen bu konuşmadanda nefret ediyordum. Derin bir nefes alıp konuşmaya başladım.

-Olay yerine hemen gelmenizi istemiştim. Bunun sebebi maktulün yakınlarının verdiği tepkileri sizin görmeniz ve not almanızı istememdi. Siz gelmediniz bende siz gelene kadar tepkilerin devam etmesini istedim sebep bu. Kısacası işinizi yapmanızı bekledim.

Konuştukça şaşırmaya devam ediyordu. Bir kaç saniye sustuktan sonra konuştu:

-Ne? Sırf geç geldim diye bir ceset saatlerdir buradamı bekliyor? Hemde yakınlarının gözlerinin önünde.

Bu ne cürretti? Sesinin yüksekliğinin farkındamıydı. Karşısında bir Cumhuriyet Savcısı vardı. Sinirlenmiştim.

-Benimle düzgün konuş. İşinin farkında olup zamanında gelseydin.

Birden mimiklerini toparladı. Sanırım ne yaptığının farkına varmıştı. Arkamı dönüp polislerden birine toparlanıyoruz dedim ve emniyete doğru yola çıkmak için arabama bindim. Daha fazla kendini bilmez biriyle konuşmazdım. Bunlar vakit kaybıydı. Çabucak bu davayı çözmeli ve diğer davalarla ilgilenmeliydim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.