İçeriğe geç

SQUID GAME | TAEKOOK +18

Bölüm 2 · 9 dk okuma

SQUID GAME | TAEKOOK +18

Bölüm 2

1

Haiii ben geldiiim!

Ay ilk bölümü çok arayı açmadan getirdim sizlere. Ha bu arada ben biliyorsunuz ki angst son yazmıyorum. Ne olursa olsun ben bir yolunu bulur ve mutlu son yaparım, merak etmeyin siz o kısmını :')

Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

+++++

Jungkook|

Hava serindi. Bir süredir aynı noktada yolun karşısına geçmek için bekliyordum. Yanımdan yüzlerce insan geçip gidiyordu. Hepsinin bir telaşı, bir acelesi vardı.

Yeşil ışık yandığında, yanımda karşıya geçmek için bekleyen insanlar hızla caddeye atıldı. Bense, parmaklarımın arasında çevirip döndürdüğüm kartvizite bakmakla meşguldüm.

Kartvizitin üstünde daire, üçgen ve kare şeklindeki semboller mevcuttu. Arkasında ise çok fazla para kazanmak için yapman gereken tek şey oyuna katılmak yazıyordu. En altındaysa oyuna katılmayı kabul etmem şartıyla beklemem gereken alan yazıyordu.

Tam da şu anda bulunduğum noktada beni bir aracın gelip alacağına dair sadece dakikalar öncesinde telefonuma bir mesaj gelmişti. Ne şekilde telefon numarama ulaştıklarına dair hiçbir fikrim yoktu.

Babam beni evden kovmuştu. Kalacak bir yerim yoktu ve bu gidişle dolandırıldığım halde cezaevine girebilme ihtimalim yüksekti. Her şey internet kafede oynadığım o lanet oyun ile başlamıştı.

Ben oyunu oynarken banka hesabım boşaltılmış ve adıma bir sürü krediler çekilmişti. Kredi kartı borcu bile olmayan ben sadece dakikalar içerisinde yüzbinlerce borca batmıştım. Ve neyin nasıl gerçekleştiğini bile algılayamadan gerçekleşmişti her şey. Dünya başıma yıkılmış gibi hissetmiştim.

Adıma çekilen onca kredi üstüme yıkılmıştı ve ben bu borçları ödeyemediğim takdirde cezaevine girecektim.

Çaresizdim. Gideceğim kimsem yoktu. Sığınacağım, ya da yardım isteyebileceğim, en azından borç para isteyebileceğim tek bir arkadaşım yoktu. Kimse, bana yüzbinlerce borç parayı çıkarıp bir anda zaten vermezdi.

Bu oyunu buraya gelmeden önce araştırmıştım. Arama motorunda kartvizitte yazılı olan bilgilere dair hiçbir arama sonucu çıkmamıştı. "Ya yine dolandırılıyorsam..." diye fısıldadım kendi kendime.

Kartvizite bakarak iç geçirdim. Oyun oynayarak para kazandıracaklarını söyledikleri bu davetiye kapıma bırakılmıştı. Tam da babam beni evden yaka paça savurarak dışarıya atarken paspasın üstünde bulmuştum bu kartviziti.

Batmıştım. Gerçek anlamda en dipteydim. Bir çıkar yolum yoktu, kazandığım para belliydi. Bu borçları sadece maaşımla karşılayabilmem mümkün değildi.

Ne yapacağımı gerçekten bilmiyordum. Burada aptal gibi neredeyse yarım saattir dikiliyordum. Hatta belki de çok daha uzun bir süre geçmişti. Ne yolun karşısına geçiyordum, ne de ilerliyordum.

"Aptalın tekiyim." Gözlerim dolarken ağlamamak için dişlerimi sıktım. Rüzgar tenimi sıyırıp geçiyordu.

Buraya gelip beni almalarını düşünmem bile saçmaydı. Bu da tuzaktı. Bir dolandırma yöntemiydi belki.

Başımı sağa sola sallayıp uzun süredir dikildiğim noktadan ayrılmak üzere ayağımı öne doğru attım. Araçlar hızla yanımdan teğet geçip giderken kornaya bastıklarında irkilerek geriye çekildim.

Kalbimi tutup içime derin bir nefes çekerken yayalara çoktan kırmızı yandığı gerçeğini fark edemediğimi idrak ettim.

Önümden hızlıca geçip giden araçlardan biri aniden durdu. Yeşil ışık yandığını zannedip karşıya geçmek üzere yola atılacağım sırada, diğer araçların ilerlemeye devam ettiğini fark ettim.

Trafik lambasına baktığımda, hâlâ yeşil yanmadığını görünce ayağımı kaldırımdan indirmek yerine bir adım geriledim.

Beyaz bir mercedes önümde dörtlüleri yakmış bir şekilde duruyordu. Siyah filtreli camları nedeniyle aracın içi gözükmüyordu.

Aracın arka kapısı yavaşça açıldığında, gözlerim araçtan biri inecek mi diye bekledi. Ama araçtan kimse inmedi.

Merakıma yenik düşüp başımı hafifçe eğerek aralanan kapıdan içeriye baktığımda arka koltuğun boş olduğunu gördüm.

Bu esnada yeşil ışık yandı ve insanlar karşıya geçmeye başladı. Saat ilerlediği için çevredeki insan sayısı azalmaya başlamıştı.

Araçlar kırmızı ışıkta sıra halinde beklerken bir süre sonrasında ışık yeniden yandı ve araçlar hızla ilerlemeye devam etti. Beyaz mercedes ise olduğu yerde durmaya devam ediyordu, tam önümdeydi.

O sırada ön yolcu kapısı açıldı ve araçtan siyah şapkalı, siyah maskeli, yüzü gözükmeyen birisi indi.

"Jeon Jungkook?" Maskeli adam ismimi söylediğinde şaşkınlıkla ona baktım. "Teklifi kabul ediyorsan araca bin. Sabaha kadar keyfini beklemeyeceğiz."

Ağzım bir karış aralanırken ensemi sıvazladım. Elimde tuttuğum kartviziti gösteren maskeli adam tek bir kelime daha etmeden araca geçmiş ve sert bir şekilde kapıyı kapatmıştı.

Bense kaldırım kenarında bön bön arkasından bakmaya devam ediyordum. Kartvizitte yazılanlar doğru muydu yani? Bir oyun oynanıyor ve sonunda da çok fazla para mı kazanıyorduk? Bir çeşit kumar gibi bir şey miydi?

Açıkçası buraya bir aracın gelip beni alabileceği ihtimali bile saçma gelmeye başladığı sırada araç önümde durmuştu. Gerçekten de bir araç beni almak için gelmişti.

Eve geri dönemeyeceğim gerçeğini hatırlarken dudaklarımı şişirerek ofladım. Daha ne kadar dolandırılabilirdim ki? Kredi çekilemeyecek hâle gelmiştim, hesaplarımın hepsi dondurulmuştu, bir kuruş bile çekilemezdi daha.

Her şeyi bir kenara bırakıp kapısı hâlâ açık bir şekilde duran araca bindim. "Ne olursa olsun." diye mırıldanarak kapıyı kapattım.

Arkama yaslanıp emniyet kemerimi takarken önümdeki yolcu ve şoför koltuğu arasındaki boşluğun kapalı olduğunu gördüm. Oturduğum noktadan ön koltukları asla göremiyordum. Tamamen kapalıydı.

Kapılar kilitlenirken gergince yutkundum. "Nereye gidiyoruz?" diye sorarken aracın tavanından etrafa yayılan beyaz dumanı gördüm. Bir sis bulutu gibi aracın içini hızla kaplarken ciğerlerimin dolduğunu, sıkıştığını hissettim.

Havayı soluduktan sadece saniyeler sonrasında bilincim kayarken gözlerim kapandı.

-

Gözlerimi açtığımda ensemdeki köklü ağrıyla yüzümü buruşturdum. Görüş alanım netleşsin diye gözlerimi birkaç kez kırpıştırdığım anda, etraftaki gürültü bir yana bulunduğum ortamı görünce yerimden sıçrarcasına kalktım.

Bir yataktaydım ve etrafımda yüzlerce yatak vardı. Kocaman bir odanın içerisindeydim ve yeşil eşofman takımlı bir sürü insanla aynı ortamdaydım.

Benim üstümde de aynı eşofman takımı olduğu gerçeğini fark edince kaşlarım çatıldı. "Neredeyim..." diye fısıldadım kendi kendime.

Hemen yanıbaşımdaki yatakta dizlerini karnına çekip oturmuş, parmaklarıyla oynayan birini görünce elimi kaldırdım. "Hey, neredeyiz biz?"

Başını kaldırıp bakışlarını bana çevirdiği anda gülümsedi. "Para kazanmak adına oyun oynayacağımız alandayız sanırım. Nerede olduğumuzu ben de bilmiyorum çünkü getirilirken hepimiz bayıltıldık. Yolu hiçbirimiz görememişiz haliyle. Tıpkı senin gibi, buradaki herkes bu odada uyandı." dedi yumuşak sesiyle. "Bu arada ben Hoseok."

Elini bana doğru uzattığında, tokalaşmak için ona uzandım. "Jungkook." diye mırıldandım.

Tam o sırada birisi avuçlarını birbirine çarparak yanıma geldi. "Uyuyan güzel, uykundan uyandın mı?" Derin ses kulaklarıma çalındığında kaşlarımı çatarak başımıza dikilen yanık tenli erkeğe baktım.

"Bana mı dedin?" diye sorarken elimi göğsüme bastırdım. Sırıtarak başını iki yana salladı. "En son getirilen sendin, herkes uyandı ama sen çok geç uyandın. O yüzden şaka yapmıştım. Her neyse ben Taehyung." diyerek elini önüme uzattı.

"Jungkook." dedim ve elimi uzattım. Parmaklarımız temas ettiği anda, kapı açıldı ve içeriye yüzleri tümüyle kapalı, kırmızı tulumlu üç kişi girdi.

Üçününde yüzlerinde garip maskeler vardı. Siyah maskelerin üstünde şekiller vardı. Tıpkı kartvizitin üstündeki o semboller gibiydi maskeleri.

O giren kişilere bakmaya daldığım için Taehyung'un elini yeni bırakabilmiştim. Herkes ayağa kalkarken, ben yatakta oturmaya devam ediyordum. Biraz başım dönüyordu.

"Hepiniz hoş geldiniz. Milyonlar kazanacağınız oyuna başlamanıza sadece bir saat kaldı. Bir saat sonrasında ilk oynayacağınız oyun için sizleri oyun alanına götürüyor olacağız." En ortalarında duran kişi bir adım öne çıktı. Konuşan sanırım oydu, hangisinin konuştuğunu asla anlayamıyordum çünkü maskelerinden yüzleri görünmüyordu.

Tavandan aşağıya doğru kayan içi ışıklı dev bir balon görüş alanıma girdi. Dev bir fanusu andıran balon tam tepemizdeydi. Biraz daha aşağıya indiğinde fanusa akan paraları görünce gözlerim faltaşı gibi irileşti.

"Her oynanılan oyunda para ödülü artacak. Kaybeden kişiler elendiği anda fanus dolmaya devam edecek. Ayrıca, ilk oyun sonrasında bir oylama yapılacak. Oyuna devam etmek veya etmemek sizin elinizde olacak. Oylama sonucuna göre ilk oyun sonucunda kazanılan parayı ortaklaşa dağıtıp hepinizi serbest bırakacağız. Ya da tüm oyunlar bitene kadar burada birlikte savaşacaksınız."

Herkes hep bir ağızdan konuşmaya başladığında ortadaki maskeli kişi elini kaldırdı. "Sessizlik!"

"Şayet devam etmeyi seçerseniz son oyuna ulaşan tek bir kazanan olacak. Diğer tüm oyuncular elenecek." diye bildirdi.

Sonrasında ise üçü birden odadan çıkıp giderlerken para akan fanusun ışıkları söndü ve tavanın içindeki gizli bölmeye geri çekilerek gözden kayboldu.

Kapıya yakın duran kişiler peşlerinden gittiklerinde, dışarıya çıkmak için iznimizin olmadığına dair bir duyuru daha yapıp kapıyı üzerimize kilitlediler.

"Şu an bu odaya mı hapsedildik yani?" diye soludum. Adının Taehyung olduğunu öğrendiğim kişi yatağıma oturup esnedi. "Tam anlamıyla öyle görünüyor." dedi derin sesi.

"Ne yapacağız?" diye sorduğumda dudaklarının iki kenarı hafifçe yukarıya doğru kıvrıldı. Siyah saçlarını geriye doğru itekleyip gözlerimin içine baktı. "Oyun alanına gitmek için bekleyeceğiz uyuyan güzel."

-

Burada çok farklı insanlar vardı. Şimdiden birkaçıyla tanışmıştım. Taehyung beni Yoongi adında biriyle tanıştırmıştı. Çok sessiz ve sert biriydi. Adını bile Taehyung söylemişti, o nasıl öğrendiyse artık. Ya da benimle konuşmak istememişti Yoongi denilen değişik, bilemiyorum.

Bir saat sonrasında o değişik maskeli adamlar geri gelmiş, hepimizi odadan çıkartarak bahsettikleri oyun alanına getirmişlerdi.

Koca bir demir kapı açıldığında, açık bir alana çıktık. Herkes dışarıya çıktığında demir kapılar gürültüyle kapandı ve kilitlendi.

"Şu kapıları kilitliyorsunuz kırılıyorum." dedi Taehyung. Onca kalabalığa rağmen hemen benim yanımdaydı.

Önümüzde kocaman bir yapma büyük oyuncak bir kız vardı. "Bu nasıl oyun lan?" diyerek dalga geçti içlerinden biri.

O sırada bebeğin bize dönük duran kafası bir robot misali geriye doğru döndü. Köşede dev bir ekranda 5 dakikadan itibaren geri sayım başlarken, robot bebeğin sesi duyuldu. "Yeşil ışık, kırmızı ışık."

Robot kızın kafası bir baykuş misali tamamen dönmüş bir şekilde dururken, birisi bağırdı. "Arkası dönükken bitiş çizgisine ulaşacağız!" Bağıran kişinin Yoongi olduğunu fark ettim.

"Bize döndüğünde de koşmaya devam edebiliriz bence, ilk çizgiyi geçen kazanacak!" İçlerinden biri kendi tahminini söylediği gibi koşmaya başlayınca peşinden diğerleri de koştu.

Herkes koşarken ben geride kalmıştım.

Robot kız başını geriye doğru döndürdüğü anda gözlerinin dört dönerek etrafını taradığını fark edince kaşlarım karmaşayla çatıldı. Sanki etrafını kolaçan ediyor, kontrol ediyor gibi tarıyordu.

Tam o sırada arka arkaya patlamaya başlayan silah sesleriyle yerimden sıçradım. Koşan kişilerin teker teker yere yıkıldıklarını görünce ağzım kocaman açıldı. O an neye uğradığımı şaşırdım.

Yere düşen kişilerin sadece üstlerine bir boya sıçrıyor zannetmiştim. Ta ki önümdeki hareket eden kişinin önüme düştüğünü görene dek...

Yüzüme sıçrayan ıslaklıktan gelen metal kokuyu alırken, "Yardım et..." diyerek elini bana doğru uzatan kişiye şok olmuş bir şekilde baktım. Gerçek anlamda vurulmuştu. Hareket eden kişiler ciddi anlamda teker teker vuruluyordu.

Herkes üstümüze kilitlenen demir kapıya doğru koşturmaya başlarken benden yardım dilenen kişiye hıçkırarak baktım. Kilitlenip kalmıştım, kanım donmuştu. Nefes bile alamayacak şekilde kalakalmıştım.

Bu esnada silah sesleri arka arkaya patlamaya devam etti. Yoğun sesler yüzünden kulaklarımın pası silinirken dizlerimin zangır zangır titrediğini hissettim.

Çığlıklar ata ata panikleyerek kaçmaya çalışan tüm herkes hareket ettikçe hızla vurularak yere seriliyordu. Etraf kanlar içerisinde kalmıştı. Resmen gözümün önünde canlı canlı katliam ediliyorlardı!

Ayağımdan tutarak çekiştirip benden yardım isteyen, önümde can çekişen kişiye eğilmek üzereyken biri arkamdan elimi sıkıca tuttu ve hareket etmeme engel oldu. Başımı çevirmek için harekete geceçeğim sırada dişlerini sıkarak konuşan derin sesi işittim. "Sakın kıpırdama."

**

Bölüm sonu :') Ya ben ilk sezonu izleyeli bayağı oldu, hatırlamıyorum da saçmalarsam kusura bakmayın olur mu skjdshjfdsh Çünkü kafama göre yazacağım çoğu şeyi. Umarım ilk bölümü sevmişsinizdir, bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın seviyorum sizii baiii!! Xx

Instagram: Sevvyniz / Çizgistudio: Sevvyniz

-Şevval

Bölüm sonu

3 yorum