İçeriğe geç

Suç defteri

Bölüm 27 · 4 dk okuma

Suç defteri

Bölüm 27

Benim Davam 1

4 yıldır çalıştığım büro bana açıkça, iflasa gittiklerini ve kovulacağımı söylemesi beni hayel kırıklığına uğrattı. Ve ben buradaki son davamı alacaktım. Önümde iki seçenek vardı. İlki; azılı suçlardan tutuklanan mahkumlardan kaçan birini yakalamaktı. İkinci ise; yaşlı ve sekiz kedi bakan bir teyzenin minik yavru kedisini bulmaktı. Ben ilk seçeneği daha çok beğendim ve terciğimi ondan yana kullandım. Sonra davanın detaylarını öğrenmeye başladım. Önüme fırlatılan dosyayının sayfalarını çevirirken sonunda kaçtığı yeri buldum. Aslında bu son davamın tadını çıkararkak çözmek daha cazip gözükse de ben, bu gün incemeye başladım. İlk olarak, şirketin verdiği ve teslim etmem gereken o arabaya atlayıp, hapishaneye gittim. Yolda gözlerim doldu. Aklıma aldığım tehditler ve beni aşşağılayan dedektifler geldi. Kırk beş dakikalık yol sonrası oraya gittim. Güvenlik beni içeriye olmak istemedi, rozetimi ve kimliğimi çıkarıp ona gösterdim ve birden bana karşı olan tutumu değişti gülümseyerek niye geldiğimi sordu, hapishaneden kaçan suçlu için geldiğimi söyledim. Suçlunun lakabınıda bu konuşmada öğrendim. "Profesör mavi kutu" ...

Acaba neden böyle bir lakabı vardı? Güvenlik görevlisine verdiği bilgiler için teşekkür ederek ilerledim. Biraz ileride bir gerdiyan gördüm. Ona rozetimi göstererek ne için geldiğimi söyledim. Zaten haberi varmış. Bana gitmem gereken yere kadar eşlik etti. Yolda hiç kimse ile karşılaşmamış olsamda sürekli izlendiğimi hissediyordum. Her yerde kameralar vardı. Hücrenin yakınındaki kameraların çalışmadığını fark ettim. Belli ki suçlunun marifeti idi. Gardiyan bana kırk dakika verebileceğini söyledi. Teşekkür ettim ve başımdan uzaklaştı. İçeriye girdiğimde ilk yaptığım iş telefonumun parmak izi ile açılan notlar kısımına düşüncelerimi yazmak oldu. Son otuz beş dakika... Etrfta, beş tane mektup buldum. Onları bir poşete koydum ve uzunlukları yaklaşık on beş santim olan mavi kutular buldum, yine beş tane Onlarıda bir poşete attım ama o kutular ile ilgili dikkatimi çeken bir şey vardı. Bu şey kutuların ve mektupların üzerindeki rakamlardı... Ne garip...

Etrafta bir el feneri buldum. Bu el feneri mavi ışık veriyordu. Onu duvara tuttum ne olduğunu okuyamadığım birşeyler yazıyordu. Onunda fotoğrafını çektim. Ardından farklı duvarlardada denedim ancak bir sonuca varamadım. Ama bütün hücrenin fotoğrafını çektim. El fenerini de yanımdaki poşetlerden birine attım. Bir adım sesi duydum, ardından bir ses "süren doldu dedektif" irkilerek arkamı döndüm, gelen dardiyandı.

— Süreniz doldu lütfen buradan gidin.

Ben sitem dolu bir ses tonu ile,

— Birkaç şey almam gerekiyor, çünkü dellil niteliğindeler.

Öfkeli ve sert bir sesle

— Öyle olsun dedektif, şimdi burayı terk et!

Oradan uzaklaştım. Saat sekiz olmuştu. Anlaşılan, büroda kapanmıştı. Üzülerek yolumu evime doğru çevirdim. Yolda ABBA grubunun şarkılarını dinliyordum. Yine iş hattım çaldı, aklıma " kanlı intikam" davası geldi. Acaba arayan yine Alya mıydı? Telefonda beni arayan numara büronun sabit hattıydı. Telefonu açtığımda konuşan kişinin kim olduğunu çıkaramadım ama bu günün nöbetçisinin ben olduğumu, geç kaldığımı ve gelmem gerektiğini söyledi. Bende bu sefer direksiyonumu sola kırıp, büroya doğru gitmeye başladım. Saat on bire beş vardı. Büroya vardığımda saat on biri yirmi geçiyordu. Orada daha önce hiç görmediğim biri vardı. Meğerse, hep nöbet tutuluyormuş ama bana sıra gelmemiş. Yapmam gerekense, sadece aplikasyon üzerinden güvenlik kameralarını kontrol etmekmiş. Aplikasyonu telefonuma ayarladım ve her yeri aradıktan sonra laboratuvara geçtim çünkü en güvenli yer orasıydı. Diz üstü bilgisayarımı açarakak profesör mavi kutu hakkında araştırma yapmaya başladım. Adli sicil kaydı yoktu. Derin bir iç çektim ardından, kamera kayıtlarına yeniden baktım. Yine herşey normal ve olması gerektiği gibiydi. Esnedim, kahve almak için dönen sandalyeden kalktım ama kalkarken zorlandım çünkü sandalye en yüksek olacak şekilde ayarlanmıştı. Üst kattaki kahve makinesine gitmek için asansörün önüne geldim sonra kartımı okutarak asansöre bindim. Kartımı cebime atarlen aklıma geldi; bu kartımı, burada ait olan kartvizitimi ve ofisimin anahtarınıda vermeliydim...

Kahvemi içerken kutular ve mektuplar aklıma geldi. Kutuları incelerken aklıma büyük babam geldi. Bir yaş günümde, galiba sekiz yaşıma girerken bana mavi bir zarf ve üzerinde bir rakamı bulunan bir kutu vermişti.

Galiba bunu birkaç yaş günümde ard, arda yapmıştı ve beni çok üzmüştü. Yanlış hatırlamıyorsam önce zarfı açıp, yazan şifreyi çözüyordum. Bunlar genellikle formüller oluyordu, (ki, benim kimyaya olan ilgim bu formülleri çözmemi kolaylaştırıyordu.) sonra o sonuç ne ise o kadar bir yükseklikten o kutuyu atıyordum. Büyük babamın hesaplamaları hep doğru olurdu ve kutu hep açılırdı. Bir saniye! O zaman aradığım profesör mavi kutu benim gözümün önündeydi. Laboratuvara biri girdi kafamı döndürüp baktığımda nöbeti devir alacak kişi geldi. Eşyalarımı topladım ve çıkışa yönelmiştim ki,

— Dur bir saniye defteri imzalamalısın.

— Peki.

Yarım saatlik yoldan sonra eve döndüm. Saat iki olmuştu. Saten pijama takımımı giyip, yatağa uzandım. Bir anda uykuya teslim oldum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.