İçeriğe geç

Supernatural : Perfect Hunter

Bölüm 25 · 10 dk okuma

Supernatural : Perfect Hunter

Bölüm 25

Silahların Geçmişi Part III

Bunker'ın kütüphanesinde kahveler tazelenmiş, masadaki belgeler bir kenara itilmişti.

Balthazar, sanki kendi evindeymiş gibi rahatça koltuğa yerleşmişti. Bir bacağını diğerinin üzerine atmış, elindeki kadehi inceliyordu. Karşısında oturan Lisno ise artık onun anlatım tarzına alışmaya başlamıştı.

Ne yazık ki bu, sabrının arttığı anlamına gelmiyordu.

"Devam et."

Balthazar başını kaldırdı.

"Ne kadar nazik bir rica."

"İstersen rica kısmını kaldırabilirim."

"Tehditlerini seviyorum, Lisno. İnsanlara kendilerini önemli hissettiriyorsun."

Dean kahvesini yudumladı.

"Biraz bekle. Birkaç saat sonra ona alışıyorsun."

Balthazar, Dean'e döndü.

"Sen yıllardır bana alışamadın."

"Çünkü yıllardır özellikle sinir bozucu olmayı seçiyorsun."

"Ve sen de her seferinde buna tepki veriyorsun. İkimiz de görevimizi başarıyla yerine getiriyoruz."

Sam başını iki yana salladı.

"Bu konuşmanın bir yere varacağını sanmıyorum."

"İşte bu yüzden seni seviyorum, Sam. Gerçekçi bir insansın."

Lisno parmaklarını masaya vurdu.

"Balthazar."

Melek ona döndü.

"Evet, sevgili Lisno?"

"Judgement."

Balthazar'ın yüzündeki gülümseme biraz yumuşadı.

"Ah, evet. Judgement."

Bir generalin silahı

"Judgement'ın geçmişi, Mugen ve Bankai'ninkinden farklıdır. Onun hikâyesi iki kardeşin anlaşmazlığıyla değil, bir adamın savaşlarıyla başlar."

Lisno dikkatle dinliyordu.

"General Cross Marian."

Castiel başını kaldırdı.

"Cross."

Balthazar ona kısa bir bakış attı.

"Tanıyorsun, elbette. General Cross Marian, Kara Düzen'in en yetenekli şeytan avcılarından biriydi. Zeki, güçlü, kural tanımayan ve başkalarının kendisine ne yapacağını söylemesinden hoşlanmayan bir adamdı."

Dean güldü.

"Yani son derece uyumlu bir insanmış."

"Seninle karşılaşsaydı, muhtemelen beş dakika içinde kavga ederdiniz."

"Beş dakika mı? Bu kadar uzun mu dayanırdı?"

Sam iç çekti.

"Dean."

"Ne? Merak ettim."

Balthazar kahkahasını bastırarak devam etti.

"Cross Marian, şeytan avcılığı sırasında Judgement'ı kullanıyordu. Onun elinde bu silah, yalnızca bir ateşli silah değildi. Cross, düşmanlarını etkisiz hâle getirmek için ona güvenirdi. Judgement'ın mermileri hedeflerine ulaşır, önlerine çıkan engeller onları kolayca durduramazdı."

Lisno, Judgement'ın dövmesine baktı.

"Bu yüzden onu kullandığımda sıradan mermiler gibi düşünemiyorum."

"Doğru. Fakat Cross'un asıl gücü silahından ibaret değildi. O, ne zaman ateş edeceğini ve ne zaman beklemesi gerektiğini bilen bir avcıydı. Kurallara pek bağlı kalmazdı ama kendi kararlarının sorumluluğunu taşırdı."

Dean başını salladı.

"Kuralları sevmemekle sorumluluk sahibi olmak arasında fark vardır."

"Bak sen," dedi Balthazar. "Bunu senden duymak beni duygulandırdı."

"Bir kelime daha edersen kahvemi üstüne dökeceğim."

"İşte tanıdığım Dean Winchester."

Lisno gülümseyerek araya girdi.

"Cross'a ne oldu?"

Balthazar'ın yüzündeki neşeli ifade kayboldu.

"Cross Marian öldü."

Kütüphanede kısa bir sessizlik oluştu.

"Ölümünden sonra Judgement Kara Düzen'de kaldı. Yıllarca kimse onu kullanmadı. Silahın gücünü biliyorlardı, fakat Cross'un ardından onu taşıyabilecek birini bulmak kolay değildi."

Sam sordu:

"Silahı sakladılar mı?"

"Evet. Korudular. Cross'un geçmişine ve silahın doğasına saygı gösterdiler. Sonunda Judgement başka bir generale teslim edildi."

Lisno öne eğildi.

"Yeni sahibi kimdi?"

"Bu hikâyede adı önemli olmayan bir general. Judgement'ı kullanmak için değil, korumak için teslim aldı. Silahı yanında tuttu ama onu savaş alanına çıkarmadı. Yıllarca yalnızca sakladı."

Dean kaşlarını kaldırdı.

"Yani dünyanın en tehlikeli silahlarından birini alıp bir köşeye koydu."

"Bir silahın gücünü bilmek, onu her fırsatta kullanmak zorunda olduğun anlamına gelmez."

"Ben yine de bir silahı saklayıp hiç kullanmamayı biraz tuhaf buluyorum."

Lisno ona baktı.

"Senin eline vermemem için başka bir neden daha."

"Ben ciddi konuşuyorum."

"Ben de."

Sam gülümseyerek araya girdi.

"Judgement'ın Lisno'ya ulaşması yıllar sürmüş."

Balthazar başını salladı.

"Sen Japonya'da eğitimine devam ederken, o general silahın yeni sahibine ulaşması gerektiğine karar verdi. Judgement, Edo'daki Şinto tapınağına getirildi ve Lisno'ya teslim edildi."

Lisno o günleri hatırladı.

Japonya'da geçirdiği uzun eğitim yılları, tapınaktaki sessiz sabahlar, kılıç çalışmaları ve bedenini sınırlarının ötesine taşıyan antrenmanlar...

Judgement'ın kendisine teslim edildiği günü de hatırlıyordu.

"Silahı ilk elime aldığımda, onun geçmişini hissetmiştim," dedi Lisno. "Sanki yıllarca kullanılmayı beklememişti. Yalnızca doğru kişiye ulaşacağı günü beklemişti."

Balthazar ona dikkatle baktı.

"Bu ayrımı anlaman önemli. Judgement, Cross Marian'ın geçmişini taşıyor. Fakat Cross'un kaderini taşımak zorunda değil."

Lisno başını salladı.

"Onun gibi bir general olmam gerekmiyor."

"Hayır. Senin kendi yolun var."

Lisno Judgement'ın dövmesine dokundu.

"Bu yüzden onu yalnızca gerektiğinde kullanıyorum. Her hedefi vurabilecek olması, her hedefi vurmam gerektiği anlamına gelmiyor."

Balthazar'ın yüzünde memnun bir gülümseme belirdi.

"Cross Marian bu cevabı duysaydı, muhtemelen sana bir içki ısmarlar ve sonra da neden bu kadar ciddi olduğunu sorardı."

Dean kahkaha attı.

"Kesinlikle benim tarzım bir adam."

Castiel sessizce konuştu.

"Cross'un tarzı, Dean'in tarzından biraz daha sorunluydu."

Dean ona döndü.

"Cas, şu anda tarafsız kalman gerekiyor."

"Tarafsızım."

"Hayır, değilsin."

Lisno güldü.

Sonra Balthazar'a döndü.

"Judgement'ın hikâyesini anladım. Peki, Chester neden onunla birlikte geldi?"

Balthazar'ın gülümsemesi geri döndü.

"İşte asıl eğlenceli kısma geldik."

Kumar masasındaki yabancı

"Chester'ın geçmişi, Judgement'ınki kadar düzenli değil. Onun hikâyesinde bir general var ama ondan önce bir kumarbaz bulunuyor."

Dean sandalyesinde doğruldu.

"Bu hikâyeyi seveceğimi hissediyorum."

"Seveceksin," dedi Balthazar. "Çünkü o adamın bazı alışkanlıkları sana fazlasıyla tanıdık gelebilir."

Dean'in yüzü ciddileşti.

"Ben kumarbaz değilim."

Sam başını kaldırdı.

"Dean."

"Sammy, şu anda benim itibarımı korumaya çalışıyorum."

"Senin itibarın kendi başına gayet iyi mücadele ediyor."

Lisno gülerek Balthazar'a döndü.

"Anlat."

Balthazar kadehini masaya bıraktı.

"Chester'ın eski sahibi, kumar oynamaya bağımlı bir adamdı. Kazanmak onun için bir ihtiyaç, kaybetmekse kişisel bir hakaretti. Zeki ve kurnazdı ama aynı zamanda dengesizdi. Bir gün dostlarına servet dağıtır, ertesi gün en küçük bir kayıpta hepsine düşman kesilirdi."

"Chester'a nasıl davranıyordu?" diye sordu Lisno.

"Bir eşya gibi. Onu yanında taşır, onunla kumar masalarına gider ve kazandığı her eli kendi zekâsının kanıtı sayardı. Kaybettiğinde ise öfkesini çevresindekilerden çıkarırdı."

Sam kaşlarını çattı.

"Chester'ın da bu davranışlardan etkilendiğini düşünüyorsun."

"Elbette. Chester, yıllarca o adamın yanında kaldı. Her blöfü, her hakareti, her öfke patlamasını gördü. Zamanla onun alaycı tavrını ve insanlarla dalga geçme alışkanlığını benimsedi."

Lisno, Chester'ın dövmesine baktı.

"Yani onun mizahı, eski sahibinden öğrendiği bir şey."

"Bir kısmı. Fakat Chester, eski sahibinin kopyası değil. Onun kendine ait bir iradesi var. Alaycı kişiliği de zamanla kendisine ait bir şeye dönüştü."

Dean gülümsedi.

"İyi ki adamın öfke kontrolü sorunlarını da almamış."

Balthazar başını yana eğdi.

"Bundan emin misin?"

Dean sustu.

Lisno kahkaha attı.

"Peki, general Chester'ı nasıl kazandı?"

Balthazar'ın yüzünde geniş bir gülümseme belirdi.

"Bir kumar masasında."

Sam birkaç saniye sessiz kaldı.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten. General bir gece kumarbazla aynı masaya oturdu. Oyun ilerledikçe adamın Chester'ı bir tür uğur nesnesi gibi yanında tuttuğunu fark etti. Sonunda general oyuna katıldı. Ve gecenin sonunda Chester'ı kazandı."

Dean başını iki yana salladı.

"Bir silahın kaderi, bir kumar masasında mı değişti?"

"İnsanların kaderi de bazen bir masada değişir, Dean. Bunu senin bilmen gerekir."

Dean cevap vermedi.

Balthazar devam etti.

"General, Chester'ı evine götürdü. Judgement zaten onun korumasındaydı. Böylece iki silah aynı yerde bir araya geldi."

Lisno dikkatle dinliyordu.

"Chester generalle hiç konuşmadı mı?"

"Hayır. Eski sahibiyle de konuşmamıştı. Chester'ın konuşabildiğini kimse bilmiyordu. General onu yalnızca değerli ve sıra dışı bir silah olarak görüyordu. Chester ise sessiz kalmayı tercih ediyordu."

Lisno'nun yüzü yumuşadı.

"Yıllarca tek kelime etmedi."

"Doğru."

Balthazar bir süre sustu.

"Belki konuşmanın bir şeyi değiştireceğine inanmıyordu. Belki de kendisini dinleyecek birinin çıkacağını hiç düşünmemişti. Sebebini kesin olarak bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Chester, generalin yanında kaldığı süre boyunca sessizliğini bozmadı."

Lisno, o günleri düşündü.

Edo'daki tapınak.

Yeni teslim edilen iki silah.

Judgement'ın ağır ve ciddi varlığı.

Chester'ın ise ilk bakışta sıradan görünen ama kendisinde tuhaf bir merak uyandıran yapısı.

"Onu ilk elime aldığımda bir şey hissetmiştim," dedi Lisno. "Sanki beni izliyordu."

Balthazar gülümsedi.

"Çünkü seni izliyordu."

Araftan kaçan silah

Balthazar'ın yüzündeki ifade değişti.

"Chester'ın geçmişinde, kumarbazın davranışlarından daha önemli bir ayrıntı var."

Lisno bekledi.

"Chester, araftan kaçmış bir silah."

Odadaki sessizlik aniden ağırlaştı.

Sam öne eğildi.

"Araftan mı?"

Dean kahvesini masaya bıraktı.

"Bir silah nasıl araftan kaçabilir?"

Balthazar omuz silkti.

"Chester'ın hikâyesi, bir insanın silah yapmasıyla açıklanabilecek kadar basit değil. Onun varoluşu, yaşamla ölüm arasındaki sınırdan geçmiş. Arafta bulunmuş, sonra da oradan kaçmayı başarmış."

Castiel'in yüzü ciddileşti.

"Böyle bir varlığın kendi iradesine sahip olması şaşırtıcı değil."

"Kesinlikle, Castiel."

Lisno gözlerini Chester'ın dövmesine dikti.

"Bu yüzden diğerlerinden farklı."

"Evet. Ve Excalibur'la arasında bir benzerlik var."

Lisno başını kaldırdı.

"Excalibur'un Merlin tarafından dövüldüğünü ve Kilgharrah'ın nefesiyle güçlendirildiğini söyledin. Chester ise araftan kaçmış. Bu ikisini birbirine bağlayan şey ne?"

Balthazar parmaklarını birbirine kenetledi.

"İkisinin de varoluşu sıradan bir silahın sınırlarının ötesinde. Excalibur kadim bir büyünün ve ejderha nefesinin izlerini taşıyor. Chester ise ölümle yaşam arasındaki sınırın kendisinden geçmiş. İkisi de yalnızca bir insanın elinde şekillenmiş nesneler değil."

Lisno dikkatle dinliyordu.

"Chester, Excalibur'da kendisine benzeyen bir şey görüyor."

"Doğru. Bu yüzden onu dinliyor. Excalibur'un otoritesinden korktuğu için değil. Onun ne olduğunu anladığı için."

Excalibur'un sesi Lisno'nun zihninde duyuldu.

Chester, benim ne olduğumu biliyor.

Lisno zihninden cevap verdi.

Ve sen de onun ne olduğunu biliyorsun.

Evet.

Peki, neden bunu bana daha önce anlatmadın?

Excalibur kısa bir süre sustu.

Çünkü Chester'ın geçmişi, onun anlatması gereken bir hikâye.

Lisno gözlerini devirdi.

Bir gün beni gerçekten çıldırtacaksın.

Bu konuda yalnız olmadığını düşünüyorum.

Lisno istemsizce gülümsedi.

Balthazar bunu fark etti.

"Onunla konuşuyorsun."

"Evet."

"Chester'ın ilk konuştuğu insan olmanın nasıl bir şey olduğunu şimdi daha iyi anlıyorsun."

Lisno başını salladı.

"Yıllarca sessiz kalmış. Sonra beni görünce konuşmuş."

"Çünkü sen onu eline aldığında, onun ne işe yaradığını anlamaya çalışmakla yetinmedin. Onun ne olduğunu anlamak istedin."

Lisno bir süre düşündü.

"Belki de kendisini ilk kez bir silah olarak değil, birisi olarak gören insanla karşılaşmıştı."

Balthazar'ın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

"İşte bu, Lisno. Chester'ın sana güvenmeye başlamasının nedeni bu olabilir."

İlk konuşma

Lisno, Edo'daki Şinto tapınağında geçirdiği o günü hatırladı.

Eğitiminden yeni çıkmıştı. Generalin gönderdiği iki silah tapınağa ulaştırılmış, kendisine teslim edilmeyi bekliyordu.

Judgement'ı eline aldığında, silahın içinde taşıdığı ağırlığı hissetmişti. Yıllarca kullanılmadan saklanmış olmasına rağmen, varlığı son derece belirgindi.

Ardından Chester'ı almıştı.

Siyah metalin üzerinde parmaklarını gezdirmiş, silahın gövdesini dikkatle incelemişti.

"Sen sıradan bir Colt değilsin," diye mırıldanmıştı.

Sessizlik.

Lisno silahı hafifçe çevirmişti.

"Ve sanırım oldukça eski bir hikâyen var."

Yine sessizlik.

Tam Chester'ı masaya bırakmaya hazırlanırken zihninde bir ses yankılanmıştı.

Sen de çok konuşuyorsun.

Lisno olduğu yerde donmuştu.

Birkaç saniye boyunca elindeki silaha bakmıştı.

Bir dakika... Sen mi konuştun?

Hayır. Yanındaki duvar konuştu.

Lisno'nun dudakları aralanmış, ardından yüzünde geniş bir gülümseme belirmişti.

Sen konuşabiliyorsun!

Gözlem yeteneğin etkileyici.

Yıllardır mı konuşabiliyorsun?

Bilmiyorum. Kimse sormadı.

Lisno'nun gülümsemesi yavaşça yumuşamıştı.

Peki, ilk kez benimle mi konuşuyorsun?

Chester uzun bir süre cevap vermemişti.

Sonunda sesi duyulmuştu.

Evet.

Lisno silahı dikkatle elinde tutmuştu.

Öyleyse hoş geldin, Chester.

Sessizlik.

Ardından Chester'ın sesi yeniden duyulmuştu.

Bana hoş geldin diyen ilk insansın.

Lisno o anda, karşısındaki silahın yalnızca konuşabilen bir nesne olmadığını anlamıştı. Chester'ın yıllar boyunca sustuğu, kimseye kendisini anlatmadığı ve bir gün konuşmanın bir anlamı olabileceğini düşünmediği açıktı.

Lisno, Chester'ı masaya bırakmak yerine yanında tutmuştu.

Burada kimse seni yalnızca bir eşya olarak görmeyecek.

Chester'ın cevabı gecikmişti.

Bunu söylemek kolay.

Bana meydan mı okuyorsun?

Belki.

Lisno gülmüştü.

Güzel. Ben meydan okumaları severim.

Chester'ın sesi ilk kez gerçekten eğleniyormuş gibi gelmişti.

Bunu fark ettim.

Bir silahın seçimi

Balthazar anlatımını bitirdiğinde Lisno bir süre sessiz kaldı.

Dean ona baktı.

"Yani Chester'ın ilk konuştuğu insan sensin."

"Evet."

Sam gülümsedi.

"Bu, neden sana bu kadar bağlı olduğunu açıklıyor."

Lisno başını iki yana salladı.

"Ben onun bana bağlı olmasını istemedim. Onu anlamak istedim."

Castiel sessizce konuştu.

"Bir varlığın iradesine saygı göstermekle onu sahiplenmek arasında fark vardır."

Balthazar başını salladı.

"İşte tam olarak bu yüzden bazı silahlar yalnızca savaş aracı değildir. Onların geçmişleri, seçimleri ve kendi iradeleri vardır."

Dean kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bir dakika. Şimdi elimizde altı silah var. Hepsinin geçmişi, kişiliği ve kendi düşünceleri var. Hepsi Lisno'yla konuşabiliyor."

Lisno ona baktı.

"Onlar benim silahlarım değil, Dean."

Dean'in yüzündeki ifade yumuşadı.

"Onlar senin ailen."

Lisno gülümsedi.

"Evet."

Balthazar ayağa kalktı.

"Judgement, General Cross Marian'ın savaşlarını taşıyor. Chester ise bir kumarbazın yanında geçirdiği yılların izlerini taşıyor. Ama ikisi de artık kendi geçmişlerinden ibaret değil."

Lisno dikkatle dinledi.

"Judgement'ın eski sahibinin kararlarını tekrarlamak zorunda değilim. Chester da eski sahibinin davranışlarına mahkûm değil."

"Doğru. Geçmiş, bir varlığın nereden geldiğini açıklar. Fakat nereye gideceğine her zaman karar vermez."

Balthazar kapıya doğru yürüdü.

Lisno arkasından seslendi.

"Bir dakika. Baby Knives'ın geçmişini de biliyorsun, değil mi?"

Balthazar omzunun üzerinden baktı.

"Elbette."

"Öyleyse anlat."

"Bir dahaki sefere."

Lisno gözlerini devirdi.

"Bir gün seni gerçekten bir odaya kilitleyeceğim."

Balthazar kahkaha attı.

"Önce beni yakalaman gerekir, sevgili Lisno."

Ardından ışık parladı ve Balthazar ortadan kayboldu.

Dean boşluğa baktı.

"Bu adamı sevmiyorum."

Sam gülümsedi.

"Onu tanıyorsun, Dean."

"İşte sorun da bu."

Lisno ise Chester'ın dövmesine dokundu.

Hey, Chester.

Evet, patron?

Balthazar'ın anlattıkları doğru mu?

Hangi kısmı? Adam konuşurken arada birkaç ayrıntıyı kaçırmış olabilirim.

Lisno kahkaha attı.

Senin geçmişinle ilgili olanları.

Chester bir süre sustu.

Sonra sesi alışılmadık derecede yumuşak çıktı.

Evet. İlk konuştuğum insan sendin.

Lisno gülümsedi.

İyi ki konuşmuşsun.

Chester'ın sesi yeniden alaycı bir tona büründü.

Bunu söylemek için henüz erken. Beni susturmak isteyeceğin günler de olacak.

Bundan hiç şüphem yok.

Bir süre sessizlik oldu.

Ardından Chester yeniden konuştu.

Yine de o gün beni dinlediğin için teşekkür ederim.

Lisno'nun gülümsemesi yumuşadı.

Her zaman, Chester.

Altı silah.

Altı ayrı geçmiş.

Altı ayrı irade.

Excalibur'un kadim büyüsünden Mugen ve Bankai'nin kardeşlik çatışmasına, Judgement'ın bir generalin savaşlarından Chester'ın araftan kaçışına uzanan hikâyeler...

Hepsi farklı yollardan gelmişti.

Ama artık hepsi aynı ailenin parçasıydı.

Lisno Baratheon'un ailesi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.