Tüm akşam düşünmüştüm, ben Minho'dan hoşlanıyorum. Jinni'nin dediği gibi bir şeyler yapacaktım. Sonuçta Minho'lar hep burada kalmayacaklardı. Yaz tatili bitirken evlerine geri döneceklerdi.
Sabah daha erken kalkmıştım. Pijamalarımı değiştirmiş, şaçımı taramıştım. Kısaca diğer günlerden daha çok özen göstermiştim kendime.
Kahvaltı vakti gelmişti. Mutfağa gittiğimde Nayeon Teyze beni durdurmuştu. "Jisung rica etsem Minho'yu uyandırır mısın?"
"Tabi uyandırırım Nayeon Teyze. " Salona doğru seke seke gittiğimde daha salona gelmeden Minho'nun horlamasını duymuştum.
Uyuyan bedenin yanına gidip yere çömeldim. Minho'nun ağzı bir karış açıktı. Gerçekten komik bir görüntüydü. Kıkırdayıp işaret parmağımı onun burnuna doğru götürdüm. Tam içine sokmasam da huylandıracak kadar yakınına getirdim. Uğraşmaktan zarar gelmezdi.
Minho mırıldanıp ağzını şapırdatmış ve yana dönerek uyumaya devam etmişti. Artık horlamıyordu. Yüzlerimiz yana döndüğünden çok yakındı. Derin nefesleri dudaklarıma çarpıyordu. Kalbimin sesini kulaklarımdan duymaya başlamıştım.
Dağınık saçları, şekilli ve kıvrımlı kirpikleri, dolgun dudakları, pürüzsüz teni ile Lee Minho çok güzeldi.
Artık onu uyandırmam gerekiyordu. "Minho... Minho uyan hadi kahvaltı yapacağız." Bir kaç defa daha seslendikten sonra anca gözlerini aralayabilmişti. "Jisung?" Gözlerini ovuştururken gözüme çok tatlı gelmişti.
Gözlerini ovuşturmayı bırakıp bana doğru dönerek yattığında yine eski yakınlığımıza kavuşmuştuk. "Günaydın. " Yeni uyandığı için sesi çatallaydı. Gülümseyip ona karşılık verdim. "Günaydınn." O da benim gibi gülümsemişti.
Artık mutfağa gitmemiz gerekiyordu. "Kalk artık uyuşuk kedi." Ortuduğum yerden kalkıp yukarıdan Minho'ya baktım. Kafasını sallayıp "Tamam kalkıyorum." Diye mırıldandı.
Mutfağa gidip yerime oturdum ve kahvaltımı yapmaya başladım. Bir süre sonra Minho yüzünü yıkamış bir şekilde gelmişti.
Sessizce yemek yerken babam dikkatimizi çekecek şekilde öksürüp ona bakınca konuşmaya başlamıştı. "Çocuklar bu akşam üniversitedeki diğer arkadaşlarımızla buluşacağız, evde tek kalacaksınız, kavga falan etmeyin aklımız sizde kalmasın. "
Çocuklar olarak kafamızı salladığımızda bu sefer annem Jinni ve beni gösterip "Özellikle siz." Diye tehditkar tonda konuşmuştu. " Ve siz." Bu sefer de Mimho ve beni gösteriyordu. Onaylar şekilde kafamızı salladık.
Yemek yedikten sonra bizimkiler aradı, Minho'yu alıp Hyunjin'lere gelmemizi söylemişti. Jeongguk biri ile buluşacağını söylemişti bu yüzden evden beraber çıkmıştık. Zaten evden çıktıktan sonra Jeongguk bizden ayrılmıştı. Nereye gittiğini ise tahmin etmek kolay. Burada çok tanıdığı yoktu. Eğer bizimle gelmediyse Taehyung ile buluşacak demektir.
"Taehyung'un yanına gitti bence."
Jeongguk ile ayrıldıktan sonra sır verir gibi Minho'ya yaklaşıp fısıldamıştım.
"Öyle mi dersin?"
"Hmm hmm hatta sevgili bile olmuş olabilirler."
"Yok be."
Zengin Hyunjin'in güzel evinde bizimkiler ile toplanacaktık. Muhtemelen oyun oynar ve korku filmi izlerdik. Hep yaptığımız şeydi bu.
Minho'nun geçen gün bana verdiği tişörtü giymiştim. Fark etmişti. Giydikten sonra beni gördüğünde üstümdeki tişörte bakıp çarpık bir gülümseme sunmuştu fakat sözlü bir şey dememişti. Geri istememesi benim işime gelirdi. Kaliteli ve güzel bir tişörttü. Ben giymeme rağmen hâlâ Minho gibi kokuyordu. Hoşuma gitmişti.
Hyunjin'lerin evine yaklaştığımızda yolda Seungmin ve Chan ikilisiyle karşılaşmıştık. Konuşa konuşa kısa sürede Hyunjin'in evinin önüne gelmiştik. Kapıyı çaldığımızda bize kapıyı Felix açmıştı.
"Siz de geldiğinize göre artık filmi izleyebiliriz!" Her şeyi çoktan ayarlamışlardı.
L koltukta yerimizi aldığımızda salona elinde iki adet büyük içecek şişesiyle Hyunjin girmiş, elindekileri masaya koyup Jeongin'in yanına oturmuştu. "Başlatıyorum filmi." Onaylandığımızda koktu filmini başlatmıştı.
"Korkmayın, şuradan kesin Cin çıkacak." Felix sahnenin nasıl ilerleyeceğini söylemesine rağmen dediği yerde Cin çıkınca bir küfür savurup kolumu korkuyka sıkmıştı. Onun bu hâline gülüp tekrar filme döndüğümde içine Cin kaçmış kadının korkunç yüzüyle karşılaşınca yerimde sıçramıştım. Bu seferde Felix bana gülmüştü.
Film öyle böyle bir buçuk saate bitmişti. Kapatılan ışıkları geri açtık. "Şimdi oyun oynama zamanıı!" Yeonjun'un neşeli sesini duyduğumda bende sevinmiştim oyun oynayacağımız için. Oyun oynarsak kafam dağılır ve izlediğiniz filmi unutabilirdim.
Changbin pis pis sırıtmaya başladığında gülümsemem soldu. "Harika bir oyun getirdim onu oynayalım." Kesin oyunda bir bokluk var. Geldiğimizden beri koltuğun yanında olan poşeti alıp içinden bir tahta çıkarmıştı. Ne olduğunu tabiki hemen anlamıştık. "Cidden böyle bir film izledikten sonra onların yaptığı gibi Cin çağırma oyunu mu oyanayacağız?" Seungmin aklımdan geçenlere tercüman olmuştu.
"Ne var canım? Eğleniriz. Zaten bunlar hep kurgu. Gerçekte öyle bir şey olmaz."
"Bu diyaloglar bana bir yerden tanıdık geliyor." Minho'nun söylediği şeye hepimiz gülmüştük. Çünkü filmde de böyle bir salak vardı. Aynı Changbin'in dediğini söyleyip diğerlerini ikna ediyor ve sonra olanlar oluyordu.
"Korkak mısınız ya siz?" Hyunjin'de Changbin'e arka çıkmıştı. Aramızda en korkak kişinin o olması gerçeği ise işin komik tarafıydı.
Yaklaşık beş dakika süren tartışmanın ardından hepimiz ışıkları ve perdeleri kapalı olan salonun ortasında bağdaş kurarak çember şeklini almıştık.
Ortamızda değişik şeyler yazan bir tahta, tahtanın ortasında bir kalem, sayfanın çevresinde yanan küçük mumlar. Harika bir ortamdı anlayacağınız.
Hepimiz el ele tutuşmuştuk. Birbirimizin yüzüne korkuyla bakıyorduk. "Hazırsanız başlıyorum." Hazır değildik ama yinede kafamızı salladık.
Changbin ortamızda bulunan tahtadaki yazıları fısıltıyla okumaya başlamıştı. Korkmaya başladığım için hem Jeongin'in hem de Minho'nun elini daha sıkı tuttum. Minho baş parmağıyla elimin üstünü okşamaya başladığında bulunduğumuz ortama rağmen heyecanlandım. Kalbim zaten korkudan hızlı atıyordu şimdi ise marotona çıkmış gibiydi.
Changbin yazıları üçüncü kez okurken önümüzde yanan mumlar aniden sönmüştü. "Noluyor lan!" Hyunjin'in titreyen sesini duydum. Gözlerimiz daha karanlığa alışamadığı için hiçbir şey görünmüyordu.
"Böyle olmamalıydı." Changbin'in kendiyle konuşur gibi kısık çıkan sesiyle hepimiz korkuya kapılmıştık.
"Ne demek böyle olamamalıydı! Sikerim seni Changbin, yalan söylemiyorsun değil mi?"
"Ellerinizi çözümeyin sakın." Changbin Felix'in ona çıkışmasını duymazdan gelerek söylediği şey ile imkânı varmış gibi Jeongin'in ve Minho'nun elini daha da sıktım.
Jeongin'in elini tuttuğum elde soğuk bur doku hissedince kapattığım gözlerimi araladım. "Şu so-soğuk şey sen-senden mi ge-geliyor Jisung?"
Şimdi sıçtık.
Elimi kendime çekmiş ve çığlık atmıştım. "Ne oldu ya size?" Chan'a "Elimize bir şey dokundu!" Diye bağırmıştım.
"Amına koyduğum Yeonjun, götümü dürtüp durma, şuan sırası değil."
"Ne diyorsun Hyunjin? Ne götünü dürtmesi?"
"Annee, bunlar namusuma göz koydular!" Ilk başta patırtı sesleri duymuş sonra Seungmin'in acı dolu sesini. "Am biti Hyunjin, ne üstüme çıkıyorsun!?"
"Bir fikrim var, bence hepimiz o şarkıyı söyleyelim. O zaman giderler." Dediğim şeyin ne olduğunu anlamalarını umuyordum. "Hadi!"
Hepimiz 'kış kış cinler kış kış yallah cinler yallah' diye bir şarkı söylemeye başladığımızda Changbin, Chan ve Minho'nun gülme sesini işittik.
"Changbin yeter bence bu kadar." Yanımdaki şahsın gülme sesleri arasından dediği şeyi duyan Changbin, onu onaylayıp yerinden kalkmış ve salonun ışığını açmıştı.
Üçü de hâlâ gülmeye devam ediyordu. "Aşkım bir daha söyler misin şu şarkıyı?" Chan resmen dalga geçiyordu.
" Siz niye bu kadar rahatsınız?" Jeongin'e cevap vermek için gülmeyi kesmişlerdi. "Şaka yapmıştık size." Tekrar gülemeye başladıklarında mal gibi kalakaldım. Hâlâ Minho'nun elini tuttuğumu görünce elimi çekip ona kötü kötü bakmıştım. "Komik mi?" Kafasını saladığında daha da sinirlendim.
"Üçünüze de küstüm. " Mırıldandığım şeye diğerleri de arka çıkmıştı.
"Şaka yapmıştık ya sadece."
"Şakanız yüzünden altıma yaptım." Hyunjin konuştuktan sonra oturduğu yerden kalkarak hızlıca tolete gitmişti.
"Siktir git Chan." Seungmin, Yerden kalkarak koltuğa oturdu. Chan da onun peşinden kalkmış, Sungmin'in yanına kurulmuştu.
"Jisung..." Minho'ya bakmadan Jeongin'in tarafına dönüp kollarını birbirine bağladım. "Özür dilerim Jisung." Benden özür diledikten sonra diğerlerine dönmüştü. "Özür dilerim hepinizden. "
"Bende özür dilerim. " Changbin ve Chan da aynı anda özür dilemişlerdi.
"Bir daha böyle bir şaka yapmazsanız affederiz." Felix'e bir daha yapmamak için söz verdiklerinde çok da uzatmaya gerek olmadığı içi affetmiştik.
"Ben seni affetmedim Chan efendi. "
Bende Minho'yu affetmemiş gibi yaptım, biraz affedilmek için peşimde dolaşsın diye.
Hyunjin üstünü değiştirip gelirken yanında kart oyunu getirmişti. Biraz ondan oynayıp evlere dağılmıştık.



Bugün canım sıkılınca bölüm yazdım, hemen atayım dedim iyi yapmış mıyım?





