İçeriğe geç

Suda Dans Eden Yıldız

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Suda Dans Eden Yıldız

Bölüm 2

-DÜŞEN YILDIZ-

Sinirliydim. Çevremdeki baskılar beni yoruyordu. Koridorlarda yürürken gözlerim pencerelerdeydi. Gökyüzüne, yıldızlara bakıyordum. Astronomi ile ilgili pek çok kitap okumuştum; yıldızların insanlar üzerindeki etkisi hakkında az çok bir şeyler biliyordum. Bu konu sanırım artık takıntılı bir hal almıştı. Birisiyle tanıştığımda doğum tarihini öğrenip yalnız kaldığımda yıldızların ve gök cisimlerinin birbirlerine olan açılarını hesaplayarak burç analizi yapıyordum. Tanıştığım insanların hayatlarının nasıl olacağını, zaaflarını ve güçlü yanlarını öğrenebiliyordum. Ayrıca pek çok kızla olan uyumuma da bakmıştım. Balık burcu olmamın sonucunda ilişkilerde harcanan taraf hep ben oluyordum. Bazen inanmayıp kendimi bu ilişki çukurlarına atıyordum ve her defasında doğru çıkıyordu. Doğru kişiyi bir türlü bulamıyordum. Benim gibi biri olsa, yalnızca biz olsak, gözlerimiz buluşsa, ama hayır, öyle birisine denk gelmedim. Evlenebileceğim insanlar hep sinirliydi, sanırım prens olmak bana fazla ağır geliyordu. Ülkemin insanı genel olarak hırçındır; zaten tuhaf gözle bakılır benim gibilerine, yaşamak için başkalarına ihtiyacı olan acınası varlıklar gibi görülüyorduk. Sanırım benim yüzümden saltanat sona bile erebilir. Kimseyle doğru düzgün ilişki kuramıyorum; stratejik bilgim yok denecek kadar azdı, kontrolü hızla ele alınabilecek bir piyondum kraliçeye göre.

Hilali saklayan bulutlar sonunda gökten çekiliverdiler, ayın ışığı limanı aydınlatmaya başlamıştı. Yıldızlar, galaksiler hepsi ortaya çıkmıştı. Deniz, gökyüzünün mavi tonlarıyla boyanmıştı. Manzara etkileyiciydi, arada gökten kayan yıldızlar, semanın hala hareket halinde olduğunu hatırlatırcasına uzanıyordu. Yıldızlar ateş gibi yanıyordu. Cygnus takım yıldızı gökte en belirgin olanıydı. İçimden bir ses bana limana inmemi söylüyordu, şatodan çıkmayalı çok olmuştu. Odamın yakınına gelmiştim. Bu saatte muhafızlar her yerde olmalıydı. Şatonun içerisini gözüm gibi bilirdim; odaları, karmaşık koridorları, merdivenleri ve gizli geçitleri. Her ne kadar gizli diye anılsalar da pek çoğunu saraylılar aktif olarak kullanırdı. Ancak sadece benim bildiklerim de vardı.

Odamın içerisine girdim. İçeriye vuran ayın naif ışığı, şöminenin kızıl kızıl közleri, duvardaki doğal taşların parlayıp kendilerini belli etmeleri, balkonuma açılan çift kanatlı pencerenin kenarındaki camların ay ışığını kırması ve odayı mor ile maviye boyaması, hafif esen rüzgarla savrulan tül perdenin dansı beni liman konusunda tereddüte düşürdü. Açıkçası uykum da vardı. Perdenin savrulup etrafa saçıldığı pencereden tuvalimin olduğu balkona çıktım. Balkonun camdan korkuluklarını ellerimle kavrayıp denizin kokusunu içime çektim. Tuvalime çarpan gözüm onda takılı kaldı. Gökyüzünde eksik bir yıldız vardı, aslında şu an en parlağı da oydu, ayın hemen bitişiğindeydi. Başına buyruk bir şekilde mavimsi bir parıltı yayıyordu. Yeni bir yıldızdı bu, benim yıldızım olmalıydı. Teleskobumla incelemeye başlamadan birden parıltısı titremeye başladı. Mor ile mavinin birbirine karıştığı gökyüzündeki başına buyruk yıldızım titremeye başladı. Parıltıları dans ederek düşen sarmallar şeklinde limanın ortasına akıyordu. Parıltılar aşağıya indikçe yıldız kayboluyor, fakat limanda parlamaya başlıyordu. Hiç yıldız limana iner miydi?

Sarmallar birbirlerini buldu, özlem giderir gibi, birbirlerine dolaşıyorlardı, sanki örgü örer gibi nazikçe ve dikkatlice. Sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi tek ses yoktu kalp atışlarım dışında duyabildiğim. Yarı şeffaf bir elbiseye dönüşmüştü yıldız limanın üzerinde. Teleskobuma yetişip daha dikkatli bakmaya çalıştım. Şu zamana kadar fanilere yukarıdan bakan semadan bir tek yıldız inmişti yeryüzüne, benim yıldızım. Zarif elbisenin içerisinde bir siluet belirdi. Hayat bulurcasına, elleri ayakları yüzü oluştu ışıklar içerisinde, ilk nefesini aldı birden, rahatlayarak. Ellerim çok fazla titriyordu, gökten düşen yıldız bir kıza dönmüştü, zarafetle bir elini kaldırıp ayaklarını birbirine yaklaştırıp yavaşça dans ediyordu. Yeryüzünü selamlıyordu. Dans ederken suya batmıyordu, şu mavi dehliz bile utanıyordu ondan, bastığı dokunduğu her şey mavi ışıklar saçıyor, kendisine uyum sağlıyordu. Deniz onun hareketlerini taklit edercesine hareket ediyordu, halbuki dalga bile yoktu bu limanda.

Gökyüzü mora bulanmaya başladı, kalbim sızladı. Sen benim düşen yıldızımsın, bense fani gözlerimle seni izleyen bir yüz karasıyım. Dansı gittikçe hareketli bir hal alıyordu, rüzgar daha sert esmeye ve lavanta kokmaya başlamıştı. Bu kız yeri yerinden oynatırdı, semayı yerle bir ederdi, benim kalbime dokunurdu. Dudakları mavinin arasında parlayan yakut gibiydi. İçimde ona bir özlem hissetmeye başladım. Dansını şiddetli bir şekilde sonlandırdı, yer zınladı. Rüzgar çarptı her yeri. Kendini ait olduğu yermişçesine suya bıraktı yavaşça, derinlere bıraktı. Korkulukları o kadar sıktığım için çatladılar. Geri gelecek değil mi? Gitmeli miyim? Aklımda türlü türlü sorular yankılanıyordu ama emin olduğum tek şey onun gitmesini istemediğimdi...

Bölüm sonu

9 yorum

  • Yazım tarzın o kadar güzel ki umarım adını bir gün raflarda görürüz 🥺

    1Yanıt
  • Sadece küçük bir detay, paragrafların çok büyük. Arada bir boşluk bırak çünki hem böyle uzun görünüyor hem de kitabı yazdığında tam baktığımızda yazılar da küçük olursa çok az gözükecek. En iyisi parqgraflara boşluk bırak. Diyeceklerim bunlardı.

    1Yanıt
  • Çok beğendim çok güzel yeni bölümü hemen paylaş. :))

    1Yanıt
  • Çok iyi olmuş bu bölüm ama hala geniş zaman ve geçmiş zamana dikkat etmiyorsun. Benim yorumum bu kadardı. Batuhanlı Semanur 4 bölüm yazdım okursan sevinirim.

    2Yanıt