İçeriğe geç

starboy [taekook]

Bölüm 30 · 6 dk okuma

starboy [taekook]

Bölüm 30

30

Asklarımmm hepinize helloo

Yb geldii

Oy ve yorum atmayı kesinlikle unutmayın cünkü süper bir bölümle geldimm umarım begenirsinizz

İyi okumalarrrr

-

Arkasından ilerlerken o çoktan kapıya varmış, kilidi döndürüp açmıştı kapıyı. Bir ses geldiğinde ben de yanına vardım ve kapıya döndüm.

"Kimmiş-"

Sözlerimi bitirememiştim gördüğüm manzarayla.

Keza, yerde kanlar içerisinde baygın bir şekilde yatan Eunwoo görmeyi beklediğim son şey bile değildi.

***

Eunwoo'yu o şekilde görünce hızla içeri almış, Taehyung'u da bir şekilde ikna ederek koltuğa yatırmıştım. Taehyung her ne kadar söylense de yardım etmişti. İnsanlık yapmak gerekiyordu. Sonuçta birazdan uyandırdı değil mi?

Fakat sorun şu ki, 20 dakikadır kılını bile kıpırdatmamıştı. Tedirginleşmeye başlıyordum. Ona kötü bir şey olsun istemezdim. Sonuçta bir suçu yoktu yaşananlarda. Tek suçu beni sevmekti sanırım.

Taehyung ondan nefret ettiği için hâlâ söylenmeye devam ediyordu. Tabii ona gönderdiğim ölümcül bakışlar sesini kesmesini sağlıyordu ama yine de homurdanmaları kulağıma geliyordu.

"Anlamıyorum ki, bu piçin burada ne işi var?"

"Bilmiyorum ki... Dövmüş olmalılar."

Dudağı ve kaşı patlamıştı. Bir gözü morarmış, diğeri bariz bir şekilde kızarmıştı. Kıyafetleri kan doluydu. Kim yapmışsa, fena benzetmişti. Tabii neden yaptığı da belirsizdi.

Bir insan, bir insana bunun neden yapardı ki?

İçim burkulmuştu resmen.

"Ambulansı aramamız gerek Taehyung. Baksana, 20 dakikadır uyanmadı."

"Ölmüş olmasın- Ah! Kafam!"

"Taehyung!" dedim, o -elimin tersiyle yapıştırdığım- kafasını tutarken. Eliyle ovuşturup dudak büktü. "Ne vuruyorsun ya?"

Onun bu tatlı hâlini görünce ben de kıyamayıp dudak büktüm. "Özür dilerim... Gel öpeyim."

Kafasını uzattığım dudaklarıma yaklaştırırken mızmızlanmaya devam etti. Ellerimi şakaklarına götürüp kendime yaklaştırdım ve kafasını öptüm. Bir anda kafasını kaldırmasıyla dudaklarıma öpücük kondurması bir olmuştu. Bir an şaşırsam da sonra utanarak gülümsedim.

Tam yavaş yavaş yaklaşarak bir kere daha öpeceğim sırada duyduğum hışırtı sesiyle duraksadım. Bir yandan da Taehyung'un çok sessizce mırıldanmasını duydum ama ne dediğini anlayamamıştım.

"Ayıldı sanırım..." dedim koltuktaki hareketlenen bedene doğru yaklaşırken. Adımlarım önünde durduğunda aralanan gözleri aniden beni bulmuştu. Şaşırmış görünüyordu.

Neden şaşırmıştı ki, kendisi gelmemiş miydi buraya?

Gözleri benim ve Taehyung'un arasında gidip gelirken kendine gelmiş gibi doğrulmaya çalıştı koltukta. Bununla beraber canı yanmış olacak ki elini hızla kaburgalarına götürüp oluşturdu. Ardından ise öksürmeye başladı. Masada ayıldığında içmesi için koyduğum bir bardak suyu ona uzattım. Elimden alıp içerken, ben de yanına oturdum.

Taehyung ise kollarını birbirine sarmalamış bir şekilde Eunwoo'nun bakıyordu. Tanrım... Bakışlarıyla sikiyordu resmen. Ne kadar ayıp.

Bardağı içtikten sonra elinden aldım ve tekrar masaya bıraktım. Nedensizce gözlerime bakmıyor olması beni rahatsız hissettirdi. Hâlâ kızgın olmalıydı bana.

Ama benim bir suçum yoktu ki.

Birine aşıkken, başkasını sevemezdim.

"Benim burada ne işim var?" dedi sonunda sessizliğini bozarak. Bakışlarım ister istemez dağılmış yüzünde geziniyor, içim burkuluyordu.

"Kapının önünde baygın duruyordun. Biz de içeriye aldık. Yaklaşık yarım saattir baygınsın."

Kaşları dediklerimle çatılırken, çok kısık bir fısıldama duydum ondan. Tam olarak anlaşılmasa da, duymuştum. "Demek ki, kapına bıraktı beni..."

Dedikleri kafamda ufak bir kargaşa yaratmıştı. Kim bırakmıştı?

Yutkundum konuşmadan önce. Açıkçası özeline girmek istemiyordum ama... Merak etmiyor da değildim. "Şey..."

Önündeki bakışları tekrar bana döndü. Ciddi, keskin gözler beni rahatsız etmeyi başarmıştı. Tanrım... Bana kızgınlığı geç, nefret duyuyor olmalıydı.

"Kim yaptı bunu sana? Neden bu hâldesin?"

Bakışları üzerimde küçümsenmiş bir his yaratırken, sevgilime döndüm. Fakat o, Eunwoo'ya kilitlenmiş; sanki tek yanlış kelimesinde saldıracak gibiydi.

Eunwoo'dan bir kıkırdama duymamla tekrar ona döndüm. Bir kaç saniye içerisinde kıkırdaması, kısık bir kahkahaya dönüşmüştü.

Neye gülüyordu bu çocuk?

Aniden ciddileştiğinde bakışları bana döndü. Resmen bu sinirli bakış, kanımı dondurmaya yetmişti. Ne oluyordu?

"Her şey senin yüzünden..."

"Ne?"

Tekrardan kıkırdadı gözlerime baka baka. Bir dakika... O- O ağlıyor muydu? Ağlarken, kahkaha atmayı nasıl başarıyordu?

"Bencilin tekisin."

"Eunwoo neden böyle diyorsun, ben anlamı-"

"İyilik meleği gibi davranmayı kes Jungkook. Senin nasıl bir sürtük olduğunu biliyorum ben-"

Konuşmasıyla beraber zaten kendini zor tutan Taehyung ona doğru adımlamış, kan içindeki yakalarını tutup onu ayağa kaldırmıştı.

"Ne diyorsun lan sen?!"

Tekrar güldü Eunwoo. Elleri yakalarındaki elleri tutmaya bile uğraşmamıştı. Bitik durumdaydı.

"Hah, senin de sürtük sevgilinden ne farkın var ki?"

Taehyung yüzüne bir yumruk geçirdiğinde acıyla inledi Eunwoo. Ben ise şoka girmiş gibi, yerimde duruyordum.

Neden bir anda böyle davranmaya başlamıştı? Sadece onu reddetmem miydi sorun? Bu muydu bir sürtük olmamın sebebi?

"Sik sik konuşma lan piç! Sen nasıl sürtük dersin benim sevgilime?!" dedi bir kere daha yüzüne yumruk atarken. Zaten bitik durumdaki Eunwoo ikinci bir yumrukla yerle buluşmuştu zaten. Taehyung ise onun üstündeki yerini bulmuş, yüzünü kendine döndürmüştü.

Bir dakika... Hemen kendime gelmem lazımdı.

"Altına yatmadı diye mi bu tantana?" dedi tekrar bir yumruk savunurken. O sırada, sonunda şoktan çıkabilen ben hızlı adımlarla yanına geçmiştim.

"T-Taehyung!"

Duymuyordu bile beni.

"Beni kendinle karıştırma! Ben onu gerçekten sevdim. Senin aksine altıma almak için değil!" dedi Eunwoo sesi zar zor yükselirken. Ardından ise duvardaki saate kısa bir bakış atıp tekrar döndü bize.

Resmen bilerek yapıyordu.

Taehyung'u kışkırtmaya çalışıyordu.

"Kes sesini sikik!" diye bağırdı Taehyung. Öyle bir bağırmıştı ki, resmen yankılanmıştı koca evde.

Resmen yurmukları durmuyordu. Onu durdurmaya çalışan ben bile, hiç bir halta yaramıyor gibiydim. Gözünü boyamıştı resmen sözleri.

"Yalan mı?! Kullanmadın mı sevgilini?! Sürtüğün yaptın işte-"

"Ölmek mi istiyorsun lan?!"

Taehyung'un resmen gözleri kocaman olmuş, elleri titremeye başlamıştı. Bir sinir atağı geçirdiğinin farkındaydım. Çünkü her zamanki durumuna gelmişti. Bu saatten sonra ne olurdu, hiç bir fikrim yoktu.

Eunwoo'nun ne bok yediğini anlayamıyordum. Kışkırtmak için elinden geleni yapıyordu. Resmen ölmek istiyordu.

Bir dakika.

Ölmek mi istiyordu?

Taehyung'un yumruklarından kaçıp aniden yerden kalkması bir olmuştu. Karnını tuta tuta uzaklaştı ve ağzındaki kan pıhtısını yere tükürdü. Bakışları bize yönelirken, bir anda duvardaki saate döndü tekrardan.

03:58

Saat sayıyordu.

"Ölmek mi istiyorum?" dedi yarım ağız gülerek. Taehyung'un yumruğu baya etkilemiş olmalı ki, güldüğünde ağzından kanlar dökülmüştü. Ama o bunu umursamıyor gibiydi.

Delirmiş olmalıydı. Başka bir açıklaması yoktu.

"Öldürmeye hep bu kadar meraklı mıydın sen?"

Öldürmeye...

İmâlı konuşması aklımda bir ışık patlattı aniden. Sanki aklında cevaplar beliren tek kişi değildim. Keza bakışlarımız birbirinde kesişti o an Taehyung'la. Gözlerime burukça bakıp, yere düşürdü bakışlarını.

"Her şeyi biliyorum. Sizin neler karıştırdığınızı..." Ellerini birbirine çarpıp kahkaha atarak alkışladı. "...Hah! Cidden! Birini öldürüp rahat rahat gezebileceğini mi sandın?"

Her şeyi biliyordu.

Gözlerim hiç olmadığı kadar dolmaya başlamıştı o an. İlk defa bu kadar hızlı ağlamıştım. Ellerimi yüzüme gömüp koltuğa oturdum ve ciddi anlamda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

Bitmişti her şey.

Her şey... En başa dönmüştü işte.

"Sendin değil mi? Sikik mesajları atan sendin değil mi?!"

"Bunu sen istedin... Uyarmıştım. Sevgilinden ayrılmanı söylemiştim-"

"Sana mı soracağım lan orospu çocuğu?!"

Bir dakika.

Ne demektir bu?

Bu mesajları alan tek kişi... Değil miydim? Ve bunu yeni mi öğreniyordum ben?

"Peki ya sen Jungkook?"

İsmini duymamla dolu bakışlarımı kaldırdım Eunwoo'ya. Akan burnumu çektim sessizce.

"Senin için rahat etti mi? Sevgilin babanı öldürdü. Ve sen kollarına mı attın kendini? Hiç bir gururun yok?"

"Gururu, reddedildikten sonra utanmadan kapıma gelen birisinden öğrenecek değilim."

"Dilin çözülmüş bakıyorum da."

"Yeter lan! Evveliyatını siktiğim-"

Tam yüzüne yeni bir yumruk yiyeceği sırada Taehyung'un eli havada kalmıştı. Çünkü kapı çalıyordu, tekrardan.

Eunwoo'dan kısık bir kıkırtı duyduğumda aklıma gelen düşünceler ile donmuş hâle gelmiştim. Resmen vücudum tir tir titriyor ama tek bir hareket bile edemiyordu.

Üçümüz de kapıya bakarken, aramızdan kimse bir adım dâhi atmamıştı. Belirsizlik öyle korkutuyordu ki insanı... Hareket etmeye mecali olmuyordu.

Gelmişlerdi.

Hikayemizi sonlandırmaya, ilk defa tattığımız mutluluğumuzu tüm çıkarıyla geri almaya gelmişlerdi.

Bazen...

Bazen korkmamak istiyorum.

En çok da şu an.

Evimizin camından içeriye kırmızı ve mavi ışıklar sızarken.

.

.

.

Böyle bir şey yaşandığı için çok üzgünüm arkadaşlar. Ama kitabın ilerlemesi için bu polis olayını yapmak zorundaydım. Keza taslaklarda çoktandır hazırladığım bir şey. Biliyorum daha fazla kaos istemiyorsunuz ama elimden gelecek bir şey yok. Ficim maalesef kaos dolu.

Ama merak etmeyin. Kafamda deli senaryolar. Çok mutlu olacaksınız. Neyseee hepinizi çok seviyorumtrong>
Bu arada sizce yeni kapak fotosu nasıl olmus?? Bence süper😋

Oy ve yorumları unutmayın

Öpüldünüzzzzz💗💖🍒🍒🍒

Bölüm sonu

2 yorum