Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.
Şu an... Şu an yaşadığım bu durumu, hissettiklerimi nasıl anlatabilirim onu da bilmiyorum.
"Lee Yeon Soo. Ben... Ah, ne oluyor bana?! Her şeye cesaretim var. Ama şu an bunu söylemeye cesaretim yok biliyor musun? Yine de yapacağım. Tamam,hazırım. 1 dakika. Ah,evet. Yeon Soo ben... Ben senden çok hoşlanıyorum tamam mı? Aslında hoşlantıyı da geçtim sanırım. Ben sana bildiğin âşık oldum Yeon Soo. Şey... Ben... Yani benimle... Çıkar mısın?"
Hayatımda aldığım ilk çıkma teklifi değil ama hayatımda hislerim karşılıklıyken aldığım ilk teklif bu.
İlk defa... Bu duyguları Lee Know'a karşı hissediyorum ve ilk defa birisi beni dudağımdan öptü.
Yah! Sadece öptü,öpüşmedik. Dudaklarımız birkaç saniye birbirine dokundu o kadar.
Ahhh... Çok utanıyorum.
"Şey... Cevap vermeyecek misin?"
"Ger-gerçekten çok açık sözlüsün." diyebildim güçlükle. Neyse ki bulunduğumuz küçük oda kapkaranlık ve benim şu anki hâlimi görmüyor.
"Umarım bu açık sözlülüğüm başıma dert açmaz. Sonuçta ben de bir erkeğim. Erkeklik gururumu ayaklar altına sermeyeceksin değil mi Yeon Soo?"
Her ne kadar karanlık olsa da karanlığa alışan gözlerimizden dolayı yine de utanmamı engelleyemeyerek başımı yere eğdim.
Bu hareketimle yüzüme,gözlerimin önüne düşen uzun saçlarım Lee Know'a âdeta gün doğurmuş gibiydi.
Tek eli hâlâ belime dolalıydı. Diğer elini de bu hâlimi görür görmez hızla saçlarıma atarak, önüme düşen saçları kulaklarımın arkasına nazikçe yerleştirdi.
Daha fazla dayanamayarak utanç içerisinde iki elimi de yüzüme kapattım.
Kıkırdadığını işittim.
"Masumiyetini seviyorum Yeon Soo."
Ellerim hâlâ yüzümdeyken boğuk çıkan sesimle;
"Nereden biliyorsun masum olduğumu?" diye sordum.
"Hmmmm..."dedi. Ardından diğer elini de başıma atıp beni kendisine çekti ve sarılmaya başladı. Yüzüm onun göğsüne yaslıydı. Burnum yine onun muhteşem kokusunu soluyarak ciğerlerime bayram ettiriyordu. Gittikçe mayıştığımı ve bu kokuyu ömrümün sonuna kadar soluyabilmeyi diledim.
Lee Know'un da başını omzuma koyduğunu hissettim.
Ben iyice gerilmeye ve bir şoktan diğerine atlamaya çalışmaya çalışırken - ne diyorum ben ya? Ah! İyice kafayı yiyorum. Her neyse - Lee Know cevap verdi.
"Şu an utanarak benden kaçırdığın o güzel gözlerden biliyorum. O gözlere bakınca içini okuyabiliyorum Yeon Soo. Sonra... Bu tatlı utanışlarından biliyorum. Bu denli utanmasan, masum olduğuna inanmazdım zaten değil mi?"
Neden bu kadar güzel konuşuyor? Ben... Ben gerçekten şu an yaşadığım bu hissin beni terk etmesini istemiyorum. Sonsuza kadar bu duygularla,bu hislerle,bu şekilde kalabilsem kesinlikle itiraz etmeden kalırdım.
Zil çalmaya başladı.
10 dakikalık teneffüsün bittiğine işaret eden bu zil sesini duyunca Lee Know bana daha sıkı sarılarak yeniden söze girdi. Ardından o şekilde dururken aramızda konuşmalar baş gösterdi.
"Bana bir cevap verene kadar seni buradan çıkarmayacağım."
"Lee Know... Ben..."
"Ama beni reddedersen yine seni buradan çıkarmayacağım."
"Yah! Ben buradan çıkmasını bilirim."
"Whoa! Yeon Soo'm sonunda kendisine gelebildi."
"Yeon Soo'm mu?"
"Evet,Yeon Soo'm. Benim Yeon Soo'm. Ah,keşke bana da Minho'm diyebilen birileri olabilseydi."
"Minho mu?"
"Asıl ismim. Sadece çok değer verdiğim kişilere, yine çok değer verdiğim asıl ismimi söyletiyorum."
"Öyle mi? Peki ya ben? Sana Minho diyebilir miyim?"
"Sen bana Minho diyemezsin."
"Neden?"
"Çünkü sen bana sadece Minho'm diyebilirsin."
"Böyle olduğunu bilmiyordum."
"Nasıl?"
"Böyle işte."
"Birbirimizi zaman içerisinde tıpkı şimdi olduğu gibi hızlı bir şekilde tanıyabiliriz Yeon Soo. Eğer bundan dolayı korkuyorsan-"
"Hayır,korkmuyorum. Lee Know ben ilk defa şimdi bile yaşamaya devam ettiğim bu tuhaf ama hoş duyguları yaşıyorum. Bu duygular sanırım boş bir insan olmadığın için. Yani demek ki benim de gözümde boş değilsin. Şey... Ben... İlk defa birinin teklifini kabul etmeyi düşünüyorum. O yüzden şu an çok utanarak söylemek istiyorum. Şey... Ben denemek istiyorum. Yani... Yani teklifini kabul ediyorum."
Lee Know heyecanla benden ayrıldı. Yüzümü yine heyecan içerisinde elleriyle avuçladı ve;
"Lee Yeon Soo."dedi.
"İşte bu yüzden senden hoşlanıyorum."
Onun sözlerinin aynısı bu defa kulaklarımda Hyunjin'in sesi olarak yankılandı.
"İşte bu yüzden senden hoşlanıyorum."
Onun da bugün kulağıma eğilerek fısıldadığı kelimeler nasıl o an beni ürperttiyse, şimdi yine aynı şekilde ürpermeme neden oldu.
Bu kapalı itirafından sonra ukala ukala sırıtışı ve tek gözünü kırparak odadan çıkışı gözlerimin önünde beliriverdi.









