İçeriğe geç

Supernatural : Perfect Hunter

Bölüm 27 · 12 dk okuma

Supernatural : Perfect Hunter

Bölüm 27

Bir Yatak , İki İnatçı İnsan

1. VAKA DOSYASI

"Hayır."

Dean Winchester'ın verdiği ilk tepki buydu.

Sam başını dizüstü bilgisayarından kaldırdı. "Daha ne diyeceğimi bile duymadın."

"Yüzünü gördüm. O yüz bana ya kötü bir haberin olduğunu ya da arabamı ödünç almak istediğini söylüyor."

"Arabana dokunmayacağım."

"Öyleyse kötü haber."

Lisno, mutfak tezgâhına yaslanmış kahvesini içiyordu. Dean'in yüz ifadesini görünce fincanını dudaklarından çekti.

"Ne oldu?"

Sam ekranı ikisine çevirdi.

"Lawrence, Kansas. Son üç hafta içinde dört kişi ölü bulunmuş. Hepsinin ortak noktası, ölümden önceki günlerde aşırı saldırgan davranışlar göstermeleri ve çevrelerindeki insanlara sebepsiz yere saldırmaları."

Dean sandalyeye oturdu.

"Vampir mi?"

"Hayır. Cesetlerde kan kaybı yok. Kurbanların göğüs kafesinde ve karın bölgelerinde derin yaralar var. Polis, hayvan saldırısı ihtimalini değerlendiriyor."

Lisno ekranı inceledi.

"Birbirlerini tanıyorlar mı?"

"İlk ikisi aynı üniversitede öğrenci. Üçüncü kurban bir veteriner teknisyeni. Dördüncüsü de üniversite kampüsündeki güvenlik görevlisi."

"Demek ki ortak noktaları yalnızca coğrafi değil," dedi Lisno. "Bir şey onları aynı bölgede hedef alıyor."

Sam başını salladı.

"Tam olarak. Bir tanık, kurbanlardan birinin ölümünden önce kendisini birinin takip ettiğini söylediğini belirtmiş. Karanlıkta parlayan gözlerden bahsetmiş."

Dean'in yüzündeki ifade değişti.

"Parlayan gözler. Harika. Bir kez olsun normal bir şey olamaz mı?"

Lisno ekrana biraz daha yaklaştı.

"Bu bir Kitsune olabilir."

Sam ona döndü.

"Sen de mi aynı şeyi düşündün?"

"Tilki ruhları. Bazıları insan biçiminde yaşayabilir, bazıları insanlarla beslenir. Ancak bildiğim kadarıyla hepsi aynı şekilde davranmaz."

Dean kaşlarını kaldırdı.

"Bir dakika. Tilki mi?"

"Bir Kitsune, Dean. Kuyruğu olan turuncu bir hayvan değil yalnızca."

"Ben de onu demeye çalışıyordum."

"Hayır, çalışmıyordun."

Sam araya girdi.

"Supernatural vakalarında karşılaştığımız Kitsune türleri arasında insan organlarıyla beslenenler var. Bu vakadaki yaralar da o ihtimale uyuyor. Ama önce neyle karşı karşıya olduğumuzu doğrulamamız gerek."

Dean ayağa kalktı ve kahvesinin son yudumunu içti.

"Pekâlâ. Sam, sen burada kalıp dosyaları araştır. Lisno'yla ben gideriz."

Lisno başını çevirdi.

"Biz mi?"

Dean ona baktı.

"Bir sorun mu var?"

"Hayır. Sadece beni gönüllü olarak seçtiğini duymak hoşuma gitti."

"Yanlış anlama. Seni seçmedim. Sam'in bilgisayarıyla romantik bir hafta sonuna ihtiyacı var."

Sam kahvesini püskürtecek gibi oldu.

"Romantik hafta sonu mu?"

Dean gözlerini kapattı.

"Kelime seçimine dikkat etmeliyim."

Lisno gülümseyerek fincanını tezgâha bıraktı.

"Kesinlikle, Winchester."

Dean onun gülümsemesine bir saniyeden biraz uzun baktı.

Sonra çantasını aldı.

"Bir saat içinde çıkıyoruz."

---

2. İKİLİ AV

Lawrence'a giden yol boyunca Impala'nın içinde eski rock şarkıları çalıyordu.

Dean direksiyon başındaydı. Lisno yolcu koltuğunda, Sam'in gönderdiği dosyaları inceliyordu. Aralarında konuşulmamış bir öpücük ve ikisinin de görmezden gelmekte uzmanlaştığı bir mesele vardı.

Vampir yuvasındaki o gece.

Sahte sevgililer olarak girdikleri gece kulübü.

Dean'in eli beline geldiğinde duyduğu şaşkınlık.

Vampirin şüphelenmemesi için dudaklarının birleşmesi.

Ve sonrasında eve dönüş boyunca süren sessizlik.

Lisno sayfayı çevirdi.

Dean radyonun sesini biraz açtı.

"Ne düşünüyorsun?"

"Vaka hakkında mı?"

"Başka ne hakkında düşüneceksin?"

Lisno ona baktı.

"Bilmem. Senin son derece etkileyici sürüş becerilerin hakkında olabilir."

Dean sırıttı.

"Sonunda yeteneğimi takdir etmeyi öğreniyorsun."

"Henüz o noktada değiliz."

"Yolun yarısına geldik."

"Benim standartlarım daha yüksek."

Dean güldü.

Ardından sessizlik geri döndü. Bu kez rahatsız edici değildi. Yalnızca ikisinin de adını koymak istemediği bir şey, arka koltukta üçüncü bir yolcu gibi aralarında oturuyordu.

Dean gözlerini yoldan ayırmadan konuştu.

"Geçen avdan sonra..."

Lisno'nun parmakları dosyanın üzerinde durdu.

"Evet?"

Dean birkaç saniye sustu.

"Chester'ı geri almam gerekiyor. Kemerimdeki ağırlığa alıştım."

Lisno ona baktı.

Bir an için bir şey söylemesini beklemişti. Sonra kendi kendine kızdı. Dean'in ne söylemesini bekliyordu ki?

"Silahını özlediğini bilmiyordum."

"Silahım değil. Onunla yaşadığım tartışmaları özledim."

"Bu, psikolojik açıdan daha endişe verici."

"Benim hayatımda endişe verici olan çok şey var."

"Farkındayım."

Dean kısa bir bakış attı.

"Mesela sen."

Lisno'nun kalbi gereksiz yere hızlandı.

Yüzündeki ifadeyi değiştirmedi.

"Ben son derece makul bir insanım."

"Elbette."

"Gerçekten öyleyim."

"Lisno, bir keresinde bir yaratığı öldürmek için kendini yem olarak kullandın."

"İşe yaradı."

"Bu, yaptığın şeyi akıllıca hâle getirmiyor."

"Yine de işe yaradı."

Dean başını iki yana salladı.

"Seninle tartışmak imkânsız."

Lisno yeniden dosyasına döndü.

"Ve yine de deniyorsun."

Dean cevap vermedi.

Ama dudaklarının kenarında kalan gülümseme, Lisno'nun gözünden kaçmadı.

---

3. TEK BOŞ ODA

Lawrence'a vardıklarında hava kararmıştı.

İlk birkaç saatlerini üniversite kampüsünde geçirdiler. Sahte FBI kimlikleriyle güvenlik görevlileriyle konuştular, kurbanların son görüldüğü yerleri incelediler ve olayların yaşandığı bölgelerdeki güvenlik kameralarını kontrol ettiler.

Bir öğrencinin çektiği görüntü, bütün şüphelerini güçlendirmişti.

Karanlık bir otoparkta, uzun boylu bir insan silueti yürüyordu. Görüntü bozuktu ama figürün başını kameraya çevirdiği anda gözlerinde iki kısa ışık parlaması görülüyordu.

Dean ekranı dondurdu.

"Bu şeyin ne olduğunu öğrendiğimizde, kafasını koparmak için sıraya gireceğim."

Lisno kollarını göğsünde birleştirdi.

"Önce kafasının nerede olduğunu bulmamız gerekiyor."

"Şakaların korkunç."

"Seninkilerden daha iyi."

Araştırmaları onları kampüsün arkasındaki eski bir depoya götürdü. Depoda, hayvan kalıntıları ve kan izleri buldular. Fakat Kitsune ortada yoktu.

İçerideki izler, yaratığın hâlâ bölgede avlandığını gösteriyordu.

Gece yarısına yaklaşırken motel aramaya başladılar.

İlk iki motel doluydu. Üçüncüsünün görevlisi, önündeki rezervasyon defterini çevirerek başını salladı.

"Bir odamız kaldı."

Dean rahatlamış görünüyordu.

"Harika. İki yataklı mı?"

Görevli ekrana baktı.

"Tek yataklı."

Dean'in yüzündeki rahatlama kayboldu.

Lisno başını hafifçe yana eğdi.

"Ne kadar büyük bir yatak?"

Görevli omuz silkti.

"Standart çift kişilik."

Dean hemen konuştu.

"Başka bir motel buluruz."

Görevli pencereden dışarı baktı.

"Bu saatte şehir merkezindeki bütün moteller dolu. Üniversitede etkinlik var."

Dean gözlerini kapattı.

"Tabii ki var."

Lisno dirseğini tezgâha dayadı.

"Dean, bir yatakta uyuyabiliriz. Dünya sona ermeyecek."

Dean ona döndü.

"Ben dünyanın sona ermesinden daha basit sorunlar gördüm."

"Mesela?"

"Seninle aynı yatağı paylaşmak."

Lisno'nun gülümsemesi yavaşça belirdi.

"Bu kadar korkutucu muyum?"

Dean cevap vermekte bir an gecikti.

"Sen mi? Hayır."

"Öyleyse sorun nedir?"

Dean görevliye baktı. Sonra Lisno'ya.

"Hiçbir şey."

"Harika. Odayı alalım."

Dean kartı uzattı.

Görevli anahtarı verdiğinde, yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.

"İyi geceler."

Dean anahtarı aldı.

"Umarım."

Lisno arkasından yürürken gülümsemesini saklamaya bile çalışmadı.

---

4. SINIRLAR

Oda küçük ama temizdi.

Pencerenin önünde solmuş perdeler, köşede eski bir televizyon ve duvarın dibinde küçük bir masa vardı. Yatağın üzerindeki beyaz çarşaflar dikkatle düzeltilmişti.

Tek yatak.

Tek yorgan.

Tek bir ihtimal.

Dean kapıyı kapatıp anahtarı masaya bıraktı.

"Pekâlâ. Kurallarımız var."

Lisno çantasını yere koydu.

"Kurallarımız mı?"

"Evet. Ben yatağın sağ tarafında yatarım. Sen sol tarafta. Aramızda yastık sınırı olacak."

Lisno birkaç saniye ona baktı.

"Yastık sınırı mı?"

"Kesinlikle."

"Bir de sınır kapısı mı kuralım?"

Dean parmağını kaldırdı.

"Dalga geçebilirsin ama bu gayet mantıklı."

Lisno yatağın kenarına oturdu ve yastıklardan birini aldı.

"Elbette. Sınır ihlali yapan olursa ne olacak?"

"Uyarı alacak."

"Üç uyarıdan sonra?"

"Lisno."

"Dean."

İkisi birbirine baktı.

Sonunda Dean güldü. Başını iki yana sallayıp banyoya yöneldi.

"Ben duş alıyorum. Yatağın yarısını işgal etme."

Lisno arkasından seslendi.

"Merak etme. Senin tarafına bir bayrak dikmeyeceğim."

Banyodan Dean'in sesi geldi.

"Komik."

Lisno gülümseyerek çantasını açtı.

Yatağın sol tarafına kendi eşyalarını yerleştirdi. Excalibur'u yatağın yanındaki duvara yasladı. Mugen ve Bankai'nin dövmeleri bileklerinde kaldı. Baby Knives da sessizdi.

Zihninde Chester'ın sesi belirdi.

Tek yatak mı?

Lisno gözlerini kapattı.

Hayır, Chester. Yere yatak yaptırdım. Dean de tavanda uyuyacak.

Bu kadar sinirli olduğuna göre tek yatak.

Sessiz ol.

Ben yalnızca gözlem yapıyorum.

Gözlemlerini kendine sakla.

Dean'e söylememi ister misin?

Chester.

Pekâlâ. Sessizim.

Dean banyodan çıktığında saçları ıslaktı. Üzerinde koyu renk bir tişört ve eşofman vardı. Lisno, elindeki kitabı okuyor gibi yaparken gözlerini bir an kaldırdı.

Bir an.

Belki iki.

Dean bunu fark etti.

"Ne?"

"Hiç."

"Bana baktın."

"İnsanlara bakmak suç değil."

Dean'in ağzının kenarı kıvrıldı.

"Benim üzerimde çalışmıyor."

Lisno kitabını kapattı.

"Ne çalışmıyor?"

"Bu masum yüz."

Lisno ona baktı.

"Benim yüzüm her zaman masum."

Dean güldü.

"Tabii, Baratheon."

Bu kez Lisno'nun kalbi, yalnızca soyadını söylemiş olmasına rağmen tuhaf bir ritimle attı.

Dean bunu fark etmedi.

Ya da fark etmiş olsa bile belli etmedi.

---

5. SIRT SIRTA

Işıklar kapandığında saat gece yarısını geçmişti.

Dean yatağın sağ tarafına uzandı. Lisno sol tarafa yerleşti. Aralarına iki yastık koydular.

"İşte," dedi Dean karanlıkta. "Medeniyet."

Lisno sırtını ona döndü.

"Bir sonraki avda iki oda tutacağız."

"Kesinlikle."

"Ya da sen arabada uyursun."

"Şimdi de arabamı mı elimden alıyorsun?"

"King'den bahsetmiyorum."

Dean kısa bir kahkaha attı.

"Çok komiksin."

"Biliyorum."

Bir süre ikisi de sustu.

Sonra Dean'in sesi duyuldu.

"Lisno?"

"Hı?"

"Geçen avdaki öpücük..."

Lisno'nun gözleri karanlıkta açıldı.

Kalbi bir anda hızlandı.

"Evet?"

Dean birkaç saniye sessiz kaldı.

"Vampirlerin dikkatini dağıtmak için iyi bir plandı."

Lisno tavana baktı.

Elbette.

Görev.

Plan.

Bir av.

Öpücüğün açıklaması buydu.

"İşe yaradı," dedi sonunda.

"Evet."

"Demek ki doğru karardı."

"Aynen."

İkisi de sustu.

Dean, yastıklardan birini aralarına biraz daha çekti.

"İyi geceler, Lisno."

Lisno'nun boğazına küçük bir düğüm oturdu.

"İyi geceler, Dean."

İkisi de sırtlarını birbirlerine döndüler.

Dean sağ tarafında, yüzü duvara dönük yatıyordu. Lisno sol tarafında, sırtı ona dönüktü. Aralarında iki yastık ve konuşulmamış bir sürü cümle vardı.

Bir süre sonra Dean'in nefesi yavaşladı.

Lisno hâlâ uyanıktı.

Karanlıkta motel odasının küçük seslerini dinledi. Dışarıda rüzgâr vardı. Boruların içinden su geçiyor, uzaktan bir araba sesi geliyordu.

Dean'in varlığını sırtının hemen arkasında hissediyordu.

Aralarında yalnızca birkaç santim vardı.

Lisno gözlerini kapattı.

Bu sadece bir yatak, diye düşündü. Ve bu yalnızca bir av.

Excalibur sessiz kaldı.

Chester da.

İlk kez, altı silahın hiçbirinden alaycı bir yorum gelmedi.

Lisno sonunda uykuya daldı.

Gece boyunca kimse yastık sınırını ihlal ettiğini fark etmedi.

Çünkü yastık, bir süre sonra yatağın kenarına kaymıştı.

---

6. SABAH

Lisno ilk olarak sıcaklığı hissetti.

Sonra yumuşak bir ağırlık.

Ardından, belinin etrafına dolanmış bir kol.

Gözlerini yavaşça açtı.

Bir süre nerede olduğunu anlayamadı. Perdenin arasından sızan sabah ışığı, motel odasını soluk altın rengine boyuyordu.

Başını hafifçe kaldırdı.

Dean'in göğsüne yaslanmıştı.

Dean'in bir kolu beline dolanmış, diğer eli yastığın üzerinde duruyordu. Yüzü saçlarının hemen arkasındaydı. Nefesi düzenli ve sakindi.

Lisno hareketsiz kaldı.

Bir gece önce sırt sırta yatmışlardı.

Şimdi ise Dean ona sarılmıştı.

Üstelik Lisno'nun eli, Dean'in tişörtünün üzerinde duruyordu. Bacakları birbirine dolanmış, aralarındaki bütün yastıklar yatağın kenarına düşmüştü.

Bu nasıl olmuştu?

Lisno hatırlamaya çalıştı.

Hatırladığı son şey, yüzünü duvara dönüp uykuya dalmasıydı.

Sonrasında hiçbir şey yoktu.

Dean'in kolu belinde hafifçe hareket etti.

Lisno nefesini tuttu.

Dean uykusunda onu kendine biraz daha yaklaştırdı.

Ve Lisno, bütün mantığına rağmen, ilk hissettiği şeyin panik olmadığını fark etti.

Huzurdu.

Sessiz, beklenmedik, rahatsız edici derecede gerçek bir huzur.

Dean'in yanında kendini güvende hissediyordu. Bu, tehlikeli yaratıklarla savaşırken duyduğu güven değildi. Birinin arkasını kollamasına duyduğu güven de değildi.

Daha basit bir şeydi.

Bir anlığına hiçbir şey yapmak zorunda değildi.

Bir avcı olmak, güçlü olmak, her şeyi tek başına halletmek zorunda değildi.

Yalnızca uyuyabiliyordu.

Dean'in kollarında.

Bu düşünce Lisno'yu korkuttu.

Çünkü kendisini güvende hissetmek için birine ihtiyaç duymadığını biliyordu.

Ama birinin yanında güvende hissetmek...

Bu başka bir şeydi.

Dean hafifçe kıpırdandı.

Lisno hemen gözlerini kapattı.

Birkaç saniye sonra Dean'in nefesi değişti.

O da uyanıyordu.

Dean önce belindeki ağırlığı fark etti.

Sonra yüzüne değen saçları.

Sonra da Lisno'nun kendisine ne kadar yakın olduğunu.

Gözlerini açtı.

Bir süre tavana baktı.

Sonra başını yavaşça eğdi.

Lisno'nun yüzü göğsüne yaslanmıştı. Bir eli tişörtünün üzerindeydi. Saçları omzuna yayılmıştı.

Dean'in kolu onun belindeydi.

Kendisi de Lisno'ya sarılmıştı.

Dean hareketsiz kaldı.

İlk düşüncesi, onu hemen bırakması gerektiğiydi.

İkinci düşüncesi, bunu neden yapmak istediğini kendine açıklayamamasıydı.

Çünkü Lisno'nun ağırlığı kollarında garip biçimde doğru hissettiriyordu.

Sanki gecenin bir yarısı, ikisi de farkına varmadan, bütün gün taşıdıkları gerginliği bir kenara bırakmışlardı.

Dean başını yastığa geri koydu.

Bir dakika daha, diye düşündü.

Sadece bir dakika.

Sonra Lisno'nun uyanmasını bekleyecek, kolunu çekecek ve her zamanki gibi davranacaktı.

Hiçbir şey olmamış gibi.

Bir dakika geçti.

Sonra bir dakika daha.

Lisno gözlerini açtı.

Dean'in uyanık olduğunu anlaması yalnızca bir saniye sürdü.

Başını kaldırdı.

Göz göze geldiler.

Aralarında birkaç santim vardı.

Dean'in kolu hâlâ belindeydi.

Lisno'nun eli hâlâ göğsündeydi.

İkisi de bir şey söylemedi.

Dean'in yeşil gözleri, Lisno'nun yüzünde dolaştı. Lisno, bir an için onun kendisini bırakmayacağını düşündü.

Dean'in başparmağı belinin üzerinde belli belirsiz hareket etti.

Sonra ikisi de aynı anda gerçeği hatırlamış gibi irkildi.

Dean kolunu çekti.

Lisno doğrulup kendine biraz mesafe açtı.

"Bu..." dedi Dean.

"Uyurken oldu," diye tamamladı Lisno.

"Evet."

"Muhtemelen sen döndün."

Dean ona baktı.

"Ben mi?"

Lisno kaşını kaldırdı.

"Yoksa yatağın ortasına yürüyen ben miydim?"

Dean ağzını açtı, sonra kapattı.

"Ben uyurken çok hareket etmem."

Lisno yataktaki dağılmış yastıklara baktı.

"Elbette. Yastıklar kendi kendilerine kaçmış."

Dean de yastıklara baktı.

"Yatak küçüktü."

"Standart çift kişilik yatak."

"Dar bir standart."

Lisno gülmemek için dudağını ısırdı.

Dean bunu fark etti.

"Komik buluyorsun."

"Biraz."

"Hiç komik değil."

"Senin kolun hâlâ uyuşmuş olabilir. İstersen masaj yapabilirim."

Dean ona baktı.

Lisno'nun gülümsemesi genişledi.

"Şaka yapıyorum, Winchester."

"Tabii ki yapıyorsun."

Dean yataktan kalktı. Sırtını ona dönerek çantasını aramaya başladı.

Lisno onu izledi.

Bir an önceki sıcaklık hâlâ teninde hissediliyordu.

Ve daha kötüsü, Dean'in yüzünde de bir şey kalmıştı. Çok kısa bir an için gördüğü o sakin ifade. Uyanır uyanmaz kendisini bırakmaya çalışmadan önceki hâli.

Dean de aynı şeyi hatırlıyordu.

Ama ikisi de bunu konuşmayacaktı.

Henüz değil.

---

7. KAHVE VE İNKÂR

Dean banyodan çıktığında Lisno çoktan giyinmişti.

Saçlarını toplamış, silahlarını kontrol etmiş ve dosyaları masaya yerleştirmişti.

Dean bir an durdu.

"Erken kalkmışsın."

"Uyandım."

"Ben de."

Lisno ona baktı.

"Fark ettim."

Dean kahvesini hazırlamak için küçük makineye yöneldi.

Bir süre sessiz kaldılar.

Sonra Dean konuştu.

"Gece iyi uyudun mu?"

Lisno'nun elleri dosyanın üzerinde durdu.

"Evet."

Dean başını salladı.

"Ben de."

Bir sessizlik daha.

Lisno hafifçe gülümsedi.

"Yatak rahattı."

Dean kahve makinesine bakmayı sürdürdü.

"Fena değildi."

"Yastık sınırın başarısız oldu ama."

Dean döndü.

"Yastık sınırı mı?"

"Hatırlamıyor musun?"

Dean'in yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi. Sonra olanları hatırladı.

"Yastıklar kaydı."

"Elbette."

"Ben de istemeden döndüm."

"Kesinlikle."

Dean kahvesini aldı.

"Bu konuyu bir daha konuşmayacağız."

Lisno dosyayı kapattı.

"Ben de tam bunu söyleyecektim."

Göz göze geldiler.

İkisinin de yüzünde aynı gülümseme vardı. İkisi de bunu fark etti. İkisi de hemen başka tarafa baktı.

Dean silahını kemerine yerleştirdi.

"Önce Kitsune'u bulacağız. Sonra bu kasabadan çıkacağız."

Lisno çantasını omzuna attı.

"Son derece profesyonel bir plan."

"Her zamanki gibi."

Kapıya yürüdüler.

Dean kapıyı açtı ve Lisno'nun geçmesi için kenara çekildi.

Lisno yanından geçerken omuzları birbirine hafifçe değdi.

İkisi de durmadı.

Ama Lisno'nun yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

Dean de kapıyı kapatmadan önce bir anlığına ona baktı.

İkisi de geceyi hatırlıyordu.

İkisi de o birkaç dakikalık huzuru unutmak istemiyordu.

Ve ikisi de bunu kabul etmektense bir Kitsune'un peşinden karanlık bir depoya girmeyi tercih ederdi.

Dean anahtarları çevirdi.

"Av zamanı, Baratheon."

Lisno ona baktı.

"Av zamanı, Winchester."

Impala'nın kapıları kapandı.

Motor çalıştı.

Ve ikisi, aralarında hâlâ adı konmamış bir şeyle, Kitsune'un izini sürmek üzere yola çıktı.

Bazı yaratıklar insanın kalbini korkuyla ele geçirirdi.

Bazılarıysa, insanın en çok kaçtığı şeyi ona huzur gibi hissettirirdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.