İçeriğe geç

SUBEÇEK

Bölüm 2 · 7 dk okuma

SUBEÇEK

Bölüm 2

İyi misiniz Majesteleri?

Ah.. Nerede kalmıştık? Hah.. surların tam ortasındaki şehri görüyor musun? Tüm binalar birleşince lotus çiceğine benziyor değil mi? Burası başkent Künög şehri. Sağ taraftakiler 8 Tanrıça Tapınakları, yanlarindaki saraylar ise o Tanrıça'nın temsilcisinin ailesinin yaşadığı saraylar. Aradan geçen nehir Arıgün Ana Nehri. Bu suya girenlerin Arıgün Ana'nın güzelliğinden alacağı rivayet edilir ancak bu nehre girmek bizzat Kraliçe tarafından yasaklanmıştır. Nedeni mi? İlahi Kan'ı sorgulamak sana düşmüyor, aslında kimseye düşmüyor. Yapman gerek itaat etmek. Her neyse. Nehrin karşı tarafındaki görkemli yer Hanedanlık Sarayı. Orada ise sadece hanedan üyeleri yaşar. Yan taraf hamam.. ve en sol taraftaki saray ise Varis Sarayı. 8 Tanrıça'nın varisleri ve Hanedan Varisleri belli bir yaşı geçince orada yaşar. Batıya uzanan ağaçlığı gorüyor musun? Burası Batı Susamağacı Ormanı. Hadi yaklaşalım. İçindeki minik gölet, üzerinde bir sürü lotus çiçeği. Gölün kenarına oturmuş kapkara saçlı çocuğu gördün mü? Lacivert takımı ve kuyruklu ceketine bakılırsa o önemli biri. İlerideki çimenlere bırakılmış lapis taşlarıyla süslenmiş bir taç.. Bu kişi Kraliçe Lotus'un yüz karası, Prens Yağız. Okulda olması gereken saatte burada, böyle zamanlarda hep kaçıp geldiği yerde, yine dayak yemiş gibi duruyor. Gözleri ağlamaktan kızarıp şişmiş, o narin bir adam. Yaralar her zamankinden kötü duruyor. Belli ki bu sefer Gölge yardımına geç gelmiş. O da okuldan kaçmış.

Güneş yavaşca gölün arkasından kayboluyor, arkasını kızıla boyuyordu. Yağız bir iç çekti ve çimenlere uzanıp gözlerini yumdu. Şu an ormandan Alpagun Ana'ya tapan savaşçı bir kadının onu bir ceylan falan sanıp vurmasını umdu. Eline yerden sivri bir taş aldı. Sıkıca tuttu onu, eli kanamıştı. Acıya dayanıksız olduğundan taş sıkıp rollenemiyordu bile, taşı göle fırlattı. Daha önce kırdığı telefonunun yanına düştü, uzağa bile fırlatamamıştı.

Annesini düşündü. Her ne kadar sevmediği belli olsa da oğluna değer verirdi. Tek umudu oydu, kız kardeşlerinin hepsini yıllar önce öldürmüştü. Şu an çoktan varisinin kayıp olduğunu fark etmiş, tüm orduyu onu aramaya göndermiş olmalıydı. O tüm sarayı didik didik ararken kocası onu sakinleştirmeye çalışıyor olmalıydı.

Tam o an arkasından "Prens'im?" diye haykırdı bir ses. Yağız hemen gözlerini açıp doğruldu. Arkasındaki tepede Uzug Ana'nın temsilcisi Başdanışman Elçin duruyordu. Rahat bir nefes verdi ve tepeden aşağı koşmaya başladı. Yağız yavaşça ayağa kalktı, Başdanışman'ı gordüğüne elbette sevinmemişti. Ancak onu bulanın Başdanışman olacağını düşünmemişti. Düşündüğü kişi.. "Majesteleri.. iyi misiniz? Neden buradasiniz efendim? Anneniz çok endişelendi" dedi nefes nefese. Yağız'ın elinden akan kanları gördü "Elinize ne oldu böyle?!" dedi telaşla. "Bir sorun yok Başdanışman, iyiyim." diye geçistirdi Yağız, bu sadece bayat bir yalandı. "Peki beni nasıl buldunuz? Burayı bildiğinizi düşünmemiştim." Başdanışman bunu duyunca biraz endişelendi. "Sadece.. tahmin ettim.. eheh.. her neyse. Sizi hemen götürmem lazım. Annen sizi bulamazsak aramaya çıkan herkesi idam ettireceğini soyledi." Klasiktir. Annesi her zaman drama yaratırdı böyle. Başdanışman da inanmış olamazdı, Yağız'ı telaşlandırmaya çalışıyordu. "Anladım.. öyleyse gideli-" Yağız sustu, çünkü Başdanışman'ın geldiği tepede bir tanıdık yüz gördü, Künay Ana'nın varisi Kuvars. Yağız gözlerini kıstı, bir husumet nedeniyle bu heriften nefret ederdi. Eskiden yakınlardı, birlikte büyüdüler. Ondan dolayı Yağız'ın burada olacağını tahmin etmesi doğaldı. "Burada olduğumu Kuvars mı söyledi Başdanışman?" diye sordu, ifadesi ciddiydi. Başdanışman ensesini kaşıdı. Aralarındaki sorunlari biliyordu, kendi kızı bu sorunların nedeniydi. "Evet, Majesteleri. Kuvars gönüllü olarak sizi aramama yardım-" Yağız sözünü kesti "Öyleyse hiçbir yere gelmiyorum. İkiniz de gidin. İdam edilişinizi zevkle izleyeceğim. Yasmin'e de selamlarımı iletin" dedi ve geri yere oturdu. Başdanışman, kızı Yasmin'in adını duyunca kaşlarını çattı. Yaptığı cok yanlıştı, biliyordu. Ha? Ne mi yaptı? Anlatayım..

Yağız, Yasmin ve Kuvars; anneleri de çok yakın olduğundan birlikte büyüdüler. Hep iyi anlaşırlardı. Kuvars, kendini bildi bileli Yasmin' den hoşlanırdı. O zeki, güzel ve ağırbaşlı bir kızdı. Balköpüğü saçları, kehribar gözleri.. O Urug Ana'nın gölgesiydi. Kuvars da romantik bir çocuktu, Yasmin'e çok bağlıydı. Aralarındaki yaş farkı falan umrunda değildi. Tutulmuştu bir kere. Yasmin de Kuvars'a karşı bir çekim duyardı. Her şeyden önce o çok karizmatikti. Nazik, hoşgörülü, güleryüzlüydü. Uzun siyah saçlarını hep yarım bağlardı, kıyafetleri hep düzgün olurdu. Ancak bir sorun vardı. Annesi bu ilişkiyi onaylamazdı çünkü Kuvars onun istediği kadar yetkin değildi. Onun amacı kızını bir sonraki Kraliçe yapmaktı. Ablası Yonca, Başdanışman' a göre umutsuz vakaydı. Erkeklere ilgi duymuyordu, tek umursadığı şey kitaplardı. Onun evlenemeyeceğini fark eden Başdanışman ise o zamanlar 15 yaşında olan küçük kızı Yasmin'e baskı kuruyordu. Yasmin de bu baskıya dayanamayıp Yağız ile bir ilişkiye başladı. İkisi hiç uyumlu değillerdi ama annelerinin sözlerine karşı çıkmak söz konusu olamazdı. Ve bir süre sonra olanlar oldu. Yağız da Yasmin'e tutuluverdi. Üstelik en yakın arkadaşı Kuvars'ın ona hala delilercesine aşık olduğunu bile bile. Yasmin'in de Kuvars'a karşı boş olmadıgını bile bile.. Bu ilişki Yasmin'i de Kuvars'ı da diri diri yiyip bitiriyordu, Yağız ise mutluydu. Ancak Yasmin dayanamadı. Yağız'dan sert bir dille ayrıldı, hatta onu terk etti. Kuvars ile çıkmaya başladı. İkisi sonunda mutlu olabilirdi! Tek bir sorun vardı: şimdi de Yağız, Kuvars'ın Yasmin'i kandırıp ondan çaldıgını düşünüyordu. Aralarındaki ilişki bu aşk üçgeni yüzünden tarumar olmuştu.

Kuvars tepeden yavaşça indi, kılıcını kınına koydu. "İyi misin Yağız? Herkes çok endişelendi. Bir daha bana haber etmeden buraya gelme." dedi. Aralarında ne yaşanmış olursa olsun Kuvars Yağız'dan ömrünün sonuna kadar sorumlu olacak, nereye giderse gelecek, yiyeceklerini o yemeden tadacak, her zaman bir adım arkasında olacak. Yağız cevap vermedi. Gölü izliyordu. Kuvars'ın onun için endişelenmesi bir saçmalıktı ona göre. Kuvars yanına oturdu. Elini omzuna koydu."Yapma, Yağız. Gelmezsen Kraliçe hepimizi öldürecek. Seni bulursa da iyi bir ceza verecek. Yağız Kuvars'a baktı. Gözerinin içine bakarak omzundaki elini sertçe ittirdi. "Öl, umrumda olmazsın" dedi. Kuvars alnını kırıştırdı. Bu kadarını beklemezdi. "İyi. Seni de burada avcılar öldürsün." Ayağa kalktı. "Gidelim Başdanışman." "Gidemeyiz. Ben ölmek istemiyorum, Kuvars." Kuvars yutkundu. Yağız'a baktı. O başbelası, şımarık veledin tekiydi. Onun peşinde koşmaktan yorulmuştu. Ama ölemezdi de. "Hadi, Yağız. Annenin vereceği cezadan da mı korkmuyorsun?" "Korkmuyorum" "Yalancı" Doğru. Bu yalandı. Yağız iç çekti. "Pelaka.." dedi ve ayağa kalktı. Kuvars iç çekti ve mırıldandı "Sonunda.." Hepsi birlikte saraya yürümeye başladılar. Yağız'ı aramaya çıkıp bulamayanlar infazlarını beklerken onu gördüklerinde sevinçden deliye döndüler. Hizmetçiler ve hadımlar Başdanışman'a tezahüratlar ediyor, onu yüceltiyorlardı. Halbuki Prens'i bulan kişi Kuvars'tı. Ama kimin umrunda? O erkek. Bu başarı Başdanışman'ın.

Üçü Hanedanlık Sarayı'na yürürken gerginler. Kraliçe'nin cezası için olan tüm tahminler içlerini ürpertiyor. Saray kapısına vardıklarında Kuvars'ın annesi, Kraliçe'nin sağ kolu Selinay Hanım kapıda. Hızla Yağız'a sarılıyor, ağlıyor. "Yavrum! Nerelerdeydin sen? Çok merak ettim seni! Böyle habersiz ortalıktan kaybolma!" dedi hıçkırarak. Selinay Hanım onun ikinci annesiydi. Bu duygusallığı anne içgüdülerinden ve daha çok Künay Ana'dan kaynaklanıyordu. Sırtını sıvazladı "İyiyim, endişelendirdiğim için özür dilerim.." Selinay Hanım gözyaşlarını sildi. "Annen seni bekliyor. Elçin, sen de gir. Bir sorun yaşanırsa.." "Tamam, sen sıkıntı etme" İkisi birlikte içeri girdiler. Tam odanın kapısında durduklarında Başdanışman Yağız'a döndü. "Annenizi lütfen kışkırtmayın Majesteleri. Zaten yeterince öfkeli" Yağız başını salladı. Böyle bir niyeti yoktu. Kapıyı yavaşça açtılar. "Kraliçe'm. Majesteleri Prens'i getirdi-" Hızlı ayak sesleri kapıya yaklaştı. Yağız olacak şeyi biliyordu. Yavaşça yutkundu. Kapı sertçe açıldı. Kraliçe kırmızı elbisesinin içindeydi. Yüzü de kıpkırmızıydı, öfkeden kızarmıştı. Yağız'ın yakasını tuttu ve onu kaldırdı. "BIKTIM SENDEN APTAL VELET!" Oğlunun yanağına sert bir yumruk attı. Bu yumruk onun yere serilmesine sebep oldu. Artık ağlamıyordu bile, alışmıştı. Babası, annesini durdurmaya çalışırken Başdanışman öylece izliyordu. "Lotus! Yapma! Yalvarırım dur!" Babası haykırıyor, annesini geri çekmeye çalışıyor. Lotus ise durmuyor, oğluna tekmeler savuruyordu. Dirseğiyle kocasının burnuna da sertçe vurdu. Kral Yalım'ın burnu kanayınca geri çekildi. Yerde top halindeki dövülen oğluna bakıp ağlamaya başladı. Lotus ise tüm gücüyle topuklu ayakkabısının sivri ucunu oğlunun sırtına saplıyor "VERDİĞİM EMEKLERE.. LANET OLSUN! TANRIÇALAR ŞAHİDİM.. UĞRUNA FEDA ETTİĞİM HER ŞEYİM.. SANA LANET OLSUN!" Kraliçe'nin gözleri dolmuştu. "EZİK.. HİÇBİR ŞEY OLMAZ SENDEN! BİR ÇÖPTEN FARKSIZSIN! AYNI BABAN GİBİ ZAVALLISIN! SENİ GÜDEN BIR KADIN OLMAZSA SIFIRSIN! SIFIR! TAHTA GEÇEMEZSEN O FAHİŞENİN OĞLU GEÇECEK! O ZAMAN.. İSTE O ZAMAN HEPİMİZ ÖLECEĞİZ!" Yengesi Tuana Hatun'dan bahsediyordu. Oğulları Eren küçük olmasına rağmen Yağız'ın beceriksizliğini her seferinde başına kakıyor, onu ezikliyordu. "YASMİN'İ BILE ELİNDE TUTAMADIN! KUVARS'A KAPTIRDIN! BU LANET ÜLKEDE SANA BAKAN TEK KIZDI! HİÇKİMSE.. KİMSE KALMADI!" Yasmin'in adı geçince Başdanışman yutkunamadı. Uzanıp Kraliçe'nin kolunu tuttu. "Lotus. Yeter. Prens cezasını çekti." Kraliçe'nin gözleri büyüdü. "SANA NE LAN?! SENİN SUÇUNDU ZATEN! KIZINA EĞİTİM VEREMEMİŞSİN!" Bir yumruk da ona savurdu. Geriye doğru sendeleyen Başdanışman dudağının kenarındaki kanı sildi. "Suç ne bende ben benim kızımda! Senin ezik oğlun kızımı elinde tutamadı! Böyle giderse bu ülkedeki kimse de bu salağı istemeyecek! Ve lanet tahtını da kaptıracaksın!" Arkasını döndü ve sarayın kapısına yürümeye başladı. Kraliçe donup kalmıştı. Evet, tüm ülke Yağız'ın işeyaramazlığını biliyordu.. O an Kraliçe'nin zifiri zihninde bir umut ışığı yandı. "Madem Subeçek'teki herkes oğlumun salaklığının farkında.. öyleyse başka bir ülkeden birilerini buluruz.. güç arayışı içinde bir kız buluruz.. saygı görmemiş ama saygıyı hakeden bir kız.. erkeklerin gölgesinden çıkmaya can atan bir kız.. ataerkillikten bıkmış.. Fransa'dan? Ah hayır.. İspanya.." dedi kendi kendine. Yağız da başını kaldırdı. Başdanışman arkasını döndü "Ne dedin sen?" "Tıpkı Catherina gibi diyorum.. devşirme bir kraliçe.."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.