1. AV DEVAM EDİYOR
Lawrence'ın sabahı, Dean Winchester'ın kahvesi kadar sert ve Lisno Baratheon'ın sabrı kadar kısa başlamıştı.
Impala, üniversite kampüsünün arkasındaki dar yolda ilerlerken Dean direksiyona bir eliyle tutunuyor, diğer eliyle Sam'in gönderdiği son mesajı okuyordu.
"Kitsune'un adı Nora Bell. Yirmi dokuz yaşında. Üniversitede laboratuvar teknisyeni olarak çalışmış. İki yıl önce işten ayrılmış."
Lisno yolcu koltuğunda haritaya baktı.
"Neden ayrılmış?"
"Resmî kayıtlarda sağlık sorunları yazıyor. Ama eski iş arkadaşlarından biri, Nora'nın son aylarda saldırganlaştığını söylemiş. Bir keresinde laboratuvardaki bir öğrenciyi ısırmış."
Lisno başını çevirdi.
"Isırmış mı?"
"Kelimenin tam anlamıyla. Adamın kolunu parçalayacakmış."
"Ve kimse bunun üzerinde durmamış?"
Dean omuz silkti.
"İnsanlar bazen karşılarındaki kişinin deli olduğunu düşünür. Bazen de başlarına geleni açıklamak istemezler."
Lisno pencereye döndü.
Kitsune'lar hakkında bildikleri, vakayı çözmeye yetmiyordu. Bu yaratıklar insan gibi yaşayabilir, duygularını ve davranışlarını taklit edebilirlerdi. Bazılarıysa avlanmak için insanları kullanırdı.
Ancak Nora'nın neden şimdi harekete geçtiği hâlâ belirsizdi.
Dean arabayı eski bir laboratuvar binasının önünde durdurdu.
"İşte geldik."
Lisno emniyet kemerini çözdü.
"Planımız ne?"
Dean silahını kontrol etti.
"İçeri giriyoruz. Nora'yı buluyoruz. Eğer gerçekten Kitsune ise, onu durduruyoruz."
"Ne kadar ayrıntılı."
"Ben ayrıntı adamı değilim."
"Fark ettim."
Dean kapıyı açtı.
"Bir gün şu ağzın yüzünden başın belaya girecek."
Lisno onun arkasından indi.
"Sen de o gün beni kurtarmaya geleceksin."
Dean bir an durdu.
Arkasını dönmeden cevap verdi.
"Her zamanki gibi."
Cümle ağzından o kadar doğal çıkmıştı ki ikisi de birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.
Dean boğazını temizledi.
"Haydi. İşimiz var."
Lisno peşinden yürüdü.
Yüzündeki gülümsemeyi saklamak için hiçbir çaba göstermedi.
---
2. KOKUYU TAKİP ETMEK
Laboratuvarın arka kapısı açıktı.
İçerideki koridorlarda kimse yoktu. Masaların üzerinde yarım bırakılmış deney notları, boş kahve bardakları ve devrilmiş bir sandalye duruyordu.
Dean el fenerini kaldırdı.
"Burada bir şey olmuş."
Lisno yerdeki çizikleri inceledi.
"Birisi sürüklenmiş. İzler arka depoya gidiyor."
Dean ona baktı.
"Nasıl anladın?"
"Çünkü yerdeki çizgiler mobilyaların altında da devam ediyor. Bir şey bu kadar uzun bir mesafede kendi kendine hareket etmez."
Dean başını salladı.
"Tamam, Sherlock."
Lisno doğruldu.
"Bir gün beni takdir etmeyi öğreneceksin."
"Bir gün beni şaşırtmayı bırakacaksın."
"İmkânsız."
Depo kapısının önünde durduklarında içeriden bir ses geldi.
Bir şeyin yere düşmesi.
Ardından kesik bir nefes.
Dean parmağını dudaklarına götürdü. Lisno başını salladı.
Dean kapıyı itti.
Depo loştu. Rafların arasında metal dolaplar, kırık kutular ve kullanılmayan laboratuvar malzemeleri vardı. Arka duvara yakın bir yerde genç bir adam sandalyeye bağlanmıştı. Ağzı bantlanmış, yüzü solmuştu.
Adam onları görünce çırpınmaya başladı.
Dean hemen ona yöneldi.
Lisno ise odanın diğer ucunda duran kadını gördü.
Nora Bell.
Beyaz laboratuvar önlüğünün kolları kana bulanmıştı. Başını yavaşça kaldırdı. Gözleri normal bir insana aitti, ancak yüzündeki gülümsemede insana ait olmayan bir şey vardı.
"Geç kaldınız," dedi.
Dean silahını doğrulttu.
"Bu cümleyi bugün ikinci kez duyuyorum. Daha yaratıcı olmanı beklerdim."
Nora'nın gülümsemesi silindi.
"Seninle konuşmuyordum."
Bakışları Lisno'ya döndü.
"Seni hissedebiliyorum."
Lisno Excalibur'un kabzasına uzandı.
"Bu kadar özel olduğumu bilmiyordum."
"İçinde çok fazla ölüm var."
Odanın havası ağırlaştı.
Nora'nın gözbebekleri daraldı. Parmaklarının uçları uzamaya başladı. Tırnakları, keskin ve koyu renkli pençelere dönüştü.
Dean ateş etti.
Nora yana sıçradı.
Kurşun metal dolaba çarptı.
Kitsune'un hareketleri insan hızının çok ötesindeydi. Bir anda Dean'in üzerine atıldı. Dean kendini yana atarak saldırıdan kurtuldu, ancak Nora pençelerini göğsünden birkaç santim uzakta savurdu.
Lisno kılıcını çekti.
"Dean, sağında!"
Dean eğildi.
Excalibur, Nora'nın saldırısını engelledi. Metal ile pençeler çarpıştığında kıvılcımlar saçıldı.
Nora geri sıçradı.
"Sen bir avcısın," diye tısladı Lisno'ya. "Ama avcıların da kanı akar."
Lisno kılıcını iki eliyle kavradı.
"Benim kanımın peşine düşmek istiyorsan sıraya girmen gerekiyor."
Nora bağırarak saldırdı.
Lisno darbeyi karşıladı. Dean, Kitsune'un dikkatini dağıtmak için yan taraftan yaklaştı. Nora ona döndüğünde Lisno kılıcını kullanarak yaratığın kolunu geriye itti.
Dean'in yumruğu Nora'nın yüzüne çarptı.
Kitsune sendeledi.
"Şimdi!" diye bağırdı Dean.
Lisno ilerledi, fakat Nora birden yere çömelip onun bacaklarına saldırdı. Lisno dengesini kaybetti. Excalibur'un ucu zemine sürtündü.
Nora pençelerini kaldırdı.
Dean hiç düşünmeden araya girdi.
Yaratığın darbesini ön koluyla engelledi ve Lisno'yu geriye çekti.
"İyi misin?"
Lisno hemen ayağa kalktı.
"İyiyim."
Dean'in yüzünde öfke vardı.
"Bir daha böyle açık verme."
Lisno kaşını kaldırdı.
"Şu an bana taktik mi veriyorsun?"
"Evet!"
"Çok romantik."
Dean ona inanamayarak baktı.
"Şu an gerçekten bunu mu söylüyorsun?"
Lisno'nun gülümsemesi kısacık belirdi.
"Biraz gerginliği azaltmaya çalışıyorum."
"Harika. Bir sonraki sefer bunu hayatta kaldıktan sonra yap."
Nora yeniden saldırdı.
Bu kez ikisi de hazırdı.
Dean yaratığın dikkatini üzerine çekti. Nora pençelerini ona savurduğunda Dean geriye çekildi ve yaratığın dengesini bozdu.
Lisno yan taraftan ilerleyerek Excalibur'u Nora'nın önüne indirdi. Kılıç yaratığın omzuna saplanmadı, ancak hareketini durduracak kadar yakın geçti.
Nora geri çekilirken Dean, laboratuvar masasının üzerindeki metal çubuğu kaptı ve yaratığın bacaklarına vurdu.
Kitsune yere düştü.
Lisno kılıcını kaldırdı.
Bir an için Nora'nın gözlerinde korku belirdi.
Sonra insan sesiyle konuştu.
"Bekle."
Lisno durdu.
Dean silahını indirmedi.
"Ne var?"
Nora'nın nefesi kesik kesikti.
"Ben... bunu istemedim."
Lisno'nun yüzündeki ifade değişti.
"İnsanları sen mi öldürdün?"
Nora gözlerini kapattı.
"Başlangıçta yalnızca açtım. Sonra duramadım."
Dean'in çenesi gerildi.
"Kaç kişi?"
Nora cevap vermedi.
Lisno'nun sesi sertleşti.
"Nora."
Kadın başını kaldırdı.
"Dört."
Depoda sessizlik oldu.
Dean bir anlığına gözlerini kapattı. Ardından Lisno'ya baktı.
İkisi de aynı şeyi düşünüyordu.
Artık bunun için bir çözüm yoktu.
Nora yeniden ayağa kalkmaya çalıştı.
Dean silahını kaldırdı.
"Üzgünüm."
Nora ona baktı. Sonra Lisno'ya.
Kitsune son kez saldırdı.
Lisno yana çekildi. Dean'in ateş ettiği kurşun yaratığı yere serdi. Lisno Excalibur'u kaldırarak son darbeyi indirdi.
Nora'nın bedeni hareketsiz kaldı.
Odadaki gerilim yavaşça dağıldı.
Lisno kılıcını indirdi.
Dean silahını kılıfına yerleştirdi.
Bir süre konuşmadılar.
Sonunda Dean, Lisno'nun kolundaki ince kesiyi fark etti.
"Yaralanmışsın."
Lisno koluna baktı.
"Yalnızca çizik."
Dean çantasından sargı bezi çıkardı.
"Ver kolunu."
Lisno itiraz edecek gibi oldu ama durdu.
Dean, kolunu dikkatle sardı. Hareketleri alışılmadık derecede nazikti.
Lisno ona baktı.
"Teşekkür ederim."
Dean başını kaldırmadan cevap verdi.
"Bir dahaki sefere daha dikkatli ol."
Lisno hafifçe gülümsedi.
"Sen de."
Dean bandajı sabitledi.
Bir an elleri birbirine değdi.
İkisi de fark etti.
İkisi de hiçbir şey söylemedi.
Dean çantasını kapattı.
"Sam'e haber verelim."
Lisno başını salladı.
"Sonra otele."
Dean kısa bir bakış attı.
"Evet. Otele."
Bu kelimeyi söylerken ikisinin de aklından aynı düşüncenin geçmesi son derece rahatsız ediciydi.
Çünkü otelde onları bekleyen şey bir Kitsune değildi.
Tek yataktı.
---
3. YENİDEN AYNI ODA
Otele döndüklerinde saat gece yarısını geçmişti.
Sam telefonda vakayı doğruladı. Dean, yaratığın öldürüldüğünü ve kurtardıkları adamın ambulansla hastaneye götürüldüğünü anlattı. Ardından telefonu kapatıp yatağa baktı.
Lisno da yatağa baktı.
Birbirlerine baktılar.
Dean derin bir nefes aldı.
"Sanırım yastık sınırını yeniden kurmamız gerekiyor."
Lisno çantasını masaya bıraktı.
"Bu sefer iki yastık yetmez. Araya bir duvar inşa etmeliyiz."
"Çok komik."
"Teşekkür ederim."
Dean banyoya yöneldi.
Lisno üzerini değiştirdikten sonra yatağın sol tarafına uzandı. Excalibur'u yatağın yanındaki duvara yasladı. Odanın ışığı kapandığında Dean de gelip sağ tarafına yerleşti.
Aralarına iki yastık koydular.
Bu kez ikisi de sırtlarını birbirlerine döndü.
Dean ellerini başının altına yerleştirdi.
"İyi geceler."
Lisno gözlerini kapattı.
"İyi geceler."
Sessizlik.
Bir dakika geçti.
Sonra beş.
Ardından on.
Lisno gözlerini açtı.
Uyuyamıyordu.
Yatağın rahatlığıyla ilgisi yoktu. Dean'in nefesini duyabiliyordu. Onun orada olduğunu biliyordu. Gün boyunca birlikte savaşmış, birbirlerinin hayatını korumuşlardı.
Şimdi aralarında birkaç santim ve iki yastık vardı.
Bu kadar basit bir şey neden zihnini bu kadar meşgul ediyordu?
Lisno diğer tarafa döndü, sonra yeniden sırtını Dean'e verdi.
Uyumak istiyorum, diye düşündü.
Excalibur sessiz kaldı.
Chester'dan da ses gelmedi.
Bu, şüpheliydi.
Ama Lisno şu an silahlarıyla uğraşacak durumda değildi.
Dean ise kendi tarafında tavana bakıyordu.
Bir türlü uyuyamıyordu.
Lisno'nun kolundaki kesiyi düşünüyordu. Ona zarar gelme ihtimali, gün boyunca hissettiğinden daha fazla öfkelendirmişti.
Bu, normaldi.
Birlikte avlandığı birinin yaralanmasını istememesi normaldi.
Onu korumak istemesi normaldi.
Onun yanında uyumayı istemek...
Dean gözlerini kapattı.
Bu düşünceyi tamamlamadı.
Kendini diğer tarafa çevirdi.
Ve Lisno'yu gördü.
Lisno da tam o anda ona dönmüştü.
İkisi karanlıkta göz göze geldi.
Bir süre hiçbiri hareket etmedi.
Dean'in yüzündeki ifade alışıldık alaycılıktan uzaktı. Lisno da şaka yapmadı. Birbirlerine ne söylemeleri gerektiğini bilmiyorlardı.
Belki de hiçbir şey söylemeleri gerekmiyordu.
Dean'in bakışları Lisno'nun yüzünde durdu.
Lisno'nun gözleri hafifçe yumuşadı.
Dean, yastıklardan birini aralarından aldı ve yatağın kenarına bıraktı.
Lisno diğer yastığı kaldırdı.
Bir saniye boyunca birbirlerine baktılar.
Sonra Lisno biraz yaklaştı.
Dean kolunu açtı.
Bu kez hiçbir şey yanlışlıkla olmadı.
Lisno, sessizce onun yanına sokuldu. Başını göğsüne yasladı. Dean kolunu beline doladı ve onu kendine çekti.
Lisno'nun eli tişörtünün üzerine yerleşti.
Dean çenesini hafifçe onun saçlarına yasladı.
Hiçbir şey söylemediler.
Bir anlaşma yapılmamıştı.
Hiçbir söz verilmemişti.
Yalnızca ikisi de aynı anda, aralarındaki mesafenin gereksiz olduğuna karar vermişti.
Lisno gözlerini kapattı.
Dean'in kalp atışlarını duyuyordu.
Dean ise Lisno'nun nefesinin yavaşlamasını dinliyordu.
Ve ikisi de, bir önceki sabah olduğu gibi, bu huzurun kendilerine iyi geldiğini fark etti.
Bu kez birbirlerinden uzaklaşmadılar.
Dean'in kolu belinde kaldı.
Lisno ona biraz daha yaklaştı.
Karanlık odada, motel duvarlarının ötesindeki dünya bir süreliğine sustu.
Sonra Lisno'nun zihninde Chester'ın sesi duyuldu.
Sonunda.
Lisno gözlerini açmadan cevap verdi.
Tek kelime daha edersen seni bir daha asla Dean'e vermem.
Anlaşıldı.
Bir saniye geçti.
Ama yalnızca şunu söylemek istiyorum...
Chester.
İyi geceler.
Lisno'nun dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Dean bunu hissetti.
"Ne oldu?" diye fısıldadı.
"Hiç."
"Yine silahın mı?"
"Evet."
Dean iç çekti.
"Bir gün o silahı gerçekten duvara asacağım."
Lisno başını hafifçe kaldırdı.
"Hayır, asmayacaksın."
Dean ona baktı.
Lisno'nun gözleri karanlıkta parlıyordu.
"Çünkü onu seviyorsun."
Dean birkaç saniye sustu.
Sonra kolunu biraz daha sıkılaştırdı.
"Uyu, Baratheon."
Lisno başını yeniden göğsüne yasladı.
"İyi geceler, Winchester."
Ve sonunda uyudular.
Bu kez sırt sırta değil.
Birbirlerine sarılarak.
---
4. SABAHIN SAVUNMASI
Sabah ışığı perde aralığından içeri süzüldüğünde Lisno, Dean'in kolunun belinde olduğunu çoktan fark etmişti.
Bu kez şaşırmadı.
Yalnızca birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı. Başını kaldırmadan, Dean'in düzenli nefesini dinledi.
Dün gece birbirlerine bakmışlardı.
Sonra Dean kolunu açmıştı.
Lisno da ona yaklaşmıştı.
İkisi de ne yaptığını biliyordu.
İşte bu, ilk sabaha göre daha tehlikeliydi.
Çünkü bu kez bir uyku sersemliği bahanesine sığınamazlardı.
Lisno başını kaldırdı.
Dean'in gözleri kapalıydı. Yüzündeki ifade, gündüzleri taşıdığı bütün sertlikten arınmıştı. Uyurken daha genç görünüyordu. Daha sakin.
Lisno onu izlediği için kendine kızdı.
Tam geri çekilmeyi düşünürken Dean'in gözleri açıldı.
Göz göze geldiler.
Dean bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra gözlerini tekrar kapattı.
"Beş dakika."
Lisno'nun kaşları havalandı.
"Ne?"
"Beş dakika daha."
Lisno'nun dudaklarında gülümseme belirdi.
"Dean Winchester, sabahları yataktan kalkmakta zorlandığını bilmiyordum."
"Yalnızca çok rahatım."
"Öyle mi?"
"Evet."
Lisno başını yeniden göğsüne yasladı.
"Pekâlâ. Beş dakika."
Dean'in kolu belinde kaldı.
İkisi de gözlerini kapattı.
Beş dakika sonra Dean doğruldu ve boğazını temizledi.
"Bu bir daha olmayacak."
Lisno yastığını düzeltti.
"Kesinlikle."
"Yani, uyurken... bu şekilde."
"Elbette."
Dean çantasını açtı.
"Bir dahaki sefere iki oda tutacağız."
Lisno gülümsedi.
"Harika fikir."
İkisi de birbirine bakmadan hazırlanmaya başladı.
Ancak Dean gömleğini giyerken Lisno'ya bir bakış attı.
Lisno da aynadaki yansımadan onu izliyordu.
Bakışları aynada buluştu.
İkisi de hemen başka tarafa döndü.
Hiçbir şey konuşulmadı.
Hiçbir şey kabul edilmedi.
Ama bu kez yastıklar yatağın ortasında değil, yerdeydi.
---
5. SIĞINAĞA DÖNÜŞ
Impala, Kansas yollarında ilerlerken güneş çoktan yükselmişti.
Dean radyoya eski bir rock şarkısı koymuştu. Lisno yolcu koltuğunda oturuyor, yaralı kolundaki bandajı kontrol ediyordu.
Bir süre sonra Dean ona baktı.
"Kolun nasıl?"
"İyi."
"Acıyor mu?"
"Biraz."
Dean'in çenesi gerildi.
"Sam'in bunker'da kontrol etmesini sağlayalım."
Lisno ona döndü.
"Dean, bu yalnızca bir çizik."
"Bunu daha önce de söyledin."
"Çünkü doğru."
"Ve ben yine de kontrol ettireceğim."
Lisno birkaç saniye ona baktı.
Sonra başını hafifçe salladı.
"Pekâlâ."
Dean yeniden yola döndü.
Birkaç dakika sonra Lisno konuştu.
"Dün gece için..."
Dean'in elleri direksiyonda hafifçe sıkılaştı.
"Evet?"
Lisno pencereye baktı.
"Yatak gerçekten rahattı."
Dean bir an sessiz kaldı.
Sonra güldü.
"Seninle konuşmak imkânsız."
"Ben de tam bunu düşünüyordum."
Dean başını iki yana salladı.
"Bir daha tek yataklı motel odası yok."
"Katılıyorum."
"Kesinlikle yok."
"Dean."
"Ne?"
Lisno ona baktı.
"Yastık sınırı koymayı da bırakmalısın. Açıkça işe yaramıyor."
Dean kahkaha attı.
Bu kez Lisno da güldü.
Aralarındaki gerginlik bir anlığına dağıldı. Ancak ikisi de geceyi hatırlıyordu. Dean'in kolunu açışını, Lisno'nun ona yaklaşmasını ve o sessiz anlaşmayı.
Bunların hiçbiri bir yanlışlık değildi.
Yine de ikisi de bunu söylemeye hazır değildi.
---
Bunker'ın kapıları açıldığında Sam onları mutfakta karşıladı.
"Hoş geldiniz. Kitsune işi çözüldü mü?"
Dean ceketini çıkardı.
"Çözüldü."
Sam Lisno'nun kolundaki bandajı fark etti.
"Yaralandın mı?"
"Küçük bir çizik."
Dean hemen araya girdi.
"Kontrol et."
Lisno ona baktı.
"Dean."
"Ne?"
"Ben kendim konuşabiliyorum."
Sam ikisinin arasında gidip gelen bakışları izledi.
Sonra gözlerini kıstı.
"Bir dakika."
Dean durdu.
"Ne?"
Sam'in yüzünde yavaşça bir gülümseme oluştu.
"Hiçbir şey."
Dean şüpheyle baktı.
"Sam."
"Gerçekten. Hiçbir şey."
Lisno çantasını omzundan indirdi.
"Bir şey düşünüyorsan, söyle."
Sam başını iki yana salladı.
"Hayır. Yalnızca ikinizin aynı anda konuşmayı bırakmasının ilginç olduğunu düşündüm."
Dean gözlerini devirdi.
"Bir avdan döndük. Yorgunuz."
"Tabii."
"Sam."
"Dean."
Lisno gülümsemesini saklamak için mutfağa yöneldi.
Dean arkasından seslendi.
"Lisno, nereye gidiyorsun?"
"Kahve almaya."
Dean'in yüzü rahatladı.
"Ben de geliyorum."
Sam onların arkasından bakarken kendi kendine güldü.
İkisi mutfağa girdiğinde Dean kahve makinesini hazırladı. Lisno tezgâha yaslandı.
Aralarında sessizlik vardı.
Ama bu kez sessizlik, konuşulmayan bir öpücüğün ya da tesadüfen paylaşılan bir yatağın sessizliği değildi.
Bu, ikisinin de aynı sırrı taşıdığı bir sessizlikti.
Dean kahvesini uzattı.
Lisno aldı.
Parmakları birbirine değdi.
İkisi de bir an durdu.
Sonra Dean elini çekti.
"Şeker yok."
"Ben zaten şekersiz içiyorum."
"Biliyorum."
Lisno fincanına baktı.
Sonra Dean'e.
"Bunu hatırlıyor musun?"
Dean omuz silkti.
"Birlikte çok kahve içiyoruz."
Lisno hafifçe gülümsedi.
"Evet. Öyle."
Dean kahvesinden bir yudum aldı.
İkisi de başka bir şey söylemedi.
Ama Lisno, Dean'in kahvesini nasıl içtiğini bildiğini fark etti.
Dean de Lisno'nun kahvesini nasıl sevdiğini.
Ve ikisi de bu küçük bilginin, tek bir yatakta uyumaktan çok daha tehlikeli olduğunu henüz kabul etmeyecekti.
Bazı anlaşmalar sözle yapılmaz.
Bazı geceler, iki insanın birbirine ne kadar yaklaştığını anlaması için tek bir sessiz bakış yeterlidir.
Dean Winchester ve Lisno Baratheon ise o bakışı unutmak için ellerinden geleni yapacaktı.