Yeni kurgumuzdan herkese merhabalar efenim!!!
Biraz bekledik bu kurgu için ha ne dersiniz??? Neyse ki deydi diyeceğiniz bir kurgu olduğunu düşünüyorum.
Öncelikle kitabımız bir karanlık romantizm kitabıdır ve okurken kesinlikle ahlaki değerlerinizi çıkarıp atmanız gerekebilir…
O zaman yine, yeni, yeniden diyelim efenim…
S-mafya serisi 2. kitabı, SÜFL-İ AŞK başlıyor…
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~~~~~
Adam elinde tuttuğu son kibrit çöpüne bakarken az sonra kalbininde yıllarca bu kibrit çöpü gibi çaresizce yanacağından bir haberdi. Elindeki kibriti tek bir hamleyle ateşlerken ateşin yansıması kehribar gözlerine düştüğünde dudakları tehlikeli bir edayla kıvrıldı, kutudaki kibritler bitmişti. Bu da son hedeflerinin hemen önünde olduklarını gösterirdi.
Kehribar bakışlar karşısında ki can dostuna döndüğünde elindeki yanan kibriti yere attı, onunda en az kendi kadar hazır olduğunu fark etmesiyle sessizce anlaşmışlardı. İkiside önünde durdukları mekana doğru adımlayarak tüm heybetleriyle içeri girdiler. Adamın bakışları yalnızca hedefi ararken dudakları az sonra yaşanacakların emaresi olarak kıvrılmıştı, ölüm onun için sadece bir zevkten ibaretti.
“Daha gelmemiş, bekleyeceğiz.” diyen can dostuyla bakışları hala çevreyi tararken başını olumlu anlamda sallayarak hem köşede hemde karanlıkta kalan bir masaya geçip oturdular.
Çevrede gezinen bakışları yanındaki arkadaşına döndüğünde masaya bırakılan baltasına kaymıştı bir süre gözleri, can dostunun imza silahıydı. Üzerine kazınmış bir lakap ve aldığı canların kanlarıyla süslenirken adamın adeta sağ koluydu.
“Bugün yoksun sanıyordum.” diyen adamla arkadaşının gözleri ona döndüğünde yeşil bakışlarında ki ateşi görmüştü, tıpkı lakabı gibi…
“Karşında olduğuma göre?” diyen sert sesiyle ne kadar sinirli olduğu belli oluyordu, adam her zamanki hali diye düşünerek sessizce önüne dönerken duyumsadığı kokuyla etrafı tarayan bakışları duraksamıştı.
Çevreyi saran alkol ve ter kokusunun arasından bile bariz belli olan tatlı kokuyla gözleri saniyelik olarak kapanırken adam anlam veremedi, böyle bir yerde bu kokunun ne işi vardı?
“Ne alırdınız?”
Duyulan naif sesle adamın kalbi ilk kez yaşadığını hissettirircesine göğüs kafesine çarptı. Bir yandan yaşadığı anlamsız heyecanla nefesini tutmak isterken diğer yandan ise duyduğu kokuyu son bir hücresine kadar içine çekip en karanlık köşesinde saklamak istiyordu. Neydi bu saçma his?
Bakışları sonunda yanında dikilen gölgeye döndüğünde görüş açısına giren ilk şey dalgalı tutamlar olurken ona dönen gözleriyle barda ki loş ışığa lanetler etmişti. Eğer böylesine loş olmasılardı karşısında ki küçük kızı bir melek gibi görüyor olmazdı.
“İki votka.”
Kelimeler dudaklarından istemsizce dökülürken ne istediğinden bile bir haberdi, sadece bu tatlı kokuyu daha fazla almak istiyordu. Sesi dudaklarının üstünde duran maskeden dolayı boğuk çıksa da kız onun ne dediğini anlayarak başını hızla olumlu anlamda sallayabilmişti, belki de ateşi andıran gözlerinden korkmuştu. Emin değildi adam.
“Hemen geliyor.” diyen kız uzaklaşarak adamın hala görüş açısında olan bara gittiğinde bile adam gözlerini kızdan ayıramamıştı. Burada çalıştığı halde neden buraya ait gibi durmuyordu?
“Ne bok yaptığını sanıyorsun sen?” diyen arkadaşının sert sesiyle bakışları yanına döndüğünde az önceki olaydan dolayı gerilen bedeni oldukça kasılmıştı.
“Beş yaşında değilsin ve burada ki kimse başından aşağı boşaltmayacak. Kapa siktiğimin çeneni.” diyerek tekrardan bakışlarını çevirdiğinde kızı aynı yerde bulamamasıyla kaşları çatılmıştı. O esnada yakasına yapışan bir elle bakışları gözlerinin hemen önünde duran baltanın keskin tarafıyla kesişmişti.
“Tekrar et.” dedi arkadaşı ürkütücü bir tonda. Yanında ki her kim olursa olsun asla bir eyvallahı yoktu arkadaşının, kimse ona istemediği sözleri edemezdi.
Adamın bakışları baltadan ayrılarak arkadaşının gözlerine döndüğünde kehribar bakışlarında ne bir korku ne de herhangi bir tedirginlik vardı, ölüm ona her zaman bir nefes kadar yakınken bundan korkacak değildi.
“İndir şunu.” dedi adam en az arkadaşı kadar ürkütücü bir sesle.
“Eğer sesini kesmezsen bu mekandan çıkacak bir diğer cesette sen olursun, akıllı ol.” diyen sert sesinin ardından elindeki baltayı masaya atarak tekrardan arkasına yaslanmıştı.
“Dua et çocukluk arkadaşımsın.” dedi adam önüne dönerken.
“İyi, dua et o zaman.” diyen arkadaşıyla içten içe gülesi gelse de yüzünde mimik dahi oynamamıştı. Her ne kadar atışsalarda birbirlerine en iyi anlayan ikili onlardı.
Aldığı derin nefesle ona doğru gelen kadını duyumsadığında sırtındaki bakışların derinliğini hissetti adam. O sırada masaya bir tepsi bırakılırken yanında eğilen bedenle dalgalı saçlarından süzülen tatlı koku adamın ciğerlerine akın etmişti.
Adam başını istemsizce kıza doğru çevirdiğinde o an tek yapmak istediği kızı daha da yakınına çekerek burnunu tatlı kokunun kaynağına gömmekti. Elleri bu istekle kasılırken masanın altında yumruk yaparak kendine hakim olmaya çalıştı.
Sessizce içkileri masaya bırakan kız geriye çekilmeden adamın hemen yanından ilerlediği sırada cebinde hissettiği küçük parmaklarla adam elini hızla parmakların sahibini doğru uzatarak bileğinden yakalamıştı. Bakışları tatlı kokulu hırsızına doğru döndüğünde kızında şaşkın bakışları ateş gözlerine düşmüştü.
“Cüret dahi etme.” dedi adam sakin ama baskın bir sesle. Kız elini hızla geriye çektiğinde adam sessiz kalarak kızın kaçmasına izin vermişti, bu sebepten kimseye kızmazdı. Tanrı katındaki günahlar onun ilgi alanı değildi.
Kız ise yaşadığı şaşkınlıkla hızla bar tezgahına ilerlerken boğazı heyecandan ve oldukça fazla aldığı alkolden kurumuştu. Titreyen elleri önlüğünü çıkartıp tezgaha bırakırken aklı almıyordu, aylardır tek bir falso bile vermemişken bu adam onu nasıl yakalayabilmişti?
Hemen önünde titreyen telefonla dikkati dağılırken gördüğü mesajla gözlerinin sinirle dolduğunu hissetti kız, yan tarafında kime hazırlandığını bile bilmediği bardağı sertçe kafasına diktiğinde gözleri artık buğulu görmeye başlamıştı. Mesaj yetimhane müdüründendi, artık 18 olduğu için eşyalarının kapının önüne konduğu boktan bir iletiydi.
Sanki tüm mekan kızın ruhunda ki çığlıkları duymak için sessizleştiğinde kızın ela bakışları sahneye dönmüştü, arkada hazırlanan şarkıcıyı bekledikleri aşikardı ama kız umursamadan içtiği alkollerin vermiş olduğu cesaretle sahneye doğru adımlayarak parmaklarını mikrofona sardı.
O an gözlerinden birkaç damla yanaklarına süzülürken daha fazla bu duruma dayanmak istemediğini hissetmişti, artık bu hayatı istemiyordu. Aralanan dudaklarından kalbinin sesini ifade eden sözler dökülürken ruhu sessizce gözlerini kapatıp dinlemeye başladı.
“Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer, her gece.” Şarkı dudaklarından dökülürken mekan olabildiğince sessizleşmişti, adamın ise bakışları sadece kıza kilitlenmişti. “Yalnızlık sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna. Olur olmaz yere ıslanıyorsa kirpiklerin artık her şeye.”
Kızın gözlerinden süzülen damlalar yanaklarına doğru bir yol alırken adam hissettiği öfkeyle yerinden doğrulmuştu, neden ağlıyordu bu kız?
“Anneni daha sık anımsıyorsan, hatta anlıyorsan.”
Kızın zihninde hiç var olmayan ailesi canlanmıştı, bu kadar mı nefret etmişlerdi ondan? Daha dünyayı göreli birkaç gün olmasına rağmen ondan kurtulmak isteyecek kadar…
“Kalbini bir mektup gibi buruşturulup fırlatılmış, kendini kimsesiz ve erken unutulmuş hissediyorsan.” derken kızın gözleri yavaşça açıldığında tek bir noktaya odaklanmıştı, adamın lav misali içine akan bakışlarına. “İçindeki çocuğa sarıl, sana insanı anlatır.”
Dudaklarından dökülen sözleri sanki ona söylüyormuş gibi hissetti adam, içinde ki çocuk haykırarak ağladı. Kızı yanında istedi.
“Eller günahkar, diller günahkar… Bir çağ yangını bu bütün, dünya günahkar.” diye yükselen şarkıyla kızın gözleri kapanırken adam yavaşça kalktı oturduğu sandalyeden, bakışları kızın tezgaha bıraktığı önlüğüne düşmüştü.
Yavaşça oraya doğru adımladığında bakışları açık kalan ekrandaki mesaja kaymıştı. Adamın kaşları derinden çatılırken o an hiç yapmayacağı bir şeyi yaptı, cebinden çıkardığı cüzdanından kendine özel tasarlanmış kredi kartlarından birini aldı. Üzeri simsiyah ve herhangi bir isim belirtmeyen limitsiz bir kredi kartıydı bu, telefonun altına gizledikten sonra cebinde hep bulundurduğu not defterinden siyah bir sayfa koparıp beyaz mürekkepli kalemini eline aldı.
“Masum değiliz hiçbirimiz.”
Bakışları tekrardan kıza kayan adamın kalbi gürültüyle çarptı ve parmakları izni dışında hareket ederken kelimeler kağıda döküldü.
‘2903 / Zamanı geldiğinde yanında olacağım ve bana olan borcunu o zaman ödeyeceksin. Şimdilik mutlu yıllar minik serçe, beni bekle…’
Notu bıraktığında bakışları önlüğün üstündeki isime takılmıştı.
Elvin…
Kıvrılan dudaklarıyla son kez sahneden inen güzel kıza bakışları dokunduktan sonra arkadaşının baltayı birinin boynuna saplamasıyla herkes çığlık atarak dışarı kaçmaya başlamıştı.
“Cennet çiçeği…” diye mırıldandı adam elindeki telefonu ve önlüğüyle dışarı çıkan kızın arkasından bakarak, ardından başını olumsuz anlamda sallamıştı.
Hayır, bu kız onun için cennet değildi. Cehennemin ta kendisiydi…
~~~~~~~~~
Ve işte karşınızda yeni kitabımız…
S-mafya serisi’nin ikinci kitabı sizlerle!
Başta da dediğim gibi, okurken ahlaki değerlerimizi kapı dışarı etmemiz gereken bir kurgu bizi bekliyor.
Tekrar söylüyorum, bu bir kurgu efenim. Gerçeklikle bir ilgisi yoktur, sadece ben deniz yazarınızın hayal dünyasından ibarettir. Kaldı ki bu kitabın bir karanlık romantizm kitabı olduğunu da lütfen unutmayalım!!!
Yer yer utanacağız, yer yer mutlu olacağız ve tabiki bildiğiniz üzere yer yer üzüleceğiz…
Fakat bunların yanı sıra bu kitapta diğer kitaplarımın aksine korkacağız, gerçek hayatta var olsaydı asla kabul etmeyeceğimiz karakterlere aşık olacağız. Çünkü neden olmasın… ;)
Aynı zamanda diğer kitaplarımı okuduysanız ya da okuyorsanız bilirsiniz ki +18 sahneler mevcuttur ve bu kitabımızda da mevcut olacaktır. Ayrıca küfürlü, argo ve kanlı sahnelerde mevcuttur. Şimdiden bilginize duyurulur…
Ve şimdiden yolculuğumuza hoşgeldiniz, bakalım bizi bu kitapta neler bekliyor olacak. Hadi okuyup görelim… ;)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥



