Ama ben... öyle değilim.
En azından kendi yaşıtlarım için.
Kendimi savunmak için bu zamana kadar gerekli eğitimlerialdmmştım. İçimde bir yer doğal olarak korksa da çoğunlukla yapabileceğime dair his ağır bastığı için dövüşmek konusunda rahattım.
Üçü de sözlerim üzerine gülmeye başladı. Durum böyle olunca ben de onlara katıldım. Psikopatlara karşı "Psikopatça" eğitimini kendi kendime almış ve bu dersi başarıyla geçmiştim.
Gülmeye devam ederken parmaklarımı birbirinin arasından geçirip esnettim. Parmaklarımı bir güzel çıtlatırken dişlerimin arasından konuştum.
"O çocuğu bırakmazsanız ben size yapacağımı bilirim."
Ama yine beni hiçbiri takmadı.
Omuzlarımı kaldırıp indirdim.
"Peki, siz bilirsiniz."
Gülmeyi aniden kestim. Buz gibi soğuk ifademi yüzüme yerleştirmem saniye sürmedi.
Hâlâ çocuğun yakasını tutan kişinin bileğini aniden sertçe tutup hızlı ve çevik bir hareketle ters çevirdim.
Acı içinde çığlık atmaya başlayınca sağ ayağımla diz kapağına geriden vurarak yere düşmesini sağladım.
Bu hamleyi beklemeyen diğer ikili çocuğu tutan kollarını bıraktılar. Kanlar içindeki çocuk hâlsizce ellerini destek almak amacıyla zemine dayarken o iki çocuk ciddileşerek üzerime geldiler.
İkisi birden aynı anda gelince korkmadım değil. Elim ayağıma dolandı. Gözlerim kocaman açıldı. Ne yapsam diye düşünürken birinin beni yakalarımdan tutup kaldırması ile aklıma gelen ilk şeyi yaptım.
Tabii ki artık neredeyse kalıplaşan o şeyi yaparak erkekliğine sağ dizimle sert bir diz geçirdim.
Yakalarımda olan elleri anında düştü ve acı çektiği bölgeye kapandı.
Diğeri ise tam yumruk atacakken eğilerek onun diğer tarafına, arkasına geçtim. Yine oldukça hızlı davranarak onu da etkisiz hâle getirmek amacıyla kolundan yakalayıp acımadan ters çevirdim.
Şimdi ikisi kırılan kolunun acısıyla, birisi de erkekliğine yediği darbeyle yerde acı içerisinde kıvranıyordu. Bu hâlde peşime düşemez ya da başka bir hamlede bulunamazlardı.
Yine de ne olur ne olmaz her zamanki gibi hızlı davranarak zorbalık ettikleri çocuğun yanına koştum. Dizlerimi kırarak yanına çömeldim.
"Hadi, kalk ayağa. Bir an önce gidelim buradan."
Başını kaldırdı ve kuruyan, kenarları aldığı yumruk darbeleriyle patlayan dudaklarını araladı.
Güçlükle, "Kimsin sen?" diye sordu.
"Bu şimdi sorulacak bir soru mu? Çabuk kalk ayağa. Bir an önce gidelim buradan. Sonra öğrenirsin kim olduğumu, tamam mı?"
Onun yerdeki ellerinden birini tutup kendi omzuma atarak ayağa kalktım.
Ben ayağa kalkınca o da ayağa kalkmak zorunda kaldı. Ağzından kaçan hafif inlemeyle beraber sendeleyerek bana uyak uydurmaya çalıştı.
İlerledik.
Bu her zaman geçmek zorunda kaldığım tenha sokakta, şimdilik barınmak zorunda olduğum yıkık eve doğru ilerledik.
...










