"Prens Koji, Kraliçe hazretleri sizinle konuşmak istiyor," dedi süitimin büyük kapısını tıklatarak konuşan hizmetçi. Cevap vermedim, süitimin balkonundan Asterran'ın büyüleyici liman manzarasını çizerken. Abartılı bir şekilde nefesimi verdim ve oturduğum sandalyeden kalkıp süitimin içine girdim. Üstümdeki rahat ipek geceliğimi çıkardım. Annem resmiyeti severdi. Hızla beyaz gömleğimi ve mor üzerindeki altın işlemeleriyle oldukça şatafatlı takımımı giydim. Hizmetçi, duyduğumdan emin olamayarak hâlâ beni uyarıyordu.
Süitimin içinden hızlıca o büyük çift kanatlı kapıya vardım ve yavaşça aralayıp hizmetçiyle göz göze geldik. Başını eğdi. Annemin seçtiği güzel denilebilecek kızlardan bir tanesiydi. Evlenmem için artık etrafımı kızlarla doldurmuştu. Bir köleye bile razıydı. Ona da hak veriyordum. Bir prens olarak 23 yaşında artık evlenecek birisini bulmalıydım, hiçbir zaman diğer krallıklardaki prenseslerle evlenme düşüncelerim olmamıştı; zaten yeterince güçlüydük. Daha büyük topraklar daha fazla kaos demekti. Diğerlerinin aksine biz kendi kendimize yetinen bir krallıktık.
Yanımda başını eğerek yürüyen kız, dudaklarını utanmışçasına ısırıyordu. Ona baktığımı görmemeliydi. Gerçekten güzeldi. Sesi oldukça naif bir kızdı. Kendinden utanıyordu. Gecenin sessizliğini bozan ayak seslerimiz yankılanıyordu. Annemin süitinin karşısındaydık. Kıza teşekkür edip kapıyı tıklattım. "Majesteleri, girebilir miyim?" Annem benimle sadece gözlerden uzak iken ilgilenirdi, kraliçe olmasına rağmen. Şu zamana kadar anne olarak bildiğim oydu ama annem olarak hissettirmiyordu. İçeri girmemi söylediğinde kapıyı açtım.
Kraliçenin süiti şatodaki en gösterişli olanıydı. Camın oldukça sık kullanıldığı ama mahremiyeti koruyan bir tasarımdı. Süitin içindeki meşaleler geceyi loş bir ışıkla aydınlatıyordu. Üzerinde işlenmiş hikayeler gizli olan Türk halılarıyla doluydu yerler. Süitin sol tarafında üç büyük çift kanatlı cam kapıdan oluşan ve kapıları açıldığında yine liman manzaralı fakat camdan yapılma bir balkon vardı. Süitin içindeki camlar yukarı çıktıkça daha da artıyor, gökyüzünün mistik görüntüsünü bir tablo gibi gözler önüne seriyordu.
Kraliçenin huzurundaydım. Başımı eğip, kolumu göğsüme götürdüm ve onu saygıyla selamladım. Hiçbir şey demedim. Beni dikkatlice izliyordu. O da konuşmuyordu. Bir süre sessizlikten sonra, derin ve hüzünlü bir nefes verdi. "Koji..." ağlamaklı bir sesi vardı. "Sence de artık vakti gelmedi mi?" Başım istemsizce ona bakmak istermişçesine kıpırdadı.
"Anne, kimseye aşık olmadım, getirdiğin bütün kızlar harikaydı. Ama hiçbiri kalbime dokunamadı."
"Çok seçici davranıyorsun." Sinirlendim, dişlerimi sıkmaya başlamıştım.
"Tam senlik bir kız buldum." Sesi yapmacık bir neşeyle dolmuştu. "Bir yazar, tıpkı senin gibi, birçok ortak yönünüz var ve oldukça itaatkar bir kız."
"İtaatkar..." yapmacık bir kahkaha attım. "Ne için peki, senin her söylediğini yapsın diye mi, beni kontrol etmek için mi?"
"O zaman ne yapacaksın, böyle bekar mı kalacaksın? Halkın varislere ihtiyacı var."
"Acele etmek istemiyorum."
"Ama acele etmen lazım, güzel yavrum." Yanıma kadar gelmiş, eliyle yanaklarımı nazikçe kavramıştı.
"Sizin gibi bir evliliğim olmasından korkuyorum." Kraliçe istemsizce geri çekildi bir anda, sessizce ve sinirle beni izliyordu. Ona karşı hiçbir şey hissetmiyordum. "İzninizle, çıkıyorum." Ona bakmadan hızlıca çekip gittim. Ben giderken hâlâ beni izliyordu, nefes alıp verişini giderken bile duyabiliyordum. Başından kaynar sular dökülmüştü. Ama ben ciddiydim.










