İçeriğe geç

Suçlu muyum?

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Suçlu muyum?

Bölüm 3

3. Bölüm:tanışma

“Ne işiniz var sizin burada” diye sordum. “Asıl senin ne işin var burada” diye cevap verdi bir tanesi. Diğeride “Osman malmısın burası onun evi ya hani” dedi. Bir anda kalkıp Osman bir adım geri çekildi, gözleri hâlâ üzerimde.“Serhat Komutan’a haber vermeliyiz,” dedi.“Komutan mı?” dedim, kaşlarımı kaldırarak. “Siz hâlâ bana ne olduğunu anlatmadınız, şimdi de biri daha çıkıyor sahneye?”Diğer çocuk cebinden küçük, garip bir cihaz çıkardı.“Evet, onu bulduk… burda… hatırlamıyor. Evet Serhat abi… bekliyoruz.”“Serhat abi mi?” dedim kendi kendime. “Komutan mı, abi mi? Bu evrende unvanlar mı karıştı?”Tam sinirden patlamak üzereydim ki kapı aralandı.Kapının açılmasıyla içeri giren adam…Zaman bir saniyeliğine durdu sanki.Uzun boylu, sert yüz hatlarına sahip, siyah bir ceket giymişti.Bakışları… karanlık ve keskin.Kendinden emin yürüyüşüyle sessizce odaya girdi.Ona bakarken içimde tanımlayamadığım bir duygu yükseldi.Tanımıyor gibiydim ama bir parçam, çok eski bir yerden onu tanıyor gibiydi.Gözlerini üzerime dikti.Diktiği anda balışları yumuşadı O an, sadece ikimiz vardık odada sanki.Osman hemen doğruldu:“Komutanım.”Adam kaşlarını kaldırmadan hafifçe başını salladı.Sonra bana döndü.Bir süre konuşmadı, gözleriyle yüzümü inceledi.Ne korku vardı bakışlarında, ne şaşkınlık.Sadece… tanımış gibiydi beni.“Sen…” dedi yavaşça.“Gerçekten geldin ha.”Omzumu silktim.“Ben nereye geldiğimi bile bilmiyorum. Serhat değil mi? Komutan falan diyolar ama üstünde ne üniforma var ne rozet.”Adam hafifçe gülümsedi.Soğuk ve anlamlı bir gülümseme.“Komutan değilim,” dedi. “Babam öyleydi. Onun ünvanı bana yapıştı. Hoşuma da gitmiyor ama… itiraz edecek hâllerinde değiller.”Bir anlık sessizlik oldu.Adam gözlerini kaçırmadan bana bir adım daha yaklaştı.Sesi daha derinleşti:“Senin burada olman… bazı şeyleri tamamen değiştirecek.”Kaşlarımı çattım.“Ne gibi şeyler?”Serhat başını eğdi, sesi alçaldı:“İnsanlar bizi öldürmek isiyor” “Ben de dâhil, hiç kimse senin bir gün burada olacağını düşünmemişti. Ama işte buradasın. Ve bu… bazı planları yıktı.”Kalbim göğsümde yumruk gibi atıyordu.O bana bir şeyler söylüyordu.Açık açık değil. Ama dolaylı, derin, içini kemiren sözlerle.“Ben kimim senin için?” diye sordum.Bir anlık duraksadı.“Henüz hatırlamadığın biri,” dedi.“Ama yakında… ya yeniden tanıyacaksın, ya da benden korkacaksın. “Lütfen bu bir ya olsun lütfen”. “Osman, Emre bizim gruba haber verin hemen gelsinler” Hemen koltuğa oturup şakaklarımı ovdum. Başım zonkluyordu.Bu dünyanın… ya da her neresiyse burasının… bana ağır geldiğini ilk kez açıkça hissettim.Bedenim yorgundu ama asıl kafam paramparçaydı.Serhat sessizce yanıma geldi.Yanıma oturdu.Dizlerini dirsekleriyle destekleyip bana döndü.Birkaç saniye boyunca hiçbir şey demeden öylece baktı.Yargılayan değil… çözmeye çalışan bir bakıştı bu.Sanki zihnimin içini okuyormuş gibi…Ben de başımı çevirip ona baktım.Aramızda yarım karış mesafe vardı sadece.“Bak,” dedim, sesi yükseltmeden ama kararlı bir tonda, “ben hâkimim.Ünlü bir hâkimim. Yani… basında haber olanlardan, kararıyla gündem değiştirenlerden.Beni biri buraya şaka olsun diye getirdiyse, çok kötü bir fikir.”Serhat başını usulca salladı.“Biliyorum,” dedi.Yüzüne daha dikkatli baktım.Ne küçümsüyordu beni, ne inanmaz gözlerle bakıyordu.Sadece… biliyordu.“Yani beni tanıyorsun?” diye sordum, biraz kuşkuyla, biraz umutsuzca.Başını bir kez daha salladı.“Evet, tanıyorum.”Bir yutkundum.Bu kadar net oluşu daha da ürkütücüydü.“Nasıl yani? Nereden? Bu mümkün değil…”Serhat gözlerini kaçırmadan konuştu:“Beni hatırlamıyor olman, seni tanımadığım anlamına gelmez.”Ses tonu o kadar sakindi ki cümle içime işledi.“O zaman anlat,” dedim.“Ben buraya neden geldim? Bu saçma yerde ne işim var? Neden herkes bana bakınca ya korkuyor ya da bir şey saklıyormuş gibi susuyor?”Serhat bir süre sustu.Sonra yavaşça arkasına yaslandı.Kafasını tavana kaldırdı, derin bir nefes aldı.Sesi kısık ama netti:“Çünkü Irmak Karahanlı, bu dünyada adaletin değil… felaketin adı.” “Nasıl yani?” dedim, gözlerimi kısıp ona doğru eğilerek. “Ne felaketi? Ne saçmalıyorsun sen?”Serhat gözlerini bir an kapattı.Sanki anlatacağı şeyi içinden defalarca tekrar etmiş gibi.Sonra gözlerini açtı, bana baktı. Direkt, sert, ama içinde kırık bir şeylerle.“Biz…” dedi yavaşça,“Bu dünyada… en azılı suçlulardanız. İkimiz de.”Bir kahkaha patlattım. İstem dışıydı. Sinirden, inançsızlıktan.“Kusura bakma ama…” dedim, “benim sabrım da sınırlarım da tükendi. Sen ciddi misin?”O hâlâ ciddiydi. Hatta fazlasıyla.“Bu dünya Irmak Karahanlı’yı yargıladı. Çoktan. Hakkında sayfalarca dosya var.Onlarca suçlama.Kaçış, cinayet, sabotaj…Ve en önemlisi… Komutan Vural Arslan’ın oğluyla birlikte kaçmak.”Beynimin içinde bir şey patladı.“Ne?” dedim, ayağa kalkarak. “Kiminle?”Serhat yerinden kıpırdamadı. Sadece gözlerini bana dikti.Karanlık, sorgulayıcı, ama içinde garip bir şefkat olan bakışlarla.“Benimle.”Kelimeler boğazımda düğümlendi.“Hayır…” dedim, başımı iki yana sallayarak. “Bu mümkün değil.Ben kimseyle kaçmadım. Ben kimseyi öldürmedim.Ben… ben adaleti savundum.”“İşte sorun da bu,” dedi Serhat, ayağa kalkarak.“Sen bu dünyaya ait değilsin Irmak.Ama geldiğin anda… bu dünyanın gerçeklerini değiştirdin.Ve sen buraya geldiğinde, senin suçun… adaletin kendisi oldu.”Bir an kalakaldım.Ne düşüneceğimi bilemeden.Sadece tek bir cümle döküldü dudaklarımdan, titrek bir fısıltıyla:“Ben… suçlu değilim…”Serhat yaklaşarak omzuma dokundu.“Bunu sen biliyorsun. Ama bu dünya bilmiyor, Irmak.” Bir süre sessiz kaldım.İçimden geçen yüzlerce düşünce vardı ama hangisinin gerçek hangisinin panik olduğunu ayırt edemiyordum.Gözlerimi Serhat’tan kaçırmadım.Artık ondan korkmuyordum.Ama hâlâ ona tam olarak güvenmiyordum da.Sadece… gerçeği bilen tek kişi oydu.Dizlerimi karnıma çektim, kollarımla sardım.Sesim yavaş ama netti:“Peki… biz buraya nasıl geldik?”Serhat başını azıcık yana eğdi.Bu sefer dudaklarında çok ince bir gülümseme vardı.Acı mıydı, umut mu… ayırt edemedim.“Senin geldiğini ilk ben buldum,” dedi.“Sonra her şey değişti. Sen gelince… bu dünyada çoktan yıkılmış olan bazı şeyler kıpırdamaya başladı.”Kaşlarımı çattım.“Yani ben seni de mi… buraya sürükledim?”Başını iki yana salladı.“Hayır. Ben zaten buradaydım.Ama senin gelmenle birlikte kader değişti.Çünkü bu dünyada seninle birlikte kaçan kişi bendim.”Derin bir nefes aldım.Kalbim boğazıma kadar çıkmış gibiydi.Kelimeleri dikkatle seçtim:“Yani burada… biz beraber miydik?”“Beraber değil,” dedi usulca.“Beraberden daha fazlasıydık.”Gözlerini kaçırmadı. “Ama o hikâye yarım kaldı.”Bir an beynimden aşağı kaynar sular döküldü.Bu adam… bana bir şey anlatmıyordu sadece.Beni… tanıyordu.Sevmişti belki de.Ve ben… hiçbir şey hatırlamıyordum. Bir anda arkadan “biz geldik” diye bir ses geldi. Onlarda bana baktığında şaşırmıştı. Serhat direkt ben yorulmayayım diye beni tanıttı. “Kaan, mardinli bu ırmak, ırmak zaten sen isimlerini biliyorsun. Arkadan bir kadın geldiğinde içim rahatladı. Sonunda bir kadın vardı aramızda. Serhat kısa ve net bir şekilde beni tanıttı. Kadının adı Kardelen’di. Kardelen, Osman’a doğru yaklaşıp “Ne yapıyorsun aşkım?” diye sarıldı. Aralarında mutlaka bir şeyler vardı, hissediyordum. Sonra arka kapıdan sırayla Ege, Rüzgar ve Bella girdi. Toplam dokuz kişiydik. Osman’ın sesi arkadan geldi:“Komutanım, ne bok yiyeceğiz biz şimdi?”“Pardon, siz ne bok yiyeceksiniz?” “Emre sen Basını bizim konferans sarayını oraya çağır” dediği anda Serhata baktım. “Ne basını” “açıklama yapacağız”. “Ne açıklaması…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.