İçeriğe geç

Supernatural : Perfect Hunter

Bölüm 18 · 6 dk okuma

Supernatural : Perfect Hunter

Bölüm 18

Sığınağın Yeni Düzeni

Lisno Baratheon’un Men of Letters sığınağına taşınmasının üzerinden dört gün geçmişti.

Dört gün.

Sam için bu süre, yeni bir araştırma ortağına alışmak açısından oldukça normaldi. Dean içinse mutfaktaki kahvenin yerinin değişmesi, koridorda iki küçük köpeğin sürekli koşuşturması ve banyoda kendisine ait olmayan saç bakım ürünlerinin belirmesi demekti.

Lisno içinse sığınak, beklediğinden çok daha fazla ev hissi vermeye başlamıştı.

Özellikle de sabahları.

“BABY KNIVES!”

Dean’in sesi koridorda yankılandı.

Lisno gözlerini açtı. Yatağının ayak ucunda uyuyan iki yavrudan biri başını kaldırdı. Diğeri ise hiçbir şey duymamış gibi esnemeye devam etti.

“Ne yaptınız yine?”

İki küçük köpek aynı anda ona baktı.

Masumiyetin vücut bulmuş hâli.

Lisno gözlerini kıstı.

“Size inanmıyorum.”

Koridora çıktığında Dean’i mutfağın ortasında, elinde boş bir kahve paketini tutarken buldu. Sam tezgâha yaslanmış, kahkahasını bastırmaya çalışıyordu.

Dean paketi havaya kaldırdı.

“Dün aldığım kahve. En sevdiğim kahve. Özel olarak ayırdığım kahve.”

Lisno pakete baktı.

“Başın sağ olsun.”

“Lisno.”

“Dean.”

“Bu komik değil.”

“Bence oldukça komik.”

Dean derin bir nefes aldı ve iki yavruya döndü. Baby Knives, Sam’in arkasına saklanmıştı. En azından biri saklandığını sanıyordu. Kırmızı kurdelesinin ucu tamamen görünüyordu.

Dean parmağını onlara doğrulttu.

“Bir daha kahveme dokunursanız sizi Excalibur’la tanıştıracağım.”

Lisno’nun yüzündeki gülümseme silindi.

“Onları tehdit etmek için benim kılıcımı kullanma.”

“Peki. Kendi silahımla mı tehdit edeyim?”

“Dean, senin en tehlikeli silahın ağzın.”

Sam artık kahkahayı tutamadı.

Dean ise Lisno’ya baktı. Birkaç saniye sonra o da gülmeye başladı.

İşin kötü tarafı, Lisno’nun bunu başarması giderek kolaylaşıyordu.

---

Kahvaltıdan sonra Sam, masanın üzerine birkaç dosya bıraktı.

“Yeni bir vaka var.”

Lisno sandalyesini çekerek oturdu. Dean de kahvesinden geriye kalan son yudumu içip masaya yaklaştı.

Sam dosyalardan birini açtı.

“Pensilvanya’da, ormanlık bir bölgede üç kişi kaybolmuş. Son altı gün içinde. Hepsi kaybolmadan önce aynı eski otele uğramış.”

“Tanık var mı?” diye sordu Lisno.

“Bir gece görevlisi. Kaybolanlardan birinin otelden çıktıktan sonra ormana girmediğini, ama birkaç dakika sonra ormanın içinden gelen bir ses duyduğunu söylüyor.”

Dean kaşlarını kaldırdı.

“Yani adam ormana girmeden ormanda mı kaybolmuş?”

“Tanığın anlatımı bu.”

Lisno fotoğrafları önüne çekti. Otelin dış cephesi eskiydi. Pencerelerinin bazıları tahtalarla kapatılmış, bahçesi bakımsız kalmıştı. Diğer fotoğraflarda ise ormanın içinden geçen dar bir yol ve ağaç gövdelerine kazınmış semboller vardı.

Lisno bir fotoğrafı diğerlerinden ayırdı.

“Bunlar rastgele çizilmemiş.”

Sam yanına geldi.

“Japonya’da gördüğün bir şeye benziyor mu?”

“Tam olarak değil. Ama bu işaretlerin yerleştirilme biçimi, bir alanı işaretlemekten çok bir sınır oluşturmayı andırıyor.”

Dean kollarını göğsünde birleştirdi.

“Harika. Görünmez bir sınır, terk edilmiş bir otel ve insanları ormana girmeden kaçıran bir şey. Tatil planımız hazır.”

Lisno dosyayı kapattı.

“Önce araştırma. Sonra silahlar.”

Dean ona döndü.

“Bunu söyleyeceğini biliyordum.”

“Yine de duyman gerekiyordu.”

“Bazen seninle çalışmak çok zor.”

“Bazen mi?”

Sam araya girdi.

“İkiniz de birbirinizle uğraşmayı bitirdiyseniz, yola çıkabiliriz.”

Lisno ayağa kalktı. Baby Knives da anında harekete geçti. İki yavru, bileklerindeki dövmelere dönüşmek yerine onun etrafında dönmeye başladı.

“Hayır,” dedi Lisno kararlı bir sesle. “Bu kez benimle geliyorsunuz. Ama arabada uslu duracaksınız.”

Dean kapıya yöneldi.

“Impala’ya iki doğaüstü köpek daha sığdırmak için arka koltuğu sökmem gerekirse bunu asla unutmayacağım.”

Lisno kaskını eline aldı.

“King’e bineceğim.”

Dean durdu.

“Bunu neden daha önce söylemedin?”

“Çünkü sormadın.”

Sam başını eğerek gülümsedi. Winchester sığınağında huzurlu bir gün geçirme ihtimali giderek azalıyordu.

---

Pensilvanya yolculuğu boyunca Lisno motosikletiyle önden ilerledi. Sam ve Dean, Impala’yla onu takip ediyordu.

King’in motor sesi yolda yankılanırken Lisno kendisini uzun zamandır ilk kez gerçekten özgür hissetti. Rüzgâr yüzüne vuruyor, yol önünde uzanıyor, sırtında ailesinden kalan silahlar sessizce duruyordu.

Kavşakta durduklarında Dean arabasının camını indirdi.

“Bir yarış yapmaya ne dersin?”

Lisno kaskının vizörünü kaldırdı.

“Kaybetmeye hazır mısın?”

“Ben mi? Güzel şaka.”

Sam direksiyondan kardeşine baktı.

“Dean, lütfen. Sonunda bir avımız var. Bunu çocuk yarışına çevirmeyelim.”

Lisno gülümsedi ve motorunu yeniden çalıştırdı.

“Sam haklı. Başka zaman.”

Ardından King’i hareket ettirdi.

Dean arkasından bakarken hafifçe başını salladı.

“Benden kaçıyor.”

Sam arabayı sürmeye devam etti.

“Hayır. Seni kızdırmaktan hoşlanıyor.”

Dean birkaç saniye sustu.

“Bu daha kötü.”

---

Otele vardıklarında hava kararmaya başlamıştı.

Lisno motosikletini park etti, kaskını çıkardı ve çevreyi inceledi. Baby Knives bileklerindeki dövmelerine dönerek sessizleşti. Sam otelin kayıtlarını kontrol etmek için içeri girdi. Dean ise Lisno’yla birlikte arka bahçeye yöneldi.

Ağaçların gövdelerindeki işaretler, fotoğraflardakinden daha belirgindi.

Lisno diz çöküp toprağı inceledi. Kuru yaprakların altında ince, siyahımsı bir çizgi uzanıyordu. Parmağını toprağa değdirmeden önce durdu.

“Buraya bir şey bırakılmış.”

Dean yanına çömeldi.

“Ne tür bir şey?”

“Henüz bilmiyorum. Ama bu çizgi doğal değil.”

Dean fenerini tuttu. Işık, toprağın üzerindeki sembolleri ortaya çıkardı.

Lisno’nun yüzündeki ifade ciddileşti.

“Bu işaretler insanları korumak için yapılmamış.”

“Peki, ne için?”

Lisno ayağa kalktı ve ormanın karanlığına baktı.

“Bir şeyi burada tutmak için.”

Ağaçların arasından bir çıtırtı duyuldu.

Dean silahını çekti. Lisno da elini Excalibur’un dövmesine götürdü. Bir gölge, ağaçların arasında hızla hareket etti. İkisi de peşinden gitmek için hamle yaptı, fakat gölge bir anda ortadan kayboldu.

Dean çevresine bakındı.

“Bunu sevmedim.”

“Ben de.”

Lisno yerdeki işaretleri son kez inceledi.

“Bu gece buraya geri dönmemiz gerekecek. Ama hazırlıksız değil.”

Dean ona baktı.

“Biliyor musun, bir avda temkinli davranan insanlarla çalışmaya alışık değilim.”

“İstersen seni tek başına gönderebilirim.”

“Hayır, teşekkürler. Seninle geliyorum.”

Bakışları bir anlığına buluştu.

Aralarında söylenmeyen bir şey vardı. Henüz isim koyabilecekleri kadar açık değildi. Ama ikisi de o kısa anın farkına varmıştı.

Sonra Sam otelin kapısından seslendi ve an bozuldu.

Lisno başını çevirerek kardeşlerin yanına gitti.

---

Sığınağa döndüklerinde gece yarısını geçmişti.

Vaka henüz çözülmemişti. Sam sembollerin eski bir folklor kaynağındaki benzerlerini bulmuş, Lisno ise Michael’ın arşivinden karşılaştırma yapabilmek için notlarını hazırlamıştı. Ertesi sabah yeniden yola çıkacaklardı.

Dean mutfakta kahve hazırlıyordu. Lisno masaya oturup notlarını açtı.

“Bu kez kahveni saklayacak mısın?” diye sordu.

Dean kahve kupasını ona doğru kaldırdı.

“Bu kez paketi kilitli dolaba koydum.”

Lisno kahkaha attı.

“Baby Knives bunu kişisel bir meydan okuma olarak algılayabilir.”

“Onlara meydan okumuyorum. Sadece evimde düzen sağlamaya çalışıyorum.”

Tam o sırada koridordan iki küçük pati sesi geldi. Baby Knives mutfağa girdi, Dean’in ayaklarının dibinde durdu ve başlarını kaldırarak ona baktı.

Dean gözlerini kapattı.

“Hayır.”

İki kuyruk sallandı.

“Kesinlikle hayır.”

Lisno kollarını masaya dayayıp gülümseyerek izledi.

Dean sonunda eğilip yavrulardan birini kucağına aldı.

“Bu sadece bir istisna.”

Lisno kaşlarını kaldırdı.

“Elbette.”

“Tek kelime daha edersen seni de dışarı atarım.”

“Beni mi, yoksa kahveni mi daha çok seviyorsun?”

Dean cevap vermedi. Yalnızca ona baktı. Ardından gülümseyerek başını iki yana salladı.

Lisno’nun yanında kendisini alıştığından daha rahat hissediyordu. Bu durum hoşuna gidiyordu. Aynı zamanda onu biraz korkutuyordu.

Çünkü Dean Winchester, birini hayatına almak konusunda dikkatli davranmayı çoktan öğrenmişti.

Lisno ise kaybettiği insanlardan sonra yeniden birilerine bağlanmanın ne demek olduğunu hâlâ öğreniyordu.

Belki de ikisi de acele etmek zorunda değildi.

---

Gece ilerledikçe sığınak sessizleşti.

Sam çalışma odasında araştırmalarına devam ediyordu. Dean mutfaktaki ışığı kapatıp koridora çıktı. Lisno odasına çekilmiş, Baby Knives’la birlikte dinlenmeye hazırlanıyordu.

Tam o sırada sığınağın derinliklerinde hava değişti.

Görünmez bir basınç koridoru doldurdu. Işıklar çok hafif titredi. Havanın içinde, yalnızca doğaüstü varlıkların gelişine eşlik eden o tanıdık gerilim belirdi.

Ana koridorun ortasında mavi bir ışık parladı.

Işık söndüğünde orada uzun pardösülü, koyu saçlı bir adam duruyordu. Yüzünde alışılmışın dışında sakin bir ifade vardı. Bakışları önce sığınağın koridorlarını, ardından açık duran çalışma odasını taradı.

Castiel, Men of Letters sığınağına gelmişti.

Ve gelişinin nedeni henüz kimse tarafından bilinmiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.