Eski metro istasyonuna vardığımda şehir çoktan sessizleşmişti.
Burası yıllardır kullanılmıyordu.
Paslanmış turnikeler, kırık reklam panoları ve tavandan sarkan kablolar...
Her şey terk edilmiş gibiydi.
Giriş kapısında büyük, kırmızı harflerle yazılmış bir uyarı gözüme çarptı.
GİRMEK YASAKTIR.
Demir bariyerleri kenara ittim.
Metal sesi boş istasyonda yankılandı.
Telefonum titredi.
21:57:43
Sayaç durmadan geri sayıyordu.
El fenerimi açıp merdivenlerden aşağı indim.
İstasyonda ağır bir rutubet kokusu vardı.
Her adımım yankılanıyordu.
Bir süre sonra "Peron 7" tabelasını gördüm.
Garip olan şuydu...
Şehrin metro haritasında hiçbir zaman yedi numaralı bir peron olmamıştı.
Tam tabelaya yaklaşırken arkamdan bir ses geldi.
"Gitmeni tavsiye etmem."
Hızla arkamı döndüm.
Yaklaşık yirmi yaşlarında, siyah kapüşonlu bir kız karşımda duruyordu.
Yüzü sakindi.
Sanki burada olması çok normalmiş gibi davranıyordu.
"Sen de mi bildirim aldın?" diye sordum.
Kız başını salladı.
"Aldım."
"Telefonunda ne yazıyordu?"
Birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerimin içine bakarak cevap verdi.
"Benim telefonum... ölüm şeklimi göstermedi."
Kaşlarımı çattım.
"Ne gösterdi?"
Kız cebinden telefonunu çıkardı.
Ekranı bana uzattı.
Ekranda tek bir cümle yazıyordu.
'Onu durdur.'
"Onu kim?"
"Bilmiyorum." dedi.
"Belki de..."
Sözünü bitiremeden istasyonun derinliklerinden metal bir gıcırtı yükseldi.
Rayların olduğu taraftan rüzgâr esmeye başladı.
Sonra...
Yıllardır çalışmayan raylardan bir tren sesi geldi.
Işık yoktu.
Motor sesi yoktu.
Ama raylar titriyordu.
Telefonum yeniden titredi.
Ekranda daha önce hiç görmediğim yeni bir mesaj belirdi.
UYARI
Peron 7'ye tren geldiğinde sakın binme.
Tam mesajı okurken, karanlığın içinden yavaşça bir tren perona girdi.
Kapıları sessizce açıldı.
İçeride tek bir yolcu bile yoktu.
Derken içeriden boğuk bir ses duyuldu.
"Çabuk... Yardım et..."
Bu ses...
Benim sesimdi.