Ekmek poşetini tezgâha bırakırken elleri hafifçe titriyordu. Ben de elimdeki spatulayı bıraktım, bir an için mutfağın dar alanında ikimiz de hareket etmeden durduk. Tencere ocakta fokurduyor, buhar camı buğulandırıyordu. Doruk'un ceketi hâlâ omuzlarındaydı; yakası kalkmış, kravatı hafif gevşemişti. Yorgundu. Ama burada durmayı seçmişti.
"Yemeğin kokusu dışarıdan geldi," dedi sesi kısık. Gözlerini benden kaçırıp tencereye baktı. "Aslında bu saatte eve dönmezdim. Fabrikada bir şeyler ters gitti de..."
Cümlenin sonunu getirmedi. Ben de sormadım. İkimiz de bunun bir akşam yemeği, bir evlilik değil; sadece bir jest olduğunu biliyorduk. Ama yine de masaya oturdu. Ben tabakları yerleştirirken o, pencerenin önünde durmuş dışarıyı izliyordu. İzmir'in akşam ışıkları camda kendi yansımasını çiziyordu; ben onun yansımasını seyrediyordum aslında.
"Bu evde altı gündür kimseyle aynı masada yemek yemedim," dedi arkamdan. Döndüm; elini perdeye koymuş, hâlâ bana bakmıyordu. "Alışkanlık değil ama... teşekkür ederim."
Ona cevap vermek yerine çorbayı koydum. Oturduk. Karşılıklı iki tabak, ortada ekmek, iki bardak su. Bu kadar basitti. Oysa aramızdaki hava, buğulu cam gibi yoğundu.
"Fabrikada ne oldu?" diye sordum, çorbayı karıştırırken.
Doruk kaşığını bıraktı. Gözleri bir an bana takıldı, sonra tabağına kaydı. "Babamın telefonu geldi. Eski bir tedarikçi iflas etmiş. Hammadde stoğumuzun yarısı o firmadaydı. Önümüzdeki ayki üretim..." Sustu. Parmağıyla masanın kenarını çizdi. "Benim çözmem gereken bir şey."
"Çözebilecek misin?"
Bu soruyu beklemiyordu. Başını kaldırdı, gözlerimin içine baktı. Uzun bir an. Ben kaşığımı bıraktım.
"Bilmiyorum," dedi. İlk kez bir şey bilmediğini itiraf eden bir adam gibiydi. "Ama şu an bunu düşünmek istemiyorum."
Sessizlik oldu. O yemeğine döndü, ben de. Radyo kapalıydı; dışarıdan gelen bir siren sesi, uzakta bir köpek havlaması. Bu kadar. Sonra Doruk tabağını bitirdi, bardağını kaldırdığında suyunu içti ve bana baktı.
"Sen neden bu evliliği kabul ettin, Aslıhan?"
Kaşığım elimde durdu. Bu soruyu beklemiyordum. Bütün günün en tehlikeli sorusuydu bu.
"Babamın borçları vardı," dedim sesim kontrolümden çıkarak. "Senin babanın şirketiyle anlaşması..."
"Onu biliyorum," diye kesti kibarca. "O anlaşmayı biliyorum. Ama seni tanımıyorum. Neden kabul ettiğini merak ediyorum."
Gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. Masanın üzerinde biriken sessizlik büyüyordu. Ben ellerime baktım.
"Çünkü başka seçeneğim yoktu," dedim. "Çoğu insan gibi."
Doruk başını salladı. "Anlıyorum." Sonra eğildi, dirseklerini masaya koydu. Sesini alçalttı. "Ben de başka seçeneğim olmadığı için kabul ettim. Ama şu an bu masada otururken... kendimi seçilmiş hissetmiyorum. Teslim edilmiş gibi."
Cümle havada asılı kaldı. Ben nefes almayı unuttum. Onun gözlerinde kendi yansımamı gördüm: Tedirgin, umutlu, korkmuş.
"Sen de mi?" diye fısıldadım.
Doruk cevap vermedi. Ama gözleri bir şey söyledi. Sonra ayağa kalktı, tabağını mutfağa götürdü. "Teşekkür ederim," dedi eşikte dururken. "Bu akşam için. Gerçekten."
Kapıya doğru yürüdü. Ben hâlâ masada oturuyordum. Koridorda birkaç adım attı, sonra durdu. Geri döndü. Yüzünde kararsızlık vardı.
"Aslıhan," dedi. "Yarın akşam da... yemeği birlikte yemek ister misin?"
Kalp atışlarım boğazımdaydı. "Fabrika sorunun yok mu?"
Doruk hafifçe gülümsedi. İlk kez gülümsüyordu. "Yarın hallettikten sonra gelirim. Söz."
Söz. O kelimeyi öyle bir sesle söyledi ki, kapının arkasında kalan her şey bir an için önemsizleşti. Başımı salladım. O koridora döndü, odasına gitti. Kapısını kapattı ama kilitlemedi.
Ben masada oturdum, soğuyan çorbama baktım. O gece mutfaktan çıktığımda, kapımın önünde duran bir not buldum. Doruk'un el yazısı:
"Unutma: kapın kilitli kalmasın."
Notu avucuma aldım, kalbimin hızlandığını hissederek. Kapımı kapattım. Kilitledim mi? Hayır. Kilidi çevirdim ama bırakmadım; elim anahtarın üzerinde bekledi. Onun odasının kapısından gelen ışık, koridora ince bir çizgi halinde sızıyordu.
İkimiz de kapılarımızın ardında, aynı koridora bakıyorduk. Biri diğerine doğru yürümek için bir sebep bekliyordu. O gece, ilk kez, ben bekleyen değildim.