İçeriğe geç

Summer Holiday | minsung

Bölüm 30 · 22 dk okuma

Summer Holiday | minsung

Bölüm 30

30. Fosil buldum.

Sınav günü (sınav T.C. nin sınav sistemine benziyor ama tek sınav olacak.) Jisung'tan Heyecanımı geçirmek için Minho ile konuşuyordum. Daha yeni uyanmıştım. Gerçi akşam kesik kesik uyumuştum ama kendimi çok enerjik hissediyordum. Sınava yaklaşık üç saat vardı. Öğretmenlerimizin dediğine göre işimizi sağlama almak için sınava göreceğimiz okula yarım saat önce gitmeliymişiz. Minho hâlâ daha yatağında yatarken ben kalkıp telefonu bir yere sabitleyip dolabına doğru yürüdüm. Hazırlansam iyi olurdu. Şans getirsin diye Minho'nun siyah baskılı tişörtünü seçtim. "Hazırlanmak için erken değil mi?" Görüntülü konuştuğumuz için ne yaptığımı görebiliyordu. "Her şeyim hazır olsun istiyorum." Çok gergin ve heyecanlıydım. Sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissediyorum. Bütün bildiklerimi unuttum. Gidene kadar son bir tekrar yapmak istiyorum. "Minho, acaba son bir tekrar yapmalı mıyım?" "Bunun yanlış bir şey olduğunu biliyorsun bir tanem. Kimse sınavdan önce ders çalışmayı tavsiye etmiyor." "Ama ben hiç bir şey hatırlamıyorum." "Öyle olmadığını biliyorsun. Harika bir sonuç çıkaraksın, sana güveniyorum. Başka konulardan konuşalım mı? Sınavı konuşmamız sağlıklı değil." Kafamı olumlu anlamda sağladığımda çok düşünmeden yeni bir konu bulmuştu. "Mezuniyet kıyafetini aldım mı?" Mezuniyet. Bu yıl dört gözle bekledigim şeylerden biri. Benim mezuniyetim Minho'nun mezuniyetinden sonra. Ikimizde birbirimizin mezuniyetine katılacağız. Tabi Minho benim onunkine katılacağını bilmiyor. Ona sürpriz yapmak istiyorum. "Aldım tabi ki!" Biraz fazla bağırmıştım galiba. Minho gülüp "Bana gösterecek misin?" Diye sordu. "Mezuniyet gününe kadar göremezsin." Dudaklarını büzüp mızmızlandığında bu sefer ben gülmüştüm. Minho yattığı yatağından kalkıp hazırlanmaya başlamıştı. Fark ettim ki o da benim tişörtümü giymişti. Onu aylardır görmüyordum. Son aylarda konuşma sıklığımız da azalmıştı. Bu birazcık benim yüzündendi. Son aylarda çalışma tempomu iki katına çıkarmıştım. Neredeyse tüm günüm ders çalışmakla geçiyordu. Minho beni anlayışla karşılamıştı. Başkası olsa böyle davranmazdı. Ona sahip olduğum için gerçekten çok şanslıyım. "Yaz tatilini nerede geçirmeliyiz?" Sorusu ile düşüncelerimden ayrılıp düşündüm. "Tatile gitsek ya. Mesela Jeju Adası olabilir." "Harika fikir. Sınavdan sonra bunun planını yapalım. Belki diğerleri de gelir." Diğerlerinden kastı arkadaşlarımızdı. Telefonun ekranından saati kontrol ettim. Yemek yemem geriyordu. Annemler çoktan kalkmıştı. Belki kahvaltıyı hazırlamış olabilirlerdi. Telefonumu elime alıp odamdan çıktım. " Nereye?" "Bir şeyler atıştıracağım. " "Kapatayım mı?" Mutfağa ulaştığımda annem elindeki çatalları masaya koyup bana bakmıştı. "Bende tam seni çağırıyordum." Ardından babam ve Jinni'ye seslenmisti. Minho'ya hala cevap vermemiştim, ekrandaki Minho'ya bakıp "Kapatmaya gerek yok bence." Dedim. Fakat o benimle aynı fikirde değildi. "Sen rahatca karnını doyur. Ben de birazdan kahvaltımı yaparım." "Peki o zaman. Sınavdan önce konuşuruz." Kafasını sallayıp bana uçan öpücük yolladıktan sonra aramayı sonlandırmıştı. Annemler artık evde Minho ile konuşarak dolaşmama alışmıştı, garipsemiyorlardi. Babam ve uykusuzluktan gözlerini açamayan Jinni de masaya oturunca yemeğe başladık. ***

Şuan arabada sınava gireceğim okula gidiyorduk. Ailede ilk kez üniversite sınavına giren çocuk ben olduğum için aile üyelerinin hepsi geliyordu. Gerçi Jinni sınava gireceği zaman da hepimiz gidecektik. Telefonda Minho ve diğerlerinin olduğu grupta mesajlaşıyordum. Yanımda oturan Jinni de aynıydı, parmakları ekranda hızlı hızlı dolaşıyordu. Bu kız son zamanlarda telefonla fazla vakit geçiriyordu. Bazı geceler ya sabaha ya da geç saatlere kadar uyumuyordu. Geçen de odasında yeni eşyalar görmüştüm. Şu sınav işi bir bitsin abilik görevime geri dönüyorum. Meydanı fazla boş bıraktık. Galiba kaptılar kardeşimi. Bunları düşündüğüm için yüzümü buruşturup acı çekiyormuş gibi bir yüz ifadesine burundum. Dikiz aynasından benim gören annem kafasını bize doğru çevirip "Bir şeyini mi unuttun oğlum?" Daldığım için olduğum yerde sıçramıştım. "Unutmadım. Sorun yok." Annem önüne dönünce yan gözle Jinni'ye baktım. Ona baktığımı hissedip bana döndü ve kafası 'ne var' anlamında salladı. Bir şey demeden aynı şekilde bakmaya devam edince eliyle kafamı geriye ittirdi. Sonra görüşeceğiz Jinni Hanım. *** Etrafta bizim gibi aileler bekliyordu. Daha sınavın başlamasına zaman vardı bu yüzden okulun dışında bekliyorduk. Minho bana motivasyon cümleleri yazıyordu. Ben de onlara cevap veriyordum. Heyecanım zaman yaklaştıkça artıyordu. Minho ile birbirimize başarı diledikten sonra telefonu kapatıp babama verdim. Biraz da onlar beni motive etmiş ve heyecanımı geçirmeye çalışmıştı. Artık gitme vakti gelince annemden kimliğini ve gerekli olan belgeleri aldım. Zaten kalem silgi onlardandı. Diğer öğrencilerin arasına karışıp okula girdim. 2 saat 45 dakika sonra Hiç de fena geçmemişti sınav. Yapamadıklarım vardı. Ama yine de güzeldi. Korktuğum kadar zor gelmemişti sınav. Okulun bahçesinden çıkıp ailemi bulmak için etrafıma bakındım. Sınavdan çıkanların bazılarının yüzü sirke satıyordu. Bazıları çok mutluydu, gülerek ailesine sarılıyordu. Bazıları ağlıyordu, bir de poker suratlar vardı. Sınavları nasıl geçti anlamak zordu. Bu kargaşanın arasından babamın kafasını gördüm. Sonra da bana yerini belli etme için salladığı elini. Onlara doğru yüzümde mimik oynamasına özen göstererek gittim. Yanlarına ulaştığımda merakla bana bakıyorlardı. "Nasıl geçti abi?" Deminden beri tuttuğum gülümsememi sunarak "Hiç de fena değildi." dedim. Babamın cebindeki telefonum çalmaya başladığında kimin aradığını tahmin etmek zor değildi. Babam telefonumu bana uzattığında heyecanla alıp çağrıyı yanıtlamıştım. "Minho!" Sesim biraz fazla çıkmış olabilir ama yani mutluyuz şurada. Annemlerin arabaya doğru ilerlediklerini fark edince onların peşine takıldım. "Söyle bakalım bebe, sınavın nasıl geçti?" Sanırım onunki de güzel geçmişti çünkü sesi keyifli geliyordu. He bir de keyifli olunca kullandığı sıfattan iyi geçtiğini anlamıştım. "Bence seninle aynı yeri kazanacağım." Güldüğünü duyunca ben de gülümsemeye başladım. Gerçi az önce de gülümsüyordum. Pişmiş kelleye döndük iyice. "Korkmaya değer miymiş peki beyefendi?" "Değer tabi. Korkmak zaten sınavla beraber hediye geliyor. Ayrıca sen de telaşlandın, korktun. Sanki çok rahat girdin sınava. Delirtme beni!" "Tamam ya, bir şey mi dedik..?" Şakasına çıkışmamı gerçek sandı galiba garibim. "Aferim." Şakayı devam ettirsek bir şey olmaz. Arbaya binmeden önce "Minho kapatıyorum, mesaj atarım." Dedim çünkü annem ve babamın özellikle kız kardeşimin yanında rahat konuşamazdım, muhtemelen kasıntı bir şey olurdum. Arabanın kapısını kapattıktan sonra babam "Dondurma yemeye ne dersiniz? Şu yakınlara yeni bir dondurmacı açılmış, güzel diyorlar." Diye bir teklifte bulundu. Iyi fikirdi. Hem sınav esnasında biraz bunalıp terlemiştim. Hava da yazın başında olduğumuz için sıcaktı. Jinni de benim gibi onaylayınca babam bahsettiği dondurmacıya doğru sürdü. *** Telefonum çalınca kulağımdaki kulaklığımı çıkarıp aramayı yanıtladım. "Bugün beni hiç aramadın sünger bob. Hayırdır?" "Hazırlanıyorsundur diye rahatsız etmek istemedim." Bugün Minho'nun mezuniyet günüydü. Saat daha on iki bile olmamıştı fakat normal zamanda biz Minho ile bu saate kadar bir normal bir görüntülü arama yapmış olurduk. Otobüste olduğum için bunları gerçekleştitememiştim. Görüntülü konuşursam benim otobüste olduğunu anlardı ve sürpriz iptal olurdu. "Sen rahatsız etmiyorsun ki bebeğim." Dudaklarımı birbirine bastırıp hızlanan kalbimin biraz durulmasını bekledim. Aşağı yukarı bir yıl kadar süredir sevgiliydik ama iltifat edince hâlâ daha aynı tepkiyi veriyordum. "Alo?" Minho benden uzun süre cevap alamayınca hatta bir sıkıntı olduğunu düşünmüştü heralde. "Buradayım." "Gittin san-" karşı taraftan bir şeylerin devrilme sesi gelince lafı yarıda kalmıştı. "Minho, iyi misin?" Birkaç saniye sonra tekrar konuştu. "Jisung biz görüntülü mu konuşsak ya? Böyle olunca hem telefonu tut hem iş yap... beceremiyorum ben." "Olmaz! Yani görüntülü konuşamayız." Bir an o kadar bağırmıştım ki otobüsteki birkaç kişi bana bakmıştı. Utanarak kafamı camdan dışarı çevirdim. "Neden konuşamayız?" "Müsait değilim." "Jisung, seni her şekilde gördüm; bir sürü anına tanıklık ettim. Nasıl bir durumdasın ki benimle görüntülü konuşamazsın?" Haklıydı. Neredeyse her zaman görüntülü konuşuyorduk ve aramızda bundan dolayı utanılacak bir şey kalmamıştı. Ne dersem vazgeçerdi? Alt dudağını ısırıp hızlıca düşündüm. "Çünkü ben şuan," sona doğru sesimi kısmıştım, çevremdeki insanlar duysun istemiyordum. "toletteyim." "Ciddi misin?" Böyle söyleyince utanmıştım. "Hm hm." "Niye açtın ki telefonu? Sonra dönüş yapardın. " Niye açmıştım telefonu..? "Bir anlık boşluğuma denk geldi. Seni sonra arasam olur mu?" Başka bir şey söyleseydim keşke. "Olur. Sonra konuşuruz." Telefonu kapatmaya yeltendiğim sırada "Jisung bir şey diyeceğim. " dediğini duyup telefonu tekrar kulağıma götürdüm. "Efendim?" "Büyük mü küçük mü?" "Ne?" "Hangisini yapıyorsun diyorum. Büyük mü küçük mü?" "Geri zekalı." Telefonu yüzüne kapattıktan sonra yüzümü sıvazladım. Ne kadar yalan olsa da utanmıştım. Bir de sorduğu soruya bak!

1 saat sonra Otobüsten inmiştim. Şimdi elimdeki bavulla bir taksi bulmak adına ilerliyordum. Tekrar telefonum çalınca bavulumu bırakıp elimi cebime attım. Daha az önce annemle konuşmuştum. Arayan muhtemelen Minho'ydu. Telefonumu cebimden çıkarınca yanılandığımı anladım. Bu sefer görüntülü arıyordu. Açmasam olmazdı. Bu yüzden yüzüm ekranı kaplayacak şekilde yaklaşmış ve yeşil tuşa basmıştım. "Minhoo" Minho beni görünce kaşlarını çatmıştı. "Jisung niye öyle duruyorsun?" "Nasıl duruyorum?" "Telefonun içine girecek gibi." "Yok ya, sana öyle gelmiş. Eee ne yapıyorsun?" Telefonu biraz uzaklaştırıp "Yatıyorum," Demişti. Üstünde mavi bir tişört vardı. Tişört yattığı için biraz kırışıp toplanmıştı ama gayet iyi görünüyordu. "Ya sen?" "Ben... Ben bizimkilerle buluşacağım. Aslında seni sonra arasam. Şuan yolun ortasındayım çünkü. Onlarla buluşunca ararım." Kaşları çatmış ve gözleri kısmıştı. Ekrana biraz daha yaklaşıp "Bir şey mi karıştırıyorsun sen?" Diye sordu şüpheyle "Ne karıştıracağım aşkım? Yolun ortasında durmamayım diye öyle dedim." Bir de yapmacık bir şekilde güldüm. Gülmeseydim iyiydi. Çok dikkat çektim. "Durma o zaman. Sen yürürken de konuşabiliriz." Ah, gercekcekten... Kabul etsen ne olur sanki? Zaten yarım saat ya da kırk dakikaya size gelmiş olacağım. Aklıma başka bir şey gelmişti. "Anlayamadım Minho ne dedin?" "Yürürken konuşuruz diyorum." "Sesin niy- sürekli ke...liyor ya?" İnandırıcı olması için konuşurken bazı harf ya da heceleri yutmuştum. "Aa görünt-... gitti." Birkaç defa sesini duyurmak için adımı seslenmişti. Ama ben duymuyormuş gibi yapıp birden aramayı sonlandırmıştım. Derin bir nefes verip bavulumu tekrar alıp köşede duran taksinin yanına gittim. Minhoların evine bayağı yaklaşmıştım ki telefon tekrar çaldı. Kesin yine oydu. Sıkıntı ile oflayıp ekrana baktim. Ben açsam mı açmasam mı diye düşünürken telefon kapanmıştı. Hemen ardından mesaj gelince ekran tekrar parladı. Minho göndermişti. " Uygulama neden bizim evin yakınlarında olduğunu söylüyor :)" Mesajı görür görmez gözlerim kocaman açılmıştı. Ah doğru ya! Nasıl aklımdan çıkmış o uygulamanın varlığı? Bir de ben zorla yüklemiştim! Geçen ay bir uygulama keşfetmiştim. Uygulamaya kaydettiğiniz kişinin konumunu görebiliyordunuz. Minho biraz saçma bulmuştu ama ben ısrar edince yüklemişti. Şüphelenip ordan bakmış olmalıydı. Bir kez daha mesaj gelince tekrar ekrana baktım. "Kapının önünde bekliyorum küçük Sünger Bob'umu." Sürprizim olmadı ama bence uygulamaya bakınca şok olmuştur. Taksi Minhoların evinin önünde durunca camdan binanın girişine baktım. Söylediği gibi orada bekliyordu. Taksici adama parasını verdikten sonra arabadan indim. Arabanın bagajından bavulumu almak için ilerlediğimde Minho yanına kadar gelmişti. Hatta benim yerime o almıştı bavulumu. Taksiciye bavulu aldığını söyleyip bagajı kapattı ve şoför koltuğundaki adama iyi yolculuklar diledikten sonra bir eliyle bavulu bir eliyle benim elimi tutarak bizi kenara doğru çekti. Taksinin rahatça gidebilmesi için alan sağlamıştı. Kenara geçince bavulu tuttuğu elini serbest bırakmış, bana dönerek beni kolları arasına hapsetmişti. Aynı şekilde karşılık verdiğinde dakikalarca bir şey demeden sarıldık. Bazen kulağımın altına, saçıma ve boynuma küçük öpücükler bırakıyordu. Öptükten sonra burnunu öptüğü yere yaslayıp derince soluyordu. "Niye haber vermedin?" Diye sordu geri çekilirken. Sadece yüzümü rahatca görebileceği kadar geri çekilmişti. "Sürpriz yapmak istemiştim. " Malesef aklımdaki gibi bir sürpriz olamamıştı. Kaşlarımı çatıp hem mızmız hem de sinirli bir ses tonu ile "Ne diye baktıysan uygulamaya!" Gülüp alnımı öpmüştü. "Şüphelendim." "Hâlbuki ben çok iyi idare etmiştim." Aklına bir şey gelmiş gibi gülmüş ardından da " 'Çünkü ben şuan toletteyim.' " demişti sırıtarak. Kaşlarımı çatıp omzuna sert olduğunu düşündüğüm şekilde yumruk attım. Yumruk attığım yeri ovuşturarak sızlanmıştı. "Görüşmeyeli ellerin kuvvetlenmiş. Artık seni sinir etmeyeceğim." Bu sefer gülen bendim. Bavulumu tekrar eline aldıktan sonra omzuma kolunu atmış ve beraber binaya girmiştik. "Eğer sen fark etmeseydin her şey daha güzel olacaktı. Çok pisliksin ya!" Dudaklarıma öpücük kondurmuş ve ardından "Sürprizini böldüğüm için özür dilerim sevgilim." Demişti. "Beni yukarı sırtında tanırşan eğer affederim seni." Hem valiz hem ben ona biraz ağır gelirdi ama onun cezası da buydu. Binalarında asansör de yoktu. Ben kabul edeceğini tahmin etmezken Minho bir adım önüme geçmiş ve sırtını dönerek eğilmişti. "Atla." Sırıtarak sırtına çıkmış kollarımı boynunda bacaklarımı ise belinin hizasında sabitlemiştim. Kontrollü bir şekilde kalktıktan sonra merdivenlere yöneldi. "Canın acırsa şöyle." Acıdıysa da söylememişti. Kapının önünde beni sırtından indirip zili çaldı. Biraz sonra Nayeon Teyze kapıyı kocaman bir gülümseme ile açtı. "Hoş geldin Jisung." Ayakkabılarımı çıkarıp Nayeon Teyze' ye sarıldım. "Hoşbuldum." "Anne biz hazırlanıp çıkarız, siz de dört buçuk gibi gelirsiniz." "Siz niye erken gidiyorsunuz oğlum?" "Jisung'u birileri ile tanıştıracağım." Minho'nun odasına gittiğimizde kapıyı ardımızdan kapatmıştı. "Beni kimlerle tanıştıracaksın?" "Arkadaşlarımla. Seni merak ediyorlar." Bavulumu kenara koyup yanıma adımladı. Kollarımı boynuna dolayıp burunlarımızı birbirine sürttüm. "Çok mu anlatıyorsun beni?" O da ellerini belime koyup daha da yakınına çekti. "Bana göre çok değil." Bunu söyledikten sonra dudaklarımızı birleştirdi. Ikimizde birbirimizi özlemle öperken onun dudağını biraz fazla ısırmış olmalıyım ki ağzıma metal tadı geldi. Geri çekilip dudaklarına baktığımda alt dudağının kanadığını gördüm. "Özür dilerim." Parmağım ile dudağına dokunduğumda "Sorun değil, acımadı." Diye yanıtladı beni. Dudağında gezinen parmaklarımı yanağına yaslayıp onu kendime doğru çektim. Dudaklarımızı birleştirmek yerine dilimle dudağındaki kanı yaladım ve geri çekildim. Küçükken kan tadına bayılırdım. Bazen dudağımdaki etleri koparıp kanayınca çıkan kanı emerdim. Minho'nun sırıttığını görünce çok azcık minnacık utanmıştım. "Hazırlanalım hadi. Sonra geç kalırız bak." Tutuşundan sıyrılıp kıyafetimi almak için bavulumu açtım. Minho benim gibi yanıma çömelip "Jisung dudağım hâlâ daha kanıyor, bak." Dedi, parmağı ile dudağını göstererek. "Minho, git hazırlan." *** "Anne biz çıktık." "Dikkatli olun." Minho kapıyı kapatırken onun arkasında bekliyordum. Siyah ve sade giyinmişti ama çok dikkat çekiyordu. Dikkat çekmesinin bir diğer sebebi şüphesiz kızıl saçlarıydı. "Hadi gidelim." Parmağıyla burnumun ucuna düşen gözlüğümü geriye doğru ittirmiş, ardından elimi tutmuştu. Gözlüğüm numaranızdı. Güzel durur diye takmıştım ve muhtemelen bir ara sıkılıp çıkaracağım. ***

"Bu da Hoshi." Bir insan tüm okulla nasıl yakın olur anlamıyorum. Geldiğimizden beri neredeyse tüm okulla tanıştım. Bir de bu tanıştıklarım sadece son sınıf. Birkaç tane alt sınıftan çocuk da vardı. Ha bir de şöyle bişi var, ben kimle tanışsam zaten onlar beni tanıyor oluyor. Minho benden herkese bahsetmiş olmalı. "Gördük sonunda şu meşhur Jisung'u. Valla Minho Jisung aşağı Jisung yukarı diye dolaşıyordu." "Abartma." "Yoo, abartmıyorum." Hoshi, arkadaşları onu çağırınca gitmişti. "Minho, senin tanımadığın var mı?" "İlla vardır." "Bitti mi peki?" Tanıdığı kişileri sormuştum. "Bitmedi ama yeter bu kadar." Başımı omzuna yasladığım sırada elinde mezuniyet kepleri ile yürüyen Yuna'yı gördüm. "O da sizin okuldaydı değil mi?" "Hmm. Bizim sınıfta hatta." Ben bu bilgiyi bilmiyordum. "Peki Riwoo, Yugyeom ve Yunho nerede?" Onlar Minho'nun en yakın arkadaşlarıydı. O kadar kişi ile tanıştırıp onlarla tanıştırmaması garip gelmişti. "Daha gelmediler bebeğim." "Hm hm." Yol yorgunuydum ve gelince de dinlememiş, hemen hazırlanıp gelmiştik. Bir kolumu Minho'nun boynuna sarmış, omzuna yasladığı kafamı da daha rahat bir konuma getirdim. "Uykun mu geldi?" "Azcık." Elini belime koyduktan sonra "Gel bir sınıfta oturalım." Demiş ve beni ilerletmişti. Girdiğimiz sınıf boştu. Herhangi bir sıraya oturduktan sonra Minho'nun kıyafetini kırıştırmamaya dikkat ederek sarılmış, kafamı eski yerine koymuştum. Minho da iki kolunu belime sarmıştı. Şuracıkta uyuyabilirdim. Belimdeki elleri belimi okşamaya başladığında kafamı yukarı kaldırıp alttan ona baktım. Minho biraz eğilerek dudaklarımızı birleştirdi. Yavaş ve yumuşak bir şekilde birbirimizi öpüyorduk. Her ne kadar dışarıdan sesler gelse de sınıf boş olduğu için birbirimizi öperken çıkan ıslak sesler duyuluyordu. "Baktım köpek kosuyor bana doğru, ayaklarımı götüme vura vura kaçtım bende." Önce kapının ardından sesler duyuldu ardın da bulunduğumuz sınıfın kapısı açıldı. "Oww! Yürü yanlış zaman." Minho da ben de geri çekilmiş ve gelenlere bakmıştık. Bunlar Minho'nun yakın arkadaşlarıydı. "Birazdan geliriz!" Minho sonuncu sınıftan çıkmadan önce ona bağırmıştı. "Sorun yok kankim. Siz istediğinizi yapın." Arkalarından güldüğümde kapıyı çoktan geri kapatmışlardı. Minho da arkalarından "Salaklar" diye söylenmişti. *** Lee ailesi ile bizler için ayarlanmış sandalyelerde oturuyorduk. Müdür sınıf sınıf öğrencileri çağırıyor ve onlara belgelerini veriyordu. Sanırım en son hepsi birlikte kep atacaktı. Daha Minho'nun sınıfına sıra gelmemişti. Birkaç sınıfın ardından Minho ve sınıf arkadaşları okulun bahçesine kurulan sahneye çıktı. Sınıf öğretmenleri hepsine sıra sıra belgelerini dağıttı. Minho belgesini aldığı gibi sallayıp baba ve annesine gösterdi. Minhoların sınıfından sonra sadece bir sınıf daha çıkıp belgesini almış ardından tüm öğrenciler sahneye çıkmıştı. Okul zaten çok kalabalık değildi ve sahneleri de büyüktü. Tüm öğrenciler sığmıştı yani. Öğrenciler kendi aralarında geri sayın yaptıktan sonra hepsi birden keplerini havaya atmışlardı. Alkışlarken yanımdan bir burun çekme sesi gelince kafamı çevirip sesin kaynağına baktım. Nayeon Teyze hem bu anı videoya çekiyor hem de ağlıyordu. Onun bu komik görüntüsüne gülümseyip önüme döndüm. *** Sullyoon'un Jinni'ye dediği gibi Minho, okulda çok popülerdi ve bir sürü taliplisi vardı. Böyle düşünmemin sebebi üzerimizdeki bakışlardı. Veliler gittikten sonra öğrenciler okulun bahçesinde kendi arasında eğlenmeye başlamıştı. Şuan hiçbir öğretmen yoktu. Bu yüzden biraz fazla başları buyruk hareket ediyorlardı. Yugyeom ve Yunho çalan müzikle başka arkadaşları eşliğinde oynuyordu. Riwoo bizimle beraber oturuyordu. Bazen de onlara gülerek laf atıyordu. Üzerimizdeki bakışlara gelecek olursak; Minho sağ olsun buradaki herkesle tanışmıştım. Tanışırken bazıları sıcak karşılamış, bazıları ise burun kıvırmışlardı bana. Minho diğerlerine göre biraz daha yakın olduklarına benden daha önce bahsetmiş. Bu kişiler arasında burun kıvıranlardan sacede birkaçı var. Hareketli muzik bitmiş onun yerine slow bir çift dansı çalmaya başlamıştı. Yugyeon ve Yunho yanımıza oturduktan sonra Yunho "Bu dans bize göre değil abisi." Dedi. "Niye öyle diyorsun ki? Şuraya çıkıp dans etsek en iyi biz oluruz bebek." Yugyeon'a hepimiz güldük. Yunho yanımızdan kalkarken "Ben bir kız bulacağım kendime. Arkamdan ağlama." Diye Yugyeon'a itafen konuştu. "Ühüüğ!" Yugyeon sesini duyurmak için çok bağırmıştı. Sesi çalan müziği yakındakiler duyacak şekilde bastırmıştı. Etrafımızda oturanlar ona baktığımda kıkırdadım. Yunho'ya duymuş mu diye baktığımda bir kızla dansa başlamıştı bile. "Selam." Yanımıza gelen kumral kıza baktım fakat o bize değil Minho'ya bakıyordu. Minho da kafasıyla selam verdiğinde kız "Dans etmek ister misin?" Diye sordu. Olduğum yerde rahatsızlıkla kıpırdanıp Minho'ya baktım. "Kusura bakma Dayeon ama sevgilimle dans etmeyi tercih ederim." Sevgilim derken kızın gözleri üzgün ve haset dolu bir sekilde bana dönmüştü. "Bunu önceden de tahmin etmen gerekirdi." "Peki, görüsürüz Minho." Kız gitmeden önce tekrar bana baktığında ona pek de samimi olmayan bir şekilde gülümsedim. Kıza üzüldüm fakat bu sevgilimle dans etmek istediği gerçeğini değiştirmiyordu. "Dans etmek ister misin bebeğim?" "İsterim. Birisi daha sana böyle teklif etsin istemiyorum." Elimden tutup beni oturduğum yerden kaldırmış ve beraber kalabalığın arasına karışmıştık. Minho elleri ile belimi kavrayarak iyice yanına çekti beni. Onun omuzlarından tutunduğumda olduğumuz yerde hafif hafif sallanmaya basladık. Dansa başladığımızda sesini bana duyurmak için biraz eğilip "Yoksa dans etmez miydin?" Diye sordu. Bahsettiği şey az önce söylediğim cümleye dayanıyordu. O kız gelmese bile Minho ile tabi ki dans ederdim. "Bu nasıl soru? Tabi ki isterim. Sen teklif etmedin ki! Kız geldikten sonra sordun." Omuzlarımı silkip ona kızgın olduğumu göstermeye çalıştım. Mimiklerimden anlardı gerçi. Anlamazsa diye ve sinirimi çıkarmak için sıktım avuçlarımın altındaki omuzlarını. Ben sıktıktan sonra yüzüme doğru eğilmiş, burnumdan başlayarak sakağıma kadar öptükten sonra kulağıma eğildi. "Fırsat olmadı, hemen Dayeon geldi. Yoksa ben seni dansa kaldırmamazlık eder miyim, sincabım?" Ben de onun gibi yakınımda olan kulağına eğildim. "Her zaman fırsat vardır. Ama sen kendin geç kaldın." Geri çekilip yüzüne baktığımda bana "Ama şuan dans ediyoruz, çok da geç kalmamışım sanki." Dedi. Omzumu silkip dans eden diğer insanlari izlemeye başladım. Mekanı ve insanlari izlerken gözüm Dayeon'a takıldı. Bize bakıyordu ve sanırım gözleri dolmuştu? Bize uzak olduğu için pek belli olmuyordu. Açıkçası kıza bayağı üzüldüm. Belki de Minho'dan uzun suredir hoşlanıyordu ve uzun zamandır bu günün hayalini kurmuştu. Birinin Minho'dan hoşlanması her ne kadar sinirimi bozsa da kızın açısından bakınca üzücü bir durumdu. Daha fazla Dayeon'a bakmayıp kafamı önüme çevirdim. Minho'nun kravatındaki desenleri izlerken onun sesini duydum. "Bir şey mi oldu? Moralin bozuldu birden." "Senin yüzünden." Gözlerine baktığımda bana inanmadığı belliydi. "Sana kızgınım." Minho'ya kızgın değilim ama neden üzüldüğümü anlatmak da istemiyorum. Anlatsam bir şey olmaz ama istemiyorum işte. "Yalan söyleme. Bana kızgınsın belki ama az önce bir şeye üzüldün. " Mimiklerimden neler hissettiğimi anlaması çok hoşuma gitmişti. Dudağımın kenarı kıvrıldığında gözleri bir saniyeliğine oraya kaymış sonra tekrar gözlerime bakmıştı. "Neye üzüldün?" "Bir kıza." Üstü kapalı anlatabilirim. "Neden?" "Sevdiği çocuk başkasıyla dans ediyordu çünkü." Belimdeki elleri ile kısa süreliğine belimi okşadı. Okşarken de dudaklarıma küçük ve kısa bir öpücük kondurmuştu. "İyi kalpli bebeğim benim. Gülümsediğimde müzik bitmişti. Eski yerimize oturduğumuzda gözlerim az önce Dayeon'u gördüğüm yere gitti. Orada değildi. ***

Saat gece yarısını geçeli çok oluyordu. Hatta akrep üçe geliyordu. Okuldan çıktıktan sonra Minho ve arkadaşlarıyla başka bir yere gidip eğlenmeye devam etmiştik. Sanki kendi mezuniyet törenim gibi eğlenmiştim, bulunduğum ortamda da hiç yabancılık çekmemiştim. Biraz, çok azcık içmiştim. Bilincim yerindeydi ama bazen dilim ağzıma takılıyor kelimeleri söyleyemiyordum. İki kez de ayağım ayağıma takılmıştı az daha yere düşüyordum. Ama harikaydım ve sarhoş değildim. "Minho! Şu parka bak!" Minho'nun elimdeki tutusundan sıyrılıp parka koştum. "Jisung yavaş ol, düşeceksin." Onu dinlemeyip parka girdim ve tahterevalliye oturdum. Yanıma gelen Minho'ya karşıyı gösterip oraya oturmasını söyledim. Karşıma oturduğunda onun ağırlığından dolayı yukarı çıktım. "Oha Minho, karınca kadar kaldın." Hem küçük hem de iki taneydi! İkimizde güldükten sonra Minho "O kadar yüksekte değilsin şapşal." Dedi. "Biliyor musun küçükken en korktuğum alet tahterevalliydi. Çünkü hep düşüyordum! Ben de en son binmemeye kadar verdim. Ama bak, şimdi düşmüyorum." Düşmediğimi kanıtlamak için tutunmayı bırakıp ellerimi iki yana açtım. "Jisung yapma, duşe-" Minho daha lafını tamamlamadan kendimi geriye doğru attığım için sırt üstü düştüm. "Jisung!" Minho tahterevalliden inip yanıma geldiğinde güldüm. "Yine düştüm ya." Tekrar gülmeye başladığımda Minho beni yerden kaldırmaya çalışıyordu. "Canın acıdı mı?" Kafamı iki yana salladım. Hissetmemiştim bile. "Hadi salıncağa binelim. Ama sen binmeyip beni salla, tamam mı? Böylesi daha romatik." Diğerine göre daha yüksekte olan salıncağa oturdum. Boyum uzundu ve sallanırken ayaklarım yere sürtsün istemiyordum. Minho da arkama geçip hızlı olmayacak şekilde beni sallamaya başladı. "Bu ne yavaşlık ya!? Üç yaşında bebekler bile daha hızlı sallanıyor!" Minho sanki dediklerimi duymamış gibi aynı hızla sallamaya devam ediyordu. "Daha hızlı Minho, daha hızlı!" "Sonra da sen salıncaktan yuvarlan." "Ayıp ediyorsun." Kafamı yana çevirip onu görmeye çalıştım. "Sen istersin de ben yuvarlanmaz mıyım?" Zaten salıncakta korumalığının üstünde oturuyordum. Yuvarlanmak zor olmayacaktı. Kendimi aşağı bıraktığımda Minho'nun küfür ettiğini duydum. Niye küfür etmisti ki? Kendi dedi bana 'yuvarlan' diye. "Bir tanem ne yapıyorsun ya?" Minho yanıma çömelip saçlarımdaki kumları temizledi. Biraz tepetaklak düşmüştüm. "Yumarlanıyorum. Hatta takla da atabilirim. Yapayım mı?" Takla atmak için hareketlendiğim sırada Minho beni tutmuştu. "Yapma. Eve gidelim hatta. Sen uyu yoksa başına bir iş gelecek.""İyide Minho, daha uyumak için çok erken. Uyku saati güneşin kaybolduğu, ayın çıktığı saat olur." Minho parmağı ile gökyüzünü gösterdi. "Bak şuan ay çıkmış. Yani uyku saati." Gösterdiği gibi gökyüzüne, güneşe, baktım. Sonra da gülüp Minho'yu omzundan ittirdim. "Aptal mısın aşkım? Güneşe ay diyorsun." Sonra tekrar güldüm. Hem de uzunca. Minho oflayıp beni izlemeye başladı. Elimin altındaki kumların varlığının farkına varıp "Aa kumdan kale yapalım!" Diye bağırdım. Kumları avuçlayıp üst üste koymaya başladım. Minho ellerimin pisleneceğini söyleyip beni durdurmaya çalıştı ama kolunu ısırınca kumla oynamama izin verdi. Bir yerde kocaman tepe olmuşken bir yerde de sürekli kum aldığım için çukur oluşmuştu. Bir kez daha avuçlayıp tepemin üstüne koydum. Bir kez daha alacakken kumda siyah bir şey gördüm. "Fosil buldum!" Folisi elime alıp Minho'ya göstermek istedim ama Minho bileğimi tutup durdurdu beni. "Dokunma sakın! Kedi boku o." Kaşlarımı çatıp şaşkınlıkla "Kedi boku mu?" Diye söylendim. Daha yakından bakmak için kafamı aşağı doğru eğdim. Etraf karanlıktı, belli olmuyordu bir sey. Daha iki üç santim eğilmiştim ki hafifte olsa bir bok kokusu geldi burnuma. Kedi yeni yapmış herhalde. "Uff" burnumu tutup geri çekildim. Oturduğum yerden kalkmaya yeltendiğimde Minho kolumdan tutarak bana yardımcı oldu. İkimizde ayağa kalktığımızda Minho hala daha kolumu tutuyordu. Dudaklarımızı birleştirdi fakat dudaklarımız hareket etmedi. "Eve gidelim artık." Ben de aynı sekilde onu öpmüş geri çekilmeden önce de alt dudağını çekiştirmiştim. "Tamam ama ben çok yoruldum Minho." Sanki cok yürümüşüz gibi ayaklarıma kara sular inmişti ve gündüz vakti çok uykum gelmişti. Minho bana arkasını dönüp yere doğru eğildiğinde istediği gibi sırtına çıktım. Kollarımı boynuna, bacaklarımı ise beline dolamıştım. Çömeldiği yerden kalktığında tek elimi yumruk yapıp havaya kaldırmış "Bir sonraki durağımız ev!" Diye bağırdıktan sonra elimle Minho'nun kafasına kornaya basar gibi basmıştım. Ağzımla korna efekti çıkardıktan sonra "Eve götür bizi küçük araba." Demiş ve yanağını öpmüştüm. Minho'nun güldüğünü duyunca ben de kıkırdadım. Çok uzun süredir ben Minho'nun sırtındayken ilerliyorduk. Ev ne kadar uzaktı böyle! "Sı-kıl-dımm" "Bebeğim daha yeni parktan çıktık, bak istersen." Minho geriye doğru döndüğünde az önce oynadığımız parkı gördüm. "Anaa." Bana saatler gibi gelmişti oysaki. "Vallahi seni şuan yemek istiyorum. Çok tatlısın." E bu harika bir haberdi! Ayaklarımı sallayarak "Yiyebilirsin izin veriyorum." Dedim. Bence sesim çok cilveli çıkmıştı. Ben olsam beni hemem şurada, şu banka yatırır... öperdim.Minho keyifli bir ses tonu ile "Bak bakayım bana." Diye mırıldandı. Bankta olan bakışlarımla beraber kafamı da Minho'ya doğru çevirdim. Dudaklarımızı birleştirdiğinde heyecanla karşılık verdim fakat bu Minho denilen şerefsiz hemen geri çekildi. "Minho ya! Bugün beni hiç doğru düzgün öpmedin! Sadece üç kere uzun uzun öpüştük, diğerlerinde hep öptün çekildin. Sen beni artık sevmiyorsun değil mi?" Başı sinirli başlayan konuşmamın sonunda ağlamaya başlamıştım. Konuşurken gözlerim dolmuş ve gözlerimden yaşlar bir bir düşmeye başlamıştı. Bunu fark edince yüzümü Minho'nun sert omzuna yaslayıp gözümdeki yaşları oraya sildim. "Şapşal bebek, ağlıyor musun bunun için?" Cevap vermeyince ciddileşip "Jisung'um bana bakar mısın?" Dedi. Bakmayacağımı belli etmek için kafamı iki yana salladım. Burnumun aktığını hissedince anlık bir refleksle Minho'nun omzuna sildim. Ne yaptığımı fark edince bana kızacağını sanıp bir anlık kokruya kapıldım ama o kızmak yerine endişeli bir şekilde benim ona bakmamı istiyor ve beni sırtından indirmeye çalışıyordu, hatta omzuna burnunu silmem çok normalmiş gibi davranmıştı. Tabi o sırtından inmemi ve konuşmamızı isterken ben ona daha sıkı sarılarak inmiyordum. Bana kızmadığı için, benden tiksinmediği için sevinmiştim. Fakat beni doğru düzgün öpmediği aklıma gelince tekrar ağlamaya başladım. "Aşkım benim, eğer konuşmazsak nasıl anlaşacağız, nasıl kendimi ifade edeceğim? Hm? Hadi in sırtımdan, yüz yüze konuşalım." Bu sefer onun dediğine uyup kollarımı ve bacaklarımı gevşektim. Ayaklarım yere basmış ve Minho'nun ellerini yanaklarımda hissetmiştim. Gözyaşlarımın aktığı yerleri silmiş, onları sildikten sonra da göz pınarlarımda birikenleri silmişti. "Sence benim seni sevmeme gibi bir durumum olabilir mi? Seni her şeyden çok seviyorum. Ben sınava sen olmasan çalışmazdım bile. Kaç puan aldığım, gittiğim okul umrumda olmazdı. Ama seninle beraber olmak, daha çok vakit geçirmek, aynı okulu kazanmak için bu kadar çok çalıştım. Hatta bak sana ne söyleyeceğim..." Yanağımdaki eli ile saç tutamını kulağımın arkasına atmış ve devam etmişti. "Önceki senelerde okul toplantılarında hep benden şikayetçi olurlardı. 'Bundan adam olmaz' , 'boşuna okutmayın' derlerdi. Bu seneki toplantılarda hepsi beni övmüştü. Bayağı da hayret etmişlerdi birden bu kadar çalışmama." Bunları ben güleyim diye anlatıyordu çünkü dudaklarında buruk bir gülümseme vardı. Gülümseme olmasa bile yine anlardım ben. Gülümsediğimde gülüşü büyümüş ve kızarmış burnumu öpmüştü. "Sana böyle düşündürdüğüm için özür dilerim. Böyle olduğunun farkında bile değildim. Gerçekten. Sadece öpmek istiyorum ve öpüyorum. Nasıl öptüğümü fark bile etmiyorum. Öpmek, seni hissetmek yetiyor, bazen de izlemek yetiyor. Seni izlediğimde bile öpmüş kadar oluyorum. Bundan sonra seni çok daha fazla öpeceğim ama. Sıkılırsan o zaman görüşürüz." Sonrasında birbirimize sarılmış ve ben "Sıkılmam ki." Demiştim. Niye böyle düşünmüştüm ki? Birden aklıma gelmiş ve söylemiş bulunmuştum. Sanırım bunda çok azcık sarhoş olmamın etkisi vardı. Bence ağlamam falan hepsi sarhoş olduğum içindi. Içki beni duygusal bir şey yaptı "Minho, ben seni çok seviyorum. Çok. Çok fazla. Kocaman." Kafamı gömdüğüm boynundan kaldırıp gözlerine baktım. "Ben de seni çok seviyorum sulu gözlüm. Kocaman hem de." Sonrasında dudaklarımız kaynayana ve şişene kadar sokak ortasında öpüştük. O akşam biraz fazla öpmüş olmalıyız ki ertesi tüm gün boyunca dudaklarım sızlamıştı, bazı yerlerinde ise yaralar vardı. Eve dönerken de yarış yaparak dönmüştük. Sanki az önce ayaklarım ağrıyor, yoruldum diyen ben değilmişim gibi koşmuştum. Yolu da Minho anlattığı için biliyordum. Yarışa başlamadan önce Minho hangi sokaktan gitmemiz gerektiğini kaybolmayayım diye anlatmıştı. Birinci de bendim. Bana üç kutu dondurma alacaktı. ____________

Bolumu şükür rabbim attım. Hep bu uygulamanın suçu! (O kadar uğraştım, bir beğeni atarsınız artık ;) ) Üzücü bir haber vereceğim, bir sonraki bölüm final

Bölüm sonu

3 yorum