Sessizlik...
Hayatım boyunca ilk kez gerçek bir sessizlik duyuyordum.
Ne telefon titriyordu.
Ne hoparlörlerden mekanik sesler geliyordu.
Ne de geri sayım vardı.
Yavaşça gözlerimi açtım.
Burnuma keskin bir dezenfektan kokusu geldi.
Bembeyaz bir hastane odasındaydım.
Tavana uzun süre baktım.
"Neredeyim..."
Boğazım kurumuştu.
Konuşmakta zorlanıyordum.
Kapı yavaşça açıldı.
İçeri beyaz önlüklü bir hemşire girdi.
Beni oturur hâlde görünce gözleri büyüdü.
"Doktor!"
"Doktor, uyandı!"
Birkaç saniye içinde oda doldu.
Doktor nabzımı kontrol etti.
Gözlerime ışık tuttu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Hoş geldin."
Kaç gündür buradayım?"
Doktorun yüzündeki ifade değişti.
"Bunu hatırlamıyor musun?"
Başımı salladım.
Derin bir nefes aldı.
"Metro kazasının üzerinden..."
"...sekiz gün geçti."
Kalbim duracak gibi oldu.
"Sekiz gün mü?"
Yedi yıl değil...
Sekiz gün.
Demek bütün o döngüler...
Bir koma hâlinin içinde yaşanmıştı.
Doktor odadan çıktıktan sonra komodinin üzerindeki telefonumu fark ettim.
Ekranı kırıktı.
Ama çalışıyordu.
Titreyen ellerimle açtım.
Bildirim yoktu.
Fotoğraflarım duruyordu.
Annemin numarası da rehberdeydi.
Tam derin bir nefes almıştım ki...
Telefon bir kez titreşti.
Kalbim yeniden hızlandı.
Ekrana baktım.
Sadece tek bir mesaj vardı.
Bilinmeyen Numara
"Bu kez gerçekten uyandığından emin misin?"
O an kapı yeniden açıldı.
İçeri genç bir kadın girdi.
Elinde küçük bir çiçek buketi vardı.
Yüzünü görünce nefesim kesildi.
Elif.
Ama üzerinde kapüşon yoktu.
Beni görünce hafifçe gülümsedi.
"Merhaba."
"Sanırım..."
"...aynı vagondaydık."
Telefon elimden yere düştü.