İçeriğe geç

starboy [taekook]

Bölüm 18 · 7 dk okuma

starboy [taekook]

Bölüm 18

18

Selamlarr

Önceki bölümü okumadan gelmeyiiiin

Bölüm atamıyorum maalesef dedigin gibi cok yogunum:( ama ilgilenmeye calısacagım bebeklerim ficimle

20K OLMUSUZ BU ARADA💖💗 çok seviyorum hepinizi oylarınız için cok tesekkür ediyorum aynı zamanda yorumlarınızı okumak cok güzel

Ufak bir şey söylemek istiyorum

Karakterlere sövmenizi istemiyorumdan kastım, yorumlar değildi asklarım. Bazıları dmden sövdü. Ben bu yüzden uyarı yapmıstım ama yanlıs anlasılmıs sanırım. Anlasılmasın, ben yorumlarınızdaki elestirilerinizi dikkate alıyorum 💖

Neyse bölüme gecelim

İyi okumalarrr

***

Jungkook

Gittiler.

Ve ben onlar gidene kadar tek ses bile çıkartmadan durdum o kapalı tuvalet kabininde.

İçimden anlamsız çığlıklar atarken, sessizliğe kapıldım. Görünmek, açıklanmak istemedim. Ne daha fazla yalanı, ne de daha fazla oyunu duymak istemedim.

Daha fazla kandırılmak istemedim ben.

Tektim şimdiyse. Aklımdaki onca düşünce ile bir başımaydım.

"Neden..."

Düşündüm durdum. Neden? Neden Taehyung, neden? Anlayamıyordum. Düşünüyordum ama bir cevap veremiyordum.

Neden söylemedin bana? Neden sakladın benden?

Şimdi anlıyordum sanki. Aylardır kafamda tam olarak oturmayan tuğlalar tek tek oturmaya başlıyor, yapboz parçaları yerine yerleşiyordu.

Benden bir anda uzaklaşmasının sebebi buydu.

Baba demeye bile dilimin varmadığı o adamın katili olması... Çıplak kasetlerimi saklayıp, pazarlayan; evine attığı insanların küçük bedenime dokunurken ki o çaresiz hâlimden bile etkilenen o adamın katili...

Eskiden çok mutluyduk Taehyung.

Gerçek bir flört gibiydik. Ne emindim oysa, senin de benden hoşlandığından. Değilse bile... Mutluydum. Çünkü mutluydun.

Mutluyduk Taehyung.

Ta ki, o gece kaldırımda ağlarken... sana neler olduğunu anlatana dek.

Her ne olduysa o gece olmuştu.

~

Jungkook

9 ay önce

Cinayet gecesi

Taehyung "Nerede o?" dediğinde çok şaşırmıştım. Ne yapacaktı ki? Neden soruyordu?

Kötü bir şey yapmazdı değil mi?

"N-Ne?" Dudaklarım zar zor aralanmış, ağladığımdan dolayı sesim son derece kısık ve tiz çıkmıştı. Onun damarları belirginleşen, kaskatı kesilmiş yüzüne bakarken yutkunmuştum ister istemez.

"O adam... Nerede Jungkook?"

"Neden soruyorsun?"

Gözlerini birbirine bastırdı gerginlikle. Sinirleri bozulmuş gibiydi. Hoş, bu dediklerimi kim duysa sinirlenmezdi ki? Sıçmıştım resmen. Hayatım tam iyi yöne gidiyor, mutlu oluyorum derken o adam her şeyin içine sıçmıştı. Neden mutlu olmama izin vermiyordu ki? Neden bir kere de gün yüzü göremiyordum ben?

Peki ya şimdi ne yapacaktım?

Busan'a geri dönmezsem kasetlerimi yayacaktı. Kasetler... Belki bazılarında reşit bile değildim. Hatta belki değil, büyük ihtimalle.

Gidince ne olacaktı? Taehyung'la belki de bir daha konuşmayacaktık. O benden vazgeçecek, ben pes edecektim. Mutlu olamayacaktık.

Kahramanım bu sefer kurtaramayacaktı beni.

Tedirginlikle kasılan yüzüme karşın yumuşattı ifadelerini. Gülümsedi burukça ve elini yanağıma attı. Büyük avuç içini yanağıma yasladığı anda yanağım ısınmıştı. Şu anda belki de tek ihtiyacım buydu. Biraz sıcaklık, biraz ilgi. Ama en çok da sevgi.

Sevgi ver bana, Taehyung.

Yanağımı ısıtan eli orayı öylesine sahiplenmiş gibiydi ki, çektiği an boşluğa düşecek gibi hissetmiştim. Bu yüzden tadını çıkartmaya baktım.

Yumdum gözlerimi. Yanağımı biraz daha gömdüm yumuşak avcuna. Sürttüm kendimi sıcaklığına akan göz yaşlarımı unuturken.

Kavurdu tenimi, kavrulmuş teni.

"Söyle güzelim. Nerede o adam?"

Açtım gözlerimi. İlk gördüğüm manzara yumuşak ve rahatlatıcı sesine rağmen kinle dolmuş gibi katran karasına boyanmış irisleriydi. İçinde bir yer vardı. Kötüden bir yer...

"Bi-bilmiyorum Taehyung. Otel odasında olmalı. Orada konuştuk en son."

Kafasını sallayıp bir anda ayaklandı. Bu hareketinde dolayı eli de beraberinde hareketlenmiş, yanağımdan sıyrılmıştı. Boşluk hissini iliklerime kadar hissettiğim için nefesim teklemişti bir anlığına.

"Kasetleri bulup yok edeceğim, güzelim. Merak etme."

Yok edecek...

Ağlamaktan burnum almaya başlamıştı az da olsa. Elimi oraya götürüp tersiyle sildim ve tekrar bakışlarımı ona yükselttim. Gülümsedi bana burukça.

Beni kucağına alıp eve götürmeden önce ise son bir öpücük kondurdu dudaklarıma nazikçe. Sondu sanki gerçekten.

Veda öpücüğü.

~

Ağlaya ağlaya çıktım tuvaletten. Bir elimle gözlerimi siliyor, koşar adımlarla ilerliyordum. Nereye gittiğimi bilmeden...

Resmen nefesim kesiliyordu ama durduramıyordum kendimi. Neyin ne olduğunu anlayamıyordum. Kafam almıyordu hiç bir şeyi. Neden... Neden oluyordu bunlar?

Neden her şey her zaman kötü gitmek zorundaydı?

Koşmuştum. Bir sonu yokmuş gibiydi koştuğum bu yolun. Gitmiştim, kendim bile yerini bilmeden.

Belki dakikalar, belki saatler, belki de günler geçmişti. Bilmiyordum. Ama uzun süredir bu soğuk kaldırım taşındaydım. Artık ağlamıyordum. Pes etmişti gözlerim. Boş bakışlarla bakıyordum karanlık sokağa.

Yine gelmiştim buraya. Her şeyin başladığı yere... Gelmiştim, sanki her şey başladığı gibi son bulacakmış gibi umutla.

Olur muydu peki?

Tekrar eskisi gibi olur muyuz Taehyung?

"Jungkook!"

Geldin.

Tekrar gelmişti. Koşar adımlarla...

Onu gördüğüm an pes eden gözlerim tekrar dolmuş, ifadesiz yüzüm ekşimişti. O bana doğru endişe dolu bir ifadeyle koştururken, genzimden bir hıçkırık duyulmuştu. Eğildi yanıma. Büyük elleriyle yüzümü avuçlayıp yükseltti.

"Güzelim..."

Onun da gözleri dolmuştu. Kızarık görünüyordu. O da mı ağlamıştı yoksa, benim gibi? Katran karası kalbi biraz da olsa renklenmiş miydi?

"Ge-Geldin."

Burukça gülümserken elini havalandırıp önüme düşen saç tutamımı kulağımın arkasına yerleştirdi. Yavaşça yaklaşarak dudaklarını dudaklarımın üstüne kapattı. Nazik ve kısa bir öpücüğün ardından ise alnını alnıma dayanmış, sessizce fısıldamıştı.

"Geldim güzelim. Hep gelirim."

'Taehyung hep Jungkook'a gitti!'

Aklıma gelmişti tekrar Jimin'in tiz bağırışı. Bununla beraber kalp atışlarım gerginlikle hızlanmış, göz kapaklarım kapanmıştı. Hayır...

Aklıma dolanlarla tekrar bir hıçkırık duyulurken dayanamayarak sarıldım boynuna. Çok geçmeden ellerini belime sarmış, hatta boynuma bir öpücük kondurmuştu. Bir yandan da sırtımdaki eliyle orayı ovuşturuyor, rahatlatıyordu beni.

Belki saniyeler, belki dakikalar boyunca öyle kalmıştık. O saçlarıma ufak öpücükler kondururken, ben beni rahatlatmayı başaran okyanus kokusunu çektim ciğerlerime.

O olmasaydı yapamazdım ben. Yaşayamazdım.

Ama o beni yaşatırken, birini öldürmüştü.

"Yaptın mı Taehyung?" dedim çenemi boyun girintisine yaslamış, parmaklarım ensesindeki saçlarda dolanırken. Durdu en başta. Hiç bir şey demedi. Sadece sessiz sokakta, sesli iç çekişi duyulmuştu.

Biliyordu. Ne dediğimi, neyden bahsettiğimi...

Ben de bir iç çekmiştim. Ama hâlâ ağlamanın etkisinden yeni yeni çıktığımdan verdiğim nefes titrek çıkmıştı.

"Özür dilerim..." Elini saçıma götürdü. "...Özür dilerim güzelim."

Çenemi boynundan kaldırarak, yüzünü gömdüm güvenli alanıma. Tam tekrar yelkenleri indirecektim ki...

"A-Affet beni..."

Titrek nefesini duyduğum anda kafamı kaldırdım boynundan. Dolu gözlerine değen dolu gözlerim, titreşmişti bu manzarayla. Bakışlarını kaçırdı benden. Tıpkı benim gibi boynuma gömdü yüzünü. Ellerini ile belimin iki yanına koymuş, tişörtümü çekiştiriyordu.

Onu öyle görünce bir an kendime gelememiş, donmuş kalmıştım. O anda kulağıma ilişen tirek nefesler yüksek hıçkırıklara dönüşmüş, içimi parçalamıştı.

Ağlıyordu.

Ben dayanamazdım bunu görmeye.

Ellerimi boynuna dolayıp, tıpkı onun bana yaptığı gibi öpücükler kondurdum saçlarına. Okşadım yumuşak tellerini.

"A-Ağlama Taehyung."

Kekelememem, titrememem lazımdı. O ağlarken, güçlü durmam lazımdı. Ama yapamıyordum. Kıyamıyordum, kalbim el vermiyordu.

Bir yandan onun sakinleştirmeye çalışırken, bir yandan da tekrar ıslanmaya başlayan yanaklarımı siliyordum bir elimin tersiyle.

İki elimi de boynumdaki yüzüne götürüp kaldırdım. Yüzü yüzüm hizzasına gelirken, ıslanan yüzünü incelemek içimi daha çok burkmuştu. Sağ elimin baş parmağıyla ıslanan tenini sildim usulca.

"Ö-Özür dilerim Jungkook. Kötü biri olduğum i-için... Babanı ö-öld-"

"O adam umrumda bile değil." Gözlerimi büyüterek onunkilere diktim. Bir yandan da baş parmaklarım yanaklarını okşuyordu.

"Benim tek umrumda olan sensin Taehyung... Sensin, hep sendin. Sen benim en değerlimsin..." Gülümsedim burukça. "...Sen benim kahramanımsın, unuttun mu?"

Kahramanım...

"Ama seni üzdü-"

"Üzdün. Çok üzdün." Yüzü olabildiğince düşmüştü bu dediğimle. Kırgınca düşürdü yüzünü eğerek. Ama tekrar kaldırmıştım buna izin vermeden.

"Ama o adama üzülmedim ben. Senin bunu benden saklamana, beni kendinden uzaklaştırmana üzüldüm."

Bakışlarımız çakışırken sadece kırgın bakışlarla bakıyorduk birbirimize. Kırgındık ikimizde. Ama birbirimize değil, kendimize kırgındık. Birbirimizi anlayamadığımız, belki de anlamaya uğraş vermediğimiz için.

Ama anlaşılıyordu artık her şey. Neden böyle olduğumuz, neden her mutlu hikayenin kötü sonla bittiğini...

"Affedebilir misin beni?"

Bunu söylerken bakışları öyle dolu, hissi öyle yoğundu ki... Sanki içinde tuttuğu ama en son patlak veren bir soru gibiydi bu.

Kafamı salladım usulca. Onun ise bakışları yumuşamıştı bununla beraber.

Şimdi ise sıra bendeydi. İçimde tutamadığım, her seferinde reddedeceğini bile bile sorduğum o soru; ilk defa umutla sorulacaktı benim tarafımdan. Heyecanlı ama gergindim.

"Peki ya sen...? Sevebilir misin beni?"

Tüm dertlerimize deva olacak mısın?

Kafasını salladı tıpkı benim gibi. Burukça gülümsedi. Elleri kollarımdayken yüzünü tutan ellerime doğru çıkmış, koca eliyle ellerimi avuçlamıştı.

Dudaklarına doğru götürüp minik ama kokulu bir buse kondurdu.

"Ben zaten seni seviyorum Jungkook. Seni, seni beni sevdiğinden bile çok seviyorum. Ama olmadı... Kader birleştirmedi bizi."

Yutkundum dediğiyle. Doğruydu. Kader birleştirmemişti bizi. Gülmemişti yüzümüze.

Ama bu hiç gülmeyecek demek miydi?

Aklımdan geçenlerle boğuşurken bir anda yüzümün önündeki yüzünde oluşan oyuncu gülümsemeyle ayrıldım düşüncelerimden. Gülümsemesinin altındaki oyunu anlamadığımdan yüzüm çatılmıştı.

Bir anda sağ elinin kapatıp, sadece serçe parmağını kaldırarak bana uzattı. Önümde duran elle bakıştım bir saniyeliğine.

"Var mısın Jeon?"

Bir kaşım itinayla kalkarken, gülümsedim bulaşıcı gülümsemesine karşılık. "Neye?"

"Kaderi baştan yazmaya..." Elinin varlığını hatırlatmak ister gibi salladı yavaşça. "...Var mısın güzelim?"

Serçe parmağımı onun gibi kaldırarak serçe parmağına geçirdim. Piercingimi ağzıma çekerken, gülümsememi tutamıyordum.

"Seninle her şeye varım, Kim."

Elimizi ayırmadan diğer elini yüzüme götürüp kendine çekti ve dudaklarımızı birleştirdi.

Bu ilk öpücüğümüz gibi hissettirmişti.

İlk his dolu öpücüğümüz...

.

.

.

Oy ve Yorum yapmayı unutmayın lütfen💖💗

Bölüm sonu

3 yorum