İçeriğe geç

still on thread?//hyunho

Bölüm 3 · 3 dk okuma

still on thread?//hyunho

Bölüm 3

III.

Karanlığa neredeyse alışmış gözlerini elinde olmadan fal taşı gibi açmıştı şimdi. Hiç olmadığı kadar hayrete düşmüş, aklındaki fikrin gerçek olmamasını umuyordu.

"Bize söyleyecek bir şeyin var mı, yakışıklı?" dedi siluet. "...Neden burada olduğunu falan... Merak etmiyor musun? En son evine gidiyordun herhalde, değil mi? Tüh tüh... Biricik babacığın ne kadar da meraklanmıştır! Neredeyse geceyarısı olacak..."

Hyunjin'in gözleri bu sefer sesin sahibini kestirebiliyordu. Ağzının hayretle açılmasına engel olmak onu zoruyordu. Şimdi gördüğü yüzle ses öyle uyuşuyordu ki...

"Tae-won..."

Boğazının kuruluğundan konuşmakta zorlanarak fısıldadı: "Ne istiyorsun benden?.."

Adım sesleri tekrar ona yaklaştı, adamın nefesini yüzünde hissedebiliyordu şimdi.

"Yaa... Demek bana istediğimi vermeyi bu kadar erkenden kabul ettin. Bunu aramızda harika bir başlangıç olarak görüyorum delikanlı... yanlış mıyım?"

Duraksayıp ufak bir sırıtma koyuverdi, hâlâ onunkinin karşısındaki yüzüne.

"En azından şimdilik korkmana gerek yok... Sana oldukça basit gelebilecek sorularım var. Verdiğin cevaba göre kaderini sen seçeceksin yakışıklı. Ya ömrünü biraz daha uzatma hakkına kavuş, ya da..."

Hyunjin'in damarlarına belki de içindeki öfkeden, karşı konulamaz bir cesaret pompalanıyordu. Onu daha fazla dinlemeye katlanamadı. Etrafındakilerin onu tek hamlede bir sinek gibi yere yapıştırabileceğini biliyordu, buna rağmen aklından ne geçiyorsa ona savurmaktan çekinmedi.

"Saçmalamayı kes. Bunu yapmayacağımı biliyor olman gerekirdi. Ne isteyeceğinden haberim yok mu sanıyorsun, Lee?" Güldü. Bedenindeki acıyı görmezden gelmek için epey çabalıyordu. "Çok beklersin, ama nereye kadar beklersin bilemem..."

Adam onun ağzını açacağını tahmin bile etmemişti. Tek kaşı havada, tekrar ona yaklaştı.

"Sözümü kesmeseydin tam da bundan bahsedecektim... Ben beklemeye dayanabilirim, ama senin cılız vücudun buna ne kadar katlanabilir, emin değilim. Eğer şimdiden konuşmayı reddedersen bu dayanabildiğini sandığın acı..." Sırıtırken belinden yavaş bir şekilde çıkardığı bıçağı Hyunjin'in çene hattında hafifçe gezdirdi.

"Yalnızca bir başlangıç olur..."

Hyunjin dişlerini sıktı. Bıçağının yüzeyi teninden de soğuktu. Acı eşiği düşük olabilirdi ama ağzını açmayacaktı bile. Lee'nin adi mafya çetesinin baskısında babasına ‘ihanet etmemek’ için mi yapıyordu bunu? Elbette hayır. Ne babası, ne de lanet ettiği sırları umrundaydı. Ağzından tek bir şey kaçırırsa babası kendi kaderini burada Lee'nin yapacağından daha çok tehlikeye atardı. Bu, neredeyse beş yaşında bir çocuk olduğu zamanlardan beri ona tekrarlanıyordu. 'Herhangi birine, özellikle Lee'ye karşı ağzından kaçırdığın her bir kelime, ölümünü sana daha da yaklaştırır, Hwang." Babasının en az Tae-won kadar gerici sesi kulaklarında çınladı. Zincirlerle bileğindeki demirin ağırlığı altında nefesi sıklaştı, gözleri yerinden fırlayacak gibiydi. Hâlâ ağzını açmadan adamın gözlerinin içine bakmaya direniyordu.

*

Zaman geçiyor, Tae-won gittikçe sabrının sınandığını hissediyordu. Kibarca konuşmak çocuktan bir şey kopartmaya yetmiyordu anlaşılan. Odanın tepesindeki tek pencereden gelen ay ışığı Hyunjin'in bileklerinden kollarına akan kanı parlatıyor, pek fazla gücü kalmadığını ona hatırlatmaya çalışıyordu.

Adamın sırıtışı birden yüzünden siliniverdi. Kontrolü kaybetmeye başlıyordu ve tek bir kelime bile elde edememişti. Bıçağını tekrar eline alıp parlak yüzeyine göz attı. Hyunjin'in enerjisi, cesareti üzerinden silinip alınıyordu gittikçe. Artık gözlerindeki korkuyu gizlemekte pek başarılı görünmüyordu.

Tae-woo, kolunu kaldırıp metalin yassı yüzeyini Hyunjin'in çiziklerle kaplanmış bileklerinden birine bastırdı. Artık neredeyse birbirlerinin kalp atışlarını duyabiliyorlardı.

Hyunjin, içinde ne hissediyorsa aniden bırakıverdi. Dudaklarının arasından kontrolsüz bir çığlık odaya yayıldı. Adam onun belli ettiği acıyla gittikçe daha da tatmin oluyor, bıçağı bileklerinde tutarken onu zorlamaya devam ediyordu.

"Beni bu kadar uğraştırmana gerek yokmuş çocuk, görüyor musun? Her şeyin şu an benim elimin altında. Hayatına devam edebileceğin süre, vücudunun son saniyesine kadar sana hissettirecebileceğim can acısı, hepsini ben kontrol ediyorum, farkında mısın şimdi? Sen ve ufak bedenin benim elimdekilerin karşısında hiçbir şey... Gerçekten hiçbir şey. Yalnızca kendine zarar veriyorsun, ne yazık..."

Dudaklarını ısırıp tekrar onun yüzüne baktı. Acıyla kısılmış gözleri ona güç veriyordu.

"Son... kez... soruyorum, Hwang... Baban olacak piçin aylardır kaldığı yer neresi?..."

Hyunjin artık ne bedenini ne de zihnini kontrol edebiliyordu. Bilinci ona hükmedemiyordu. Ağzı açıldı fakat dişlerinin arasından tek bir ses bile çıkaramadı. Son gücüyle başını sallamayı denedi. İtiraz etmekten çok bilmediğini iddia eden bir baş sallamaydı bu.

Zamanın durduğundan şüphe ediyordu ki sağ tarafında kalan demir kapı dışarıdan açıldı. İkisinin de bakışları aynı noktaya kaydı. Kapının ardından giren, parlak bakır saçları yüzünü gizleyen bir gençten fazlası değildi. Ama o yalnızca Lee'ye, babasına bakıyordu. Tek bir cümleden fazlasını söylememişti.

"Bırak da ben halledeyim."

***

Bölüm sonu

1 yorum