İçeriğe geç

Sözler ve Gözler

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Sözler ve Gözler

Bölüm 7

Ay ışığı

Günlerden Cuma. Pazartesi sınav haftası başlıyor ve ilk sınavımız matematik... Bu arada 11. sınıfın ilk adımlarını atarken alan dersi haline gelen matematiği pek sever oldum. Matematiği anlamakla kalmıyor, onun üzerine daha çok yoğunlaşıyor ve uğraş veriyordum. Soru çözdükten sonra gelen hazzı bir bilseniz. Her gün matematik sorusu çözmek için can atardınız. Okullar açılmadan 1 hafta kadar önceden sınıflar açıklandı. Bir hiddetle sayfaya girdim ve derhal tanıdık isimler var mı diye göz gezdirdim.

Hey! tabiki onun ismini arıyordum.

Baktığımda onu başka sınıfta kendimi başka sınıfta görüyordum. Olsun, onu başka gözlerde ve gönüllerde görmeye alışmıştım esasen. Onu seven bir çocuk, onunla beraber gelen uzunca boyu, arkaya attığı sarımsı saçları, elaya dönük gözleri vardı. Ben kendime güvenmediğimden değil, onun benden daha özgüvenli olmasından korkuyordum. Yoksa bende fena bir şey değilim hani!

Ya kıza aşk-ı ilan eder ve onun gönlünü kaparsa? Deli düşünceler içimi feth ettiği anda okuldaydım. Okul koridorlarında ilerlerken onu gördüm. O ve etrafına büzüşen akbabalar! Erkek arkadaşları vardı, onu onlardan çok kıskanıyordum. Onun gözleri sadece benim gözlerimi görsün teni sadece benimkisine değsin istiyordum. Önünden geçerken bana göz kırptı o güzel gözleri ile. NASA okyanuslar ile alakalı araştırmalarını yarıda bırakıp uzayı ve onun sonsuz gizemini araştırmaya koyulmuş. Bana soracak olursanız onun gözlerine dönmeliler. Eminim ki uzayın derinliklerinden daha çok gizeme ve muhteşemliğe sahipler. Gözler Tanrının bize büyük armağanı olmalılar. Yalan olmadığına emin olduğum, bütün benliğimle inanacağım sözleri gözleri ediyordu. Bende ona göz kırptım ve yukarı doğru çıkmaya başladım. Ne çıkmak ama. Elim kolum titriyordu. Sanki pankreas hastalığına evrilmiş bir titremeye döndüğünde kendimi sınıf kapısının önünde buldum ve kapıyı açtım. Kapıyı açtığımda bir telaş ortamı hakimdi. Neler olduğunu sorduğumda 2. ders de yazılı sınav olduğunu söylediler. Dün uğruna geç saatlere kadar kütüphanede ders çalıştığım ders...

Onun gözleri aklımı başımdan alacak olmalı ki o günün gecesinde eve sırf bu sınav için 1 de girmiştim ve sınavı unuttum. Hele ki en çok umursadığım dersi, Matematiği. Çok çalışmıştım fakat gene de son kez bakayım dercesine defteri açtım ve son kez çalıştım.

Gece saat 12'yi çeyrek geçiyordu. Çantanın sırtıma verdiği yük kadar kafamda doluydu. Dışarıya ılık bir rüzgar hakimken göğü ay ışığı kaplamıştı. Ay bugün ayrı bir muhteşemdi. Sanki kendi içinde büyük bir zafer kazanmışçasına parlıyor ve bütün göğü aydınlatıyordu. Bence ay aşık olmuş ve aşkına kavuşmuştu. Ayın bu alev atan çehresinde kendi gönlümü gördüm, zira bir yerlerden tanıdık geldi. Bu ışıklar onun gözlerinin beni süzmesiyle benim gönlümde de yanıyordu. Sonra olmaz deyip ufak bir gülüş attım.

Hiç uyduların duyguları olur mu?!

Kendimizi çok üstün görüyoruz sanırım... Zira bizde birer et parçasından başka bir şey değiliz.

Fakat gönlümüzü kaptırıyoruz bir güzele. "Güzel" benim nezlim'de farklı bir tanıma sahip. Güzellik algısı kim için boy, kim için güzel bir fizik, toparlamak gerekirse dış görünüşün elemanı olmuş durumda. Ben güzele niçin güzel derim? Güzel birisine benim kanım derhal ısınır. Zira kanı pompalayan kalptir ve kalp kalbe karşıdır. Kalp aslında iyi bir kalp, karşısındaki iyi kalbi derhal tanır. İç güzelliğin pek önemi kalmadığı bu dönemde kendimin çok saf kaldığını söyleyebilirim. Herkesin çıkar gözettiği bu dönem, benim karşılıksız sevgimin pek uzağında.

Kendi evrenimi oluştursam mesela. Ne bileyim yani benim gibi insanlar olsa bu evrende. Muhtemelen başarısızlıklar abidesi olurdu çünkü çoğumuz hedeflerimize ulaşamamış olurduk. Aslında bendeki birazda cesaret yoksunluğu. Çık kızın karşısına ve aslanlar gibi seni seviyorum desene! Yok. Yani zor. Baya zor.

Sınavlar okundu. 75 almışım,75! Çoğu kişinin 50yi gördüğüne sevindiği ortamda ben 75 e üzülüyordum. Aslında haklıydım. O kadar çalıştığım bir sınavdı, ayrıca soruları benim için çerezdi. Yaptığım küçük hatalar ve kendimden emin olamayıp değiştirdiğim sorular beni bu sonuca ulaştırdı. Neyse canımız sağ olsun, ölmedik ya!

Gece oldu. Ben gene düşüncelerdeyken kendi evrenimi oluşturma fikri tekrar zihnime yansıdı. Bir düşündüm de aslında o kadarda imkansız değil. Hatta harikulade. Yalnız bu evrende onunla ben varım o hiddette harikulade! Onun bulunduğu her ortam harikulade aslında. Yani. Onun kendisi. Harikulade. Balkona çıktım. Göğü saran bir ay vardı. Gözlerimi kapattım. Dolunayın göğü sardığı günlerden geçerken ışık yüzüme vururcasına hiddetlendi. Gözlerimi tekrar açtım. Gök aymış ve gün tüm maviliği ile doğmuştu. Yok, hayır! O bana bakıyordu. Gözlerimi açar açmaz onun gözleri ile karşılaştım. Aman Allah'ım bana ne güzel bakıyor. Elimden tuttu. Dağın, ovanın, arazinin, cehennemin dibinin başındayız. Bunun ne önemi var elimden tuttu! Hiç bilmediğim bir mekanda elimi tuttu yar. Sanırım cennet diye tabir edilen bölge burası. Yalnız, ölüm bana ne ara geldi de Tanrının cennetine kadi oldum? Hayır yani yanımda bir melek var, ve onunla bu arazi değerleniyor değeri paha biçilmez bir hal alıyordu. Neyse. Elimden tuttu ve koşmaya başladık. Koşarken hala neler olduğunu anlayamıyor ve hunlarca koşmaya devam ediyordum. Birden bire ayağı takıldı ve yumuşak çimlerin üstüne düştü. Bütün benliğini ona bırakmış bende arkasından düştüm. Bir gülüş attı, Allah'ım dedim... Biraz gülüştük ve şakalaştık,

sarıldı bana.

Tuttu sıkıca boynumdan, alttan attığı gülücük ile güldü yüzüme. Bembeyaz oldum. Halen neler olduğunu anlayamazken birde öpücük kondurdu yanağıma.

Dondum kaldım.

Sanki, gerçekten ölmüştüm.

Kalbim yerinden çıkacak gibi olduğunda bir ses geldi başucumdan: Oğlum ne yapıyorsun burada!

Uyandım.

16 Yıl önce hayata uyanmamdan sonraki en kötü uyanışım buydu.

Evet, her şey bir rüya imiş. Balkonda uyuya kalmışım. Anneme neden uyandırdın diye sorduğumda kahvaltının hazır olduğunu söyledi. Her yerim tutulmuş ama değerdi. Bu nasıl bir rüyaydı böyle. Ay ışığı yüzüme vurduğunda oldu her şey. Bir kurt adamın ay ışığı gördüğünde dönüşmesindeki tutku esir aldı bünyemi. Rüya bile olsa görmek güzeldi yarı. En azından sarıldık.

Kahvaltıyı yaparken o rüyayı düşledim zihnimde. Fakat o anki heyecanı bir türlü veremiyordu bana. Birden bir sohbete takıldı kulağım. Annem babamla dün gece gördüğü rüya hakkında konuşuyordu. Çok bilmiş rüya yorumcusu babamsa: Rüyalar tersini gösterir gibi bir argüman sundu. Ergen hislerim babama aşırı tilt olmuştu fakat seviyorum adamı ne yapalım. Çok yanlış konuştun baba dedim birden bire. Oo oğlum günaydın yeni uyandın sanırım diyerek beni ti ye aldı peder. Bu adam bu hayatta en çok bana takılmıştır. Fakat şimdi hiç sırası değil baba.

Kahvaltıdan sonra odama çekildim. Pazarın arifesi cumartesindeydik. Cumartesileri severim genelde dışarıda hayat olur ve gün yüzü görürüz en azından bulutlar kalkar. Güneş yerini cumartesi için rezerve etmiş gibiydi. Diğer günler bırak güneşi grilikten başka bir renkle karşılaşmıyorduk bulutlar sağ olsun. Telefonumu açtım. Sosyal medyaya ilk girdiğimde onun attığı hikaye ile karşılaştım. Bir hışımla tıkladığımda ne göreyim:

Gözlerini paylaşmış.

Dün gece bana mal olan gözlerini.

Kim için paylaştı acaba?

Arkada bir şarkı çalıyordu. Sofia. İsmi buymuş yani. Gün boyu o şarkıyı dinledim. Onda gördüğüm için midir bilinmez şarkı içime inanılmaz bir refah katmıştı. Dünyanın en refaha ermiş topluluklarından daha refaha ermiştim. En sevdiğim şarkı buydu artık.

Sofia...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.