İçeriğe geç

Supernatural : Perfect Hunter

Bölüm 24 · 10 dk okuma

Supernatural : Perfect Hunter

Bölüm 24

Silahların Geçmişi Part II

Bunker'da kimse yerinden kıpırdamamıştı.

Balthazar, sanki dünyanın en sıradan akşamlarından birini geçiriyormuş gibi rahatça oturmuş, elindeki kadehi çeviriyordu. Sam önündeki belgeleri bir kenara bırakmıştı. Dean kahvesini tazeliyor, Castiel ise kardeşini dikkatle izliyordu.

Lisno'nun aklındaysa tek bir şey vardı.

Mugen ve Bankai.

İki silahın arasındaki gerginlik, Balthazar'ın anlattığı birkaç cümleden çok daha derin görünüyordu. Lisno, ikisinin de zihnindeki sessizliği hissedebiliyordu. Ne zaman geçmişlerinden söz açılsa, Mugen'in sesi keskinleşiyor, Bankai'nin sakinliği ise soğuk bir mesafeye dönüşüyordu.

Lisno sonunda sabrını kaybetti.

"Pekâlâ, Balthazar. Devam et."

Balthazar kadehini kaldırdı.

"Biraz sabır, sevgili Lisno. İyi hikâyeler aceleye getirilmemelidir."

"İyi hikâyelerin anlatıcısı da sürekli ara vermemelidir."

Dean sırıttı.

"Bu konuda ona katılıyorum."

Balthazar, Dean'e baktı.

"Senin fikrini sormadım."

"Yine de verdim."

"Ne kadar cömertsin."

Lisno gözlerini devirdi.

"Silahlarımın geçmişi, Dean'in kahve tüketiminden daha ilginç. Konuya dönelim."

Sam gülmesini bastırarak önündeki dosyayı kapattı.

Balthazar nihayet kadehini masaya bıraktı.

"Çok güzel. Öyleyse önce Excalibur hakkında bilmediğin bir şeyi daha açıklayalım."

Lisno'nun bakışları ona çevrildi.

"Başka ne var?"

Balthazar hafifçe gülümsedi.

"Excalibur'un yalnızca Avalon'daki geçmişini bilmek, onun bütün hikâyesini bildiğin anlamına gelmez. İnsanlar Kral Arthur'dan söz ederken kılıcın kendisini, onun taşıdığı gücü ve efsaneleri anlatırlar. Fakat bir silahın kim tarafından dövüldüğüyle kim tarafından kullanıldığı aynı şey değildir."

Castiel başını hafifçe kaldırdı.

"Merlin."

Balthazar parmağını ona doğrulttu.

"İşte, kardeşim. Bazen gerçekten işe yarıyorsun."

Castiel'in yüzünde herhangi bir değişiklik olmadı.

"Devam et."

Balthazar, Lisno'ya döndü.

"Merlin. Kral Arthur'un büyücüsü. Excalibur'u döven kişi."

Lisno'nun gözleri hafifçe büyüdü.

"Merlin mi?"

"Evet. Fakat kılıcın gücünün hikâyesi burada bitmiyor. Onu döverken ejderha nefesinden yararlandı. Ejderhanın adı Kilgharrah'dı."

Dean kahvesini yudumlarken kaşlarını kaldırdı.

"Bir dakika. Yani bu kılıç bir büyücü tarafından dövülmüş, bir ejderhanın nefesiyle güçlendirilmiş ve daha sonra bir melek tarafından çalınmış mı?"

Balthazar ona memnuniyetle baktı.

"Sonunda olayları doğru sırayla anlatabilen biri çıktı."

"Benimle dalga geçme."

"Dalga geçmiyorum. Tarih bilgini takdir ediyorum."

"Senin takdirine ihtiyacım yok."

"Ne yazık ki buna katlanmak zorundasın."

Lisno araya girdi.

"Kilgharrah'ın nefesi kılıca ne yaptı?"

Balthazar'ın yüzündeki ifade ciddileşti.

"Onun doğasını sıradan bir metalin sınırlarının ötesine taşıdı. Merlin'in büyüsü ve ejderhanın nefesi, Excalibur'u yalnızca keskin bir kılıç olmaktan çıkardı. Ona, taşıdığı efsaneye yakışır bir güç kazandırdı."

Lisno kolundaki dövmeye baktı.

Yıllardır Excalibur'u elinde tutmuş, onunla savaşmış, ondan öğrenmişti. Kılıcın içindeki gücün ne kadar derin olduğunu biliyordu. Ancak onu yaratan büyücünün ve gücünü besleyen ejderhanın hikâyesini şimdiye kadar hiç bu açıdan düşünmemişti.

"Yani Excalibur'un gücü Merlin'den geliyor, Kilgharrah ise onu güçlendiriyor."

"Doğru. Fakat bu, kılıcın yalnızca onların gücünden ibaret olduğu anlamına gelmez. Excalibur'un kendi iradesi var. Bunu sen benden daha iyi biliyorsun."

Balthazar gözlerini kısarak Lisno'yu inceledi.

"Merlin'in dövdüğü, bir ejderhanın nefesiyle güçlenen, Kral Arthur'un taşıdığı ve sonunda Avalon'dan Cennet'e uzanan bir yolculuğa çıkan bir kılıç... Sonra da Gerald Baratheon'un eline geçiyor."

Dean başını salladı.

"Normal bir aile yadigârı değil."

"Senin aile yadigârlarınla kıyaslanamaz bile," dedi Sam.

Dean ona döndü.

"Benim ailemde bir Colt vardı."

"Dean, sen o silahı kaç kez kaybettin?"

"Bu konuşmanın konuyla ilgisi yok."

Lisno güldü.

Balthazar ise kadehini yeniden eline aldı.

"Gerald'ın Excalibur'u ailesine emanet etmesiyle ilgili asıl ilginç olan şey, kılıcın geçmişi değil. Gerald'ın gelecekteki torununa dair hissettikleriydi."

Lisno'nun gülümsemesi kayboldu.

"Benimle ilgili sezgisi."

"Evet. Henüz doğmamış bir çocuğun bir gün bu kılıcı taşıyabileceğine inanmıştı. Bunun nasıl mümkün olduğunu bilmiyorum. Fakat Gerald'ın sezgisi, benim bu kılıcı ona vermemi sağlayan şeylerden biriydi."

Balthazar omuz silkti.

"Diğeri ise ona duyduğum güvendi."

Lisno bir süre sustu.

Sonra başını salladı.

"Pekâlâ. Excalibur'un hikâyesi şimdilik yeterli. Mugen ve Bankai'ye geçelim."

Balthazar kadehini masaya bıraktı.

"Ah, evet. İki kardeş. İki samuray. Ve birbirlerine söyleyemedikleri çok fazla şey."

Kara Düzen'in iki samurayı

Balthazar'ın rahat tavrı değişmedi. Ancak Mugen ve Bankai'nin adlarını söylerken sesinde daha dikkatli bir ton belirdi.

"Mugen'in önceki sahibi Kanda Yuu'ydu. Bankai ise kardeşi Yuan Yuu'ya aitti."

Lisno'nun bakışları bileklerine indi.

"Kanda Yuu ve Yuan Yuu."

"Evet. İkisi de Japonya'da, Kara Düzen adı verilen bir organizasyonun bünyesinde çalışan samuraylardı. Organizasyonun amacı, insanları tehdit eden Akuma'larla savaşmak ve insan dünyasını onların saldırılarından korumaktı."

Sam öne eğildi.

"Akuma'lar tam olarak neydi?"

Balthazar ona baktı.

"İnsanların acılarından, karanlık arzularından ve doğaüstü güçlerin etkisinden beslenen yaratıklar. Fakat sıradan canavarlar değillerdi. Bazıları tek başına bir köyü yok edebilecek kadar güçlüydü. Bazılarıysa insanları kandırarak aralarına karışabiliyordu."

Dean kahvesini masaya bıraktı.

"Yani hem iblis avcılığı hem de insanları kurtarma işi."

"Doğru. Kanda ve Yuan, bu konuda oldukça başarılıydı. Birlikte savaştıklarında karşılarına çıkan güçlü Akuma'lar bile onları durdurmakta zorlanıyordu."

Lisno, Mugen'in dövmesine dokundu.

"Birlikte mi?"

"Uzun süre. Kanda, az konuşan, sabırsız ve son derece kararlı bir savaşçıydı. Bir hedef belirlediğinde onu gerçekleştirmek için gerekeni yapardı. Tehlikeden kaçmazdı. Gerektiğinde kendi hayatını riske atardı. Fakat başkalarının onun kararlarına karışmasından hoşlanmazdı."

Dean hafifçe gülümsedi.

"Tanıdık biri."

Lisno ona baktı.

"Seninle Kanda arasında benzerlik kurmaya çalışıyorsan, bir daha düşün."

"Ben hiçbir şey söylemedim."

"Yüzün söyledi."

Balthazar güldü.

"Yuan ise kardeşinden farklıydı. O da güçlü bir samuraydı ama savaşa yalnızca düşmanı ortadan kaldırmak açısından bakmazdı. İnsanları kurtarmak, mümkün olduğunca az kayıp vermek ve bir zaferin ardından geride ne kalacağını düşünmek onun için önemliydi."

Sam başını salladı.

"İkisi birbirini tamamlıyordu."

"Başlangıçta evet," dedi Balthazar. "Kanda'nın kararlılığı ile Yuan'ın temkinliliği bir araya geldiğinde, ikisi de tek başlarına yapabileceklerinden fazlasını başarabiliyordu."

Balthazar kısa bir süre sustu.

"Birlikte güçlü Akuma'ları avlıyorlardı. Birbirlerinin hareketlerini tanıyor, savaş sırasında konuşmalarına bile gerek kalmadan koordinasyon sağlayabiliyorlardı. Kanda saldırıya geçtiğinde Yuan onun açıklarını kapatıyordu. Yuan birilerini kurtarmak için geri çekildiğinde Kanda düşmanı oyalıyordu."

Lisno'nun zihninde iki kılıcın geçmişinden kısa görüntüler belirdi.

Bir ormanın içindeki karanlık yaratıklar.

Havada yükselen toz.

Kanda'nın elindeki Mugen'in keskin hareketleri.

Yuan'ın Bankai'siyle saldırıları karşılaması ve kardeşine yol açması.

İki kılıç farklıydı ama birbirlerinin eksiklerini tamamlıyorlardı.

"Birbirlerine güveniyorlardı," dedi Lisno.

Balthazar başını salladı.

"Kesinlikle. Sorun da bu güvenin zamanla çatlamasıydı."

Aynı savaş, farklı kararlar

Balthazar ayağa kalkıp kütüphanenin raflarına doğru yürüdü. Parmaklarını eski kitapların sırtlarında gezdirirken konuşmaya devam etti.

"Bir görev sırasında, iki kardeş büyük bir Akuma grubuyla karşılaştı. Yaratıklar yalnızca kendilerine saldıran avcıları hedef almıyordu. Çevredeki insanları da kullanıyor, onları tuzağa çekiyor ve savaş alanını giderek daha tehlikeli hâle getiriyorlardı."

Dean kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bir tuzak."

"Evet. Kanda, Akuma'ların kaynağını bulmuştu. Ona göre zaman kaybetmeden saldırmaları gerekiyordu. Her saniye, yaratıkların daha fazla insana ulaşması demekti."

Sam sordu:

"Yuan ne düşünüyordu?"

"Yuan, saldırının ortasında kalan insanları kurtarmadan ilerleyemeyeceklerini düşünüyordu. Akuma'ların kurduğu düzenek, onları doğrudan saldırmaları hâlinde masum insanları da tehlikeye atacak biçimde hazırlanmıştı."

Lisno başını hafifçe yana eğdi.

"Yani Kanda tehdidi ortadan kaldırmak istiyordu. Yuan ise önce insanları kurtarmak."

"Tam olarak."

Balthazar yeniden masaya döndü.

"Kanda, kardeşinin tereddüt ettiğini düşündü. Ona göre Yuan'ın durup her ihtimali hesaplaması, düşmana zaman kazandırıyordu. Yuan ise Kanda'nın saldırmak için acele ettiğini, sonuçlarını düşünmeden hareket ettiğini düşünüyordu."

"Sonra ne oldu?" diye sordu Lisno.

"İkisi de kendi kararını uygulamaya çalıştı. Kanda, Akuma'ların merkezine ilerledi. Yuan ise tuzağa yakalanan insanları kurtarmak için yön değiştirdi. Birbirlerinin hareketlerini biliyorlardı ama ilk kez aynı planın parçası olarak hareket etmiyorlardı."

Balthazar'ın sesi biraz daha alçaldı.

"Kanda, Yuan'ın kendisini yarı yolda bıraktığını düşündü. Yuan ise kardeşinin, kurtarmak için savaştıkları insanları yalnızca ulaşılması gereken bir hedefin önündeki engeller olarak görmesinden korktu."

Lisno'nun kaşları çatıldı.

"İkisi de diğerinin niyetini yanlış anladı."

"Bir ölçüde. Ama mesele yalnızca yanlış anlaşılma değildi. İkisi de kendi kararlarının doğru olduğuna inanıyordu. Ve ikisi de kardeşinin kendisine güvenmesini bekliyordu."

Sam sessizce başını salladı.

"Birlikte hareket etmeyi o kadar iyi öğrenmişler ki, birbirlerinin farklı kararlar alabileceğini kabul edememişler."

Balthazar ona baktı.

"İşte tam olarak bu."

Dean bir süre düşündü.

"Bu bana tanıdık geliyor."

Sam ona döndü.

"Dean..."

"Ne? Kardeşler bazen anlaşmazlık yaşar. Bunun için meleklerin arşiv tutmasına gerek yok."

Balthazar kahkaha attı.

"Doğru. Ama bu iki kardeşin hikâyesi, sıradan bir tartışmayla bitmedi."

Lisno'nun yüzü ciddileşti.

"Ne oldu?"

Balthazar kadehini eline aldı ama içmedi.

"Görev sonunda Akuma'lar yenildi. İnsanların bir kısmı kurtarıldı. Fakat kayıplar da yaşandı. Kanda, Yuan'ın başka türlü hareket etmesi hâlinde daha fazla insanın kurtulabileceğine inanıyordu. Yuan ise Kanda'nın aceleci saldırısının, kayıpların bir kısmına yol açtığını düşünüyordu."

Bir an sustu.

"İkisi de birbirini suçlamaya başladı."

Lisno, Mugen'in varlığını zihninde daha belirgin hissetti. Kılıç, sanki anlatılanları hatırlıyordu. Bankai'nin varlığıysa daha da sessizleşmişti.

"Sonra yolları ayrıldı mı?" diye sordu Lisno.

"Hemen değil. Kardeşler birlikte savaşmaya devam etti. Fakat artık her kararın altında eski bir tartışmanın gölgesi vardı. Kanda, Yuan'ın tereddütlerini zayıflık olarak görmeye başladı. Yuan ise Kanda'nın kararlılığının onu giderek acımasızlaştıracağından korkuyordu."

Balthazar başını iki yana salladı.

"En kötüsü de birbirlerini hâlâ önemsiyorlardı. Kanda, kardeşinin zarar görmesini istemiyordu. Yuan da Kanda'nın kendisini kaybetmesini istemiyordu. Fakat ikisi de diğerini korumak adına onun kararlarını değiştirmeye çalışıyordu."

Lisno'nun zihninde iki kılıcın sesi yankılandı.

Mugen konuştu.

Bir savaşta tereddüt etmek, bazen geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur.

Bankai'nin cevabı gecikmedi.

Düşünmeden saldırmak da öyle.

Mugen'in sesi sertleşti.

Düşmanı durdurmazsan, kurtarmaya çalıştığın insanlar bir sonraki saldırıda ölebilir.

Onları kurtarmadan düşmanı durdurduğunu düşünüyorsan, ne için savaştığını unutmuşsun demektir.

Lisno bir an gözlerini kapattı.

Bu, basit bir tartışma değildi. İkisi de geçmişteki olayları hâlâ kendi bakış açısından değerlendiriyordu. Mugen, tereddüdün bedelini hatırlıyordu. Bankai ise kararlılığın başka insanların hayatına mal olabileceğini.

Lisno ikisine de seslendi.

Yeter.

Sessizlik oldu.

İkiniz de aynı şeyi istiyordunuz. İnsanları kurtarmak. Ama birbirinizi dinlemeyi bıraktığınızda, aynı amacın sizi farklı yönlere çekmesine izin verdiniz.

Mugen cevap vermedi.

Bankai de öyle.

Balthazar, Lisno'nun yüzündeki ifadeyi izledi.

"Onların hikâyesini anlamaya başlıyorsun."

Lisno gözlerini açtı.

"Hayır. Yalnızca neden hâlâ birbirlerine kızdıklarını anlamaya başlıyorum."

"Bu da bir başlangıç."

Kılıçların taşıdığı kırgınlık

Lisno sandalyesinden kalktı ve odanın ortasında durdu.

"Mugen, Bankai. Bana bir şey söyleyin."

İlk yanıt Mugen'den geldi.

Ne duymak istiyorsun?

"Gerçeği."

Gerçek, herkesin hoşuna gidecek bir şey değildir.

Lisno'nun sesi sertleşti.

"Bunu biliyorum. Hayatım boyunca yeterince gördüm. Ama ben sizin geçmişinizi öğrenmek istiyorum. Birinizin diğerine haklı olduğunu kanıtlamak için değil."

Bankai'nin sesi daha yumuşaktı.

Geçmişte yaptığımız seçimler, bugün olduğumuz şeyin bir parçası.

"Ve ben sizin yalnızca bugün olduğunuz şeyleri değil, nasıl buraya geldiğinizi de bilmek istiyorum."

Mugen bir süre sustu.

Sonra konuştu.

Kanda, Yuan'ın kendisini anlamadığını düşündü. Ona göre kardeşi, savaşın ne kadar acımasız olabileceğini unutmuştu.

Bankai devam etti.

Yuan ise Kanda'nın artık kimseyi dinlemediğini düşünüyordu. Kardeşinin güçlü olmasını seviyordu ama gücünün onu kör etmesinden korkuyordu.

Lisno başını salladı.

"İkiniz de birbirinizi kaybetmekten korkmuşsunuz."

Bu kez ikisi de hemen cevap vermedi.

Balthazar'ın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

"İnsanların en büyük yanılgılarından biri, birini korumak için onun adına karar vermeleri gerektiğine inanmalarıdır."

Castiel ona baktı.

"Bunu söylemek için oldukça uygun birisin."

Balthazar kardeşine döndü.

"İma ettiğin şeyi açıklamak ister misin?"

"Hayır."

"Harika. Aile içindeki iletişimimiz her zamanki gibi kusursuz."

Dean güldü.

Lisno ise silahlarına odaklanmıştı.

Ben sizin yerinize karar vermeyeceğim. Geçmişinizde kimin haklı olduğunu da tek başıma belirlemeyeceğim. Ama aranızdaki gerilim benim hayatımı etkilemeye başladığında, ikinizin de benimle dürüstçe konuşmasını bekleyeceğim.

Mugen'in cevabı kısa oldu.

Anlaşıldı.

Bankai de konuştu.

Bunu kabul ediyorum.

Lisno derin bir nefes aldı.

"İyi. Çünkü sizi birbirinize karşı kullanmayacağım. Siz benim ailemsiniz. Aranızdaki anlaşmazlık, birinizi seçmemi gerektirmiyor."

Balthazar ayağa kalktı.

"Ve işte, sevgili Lisno, bazı silahların neden yalnızca bir savaş aracı olmadığını şimdi daha iyi anlıyorsun."

Lisno ona döndü.

"Çünkü geçmişlerini, seçimlerini ve pişmanlıklarını taşıyorlar."

"Doğru. Bir kılıç sahibinin elinde şekillenebilir. Ama bazen sahibi de kılıcın taşıdığı geçmişten etkilenir. Mugen ve Bankai'nin hikâyesinde mesele yalnızca iki kardeşin kavgası değil. İki ayrı dünya görüşünün, aynı aile bağının içinde çatışması."

Sam başını salladı.

"Ve ikisi de kendi kararlarının sonuçlarını hâlâ taşıyor."

"Kesinlikle," dedi Balthazar.

Dean kahvesinin son yudumunu içti.

"Peki, sıradaki silah hangisi? Chester mı? Çünkü o silahın ağzından çıkanları dinlemek için kendimi zihinsel olarak hazırlamam gerekiyor."

Balthazar güldü.

"Chester'ın hikâyesi de var. Judgement'ınki de. Baby Knives'ınki de. Her birinin geçmişi birbirinden farklı."

Lisno kollarını göğsünde birleştirdi.

"Öyleyse hepsini anlatacaksın."

Balthazar ona baktı.

"Elbette. Fakat hepsinin hikâyesini tek bir oturuşta anlatmamı beklemiyorsun, değil mi?"

Lisno'nun gülümsemesi tehlikeli bir hâl aldı.

"Beni tanımaya başladın."

"Ne yazık ki."

Balthazar kadehini kaldırdı.

"Bir sonraki hikâyede, bazı insanların neden bir silaha sahip olmayı değil, ona güvenmeyi öğrendiğini konuşacağız."

Lisno kaşlarını çattı.

"Bu, Judgement'la mı ilgili?"

Balthazar cevap vermedi.

Sadece gülümsedi.

Lisno iç çekti.

"Bir gün bu meleği gerçekten bir odaya kilitleyeceğim."

Dean başını salladı.

"Lisno, sıraya gir. Ben yıllardır deniyorum."

Sam güldü. Castiel ise kardeşine bakarak yalnızca tek bir cümle söyledi.

"Balthazar, bir gün sana da güvenmenin ne anlama geldiğini öğretmek zorunda kalacağız."

Balthazar elini göğsüne götürdü.

"Castiel, sevgili kardeşim. Ben güven konusunda son derece deneyimliyim."

"İşte bu yüzden endişeleniyorum."

Kütüphanede kahkahalar yükseldi.

Fakat Lisno'nun zihni hâlâ iki kılıcındaydı.

Kanda Yuu ve Yuan Yuu.

İki kardeş, iki samuray, iki farklı karar.

Bir zamanlar aynı savaşta yan yana duran bu iki adam, sonunda birbirlerinin en büyük korkusuna dönüşmüşlerdi.

Lisno, bileklerindeki dövmelere baktı.

Mugen ve Bankai artık yalnızca geçmişin iki kalıntısı değildi. Onlar, kendi seçimlerini ve kırgınlıklarını taşıyan iki ayrı iradeydi.

Lisno onların geçmişini değiştiremezdi.

Ama bugün birbirlerine nasıl davranacaklarını değiştirebileceklerine inanıyordu.

Ve bunu denemeye kararlıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.