Telefonumdaki sayaç durmadan geri sayıyordu.
22:48:31
Her geçen saniye göğsümdeki baskı biraz daha artıyordu.
Kendime bir bardak su doldurdum.
Elim o kadar titriyordu ki suyun yarısı tezgâha döküldü.
"Bunun mantıklı bir açıklaması olmalı."
Cümleyi yüksek sesle söyledim.
Belki de kendimi ikna etmeye çalışıyordum.
Telefonumu açıp internete girdim.
Sosyal medya çökmüştü.
Açılabilen birkaç paylaşımın altında binlerce yorum vardı.
"Babama 'kalp krizi' yazmış."
"Kız kardeşimin telefonunda 'köprü' yazıyor."
"Lütfen biri bunun şaka olduğunu söylesin."
Bir anda yeni bir paylaşım dikkatimi çekti.
Canlı yayın.
İzleyici sayısı milyonları geçmişti.
Yayındaki adam nefes nefeseydi.
"Telefonumda 'elektrik çarpması' yazıyor. Evdeki tüm sigortaları kapattım. Kabloları söktüm. Hiçbir elektrikli alet çalışmıyor."
Adam gülmeye çalıştı.
"Gördünüz mü? Kaderi kandırdım."
Tam o sırada kameranın arkasından büyük bir gürültü geldi.
Telefonu elinden düştü.
Ekran tavana döndü.
Ardından görüntü tamamen kesildi.
Canlı yayın sona erdi.
Yorumlar bir saniye içinde doldu.
"Öldü..."
"Elektrik direği devrilmiş."
"Kaçamadı."
Boğazım kurudu.
Telefonu yavaşça masaya bıraktım.
Tam o anda ekranda yeni bir bildirim belirdi.
Bu kez gönderen kısmında hiçbir isim yoktu.
Sadece tek bir kelime yazıyordu.
SİSTEM
Mesajı açtım.
"Ölümden kaçamazsın."
Altında ise tek satırlık başka bir cümle vardı.
"Ama gerçeği bulabilirsin."
Mesajın altında küçük bir konum bağlantısı belirdi.
Şehrin eski tarafında, yıllardır kullanılmayan bir metro istasyonu...
Peron 7.
Haritayı açtım.
Konum gerçekten vardı.
Ama yıllar önce kapatılmıştı.
Kimsenin girmesine izin verilmiyordu.
Telefonumdaki sayaç yeniden dikkatimi çekti.
22:31:08
Derin bir nefes aldım.
Evde kalırsam sadece geri sayımı izleyecektim.
Dışarı çıkarsam belki de ölecektim.
Montumu giydim.
Anahtarımı cebime attım.
Kapıyı açarken kendi kendime fısıldadım.
"Gerçeği bulmadan ölmeye niyetim yok."
Ve ilk kez, beni ölüme götürebilecek yola doğru yürümeye başladım.